Düşünce ve Kuram Dergisi

Devlet Bürokrasiyi, Siyaset İse Demokratik Toplumu İnşa Eder

Ali Fırat

Kapitalizm herhangi bir toplum sistemi değildir, toplumun bir nevi kanserli sistemidir. Uygarlık sistemlerinde yorulan toplum, sermayenin sızmasıyla tüm dokularında (yani kurumlarında) kanser hastalığına tutulur. Türüne bağlı olarak az veya çok öldürücü etkiye maruz kalır. Sadece 20. Yüzyıl savaşlarını çözmek bu gerçeği birçok yönüyle aydınlatır. Aşırı rekabet, kâr, azami kâr, işsizleştirme, açlık, yoksulluk, ırkçılık, milliyetçilik, faşizm, totalitarizm, demagoji sanatı, ekolojik yıkım, aşırı finans, devletten daha zengin şahıslar, atom bombası, biyolojik ve kimyasal silahlar, aşırı bireycilik kapitalist sistemin kanser türleri olarak düşünülmelidir… İnsan yaşamının olmazsa olmazı, toplumsallığıdır. Bu konu üzerinde çok ısrarla durmamın birinci nedeni, henüz sosyal bilimce bir tanımlanmasına girişilmemesi, girişim denemeleri olsa bile anlamı ve hakikat değeri olan bir bilimselliğinin sağlanamaması, örgütsel inşasının ve toplumsallaştırılmasının başarılamayışıdır. İkinci ve daha önemli neden, kapitalist modernite liberalizminin bireyi ve bireyciliği, anti-toplumsal temelde yere göğe sığmayacak denli abartılı inşa etmesi ve canavarlaştırmasıdır. Mevcut haliyle bireycilik, sadece sürdürülemez değildir, yaşanılamazdır da. Hiçbir canlı türünde gözükmeyen, her türlü sapıklığa açık bireyci yaşam için ne toplumun ne de gezegenimizin dayanma gücü kalmıştır. Bu bireycilik, öyle bir sapık haline getirilmiştir ki, günün yirmidört saatinde insan öldürmekten, seks, spor ve sanat yapmaktan, kâr sağlamaktan ve işkence yürütmekten usanmaz. Çok açık ki bu bireyciliğin sonu, kanser ve AIDS türü hastalıklardır, nitekim onlar da hızla üremektedir.

Kapitalist ekonomi-politiğin (kimin kurguladığına bakarsak gerçek niteliğini daha iyi anlarız), ekonomiyi sadece kâr getiren faaliyetlere indirgemesi, ekonominin gerçek niteliğini çarpıtan bir mitik yalandır. Kapitalist ekonomi, milli ekonomi, devlet ekonomisi, ticari, finansal veya sanai ekonomi, tarım, kent veya köy ekonomisi, küresel ekonomi gibi ayrımlar gerçeği fazla yansıtmaz. Özel ve kolektif ekonomi ayrımları da yapaydır. Pazar ve kullanım değeri olarak ekonomi, gerçekçi bir tanıma çok daha yakındır. Tarih öncesi kullanım değeri için ekonomi geçerli tek ölçü iken, pazarda değişim için ekonomi daha çok tarihsel dönemde yaygınlık kazanır. Kapitalist Modernitenin, toplumsal değerlerin ezici bir çoğunluğunu metalaştırması, istismar ve kâr amaçlı olup, yeni ama kanserli bir olgudur. Toplumun dağıtılması, sürekli kaotik ve krizli bir hal alması, bu gerçeklikten kaynaklanır. İnsan türü, yüzbinlerce yıl, sadece kullanım değeri etrafında bir ekonomi tanımıştır.

Kapitalizmin başat varlığı, ekonomik yaşamın bir vazgeçilmezi değil bir baş belası, kanserojenidir. Sadece petrol, gaz, su, otomobil gibi çevreyi yıkan, toplumu savaşa boğan kâr amaçlı alanlarda yürüttüğü faaliyetleri çözümlendiğinde, bu gerçeklik daha iyi anlaşılır. Yine toplumun yarısından fazlasını işsiz, mesleksiz, göçer, ailesiz yığınlara dönüştürmesi, felaketin büyüklüğünü daha anlaşılır kılar… Çok önemli bir konu muazzam işsizlik durumudur. Yapısal bir karakteri olan işsizlik sistem sürdükçe artmaktadır. Sistemin kendisi işsizliğin çığ gibi artması demektir. Hiçbir toplum sisteminde nüfus bu denli işsizliğe düşmemiştir. Dolayısıyla krizin kaos niteliğini en iyi açıklayan olgunun başında işsizlik gelmektedir. Nerede işsizlik ne kadar çok yoğun olursa, orada o kadar gelişmiş bir kaos durumu var demektir. İşsizlik birçok olumsuzluğun yanında özünde toplumsal olmaktan çıkma durumudur. Bir nevi toplumun iflas ettirilmesidir. Diğer yandan müthiş üretim teknikleriyle oluşan arz fazlası emilememektedir. Sorun kıtlık değil tersidir. Bir yandan kıtlıktan beter açlık yaşayan muazzam bir nüfus, diğer yandan dağ gibi yığılmış arz fazlası her şey! Bundan daha çarpıcı kaos niteliği oluşamaz. Yine kanser gibi büyüyen şehirleşmeler söz konusudur. Sosyolojik anlamda şehirle alakası olmayan toplumsal kanserleşmenin en açık örneklerinden biri şehir büyümeleridir. Şehirler hem köyleşerek hem de anlamı dışında büyüyerek şehir olmaktan çıkıyor. Kaos şehirde daha yoğun yaşanmaktadır. Toplum toptan metalaşmaktadır. Alım satım konusu olmayan hiçbir değer kalmamıştır. Kutsallık, tarih, kültür, doğa, kısacası herşey metalaşıyor. Bu gerçeklik de toplumsal kanserleşmedir ve kaosa götürür. Diğer bütün kaos niteliklerinin bir sonucu olarak çevre kirlenmesi ve tahribi, kaos özelliğinin artık çevreyi de sarmış olduğunu kanıtlamaktadır. Sera etkisi, ozon delinmesi, suların ve havanın kirlenmesi, türlerin aşırı yok olması birer simgedir. Asıl tehlike ekolojik bir olgu olan toplumla doğa arasındaki ilişkinin bir uçuruma dönüşmesidir. Bir an önce bu uçurum kapatılmaz ise, sonuç toplumsal dinazorlaşmadır.

Biyolojik Kanser Toplumsal Kanserleşmenin Sonucudur Uygarlık, doğal çevre üzerindeki tahribatıyla sadece insan toplumunun değil tüm canlıların yaşamını tehlike sınırlarına çekmiştir. Daha da kötüsü toplumların bağrındaki sermaye ve iktidar, her saat kanser tarzı (aşırı kentleşme, orta sınıflaşma, işsizleşme, milliyetçileşme, cinsiyetçileşme, önlenemeyen aşırı nüfus artışı) yayılmaktadır. Bu kanser tarzı büyümenin, mevcut haliyle devamı bile uygarlık öncesi kaotik süreci mumla aratacaktır. Kanserle gelen kaotik süreç, yeni düzenlerden çok toplumun ölümüyle de sonuçlanabilir. Abartılı bir yargıda bulunmuyoruz. Sorumluluk duyan insanlar, bilim insanları bu konuda her gün çok daha ağır yargılarda bulunuyorlar…. Tarihsel Toplum tarihi boyunca bir uyum ve iş bölümü üzerine kurulu köy-kent ilişkilerinin, gittikçe derinleşen çelişkilere dönüşmeleri ve dengenin köy-tarım toplumu aleyhine bozulması yine temelde ekonominin kâr amaçlı düzenlemelere tabi tutulmasıyla bağlantılıdır. Kent ve köyün, tarım, zanaat ve endüstrinin birbirlerini beslemeye dayalı ilişkilerinin yerini birbirlerini tasfiye eden ilişkilere bırakması, azami kâr kanununun vahim sonuçlarından bir başkasıdır.

Köy ve tarım toplumu âdeta tasfiyenin eşiğine getirilirken, kent ve endüstri, kanserolojik bir büyüme sürecine girmiştir. Sadece ekonomi değil Tarihsel Toplumun kendisi tasfiye ile yüz yüze bırakılmıştır. Sadece çevre felaketleri değil gerçek bir toplum kırım, bu kent kanserleşmesiyle birebir ilişkilidir. Değil bir bölge, bir ülkenin bile taşıyamayacağı çok sayıda kentle, dünyanın ekolojik dengesinin ölümcül darbeler aldığı, bilimlerin ulaştığı ortak bir tespittir. Sanıldığının aksine doğa/çevre, kendi öz mantık sistemleriyle dengededir. Kör kuvvetlerin esaretinden söz etmek yanlış bir değerlendirmedir. Bu hassasiyeti yıkan, uygarlık sistemi ve daha çok da günümüzün tekelci tahakkümcü modernitesidir. İktidar gücü haline gelen orta sınıfın kanser türü büyümesi, temel yaşam alanları olan kentlerin benzer tarzda kanserolojik büyümesi, dünyanın ulus-devlet zincirine bağlanması, çevre üzerindeki yıkımın gerçek toplumsal nedenleridir. Hem Toplumsal Doğanın en esnek zekâ yüklü yapılanmalarına karşı savaşarak hem de çevreyle simbiyotik ilişkileri tahakküm ve sömürgeci ilişkilere  dönüştürerek bu yıkımlara yol açar. Bu nedenle toplumsal krizle (daha doğrusu toplumkırımla) ekolojik kriz arasında çok sıkı bir bağ vardır. Her iki alandaki krizler, birbirlerini sürekli besler. Tekel kârı kaçınılmaz olarak nüfus artışı, işsizlik, açlık ve yoksulluğa yol açarken, çoğalan bu nüfus yaşadığı işsizlik, yoksulluk ve açlığı gidermek için çevreyi tahribe yönelmek zorunda kalır. Ormanlar, bitkiler, hayvanlar dünyası büyük tehlike altına girer. Şüphesiz bu durum, tekellere daha fazla kâr olarak geri döner. Döngü devam ettikçe (örneğin nüfus on milyarı buldukça ve daha da çok büyüdükçe) dünyanın kaldırma dengesi tamamen çözülür. Beklenen kıyamet böyle gerçekleşir. Büyümenin sağlıklı biçimi ile kanserli biçimi hücre düzeyinde nasıl şaşırarak kansere, ölüme yol açarsa, benzer tarzda tekel kârı büyümeleri de Toplumsal Doğanın her düzeyinde sağlıklı büyümeyi engelleyerek, toplumsal ve çevresel kanser tarzı gelişmeyi tetiklemiş olur. Kaldı ki, insan türünde biyolojik kanser hastalıklarının da bu toplumsal kanserlerin bir sonucu olarak geliştiği tıbben izah edilebilmektedir. İnsan türü gibi esnek zekâ düzeyi en yüksek doğa olan bir varoluşun, özgürlük ve seçim kabiliyeti herhalde bir karıncanınkinden daha az değildir. Karıncaların işsiz kaldığı görülmüş müdür ki, insanlar mevcut zekâ halleriyle işsiz kalsınlar? Kâr kanununun gözetilmemesi halinde, yalnızca ekolojik alandaki düzenlemeler bile tek başına tüm işsizliği ortadan kaldırabilecek istihdam olanaklarını ortaya çıkarabilir. Ekolojik amaçlı istihdamlar, bir yandan çevreyi kurtarırken diğer yandan işsizliğe de temelli son verebilir. Böylesi yüzlerce saha bulmak mümkündür. Fakat azami kâr kanununa göre kârlı olmadıklarından istihdamdan yoksun kılınırlar. Ekolojik kılma ile sistem arasındaki ilişki krizli ve sürdürülemez niteliktedir.

Günümüzün devasa büyümüş kent-endüstri-iktidar ve iletişim ağlarını gözlemlediğimizde; ayrıca çevrenin maruz kaldığı korkunç tahribatları, kadının statüsünü veya statüsüzlüğünü, yoksulluk ve işsizliğin ulaştığı düzeyi, bütün bu alanlarda yaşanansorunların felaket boyutlarına taşındığını, bu gözlemlerle iç içe ele aldığımızda, toplumsal yapılanmalardaki kanserleşme tabirinin yersiz olmadığını görürüz. Özellikle başta I. Wallerstein olmak üzere günümüzün önde gelen sosyal bilimcileri ile tarihsel süreçlerde hiç eksik olmayan akıncı ‘barbarlar’ (barbarlık kavramı yeniden tartışılacaktır), sapkın mezheplerin mensupları, isyancı köylüler, ütopyacılar, anarşistler, en son feministler ve çığlıkları yükselen çevreci hareketler toplumsal bünyede vahamet arz eden kanserleşme tehdidine karşı bütüncül bir anlam kazanabilir. Hiçbir toplum; mevcut kent, orta sınıf, sermaye, iktidar, devlet ve iletişim aygıtlarındaki birikimleri uzun süre taşıyamaz. ‘Demir kafese’ sımsıkı kapatılmış toplum, kendi çığlıklarını sonuç alıcı düzeye taşıyamasa da ekolojinin günlük olarak S.O.S işareti vermesi sorunların kriz ve kaos boyutlarına ulaşmasının altında mevcut Merkezî Uygarlık Sisteminin yattığını gayet iyi açıkladığı gibi kaostan çıkışın da ancak köklü Tarihsel-Toplumsal kaynaklara bağlanmış ve günceli bu kaynakların mevcut hali olarak çözümleyen bir yaklaşımla gerçekleşir. Uygarlık ve devlet odaklı yaşamdan kopmak, gerileme değildir. Tersine doğadan ölümcül kopuşa yol açan, kan ve yalana dayalı şişirilmiş iktidar kişiliğinden vazgeçme, belki de en temelli sağlığa kavuşma imkânıdır. Hastalıklı toplumdan sağlıklı topluma, sıkboğaz, obez, çevreden kopmuş ve bir nevi kanserleşme olan aşırı şehirleşmiş toplumdan ekolojik topluma, tepeden tırnağa otoriter ve totaliter devletli toplumdan komünal demokratik ve özgür-eşit topluma doğru bir yöneliş söz konusudur. Geleceğin de ancak bu temelde Merkezi Dünya Demokratik Uygarlık Sistemi ile sağlanabileceğini iddia ediyoruz.

 

HDP Üçüncü Yol’un Temsilcisidir

‘Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Süreci’ olarak adlandırılan çözüm süreci sonrasına damgasını vuran ve Türkiye’nin geleneksel ikilemini aşmayan, dolayısıyla sürekli çatışmacı ve kutuplaştırıcı üslubun başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm toplumsal sorunları ağırlaştırdığı ortaya çıkmış bir sonuçtur. Cumhur ve Millet ittifaklarının bu gerçekliğine karşılık HDP’de ifadesini bulan Demokratik İttifak ve bağlantılı demokratik müzakere opsiyonu çözüm odaklı olmayı esas almıştır. Önümüzdeki dönem gerek iç toplumsal gerek bölgesel ve küresel sorunların daha da ağırlaşacağını göz önünde bulundurarak Türk-Kürt birlikteliğinin derin yara almasının önüne geçmeye çalışılıyor. HDP Demokrasi İttifakıdır, Demokratik İttifak Çizgisidir. Kutuplaştırmaya, ikili duruma tuz- biber olmayacak, bu çatışma dilidir. Buna karşı HDP Üçüncü Yol’u temsil ediyor. Bunu koruyor. Toplumsal uzlaşı derken, bu kastediliyor. Gelinen tarihsel noktada toplumsal anlamda demokratik siyasi uzlaşıya ihtiyaç vardır. Ayrıştıran ve kutuplaştıran değil bir uzlaşma olmalıdır. Nedir bu uzlaşma? Türk- Kürt uzlaşması, toplumsal uzlaşma, siyasal uzlaşma, kültürel uzlaşmadır; Türkiye uzlaşmasıdır. İkincisi müzakere yöntemidir. Burada müzakere yöntemi demokratik müzakere yöntemidir. Eski hatalar tekrarlanmayacak. Onlardan ders çıkarıp benzer hatalar yapılmayacak. Biz de devlet de bu hatalardan ders çıkaracak. Çıkacak sorunları demokratik müzakere yöntemiyle çözeceğiz. HDP bir müzakere partisidir. Türk-İslam milliyetçiliği (MHP-AKP) ile klasik Türk milliyetçiliği (CHP) arasında üçüncü bir müzakere yeri vardır. Bahsedilen iki kutuplu hal cumhuriyetin kuruluşundan beri var; buna karşı Demokratik İttifak olarak ortaya çıkmak cesaret işidir. HDP Demokratik İttifak ruhuna uygun siyasetin güçlendiricisidir. HDP, demokratik müzakere partisidir; katalizör gibi çözüm siyasetini geliştirebilir. Yumuşak gücü kullanabilir, bunlar akıl, politika, kültürdür. Akılla siyaset yürütecek, eskisi gibi olmaz.

Son beş yılda korkunç şeyler yaşandı. Her şey yapıldı. Giyotinle, savaş aygıtıyla sosyalizm kurulamaz, böyle yapılmayacak. “Dönmeyen dönüştüren” gücü ortaya koymak gerekir. Dönüştürme fırsatın varsa niye kullanmıyorsun? Yaratıcı fikirler var, sürekli geliştiriliyor. Akıllı siyaset yapmak cesaret işidir. Siyaset üretilmiyor, siyaset yapılamıyor Türkiye’de. Tartışmayı bile bilmiyorlar; küfürleşiyorlar, hep hakaret. Bunlar demagojidir, çatışmaya sebep olan tarz budur. Böyle siyaset olmaz, bu siyaset değildir. Akıllı siyaset ile çözüm gücü olunur. Toplumun en küçük yapısından, köyden başlayıp en yukarıya doğru birçok sorun var. Bu sorunların en tepesinde toplam olarak siyaset durur; tüm bu sorunlara siyaset ile çözüm geliştirilir. Siyaset, toplumsal sorunları çözme sanatıdır. Toplumsal sorunlara çözüm getirmeyen  siyaset,  siyaset  değildir, lafazanlıktır.

Siyaset yapamıyorlar, çok söylendi, örgütlenme gerekiyor. Gönüllü, bu halka nasıl hizmet ‘ederim, çalışırım’ düşünmek gerekiyor. Demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk üçlü sacayağı üzerine demokratik siyaset gelişir. Evrensel Hukuk İçinde Demokratik Anayasa İttifakı diyebiliriz. Kilit kavram, sözcük budur. Evrensel hukuka oturtulmuş şekilde Demokratik Anayasa İttifakını geliştirmektir.

Bugün katı ulusalcı blok ve Türk-İslam bloğu zayıflamıştır, yeni bir demokratik uzlaşma zemini doğmuştur. HDP Demokrasi ittifakıdır, demokratik ittifak çizgisidir. Buna üçüncü yol denir; üçüncü yolu temsilidir HDP. Belirtilen bu üçüncü yolun/ blokun (Demokratik Ulus Bloğu) da güvenceye alınmasıyla bir demokratikleşme sağlanabilir. Devletle bir uzlaşma olursa bu temelde olur. Bu blok Kürtlerin, ezilenlerin, farklılıkların, anayasa dışına itilmiş herkesin uzlaşma bloğudur. Bir toplumsal uzlaşma bloğudur. Toplumsal uzlaşma herkesin yararına, bundan herkes kazanır, toplum kazanır. Toplumsal uzlaşmayı sağlayan hedefleyen bütün felsefeler ve ilkeleri de bunu gerektiriyor, uzlaşmayı gerektiriyor. Müslümanlığın ilkeleri de bunu gerektiriyor, kardeş olmayı gerektiriyor. Demokratik İslam’a karşı olunamaz. İslam’ın demokratik yorumu, demokratik İslam kimliği ile de uzlaşılabilir. Yeter ki demokratik uzlaşı kültürüne bağlı olsunlar. Herkes demokrasinin gerekli olduğunu anlamalıdır ve ihtiyacının demokrasi olduğu anlayışı toplumda iyice yer edinmelidir. Bir kişilik cemaatten bin kişilik cemaate ve örgüte kadar her yerde demokrasi ilkeleri işlemelidir. Kim demokratik tarzda gelirse onunla uzlaşılır. İlkeli olmaya tekrar tekrar vurgu yapmak gerekir. Önemli olan ilkeler üzerinde uzlaşmaktır. Bu temelde diyalog ve demokratik müzakere yöntemiyle sorunun çözümünü gerçekleştirilebilir. Türkiye kaderinin önemli oranda demokrasi güçlerinin tutumuna bağlı olduğu düşüncesiyle; tüm demokrasi güçlerini toplumsal uzlaşı ve demokratik müzakere yöntemini destekleyerek tarihi sorumluluklarını yerine getirmelidirler.

İki Kutuplu hal Cumhuriyet Kuruluşundan beri var.Demokratik ulus çözümü çok kapsamlı bir programdır. En güçlü, en barışçıl, en uzlaşmacı programdır. Milletvekilleri, HDP grubu ve belediyeler var. Ekonomiden kültüre, kadından demokratik özerkleşmeye, demokratik ulus boyutunda çok zekice bireysel ve kolektif olarak çalışılabilinir. Halkın emeği birleştirilip çözüm üretilir. Halk sahipleniyor. Kültürel, ekonomik, siyasi ve diğer boyutlarıyla çalışılır. Mesela ekonomik boyut; kooperatiflerle inşa edilir. Kooperatifler tekellerle dayanmaz. Kapitalizm ve Barzani tarzı kooperatifçilik yapılamaz. Halkın emeği en büyük sermayedir, ona dayanılacak. Çünkü arkada devlet, ağababalar, sermaye yok, halkın emeğini birleştirip çözüm üretilecek. Bu yapılamazsa başarılamaz. AKP’den daha fazla olanak var. Halk da bunu bekliyor, anlamak zorunludur. Bu, kendini pratikleştirmeyle mümkün ve yapılabilir. Sorunların hepsini çözmek gerekiyor. Devletten beklememek gerekiyor. Diğer partilerde olduğu gibi iktidara gelip devlet rantını paylaşma gibi bir hedef yoktur. çalışılan eylemsizlik hali; sorunları siyasi zemine çekme çabalarını boşa çıkartan gelişmelerden hem iktidarı, hem de muhalef siyasilerin yanlış ve yetmez tutumları olduğu çok iyi bilinmelidir.

iki kutuplu hal cumhuriyetin kuruluşundan beri var; bunlara karşı üçüncü yol diye tabir edilen Demokratik İttifak olarak ortaya çıkmak cesaret işidir. Türk-İslam milliyetçiliği (AKP-MHP) ile klasik Türk milliyetçiliği (CHP) arasında üçüncü bir müzakere yeri vardır. 2013 çözüm süreci sonrasına damgasını vuran ve Türkiye’nin geleneksel ikilemini aşmayan, dolayısıyla sürekli çatışmacı ve kutuplaştırıcı üslubun başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal sorunları ağırlaştırdığı ortaya çıkmış bir sonuçtur. Önümüzdeki dönemde gerek iç toplumsal, gerek bölgesel ve küresel sorunların daha da ağırlaşacağını göz önünde bulundurduğumuzda HDP’nin çözüm odaklı olmayı esas alan Demokratik İttifak ve bağlantılı demokratik müzakere opsiyonunu daha da önem kazanmış durumdadır.

İngiltere’nin, minimal Cumhuriyet veya ulus-devlet projesi, dünya genelinde olduğu gibi Ortadoğu’da Devlet bürokrasidir, siyaset ise demokratik toplumu inşa etmektir. Demokratik siyaset anlayışı demokratik topluma dayanır, geliştirilen model toplumsal tabanı esas alır, tabandan tavana doğru bir örgütlenme ve siyaset tarzı vardır. Siyaseti de, iktidarı araç olarak hedeflemekle birlikte; iktidar eksenli olmaktan çıkarıp esas amaç olarak toplumsal sorunları çözme eksenli gerçek işlevine kavuşturmak gerekir. Bu temelde toplumsal sorunları çözme sanatı olarak siyaset; en küçük birimden köylerden başlayarak ilçe, mahalle, kent, bölge ve Türkiye sorunlarının ve çözüm yollarının üstteki toplamıdır. Toplumsal sorunları çözebildiğin ve bu yönlü örgütlenmeyi geliştirdiğin kadarıyla siyaset yapmış sayılırsın. Yıllardır ne yapıyorlar? Onca yıldır her konuda halkı örgütleyip güçlü bir örgütlülük yaratılmış olsaydı, şu anda daha güçlü müzakere edecek bir pozisyona ulaşılırdı..

HDP’nin işlevi ne olmalı? Türkiye’de Türk-İslam milliyetçiliği (Cumhur ittifakı) de, klasik Türk milliyetçiliği (Millet İttifakı) de çözüm getirmiyor. Aslında işi zora sokanve enson 2013 yılında, kurumsal yetkililerle varılan ve mutabakat içinde yürütülmeye da, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında da kültürleri yıkıma uğratmıştır. Hem toplumsal hem de devletsel olarak bölünen Ortadoğu’nun, tüm kültürel güçleri, halkları hatta devletleri, bu politikayla büyük güç kaybına uğramış, sürekli parçalanıp aralarında çatışmaya girerek zayıflamış, bu temelde İngiliz dünya hegemonyasına bağımlı hale getirilmiştir. Buna karşı Kürtlerin özgürlük ve demokrasi direnişi ve demokratik ulus paradigmasıyla sadece kendi kültürel dirilişini değil, Ortadoğu’da baskı altına alınmış tüm kültürlerin dirilişini sağlamış, aynı zamanda Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde motor gücü olan politik bir güç haline de gelinmiştir. Bu temelde Kürtlerin politik güç olarak Ortadoğu, Avrupa ve diğer alanlardaki ittifakları da önem taşımaktadır. Üçüncü yol diye tabir edilen Demokratik İttifak projesi, kapitalist modernite hegemonlarının böl-yönet politikasını boşa çıkarmakta, halkların demokratik ve özgür birliklerinin sağlam dayanağı olmaktadır.

Bunları da beğenebilirsin