Düşünce ve Kuram Dergisi

Direnişin Estetiği; Direnişe Dönüşen Sanat, Sanata Dönüşen Direniş

Zülfikar Tunç

Abdullah Öcalan; “Sanat yaratıcı ruh demektir. Toplumları sanattan kopardın mı,ruhtan, kimlikten kopardın demektir” der. Sanatın bu anlamı bir hakikatin dile getiriliş biçimi olmaktadır sanat ve sanatçı diyalektiği bir bütün olduğundan sanatçı güzel, iyi, doğru, çirkin, yüce, cüce gibi özellikleri ayrıştırarak toplumuna sürekli hakikat rehberliğinde bulunur. Sanatçı yaratıcı, bilme ve görme gücüyle güzel, iyi, değerli olanı ayıklarken, sahte, yalan çirkin olan karşısında duruşuyla bunun temsilini yapar. Sanatçı direnmenin estetiğini yaratıcı aklı ve duygu dünyasında işleyerek, toplumla buluşturarak Spinozacı ifadeyle üstün neşe ve üstün umutluluk oluşturur. Direniş, eylemli toplumsa karşılık buldukça, estetiğin hakikati görülür olur. Çünkü yaratan yaşadığı dünyanın sorunlarına duyarsız olmadığı gibi, iktidar-devletlerin baskıncı ve otoriteleri karşısında tavrı ve tutum zihinsel evreniyle uyumlu şekilde toplumdan yana olur. Toplum sanatçıyı güçlendirdiği gibi, sanatçı da direniş estetiğiyle toplumun duygu, ruh ve simgelerle belirler. Çünkü sanatçı toplumdaki estetiği bularak onu duygu, ruh ve imge evreniyle besleyerek toplumsal kılar. Sanatçının yüreğinde sevgi, aşk, ahlak, adalet, acı, hüzün, sevinç, neşe yoksa; ekolojik duyarlılığı, demokrasi, özgürlük gibi temel erdemlere inanmıyorsa sanatıda iktidarın etkisinden kurtulamayacaktır.

Sanatın evreni ise oldukça etkin ve kapsayıcıdır. Peter Weiss Direnmenin Estetiği adlı yapıtında bu durumu şu şekilde anlamlandırmaktadır, “Sanat insanilikle aynı anlama gelir. Çünkü insan hayata katılmadığı, kendisinden vazgeçmemek için sürekli mücadele etmediği, durumu hep yeni bir bakış açısıyla aydınlatma baskısını yaşamadığı sürece sanatla kapsayıcı geniş etkisini anlayamazdı. Sanatın yanıtları her zaman müthiş olmuştu. Çünkü bir tek sanatın yanıtları çağın tezlerini çürütmeye cesaret edebiliyordu. Onlar örtükte olsa kendi zamanlarını aşmış ve yanılsamaların karşısına hakikati çıkarmışlardı..” İnsan ahlaki tutumuyla kendini topluma bağladığında, kelimenin gerçek anlamında geniş bakış açısıyla bilinç sahibi olur. Sanat insana tahammül gücü vermektedir. İnsanda niçin yaşadığının farkına vararak sahte, çirkin, yalan olana mesafe koyarak Peter Veiss deyimiyle yanılsamaların karşısına hakikati çıkararak karşı duruş sergilemiştir. Öcalan, “ Hakikat algısıyla büyüyen yaşam en zor açıları bile mutluluğa dönüştürebilir” demektedir. Bu noktada Spinoza sıradan şeylerin anlamsızlığına dikkat çekerken “korkunun kaynağı olanlardan, zihin etkilenmedikçe ve gerçek iyiyi (estetik) keşfettiğinde üstün neşeyi aramaya karar verdim” der. “Servet, itibar ve duygusal hazza anlamı dışında yaklaşıp amaç olarak peşinde koşulduğunda herhangi bir iyiyi düşünmekten düşer zihin” der.

Hakikat savaşı verenlerin sanata dönüştürerek estetize ederlerken; amaçları uğruna büyük acılara dayanma güçleri alabildiğince gelişebileceği bir gerçektir. Tarihten bugüne kabile, aşiret gibi halk güçlerinin, bilim insanlarının ve kadınların mücadele veren diyalektiğinin karakteristik özellikleri; iktidarlar karşısında direnmeyi esas almalarıdır. İktidarcı- devlet güçlerinin en çok da saldırdığı kadındır. Tarihsel kültür içinde kadın toplumsallığının ahlaki- politik kurucu öğesi olduğundan hep hedeflenmiştir.

Kadınlar da saldırılar karşısında kendi direnme estetiğini oluşturmuşlardır. (İnanna’nın Enki’ye, Tiamat’ın Marduk’a karşı direnişleri güzelliğin ve estetiğin doruğudur.) Kadındaki ruhi, fiziki, siyasi, kültürel direniş bir estetiktir. Direnme estetiğiyle, yaşamda yenilmeme, emek, özgürlük, adalet gibi değerleri yüceltmektedir. Kadın bu anlamda toprak, su, hava, dağ, ateşle, ağaçlar, hayvanlarla simbiyotik ilişki içinde etkiler etkilenir; estetize olur, estetize eder. Kadının yaşamdaki duruşu dayanıklı, güçlü ve estetiktir. Kadın kendine dayatılan tahakküme karşıda direniş sanatıyla cevap olmaktadır.

Diyalektik olarak Marduk Tiamat savaşında da tanrıça kültürü yok olmamakta, sadece bastırılmakta, ötelemektedir. Ancak direnişiyle yarattığı kültür estetize olarak demokratik topluluklarda yolunu açarak ilerlemiştir. Çünkü kadındaki şiirsel direniş estetik olduğu kadar kültürel, sanatsaldır. Kadın şahsındaki estetize olmuş direniş varlığını Prometheus şahsında kültürel olarak devam ettirmektedir.

 

Direnmenin Estetiği; Ateş

Önceden gören anlamına gelen Prometheus, aynı biçimde kahindir, bilgedir. Zeus’un iktidarcı zulmüne karşı, özgürlük ateşini (direniş-sanat bütünlüğünde) alarak Spinozacı deyimle topluma verecektir gücü. Ateş toplumdan çalınmıştır. Enkide İnanna’nın Me’lerini çalmıştı. Prometheus topluma ateşi (aydınlık-özgürlük) götürdüğü için Zeus onu kayalıklara zincirlemiştir ve kartallara ciğeri yedirilmektedir, ceza olarak. Ancak kayalıklardaki Prometheus estetize olarak yüceleşmiş ve kendini yenileyerek estetize etmiş ve toplumun bunu fark etmesini sağlamıştır. Bireysel direniş estetiği toplumsallaşarak estetikte büyük derinlik kazanmıştır. Estetik direnerek kendini topluma hissettirmiş, duyurmuş, gördürmüştür. Nietzche, “İnsan yaşadıkça eylemde bulunur, eylemde bulundukça yaşar”, der. Prometheus eylemiyle kendini yaşatır. Ve Nietzcheci söylemle onu öldürmeyen onu yaşatmış, büyütmüş ve estetize etmiştir. Prometheus’un böylesine anlamlı direnişi süreç içinde tragedyalara, müzikalllere, şiirlere, destan, incelemelere konu edilerek toplumsal estetiğin kendisini açığa açığa çıkarmıştır. Acı böylece en büyük öğreten sanata dönerken kendi olabilmenin estetiğinde göstermiştir.

 

Hayatın Başka Türlü Örgütlenmesi; Gezi Direnişin Estetiği

Bazen tekil bir eylem insanlardaki vicdanı, yüce duyguların dayanışma gibi özellikleri harekete geçirir. Kendisi bir anda tüm toplumun vicdani sesi haline gelebilmektir. Kendi dili, örgütleniş, eyleyişiyle hakikati açığa çıkarırken herkesin içindeki duygu, anlam, estetik değerler ayaklanır. Özellikle de politik konuları işleyen özneler, performanslarıyla izleyenleri kendi zihin evrenlerinin estetiğine çekmekte başarı olabilirler. Örneğin; Petr Pavlensky (Rusya) 2013-

14 yıllarında ilginç bir eylem modeli seçmiştir. İktidarın baskıcı, otoriter politikasına dönük Kadavra eylemiyle karşı koyarken, kamuoyuna da ‘bu senin içindir’ mesajı verir. Kozalak şeklindeki dikenli tellerin içine çıplak girmiş Saint Petersburg yasama meclisinin önünde bunu sergilemiştir. Petr, toplumun sindirilmesine dur, baskılara son, siyasi tutukluların çoğalmasına hayır demiştir. Petr çıplak bedenini eylem yaparak, acıyıda hissettirerek hayatın başka türlü örgütlenebileceğini topluma ve dünyaya göstermiştir. Duruşun kendisi estetiktir. Karşı durduğu güç, iktidar olup onun çirkin gücünü afişe etmiştir. Ya da hayatın başka türlü örgütlendirildiği Gezi Direnişide, politikleştirdiği toplumsallıkla sorgulama, eleştirme, direnme kültürünü bir anda yaygın hale getirmiştir. Yrd. Doç. Dr. Lütfiye Bozdağ, “… nefes alan, katılımcı demokrasiye biçimlenen, kültürel ortamda kendi kararlarını veren, yasaların yapılandırılmasında katılımcı olandır. Gezi parkı direnişi sorgulayan, nefes alan yaşayan bir toplumsal organizma olarak, iktidarın tüm baskı ve yıldırmalarına karşı hayatın başka türlü örgütlenebileceğini, başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermiştir” demektedir. Gezi parkının direnişi estetik değerleri yücelttiği gibi ahlaki politik toplumun esas gücünü serimleyerek sanatın duruşunu da kırmızılı giysili, kadın ve duran insanla hakikate dönüştürmüştür.

Gezi direnişi bir kişinin eylemiyle başlandı ve direniş kısa sürede toplumsal anlama evrildi. Gezideki estetik, toplumsal duyguları ortaklaştırdı. Doğru olanla güzel olanı yan yana getirerek güçlü bir hakikat algısı oluşturdu. Gezide kadının estetik (direnişi, tarihi şimdide başka bir biçimde diriltti Spinozacı bir ifadeyle “gücü topluma vermenin” öznesi oldu kadın.

Gezi direnişi, iktidarın ahlaki politik toplumun özgürlük alanlarına dönük müdahalesine karşı; toplumun ahlaki politik işlevini yerine yerine devrimci duruşu ve dili, eyleminin estetize olduğu hakikatidir. Devrim hem kendisine hem topluma hem de sanata nefes aldırmıştır.

 

Devrim Sanata Soluk Aldırma Eylemidir

Öcalan, “Devrimimiz sanata soluk aldırmıştır”, der. Devrim sanata nefes aldırırken, sanat eliyle de devrimi toplumsal karaktere büründürmektedir. Devrim kendi direnme estetiğini derinliğine ve genişliğine yayar. Volin “Direnmek devrimci eylemi yeniden başlatmak demektir” derken bir hakikati dile getirmektir. Howerd Caygıll da mümkün olanla, var olan ayrımı yaparak direnişin yönünü tayin etmenin itaat etmeyi bırakmakla başlayabileceğini belirtir.

Sanat direndikçe yaşam çoklu anlamına kavuşur. Sanat, besleme kaynağını doğru bir ideolojik bakış, politik düşünce, örgütsellik ve eyleminden olmaktadır. Özgürlük Hareketi direnerek sanata, sanatçıya nefes aldırdığı gibi topluma da nefes alanları oluşturmuştur. Özgürlük Hareketi, Önderliğiyle estetikliğin doruğu olup, kendisini estetize ettikçe felsefe, sosyoloji ve bilimle de toplumu aydınlatarak estetik bireyler oluşturmaktadır. Direnerek öğreniyor ve öğretiyor. Nasıl direnilebileceğini “elde var olanla herkese göstermektedir.” Direndikçe hayat estetikleşiyor. Hayatın içindeki insanlar ruh ve bilinç kazanmaktadırlar. Estetik değerlerin yükseltilmesiyle ahlaki-politik toplum kendi olarak radikal demokrasisiyle iktidar güçleri karşısında durabilmektedir.

Tarihsel kültürden beslenen Özgürlük Hareketi dağla sanatı buluşturmayı başarmıştır. Sanat, dağ diyalektiği Hozan Mizgin, Serhat, Sefkan gibi direnişçiler şahsında devrim yaparak sanata soluk aldırmıştır. Ezgileriyle sanatçı kişilikleri ve dağlı karakterleri sanat şahsında bütünleşmiş ve hakikatin estetiğini görünür kılmışlardır. Böylece öncesinde oluşturulan asimilasyoncu, içeriği sömürgeciliğin diliyle şekillendirilmiş gerçek dışı sanatın yerine gerçek sanat almıştır. Direnişin sanatını Hozan Serhat, Mizgin ve Sefkan gibi sanatçılar söylem- eylem bütünlüğüne göre yaşamışlardır. “Direnişin” sanatını yapan ama küçük burjuva gibi yaşayanlar da sanatın estetik değerini düşürmüşlerdir. Böylelikle dağ sanatı kendi estetiğini oluştururken, bu estetiği roman, resim, tiyatro, sinema, dans, folklor, şiir gibi alanlarda da yaygın hale getirmiştir.

Dağın estetik direnişi, sistemin çektiği perdeyi yırtarak toplumsal sorunların ve hakikatlerin daha fazla görünür olmasına vesile olmuştur. Dağın devrimci esintisi güzellik ve estetik olgusuna da bir ölçü kazandırmıştır. Öcalan, “Güzellik bir sanattır. Bir sosyalistin bu boyutu geliştirmesi şarttır. Aksi halde hâkim egemen, sömürücü sınıfların tarzına doğru yuvarlanır. Bir birey bunu sağlamazsa, sosyalist kişiliği yakalayamaz” der. Dolayısıyla direniş kendi estetiği içinde “düşünüş, beğeniş ve ahlaki” ölçüleriyle sosyalist kişiliği yakalamak için estetiği kendinden başlatarak topluma yayması gerekmektedir. Eğer estetik değerleri zayıfsa toplumun etkilemesi düşünülemez.

Kürt gerçekliğinde tarihsel yaşanmışlık güncelde değişime, dönüşüme uğramaktadır. Özellikle Mem u Zin, Derweş u Edule, Meme Alan, Siyabend u Xece gibi aşk destanlarında yücelik, güzellik, birliktelik, ihanet vb. gibi olgulardan kaynaklı yarım kalmıştır. Öcalan, Edule’nin her sözünün binlerce yıl ayakta kalan bir kültürün son nefesini veriş hali olarak ele alırken, Dewreşe Sincar dağlarında Musul Ovası’na her dalışında Müslüman Arap feodalizmine karşı kahramanlık direnişi sergilediğini ve alttan düşünüşü de yaralanma, tarihin toplumsallığın düşüşü, yaralanışı olarak anlamlandırmaktadır. Bu destan hakikat ağıtlarda dinleyenleri hüzne, öfkeye boğmakta, yeniden o günü yaşatmaktadır. Özellikle de güncelde Ezidi halkına dönük IŞİD barbarlığına karşı demokratik modernitenin estetize savaşçıları Dewreş ve Edulelerin direnişiyle bir terimi, toplumsallığı yeniden ayağa kaldırmışlardır. Ezidi kadınları yeni zihniyet ve karakteriyle tarihsel kültürü diriltip, estetize ederek varlıklaştırmışlardır. Direniş tarihi canlandırıldığı gibi yeni kişilikleriyle yeni anlamlar yaratmıştır. Böylelikle savaşan güzelleşmiş, güzelleşen sevirilip, özgürleşmiştir. Estetik mücadelesi hakikatlere evrilerek Beritanlarını, Agitlerini, Berivanlarını, Zilanlarını, Arinlerini yaratmaktadır. Bu direniş dağla kadını, kadınla toplumu buluşturarak soluk aldırmaktadır. Direniş estetize olup şarkılara, resimlere, kültüre, edebiyata, imgeye konu edilmektedir.

Buna mukabil gerek kapitalizm gerekse de ulus- devlet ve endüstriyalizm sanat ve kültürün özünü ters yüz ederek yozlaştırmayı geliştirmektedir. İdeolojik kuşatmayla pop kültür, sanat üzerinden toplum tutsak alınmak istenmektedir. Sanat, seks, spor üçlüsünü milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik sosuna batırılarak topluma sunulmaktadır. Starlar, magazinler, porno endüstriyalizmiyle estetik değerleri düşürülerek toplumun dayanma noktaları kırılmak istenmektedir. Genel olarak toplum kırım dayatılıp, yaşatılmaktadır. Buna rağmen dünyanın birçok yerinde yerelden ulusala, bölge, evrensel (küresel) direnmeler sürmektedir. Dünya direndikçe sanat direnişe, direnişte kendi estetiğine dönüşmektedir. Sanatın yenilmesi bu nedenle zordur.

 

Yenilmeyen Sanat

Abdullah Öcalan; “Sanat belkide en son yenilecek, kaybedilecek toplumsal özellik oluyor” der. Sistem sanatı elimize etmek, kıyıma uğratmak için her türden saldırı içindedir. Sanatta kendi bilgeliği, gücü ve estetiğiyle direnmektedir. Özgürlük Hareketi Ortadoğu’da bu saldırılara dönük yoğun bir şekilde direnmektedir. Direnişin anlatısını estetize ederek topluma taşımaktadır. En son Rojava direnişiyle kadının direnme estetiği dünyayı büyüsü etkisine almıştır. Kürt’ün kendisini, sosyalizm mücadelesini tüm boyutlarıyla görünür kıldı. Kürt kadını yerel estetiğiyle, evrensel estetiği direnme kültürüyle bütünleştirdi.

Direnişin arka planında tarihsel kültür olduğu kadar, Diyarbakır Zindan direnişi de bu kültürün yaratılmasında öncü halka olmuştur. Elde var olan imkanlar, irade, kararlılık ve inançla birlikte çıplak bedendir. Zindan direnişi yerel olduğu kadar evrenseldir de. Estetiğin yükseltilmesi Mazlum Doğan, ölüm oruçları ve Dörtler şahsında simgeleşip,

Kemal Pir’le “ah be direnmek ne güzelmiş” haykırışıyla anlamaşırken; estetikliğin çürümüş, düşmüşlüğü ise faşizmle ifadeye kavuşan Esat Oktay Yıldıran olmuştur. Egemen, iktidarcı çirkinlik ile tarihsel halk güçlerinin estetik mücadelesinden, ideolojik zaferi Mazlumlar sağlamış, galip çıkmıştır. Hakikatin bütünlüğü Mazlum’un eyleminde dışa vurmuştur. Mazlum’un direnişi tarihi bir destanla bütünleşerek deyim yerindeyse devrimci Kawa’nın destanını kendi direnişiyle güncelledi. Üç kibrit, ölüm orucu, ateşi, zindan, eylem; ölmeyi bilme, yaşamı uğrunda ölecek kadar sevme vs. bunların hepsi direnişin simgeleridir. Newroz gününün sevilmesi de estetiğin parladığı andır. Mazlum başta olmak üzere, mücadele edenler direnişi estetize etmeyi başardılar. Bu eylem sanat diyalektiğini, direnmenin estetiğiyle iç içe geçmiş hali olmaktadır. Nasıl direnenlerin gerektiğini, direnişin nasıl da öğretici olduğunu daha sonraki ve günceldeki Newroz, serkeftin halkının estetikliğinde tüm boyutlarıyla sergilenmiştir. “Direniş nihayetinde öğrenme süreci” olmayı estetik kök salarak yoluna devam etmesini bilmiştir. Anlam getirisi düzeldi mi “en yüksek iman mükemmeliyete” ulaşacağını belirtir Spinoza. Direnişin estetiği sanatıyla toplumu dirilir. Dirilen toplum kendi özgürlüğü için kurtuluşunu sağlar. Sanat hayatın içinde yaşadıkça, yaşamda sanatla estetize olarak kendini yeniler, geliştirir. Sanat bu nedenle en son yenilecek toplumsal özellik olmaktadır.

 

Yararlanılan Kaynaklar
  • Spinoza – Anlam Yetisi
  • Peter Veiss – Direnmenin Estetiği
  • Uluslararası Sanat Sempozyumu
  • Jineolojiye Giriş
  • Ezra Arat -Mitoloji Sözlüğü
  • Nasıl Yaşamalı
  • Hawerde Caygill- Direniş Üzerine
  • Nietzche
Bunları da beğenebilirsin