Düşünce ve Kuram Dergisi

Ortadoğu’nun Yarını: Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi

Hüseyin Dicle

Giriş

Güncelde yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmeleri değerlendirirken oluşumun bütünlüğü çerçevesinde tarihsel bağlarına bakarak yaklaşmak hem olgunun doğru anlaşılması hem de yaşanan sorunlu durumun aşılmasını sağlayacak gerçek çözüm biçimlerinin belirlenmesi bakımından önemli olmaktadır. Yaşadığımız dünyanın umulanın tersine sorunlu bir halde olmasının tarihsel gelişimin biçimini belirleyen ve bu şekilde toplumsal sistem inşalarını geliştiren yöntemlerle yakından ilişkisi bulunmaktadır. Doğru bir tarih felsefesi ve metodu olmadı mı toplumsal yapının veya gerçekliğin doğru tanımı, tahlili ve gerçekleştirilmek istenen yeni toplumsal modeller de doğru olamamaktadır. Bunun mümkün olmayacağını gösteren en iyi kanıt kuşkusuz kendi yaşantımızdır. Ne yaşıyorsak bilincimiz ve yaklaşımımız odur. Sorunlu bir dünya yaşıyorken kusursuz bir bilince, onun olay ve olguları doğru değerlendirme biçimine sahip olduğumuzu iddia edemeyiz. İnsan bilincinin anlamını tüm felsefik tartışmaları içerisinde burada doğrudan konu etmemekle birlikte zihniyetimiz başta olmak üzere tüm yapıp ettiklerimizin doğruluk ölçüsünü tarihsel gelişimi içerisinde ve daimi oluşum halinde olan toplumsallık ve toplumsal yaşam olarak görmek en doğru yaklaşım olmaktadır. Bunun dışında ve bunu aşan daha doğru bir ölçü olamaz. Toplumsal gerçekliği ve onun insan yaşamındaki belirleyiciliğini yeterince kavramadan tarihi ve günceli analiz eden yaklaşımların doğru bir sosyolojik çözümleme geliştiremeyeceği ve öngörüde bulunamayacağı günümüzde olduğu kadar tarihteki örneklerinden de anlaşılabilmektedir. Tarihteki altın çağ, asrısaadet yaklaşımları ile çağımızın bilim metoduna dayandırılarak geliştirilen refah toplumu, gelişmiş toplumlar tahayyül ve öngörülerinin ne derecede gerçekleştiğine, daha doğrusu gerçekleşmediğine bakıldığında durum daha iyi anlaşılmaktadır. Yakın bir geçmişe kadar geleceği dünün çok ilerisinde, haksızlığın olmadığı, eşitliğin sağlandığı yaşam olarak olumlu değerlendiren fikirlerin bugün çok uzağında bir yaşam gerçekliği söz konusudur. Ne pozitivizmin sanayileşmenin tamamlanmasına, ne egemen burjuvazinin ulus-devlet ve sermayenin gelişimine bağladığı ve ne de sınıf temelli devrimlerin gerçekleşmesiyle umulan bu tahayyüller gerçekleşmiştir. Sanayileşme, ulus-devlet ve sermaye ile gerçekleştiğine inanılan devrimler, bunların tümü öngörülen şekilde toplumun sorunlarını çözememiş ve beklenen şekilde bir gelecek inşa edememiştir. Buna çoğunlukla negatif bir tarih ve toplum tahliline dayanan post-modern okumaları da dâhil etmek, belki de en başa koymak gerekmektedir. Tüm bu yaklaşımların doğru bir tarih ve toplum çözümlemesine ulaşamamaları toplumsal doğayı yanlış ele alışlarından kaynaklanmaktadır. Zaten varlığı parçalı ve indirgemeci bir şekilde ele alan özelliğinden dolayı mevcut bilimsel metodla son derece bütünlüklü olan toplumsal doğayı doğru tanımlamak ve anlamak mümkün değildi.

Diğer yandan, doğru bir sosyolojik okumanın temeline yerleştirdiğimiz yöntem olgusu da gerçekte toplumsal bilincimizin bir yansıması konumundadır. Zihniyet biçimimiz toplumsallığımızın sınırları içerisinde kaldığından olay ve olgulara yaklaşım biçimimiz bundan etkilenmekte, bunun bir sonucu olmaktadır. Fakat toplumsal bilinci özgür kılan, onun değişimini mümkün kılan bir özellik vardır ki, o da toplumsal yaşamı gerçekleştiren ve ona biçim veren zaman olgusudur. Zaman tüm değişimlerde olduğu gibi toplumsal yaşamdaki değişimi de mümkün kılmaktadır. Edinilen toplumsal bilinç bir taraftan doğayı ve yaşamı algılama biçimimizi şekillendirirken, diğer taraftan zaman boyutu içerisinde devinen toplumsal yaşantımızın özgür ve sınırsız kıldığı düşüncenin yeni yöntemler geliştirmesini ve bu şekilde bilincimizin yeni algı kalıpları edinmesini sağlamaktadır. Bu şekilde bilincimizin keskin sınırları içerisinde biçimlenen algılama kalıplarımız değişebilmekte ve kendiyle beraber bilinci de değiştirebilmektedir. Dolayısıyla yeni yöntemler geliştirilmeden toplumsallığımızın oluşturduğu bilincimizi değiştirip geliştiremez ve bunun sonucunda da yaşamımızı değiştiremeyiz. Kapitalist modernitenin hegemonyası altında şekillenen çağımız dünyasındaki sorunlu yaşam zaten mevcut algı ve yöntem biçimimizin değişmesi gerektiğini dayatmaktadır.

Ortadoğu coğrafyası ve toplumsal kültürü hiyerarşik temelde oluşan sınıflı devletçi uygarlığın saldırı ve sömürüsü altında kalma zamanı uzun süre kapsamındadır ve bu yönüyle benzerlerinden ayrılmaktadır. Toplumsal sorunu doğuran ve geliştiren uygarlık sisteminin ilk adımı olan hiyerarşik yapılanmanın ve akabinde uygarlığın gelişip kurumsallaşmasının merkezi yeridir. Bu durumun Ortadoğu’daki devlet ile toplum biçimlenmesinde önemli bir etkisi olmuştur. Ortadoğu,  uygarlık tarihi boyunca uygarlığın kesintisiz saldırısı altında kalmış ve şekillenmiştir. Dünyanın diğer yerleri için aynı durum söz konusu değildir. Avrupa’da, dünyanın diğer yerlerinde bu yoğunlukta ve süreklilikte uygarlığın toplum üzerinde sömürü ve tahribatı gerçekleşmemiştir. Bu durum toplumsal sorunların derinliği ve onlara çözüm geliştirme kabiliyetini de doğrudan etkilemektedir. Batı’nın ve Çin gibi diğer uygarlık alanlarının sistem dönüşümlerinin ve bu arada toplumsal zihniyet ve temel yöntemsel yaklaşımlarda daha fazla değişimin yaşanmasında ve bunun sonucunda toplumsal sorunlara çözüm getirme kabiliyetlerinin görece daha fazla olmasında bu durumun payı yüksektir. Ortadoğu’da değişim ve dönüşümler az yaşanırken diğer uygarlık alanlarında daha fazla olmuştur. Ortadoğu’nun bu durumu, toplumsal sorunları olabildiğince ağırlaştırmıştır. Tarih boyunca Ortadoğu’da büyük toplumsal hareketlerin çıkması, peygamberlerden tutalım sınıf isyanlarına, muhalif mezhep ve tarikatlardan etnisite hareketlerine, aşiret ve kabile başkaldırılarına, ayrıca uygarlık güçlerinin ve merkezlerinin kendi içlerinde ve aralarındaki hakimiyet mücadeleleri, söz konusu ettiğimiz durumun bir sonucuyken, tüm bu yoğunluğun yol açtığı sistemsel dönüşüm, zihniyet ve yöntemsel yaklaşımdaki değişimin az oluşu da aynı durumun sonucudur. Hiçbir yerde olmadığı kadar Ortadoğu’da toplumsal sorunlar ağırlaşmıştır.

Ortadoğu’da tarih boyunca yoğunlukla gelişen toplumsal hareketlere rağmen toplumsal dönüşümün az olması, toplumsal sorunların adeta olduğu gibi sürmesi durumunu Ortadoğu’nun dogmatik zihniyetiyle açıklamak yeterli olmamaktadır. Dogmatik zihniyetin Ortadoğu’da tüm toplumsal doku ve zihniyet biçimlerine egemen olması söz konusu durumun temel sebeplerinden, hatta temel sebebi olduğu doğrudur. Fakat bu duruma da yol açan bir gerçeklik vardır ki, o da Ortadoğu’daki sorunları çözmek dünyanın sorunlarını çözmek anlamına geldiğidir. Toplumsal yapının el verdiği esneklik sonucu gerçekleştirilen yeni bilim ve modellere rağmen Batı toplumsal kültürü başta olmak üzere Ortadoğu dışındaki diğer alanlar uygarlık sisteminin yol açtığı toplumsal sorunlara gerçek ve evrensel bir çözüm getirememektedir. Bu durum Avrupa modernitesinin denenen tüm versiyonları ve bunların dünyanın diğer alanlarında görece değiştirilerek uygulanan tüm halleriyle anlaşılmıştır. Ortadoğu, uzun sürenin nicel ve niteliğinde uygarlığın saldırısı altında kalması ve bu nicel ve nitelik oranında toplumsal sorunlarının ağırlaşmış olması kadar, hatta bundan daha fazla, toplumsallığın oluştuğu merkez olma özelliğini de taşımaktadır. Ortadoğu, sembolik dil ve soyutlama kabiliyetinin gelişkin dil ve kültür gruplarını oluşturduğu, neolitik devrim ve kabile toplumunun doğduğu, konfederasyon tarzı aşiretler arası ilk demokratik ünitelerin geliştiği coğrafya olmuştur. İşte Ortadoğu’yu ve onun toplumsal kültürünü diğer yerlerinkinden ayıran onun bu özelliği olmaktadır. Ortadoğu uygarlığının ortaya çıkardığı sorunların evrenselliği kadar onun toplumsallığı da bir o kadar evrenseldir. Dolayısıyla Ortadoğu’daki sorunları aşmak, uygarlığın tarihte ve günümüzde yol açtığı sorunları aşmak anlamına gelecektir. Avrupa’nın ve diğer yerlerin tarihsel ve çağdaş zihniyet ve modelleriyle toplumsal sorunlara getirilen çözümler sınırlı olmaktadır. Toplumsallık ile uygarlık kültürü arasındaki çelişkinin yüzeyselliği çarpışma ve çatışma şiddetinin düşük düzeyde olmasını beraberinde getirmekte ve bu durum gerçek anlamda bir dönüşümü sağlatamamaktadır. Düşük düzeyde cereyan eden çarpışma tarih boyunca bir uzlaşma durumunu ortaya çıkarmıştır. Ortadoğu da ise bunun tersi olması, toplumsallık ile uygarlık kültürünün derinlemesine gelişim göstermiş olması şiddetli bir çatışma haline yol açmaktadır. Güçlü iki kültürün yenişememesinin bir sonucu olarak, herkesin kendi köşesine çekilerek kendi gibi kalması ve bir sonraki çarpışmaya hazırlanması olarak, dogmatik tarz denilen zihnen kendini kapatma durumu gelişmiştir.

Tüm bu hususlar Ortadoğu’da gelişecek çözüm modellerinin toplumsal sorunlara gerçek çözümler geliştirmesi oranında gerçekleşme imkânı bulabileceğini göstermektedir. Bu durumda Ortadoğu’daki temel sorunları ve bu sorunların kaynaklarının neler olduğu ve geliştirilecek çözüm modellerinin Ortadoğu’daki toplumsal kültürle bağlarının nasıl kurulacağı en önemli konu olmaktadır. Geliştirilecek çözüm yaklaşımlarının tarihsel toplumla bağları kurulurken demokratik toplum kültürünün zihniyeti ile mücadele araç ve yöntemlerinin nasıl olduğu ve bundan hareketle toplumsal sorunların çözümünde ortaya çıkan başarısızlıkta uygarlık kültürünün zihniyet ve araçlarının etkisinin ne düzeyde olduğu hususu karşımıza çıkmaktadır. Tarih boyunca Ortadoğu’da gelişen uygarlık karşıtı toplumsal hareketler çarpışma ve çatışmada büyük oranda karşı çıktıkları uygarlık güçlerini yenmişlerdir. Ancak sistem olarak uygarlık kültür ve zihniyeti aşılamamış, başka bir değişle uygarlığın aşılmasında başarılı olunamamıştır. Burada karşıtına benzeşme durumu söz konusu olmuştur. Benzeşen, toplum adına hareket eden kesim olurken, uygarlık sisteminde dönüşüm çok az olmuştur. Aynı durum, benzer gelişmeler anlamında Batı’da da yaşanırken, temel çelişkilerdeki keskinliğin az olmasından ötürü benzeşme oranı ölçüsünde uygarlık sisteminde dönüşüm gerçekleşmiştir. Bir denge söz konusu olabilmiştir. Ortadoğu’da ise böyle bir denge oluşmamıştır. Kuşkusuz Avrupa’nın uygarlık ile toplumsallık arasındaki çatışmada geliştirdiği denge ve uzlaşma durumu gerçek bir çözüm modeli olamamıştır. Hatta insanlık tarihinin en gelişkin sömürü sistemi olan kapitalist modernitenin kendini bu tarzın ortaya çıkardığı zemin üzerinde var kıldığı belirtilebilir. Bu anlamda Batı’nın getirdiği çözüm modellerinin Ortadoğu toplumsal kültürünün çözümsüzlüğünün ilerisinde olmamış, hatta toplumsallığı sürekli uygarlık lehine aşındıran özelliğinden kaynaklı gerisinde durmaktadır. Dolayısıyla yoğunlaşmayı Ortadoğu’daki toplumsallığın biçimine, onun uygarlık sistemiyle yaşadığı çelişkilerin derinliğine ve bu keskinlikle gerçekleşen kesintisiz mücadele gerçeğine rağmen toplumsallık adına bir sistemin kurulamamasının nedenlerine vermek daha doğru ve tek çare olmaktadır.

Kuşkusuz Ortadoğu üzerinden uygarlık süreciyle beraber yaşanan toplumsal sorunlara evrensel bir çözüm getirilirken asıl olarak Ortadoğu’da yaşanan toplumun güncel sorunlarının niteliği üzerinde durmak, bunun çağımızın hegemonik sistemi olan kapitalist modernitenin zihniyet ve araçlarıyla bağını kurmak önemlidir. Tarih geçmiş sorunlarımızı çözmez ama sorunlarımızın çözümünde yardımcı olur. Çünkü bugünümüzü şekillendiren tarih dediğimiz olgunun kendisidir. Dolayısıyla tarihsiz bir çözüm de mümkün olmamaktadır. Bu ilişki bağlamında Ortadoğu’da derinleşen, üçüncü dünya savaşı olarak tarif edilen yeni çatışmalı sürecin merkezine dönüşmesine yol açan tarihsel toplumsal sorunların günceldeki taşıyıcıları nelerdir? Kapitalist modernitenin hangi zihniyet ve araçları Ortadoğu’daki toplumsal sorunların çözümsüzlüğüne, sömürü ve çatışmanın derinleşmesine yol açmaktadır? Bu durumda kapitalist modernitenin evrensel oluşumun doğasından kopuk ve uzak pozitivist zihniyet paradigmasının ve yine onun ulus-devlet modelinin etkisi ne düzeydedir? Niçin mevcut sorunlu durumun en temel sebebi konumdadır? Daha da önemlisi hangi zihniyet ve araçlarla kapitalist modernitenin yol açtığı Ortadoğu’nun mevcut sorunsal durumunun aşılmasında, toplumsallık adına eşit, demokratik ve özgür bir yaşamın inşasında etkili ve çözümleyici bir sisteme ulaşılabilir? Ortadoğu’da gerçekte krizde olan nedir? Yarını neyle nasıl inşa etmeliyiz? Tüm bunların tarihsel ve güncel bağlamlarını içerleyen ve toplumsal yaşamın alternatif zihniyet ve yapılarını mümkün ve gerekli kılan demokratik toplumun çağdaş sistemi olarak Demokratik Ortadoğu Konfederalizmini tartışmak ve onun inşasında yer almak çağımızın en önemli ideolojik, siyasal, bilimsel ve hatta sanatsal ve felsefik çalışması olmaktadır.

Ortadoğu’da Toplumsallık ve Sorunsallık

Toplumsallığı bir yer ve zamandan başlatmak, toplumsal bir gerçekliği ifade eden insanının tarihsel gelişiminde yarmaya sebep olacaktır. İnsan, toplumsallıkla var oldu ve bu anlamda toplumsallığın tarihi insanlığın tarihi anlamına gelir. Ya da tersinden, insanın tarihi toplumsallığın tarihine tekabül etmektedir. Toplumsallığı insanlık tarihinin belli bir dönemiyle başlatmak ve bu şekilde tanımlamak hatalı sonuçlara ulaşmaya neden olmaktadır. Bununla beraber toplumsallığın da içerisinde geliştiği evrensel oluşumun temel unsurlarından biri zaman ve mekân boyutudur. Her oluşumun bir mekânı ve zamanı vardır. Toplumsallığın da böyle bir zaman ve mekân gerçekliği vardır. İnsanın oluşumu, gelişimi ve toplumsal doğasını oluşturarak kendini gerçekleştirmesinin bir zamanı ve mekânı, yani bir tarihi vardır. Yine bu tarihsel gelişmelerin aşamaları da bulunmaktadır. Örneğin insan türünün primatlardan kopuş süreci bir aşamayı ifade etmektedir. İlk aletlerin kullanımı ve bu dönem ki yaşantı insan türünün ve dolayısıyla toplumsallığın tarihsel bir zamanını ve aşamasını ifade etmektedir. Mekânsal olarak da bunun bir karşılığı bulunmaktadır. Örneğin primatlardan kopuş sürecinin gerçekleştiği yer Doğu Afrika coğrafyasıdır.

Ortadoğu toplumsallığı için söz konusu ettiğimiz aşama, tarihsel olarak sembolik dil ile analitik zekânın gelişmesiyle dil ve kültür gruplarını oluşması, neolitik süreç, uygarlığın doğuşu ve kurumlaşması ile uygarlık gelişiminin yol açtığı özgürlük sorunun çözümü için ilk toplumsal hareketlerin gelişmesi sürecine tekabül etmektedir. Ortadoğu bu sürecin ana mekânı konumundadır. Bu sürecin insanın toplumsallaşma aşamasında ağırlıklı bir yeri ifade ettiğini belirtmeye gerek yoktur. Gelişkin bir dil ve zeka seviyesine ulaşan toplumsal yaşam, maddi ve manevi kültürün tüm boyutlarında hızlı bir gelişim ortaya çıkardı. Etik, estetik ve düşünsel dünyanın oluşumundan bahsetmek mümkündür. Etik olarak toplumsal yaşamın değerleri, ahlaki ölçüleri; estetik olarak yaşamdaki çeşitlilik ile gizemin insanda yarattığı duygu derinliği ve bunun ifade etme sanatları, şiir, söylev ve çizimler vb. olarak ilk manzumeler; düşünsel anlamda din, bilim ve felsefe. Tüm bunlar teolojik bir içerikte ve iç içe olacak şekilde oluşmuşlardır. Teolojik düşüncenin mitolojik ve dinsel biçimleriyle Ortadoğu kültüründe bu kadar derin bir yer edinmesinde bu durumun payı vardır. Kuşkusuz bu süreçte tüm bunların ilk halleri söz konusudur. Gelişkin biçimleri zaman içerisinde ortaya çıkmışlardır. Kültürün maddi boyutu da zaten gelişen toplumsal yapının kendisi olmaktadır. Neolitik süreçle birlikte daha da gelişkin bir düzeye gelen toplumsal yapıların tümü bunu ifade etmektedir. Toplumsallığın ilksel ama aynı zamanda katıksız haliyle yoğunlaştığı alan olması itibariyle Ortadoğu’da toplumsallık zihniyet ve yaşantıya damgasını vurmuştur. Derinliğine bir toplumsal bilinç ve şekillenme söz konusu olduğundan, toplumsallığı içermeyen her türlü bilinç ve biçime kapalı bir yapısı oluşmuştur. Ortadoğu kapalılığı olarak kavramlaştırılan ve olumsuz bulunan bu durumun bir de bu açıdan ele alınması, anlaşılması açısından olumlu bir katkısı olabilir. Toplumsallığın bu kadar uzun bir sürede ve derinlikte yaşanmasının bir sonucu olan durumun gerçekte olumsuzluğun değil, toplumsal yaşamı korumanın bir tutumudur. Bu işlevinden uzaklaşıp her türlü değişime karşıt dogmatik bir zihniyet ve kültüre dönüşmesinin karmaşık ve paradoksal sebepleri vardır.

Toplumsallığın Ortadoğu kültürü ve bilincinde derinliğine yayılmasının bir diğer sebebi uygarlığın saldırıları ve sömürüsüne karşı toplumun sergilediği direniş ve bunun toplumsal bilinç ve kültürün gelişimine yaptığı etkidir. Toplumsallığın yoğunlaştığı mekan olmasından çok daha fazla bir yoğunlukta uygarlığın saldırı ve sömürüsü altında geliştirilen direniş Ortadoğu toplumsal kültürünün derinleşmesine yol açmıştır. Uygarlığın saldırı ve sömürüsü ile yol açtığı toplumsal sorunların daha güçlü bir toplumsal birliktelikle karşılanıp aşılabileceği düşüncesi bu durumu doğurmuştur. Uygarlığın saldırılarını yönelttiği yerlerde kabile ve aşiretlerin aralarında oluşturdukları birliktelikler yeni ve daha gelişkin toplumsal biçimlerin gelişmesini de beraberinde getirmiştir. Yine uygarlık mekanlarında din ve mezhep kimliğiyle gelişen mücadelelerin buna katkısı olmuştur. Bir taraftan kabile, aşiret ve kavimlerin etnisite olarak direnişi ile diğer taraftan din ve mezhep kimliği altında gelişen sınıfsal mücadeleler Ortadoğu toplumsal hafızasında derin izler bırakmıştır.

Ortadoğu’da toplumsallık kadar sorunsallık da yaşamın biçimlenişinde temel bir faktör konumundadır. Uygarlığa giden sürecin ilk adımı olan hiyerarşik zihniyet ve yapılanmanın geliştiği ve bu sürecin daha sonra kentin gelişmesiyle uygarlığa dönüştüğü alan olması sorunların kapsam ve derinliğini çoğaltmıştır. Hiyerarşik zihniyet ile ilk defa toplumsallık dışında bir yaşam tasavvuru söz konusu olmuştur. Bunun ne anlama geldiği uygarlığın tarih boyunca insanlığa yaşattığı savaş, sömürü, katliam ve soykırımlardan anlaşılmaktadır. Toplumsal değerlere el koyma adına toplumun komünal, eşitlikçi ve özgür yaşamının demokratik yapılarına karşı iktidar ve onun aygıtları geliştirilmiştir. Sisteme din, bilim ve düşünce üreten sınıfsallıklar, yönetici hanedan ve aileler, bürokrasi ve askeriye sınıfları oluşturuldu.  Uygarlığın topluma karşı saldırıları ile kendi aralarında iktidar ve pay mücadeleleri de bitmeyen bir savaşın başlamasına yol açmıştır. Toplumun her alan ve anlamda sorunsallıklara bürünerek gittikçe toplumun altından kalkamayacağı yapı ve kurumların oluşması, Ortadoğu’daki yaşamı iyice ağırlaştırmıştır. Kent, sınıf, devlet üçlemesi üzerinde kendini inşa eden uygarlık sistemi ayakta kalmak için sürekli bu üçlüyü geliştirme ve büyütmenin arayışı içerisinde olmuştur. Toplumsal değerlere el koyma üzerinde oluşan bu yapıların beslenip geliştirilmesi toplumsal değerlerin daha fazla ele geçirilmesini veya sızdırılmasını gerektirmiştir. Bu da topluma karşı savaşın sürekli geliştirilmesine ve büyütülmesine yol açmıştır.

Uygarlık süreciyle birlikte Ortadoğu toplumsallığın yoğunlaştığı ve biçimlendirdiği coğrafya olmasının yanında toplumsal sorunların başladığı ve yine bu sorunların aşılması için direniş, mücadele ve arayışların gerçekleştiği bir coğrafya olma özelliğini de almıştır. Bu durum Ortadoğu’daki yaşantının son derece farklı bir şekil almasına yol açmıştır. Demokratik toplum yaşantısı ile uygarlığın sömürü sistemi arasında mücadelenin sert olması sürekli bir şekilde devlet ve toplum ayrışmasını beraberinde getirmiştir. Avrupa’da toplum-devlet ilişkisinde aşamalı olarak bir yakınlaşma yaşanırken, Ortadoğu’da devletten sürekli bir kaçış söz konusu olmuştur. Devlete yakınlaşmak çözümün değil felaketin yeri olarak görülmüştür. Bunda uygarlığın toplumun başına getirdiği felaketlerin yanı sıra, belki de ondan çok daha fazlası, uygarlık yaşamına katılan eski demokratik toplum unsurlarının hem topluma yaşattıkları daha katmerli sömürü ve zulmün, hem de özellikle başlarına gelen felaketlerin toplumsal hafızada derin yer edinmesinin payı yüksektir. Toplum içerisinden çıkıp da uygarlık sistemine katılan kişi ve kesimlerin başlarına gelen felaketlerin mitoloji, destan ve hikayeleriyle doludur Ortadoğu, toplum ve devlet ayrışmasının bir diğer sebebi; Ortadoğu devlet geleneğinin derin bir tanrısallık, kulluk ve kölelik bilincini içerlemesidir. Uygarlık ve devlet, tanrısal bir öz ile bezenip kurulmuştur. Burada toplum derin bir kulluğa mahkum edilmiştir. Uygarlığın bu biçimi devleti sürekli üstte tutarken toplumu aşağıda yönetilen ve hizmet eden bir konuma itmiştir. Bu da Avrupa ve diğer yerlerde yaşanan devletin kısmi de olsa kendini dönüştürmesini zorlaştırmıştır. Burada temel bir paradoksa düşmemek için dikkate alınması gereken husus Ortadoğu toplumsallığı ve uygarlığının yayılması ve dünyanın diğer alanlarının bu temeller üzerinden gelişmesi gerçekleşirken -hem neolitik devrimin hem de uygarlık sisteminin Ortadoğu’da gelişmesinden sonra dünyaya yayılımı söz konusudur- farklı toplumsal yaşantılar ile uygarlık sistemlerinin ortaya çıktığının bilinmesidir. Bunun sonucunda Ortadoğu’dakinden olumlu veya olumsuz, gelişkin veya cılız gelişmeler yaşanmıştır. Bunların yanında her birinin yol açtığı toplamsal sonuçlar da farklı olmuştur. Örneğin toplum içerisinden devlete taşınan kesimler arttıkça Avrupa’da ve diğer yerlerde devlet-toplum yakınlaşması veya uzlaşmasına yol açarken, Ortadoğu’da hep tersi bir sonucu doğurmuştur. Toplumun tümüyle devlete taşınması gerçekleşmemiştir. Bu durum demokratik toplumdan kopuşlar olarak kalmıştır.

Toplumsal sorunları ortaya çıkaran ve sürekli büyüten uygarlık sistemidir. Ortadoğu, uygarlık sisteminin ana merkezi olmasının sonucunda uygarlık sürecinin yol açtığı sorunların tümünden mustarip olmuştur. Fakat üzerinde durulması gereken hayati husus toplumsal sorunları bu düzeyde ağırlaştıran ve daha da çözümsüz kılarak toplumsal bilinçte derin yaralar açan uygarlık karşıtı toplumsal çıkışların uygarlık sistemine dönüşmeleri olmuştur. Hiçbir gerçeklik bu durum kadar Ortadoğu kültürünü derinden etkilememiştir. Bugün Ortadoğu toplum ve bireyinde yaşanan umutsuzluk hali bu durumun tarihsel birikiminin güncelde toplum ve bireyde yarattığı kırılmanın sonucudur. Bir yandan despotik devlet ve dogmatik geleneğin kuşattığı yaşam ile diğer taraftan toplumsal bilinçte sürekli kırılmaya yol açan bu söz konusu durum, Ortadoğu bireyini kaçmaya meyletmektedir. Kuşkusuz bunda kapitalist modernite kültürünün toplumsallık aleyhine bireyciliği geliştiren etkinin de payı vardır. Fakat bu durum esas olarak bölgenin sorunlarının ağırlaşması, çözümsüzlük halinin uzamasının sonucu olarak gelişmektedir. Toplum adına gerçekleşen uygarlık karşıtı çıkışların bir süre sonra uygarlık sistemine dönüşmeleri Ortadoğu’da böyle bir merkezkaç durumunun gelişmesine sebep olmuştur. Bir taraftan yaşanan her şey Ortadoğu’da bireyi topluma taşırken, diğer taraftan bu sebeplerden ötürü bireyi toplumdan, dolayısıyla da kendinden kaçmaya meyletmektedir. Ortadoğu bireyinin diğer toplumsal kültürlerde tutunamamasının temel nedeni olarak kaçışının bizzat kendisinden olmasıdır. Gittiği her yere kendisini, yani kaçmaya çalıştığı sorunlu hali yeniden taşımaktadır. Ortadoğu’da tarih boyunca gerçekleşen bu durumun, yani karşı olunan uygarlık kültürüne eklemlenme durumunun temel sebeplerinin ortaya çıkarılması ve bunun doğru bir şekilde tahlili, güncelde çözüme kavuşturmak istediğimiz toplumsal sorunların anahtarı olabilir. Niçin kaybedildiği anlaşılırsa kaybedilen bulunur. Ama bu anlaşılmadan kaybedilene ulaşılsa dahi tekrardan yitirmek kaçınılmaz olur. Nitekim Ortadoğu’da bu durum sürekli tekrarlanmaktadır. Konunun hayatiyeti bundan kaynaklanmaktadır.

Ortadoğu gerçekliğinde toplumsal çıkışların uygarlık sistemlerine eklemlenmelerinin nedenlerinin toplumsal doğanın kaynaklarında karşılığı yoktur. Söz konusu çıkışların toplumsal doğadan kaynağını almaları ve uygarlık karşıtı olmaları bunu kanıtlamaktadır. O halde bunun temel nedenlerini toplumsallığın değil uygarlığın kaynaklarında aramak gerekmektedir. Bunun için salt akıl yürütmeye de gerek yoktur. Tarihin kendisi birçok doğruyu zaten ortaya koymaktadır. Bozulmanın, yani toplumsal özden uzaklaşarak uygarlık sistemine eklemlemenin gelişimi, çoğunlukla uygarlık güçlerine karşı başarı elde edilmesinin sonrasına tekabül etmiştir. Uygarlık güçleri alt edildikten sonra kendi elleriyle uygarlığı yeniden geliştirmeleri onların araçlarına başvurulmasının sonucudur. Burada önceden sahip olunan bir uygarlık zihniyetinden bahsedilemez. Öyle olsaydı zaten uygarlık karşıtı olamazlardı. Onları uygarlık zihniyetine taşıyan uygarlığın araçları olmuştur. Toplum adına hareket eden güçlerin kendi öz sistemlerini geliştirmeyerek uygarlığın araçları olan devlet ve iktidar araçlarına başvurmaları Ortadoğu toplumsal krizinin derinleşmesinin ve Ortadoğu’da bugün de süren tıkanmanın temel nedeni konumundadır. Bu sorunu çözmek, uygarlık araçlarına başvurmadan toplumsal kurtuluş ve inşaya yönelmek sadece Ortadoğu’da değil dünya ölçeğinde toplumsal bunalım ve çıkmazın evrensel çözümüne ulaşmak anlamına gelmektedir. Ayrıca sadece toplumsal sorunların değil, başta ekoloji olmak üzere toplumumuzun yol açtığı tüm sorunların çözümünün yolu da buradan geçmektedir.

Ulus-devlet ve Ortadoğu Krizinin Derinleşmesi

Ortadoğu’da sorunların içinden çıkılamaz bir hal alarak kriz ve kaosun derinleşmesinde kapitalist modernite unsurlarının Ortadoğu’ya taşınmasının payı başattır. Ortadoğu merkezi uygarlık sisteminin çözülmesi ve Avrupa merkezli kapitalist modernite sisteminin uygarlığın başat merkezi haline gelmesi, Ortadoğu toplumsal sisteminin yeni bir altüst oluş sürecinden geçmesine yol açmıştır. Kapitalist modernitenin başta ulus-devlet sistemi olmak üzere zihniyet ve yapıları Ortadoğu’nun en az beş bin yıldır yaşadığı tahribatın toplamından katbekat fazlasını son iki yüzyıllık süreçte yaşatmıştır. Ortadoğu, ulus-devlet sistemi altında dünyanın geri kalanından çok daha fazla tahribat yaşayan bölge konumunda olmuştur. Her iki durumda da kapitalist modernite unsurlarının Ortadoğu toplumsal geleneğiyle derinden çelişmesi ve bu çelişkinin yol açtığı çatışma oranının yoğunluğu temel sebep olmuştur. Ortadoğu merkezi uygarlık sisteminin tüm tahribatlarına rağmen toplumsal kültür Ortadoğu’da yaşamın başat kültürü olma konumunu korumuştur. Uygarlık güçleri bile gerçekte karşı olmalarına rağmen toplumsallığın ahlaki örgüsünü doğrudan karşılarına almaktan imtina etmişlerdir. Kapitalist modernite ise ahlaki örgünün yırtığından peydahlanan bir sistem olması itibariyle topluma ve ahlaki örgüye cepheden bir karşı duruş içerisinde bulunmaktadır. Kapitalizmin ulus-devlet modeli ise Ortadoğu’da toplumsal sorunların temelinde yer alan ve toplumsal değerlerin sızdırılarak sömürüyü mümkün kılan iktidar aygıtlarının en gelişkin halini teşkil etmektedir. Ulus-devlet sisteminin Ortadoğu’ya taşınması yaşamın tüm unsurlarının krize girmesine yol açtı ve bu krizli durum tüm şiddetiyle sürmektedir.

Ulus-devlet sistemi, kapitalist modernitenin azami kar düsturunu gerçekleştirmek için geliştirdiği üç temel ayaklarından biridir. Endüstriyalizm ve sermaye unsurlarıyla beraber kapitalist modernitenin hegemonik sistemini tamamlamaktadır. Bu ayaklardan her biri diğerlerini kendi içerisinde taşır, birinin inşası diğerlerini de zorunlu kılmaktadır. Sermaye birikimi, artı değer olmadan ulus-devlet sistemi ayakta kalamayacağı gibi, kendisinin de artı değer üreten bir özelliği bulunmaktadır. Esasında da ulus-devlet, artı değeri sağlamanın bir aracı olarak oluşturulmuştur. Dolayısıyla ulus-devlet modeliyle girilen yol toplumun maddi ve manevi değerlerine el koyma yoludur. Bunu sağlamak için de toplumun demokratik, komünal bilinç ve yapısını ortadan kaldırması gerektiğinden topluma karşı bir savaş içerisinde girmektedir. Özü bu şekildeyken ona farklı bir anlam yüklemenin bilinçli bir çarpıtma olduğu; özellikle ulus-devlet sisteminin Ortadoğu’daki serüvenine bakıldığında açıkça anlaşılmaktadır. Ortadoğu’ya ulus-devlet sisteminin ihracı başta Britanya olmak üzere hegemonik güç merkezlerinin Ortadoğu’da hakimiyet kurma politikalarının bir gereği olarak gerçekleşmiştir. Bu şekilde kapitalist sistem sömürgeleştirdiği yerlerde bir süre sonra ulus-devletler kurarak sömürüsünü sürekli kılmıştır. Bu yöntemle kapitalist sistem sömürüsünü sürekli kılarken, kendisine karşı gelişecek tepkileri dindirerek olası bir toplumsal devrimin önünü kesmeyi başarmıştır. Ortadoğu’ya ulus-devletin girmesi de bu şekilde olmuştur. Kapitalist modernite ile birlikte uygarlığın hegemonik bir sistem haline gelmesi ve uygarlık merkezinin Doğu’dan Batı’ya kayması, Osmanlı ve İran-Hint imparatorluk devletlerinin aşamalı olarak çöküşünü beraberinde getirmiştir. Britanya’nın bölgede kapitalist sistemin hegemonik çıkarlarını sağlayacak rejimler kurma politikasını, deyim yerindeyse, bir devlet bulma arayışında olan çöken imparatorlukların eski devlet bürokrasisinden devşirerek gerçekleştirdi. Bu şekilde daha baştan Ortadoğu’daki ulus-devletler kapitalist hegemonik sistemin uydu devletleri olarak tasarlanıp geliştirilmiştir. Zaten oluşturulan yeni yönetim eliti de kapitalist modernitenin kültür ve zihniyetiyle yetiştirilmişlerdir. Jön Türk hareketi bunun model örneğidir. Daha sonra kurulan ulus-devletler Jön Türk hareketinin bizzat içinden veya etkisinde olan kesimlerce gerçekleştirildi. Türk, Arap ve İran ulus-devletleri Britanya’nın bu politikası çerçevesinde kuruldular. Gerçeklik böyleyken yeni yönetici elitler ulus-devletlere özgürlük, bağımsızlık atfederek kendilerine meşruiyet ve toplumdan destek sağlamaya çalışmışlardır. Değil bağımsızlık, en bağımlı rejim konumunda olduğu günümüzde Ortadoğu’da yaşanan krizde Türk, Arap ve İran ulus-devletlerinin hegemonik merkezler karşısında içerisine girdikleri durumdan anlamak mümkündür. Ulus-devletçi politikalardan ötürü yaşanan sıkışmışlığın sonucunda ABD ve Rusya arasında çaresizce gelip gitmekte, hegemonik politikaların sağlayıcıları olmaktan kurtulamamaktadırlar. 28 Ağustos 2019 tarihinde Tayyip Erdoğan’ın Rusya’ya yaptığı ziyarette Rusya hava araçlarının tanıtım fuarına katılırken bölge politikalarında ABD ile olan sorunlarda kendisi açısından Rusya alternatifini anlatmak istemiştir. Türkiye’deki rejimin ortaya attığı söylemler dikkate alındığında, ulus-devletlerin, hegemonik sistemin uydu devletleri olmanın ötesine geçemeyeceğini kanıtlamaktadır.

Ulus-devlet sistemi, uygarlığın yol açtığı sorunları daha da ağırlaştırarak Ortadoğu’da sorunları içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Ulus-devletçilik, sorunların kaynağında yer alan devlet ve iktidar sistemini azami bir şekilde geliştirerek toplumdaki gerçek soykırımların önünü açmıştır. Milliyetçilik ideolojisiyle homojen toplum yaratma projesi kapsamında soykırım ve katliamdan geçmedik halk bırakılmadı. Başta Ermeniler olmak üzere Kürt, Alevi-Şii, Süryani, Türkmen, Arap, Rum ve daha birçok halk ve cemaat soykırımdan geçirildi. Halklar kendi aralarında ve içlerinde birbirine düşman haline getirildi. Ortadoğu’daki kavim, din ve mezhep milliyetçiliği yerine geçen ulus-devlet milliyetçiliği, sadece bir kesimini değil toplumun tüm kesimlerini kırımdan geçirmiştir. Çünkü toplumda ulus-devlet sisteminin sosyolojik bir karşılığı yoktur. Yapay ulus yaratımlarıyla kendini var etme politikasını gütmüştür. Yine ulus-devlet modelinde bir toplumsal işleyiş yoktur. Ulus-devlet, kapitalist modernitenin pozitivist paradigması çerçevesinde tahayyül edilen nesneleştirilmiş insan ve toplum tasarımıdır. Bu çerçevede oluşmuş bir toplum ve sistem ancak faşizmle yürüyebilir ve nitekim faşizm olmadan ulus-devlet ayakta kalamamaktadır. Uygarlığın tanrılar adına köleleştirdiği insan, ulus-devlet sisteminde kapitalist modernitenin pozitivist paradigması adına robotlar haline getirilmiştir. Tek devlet ve millet tasarımı ulus-devletin en temel özelliğidir ve bunun varacağı nihai nokta tek tip insan, yani robotlaşmış insan gerçeğidir. Ulus-devlet, toplumsal doğaya dayatılacak en yanlış zihniyettir.

Tek devlet ve millet tasarımı Ortadoğu’daki halklar çeşitliliğine tamamen aykırı bir sistemdir. Toplumdaki çeşitlilik ve farklılık itibariyle ulus-devlet sistemi genelde dünyada, özelde de Ortadoğu’da büyük katliamlar pahasına var olabilmektedir. Özellikle Ortadoğu’daki çeşitlilik düşünüldüğünde Ortadoğu’da ulus-devlet soykırımlarının neden bu kadar yoğun olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Ortadoğu için halkların mozaiği denilir. Ulus-devlet ise tekliğin sistemidir. Bu sistemin Ortadoğu gerçeği karşısındaki konumunun katliam ve soykırım olması kaçınılmazdır. Ulus-devlet sisteminde toplumun bir unsuru esas alınırken toplumun geri kalanı ile diğer tüm ulus ve halklar ya fiziki olarak ya da kültürel olarak kırıma uğratılır. Bu anlamıyla ulus-devlet sistemi soykırımcı bir özelliğe sahiptir. Bu anlamda Ortadoğu için geliştirilecek çözüm yaklaşımlarında toplumsal doğadaki farklılık ve çeşitlilik gerçeği mutlaka dikkate alınmalıdır. Bugün Ortadoğu’da temel sorunlardan biri ulus-devlet sisteminin tekçi modern kültür yaratma uğruna toplumdaki tüm kültürel çeşitliliği, dolayısıyla zenginlik ve yeteneği yok etmek üzere gerçekleştirdiği soykırım sonucu büyük bir sorun haline gelen toplumdaki farklılık ve çeşitliliğin yaşatılması sorunudur.

Kapitalist modernite ve ulus-devlet sistemi, üniter devlet modeliyle toplumdaki politik bilinci yok ederek toplumu yönetim çalışmalarından tümüyle uzaklaştırır. Bireyi de vatandaş düzeyine indirgeyerek sadece seçimde oy kullanan, bunun dışında hiçbir siyasal ve toplumsal işe bulaştırmayan bir pozisyonda tutar. Toplumdaki çeşitlilik, yetenek ve politik bilinç ve yapılar üniter devlet modeliyle tümüyle bitirilmek istenir ve bu da bireyin ve toplumun kendine ve yaşama yabancılaşmasına yol açar. Ortadoğu’daki toplumsal sorunlardan biri de üniter devletin yol açtığı tekçi yönetim sistemi nedeniyle toplumun kendine yabancılaşmasıdır.

Kapitalist modernite ve ulus-devlet sisteminin Ortadoğu toplumsal gerçeğiyle uyuşmayan en temel özelliği, ahlaki ve politik toplum değerleri karşısındaki duruşudur. Kapitalist sömürü sistemi, sınıflı uygarlığın en az beş bin yıl boyunca geliştirmeye çalışıp da toplumsallığın baskın kültüründen ötürü başaramadığı azami sömürü sisteminin Avrupa modernitesiyle biçimlenmiş halinin dışarıdan kendisine sunulması anlamına gelir. Tüm diğer sınıflı uygarlık sistemlerinden farklı olarak kapitalist modernite sistemi, toplumdaki ahlaki örgüyü tümüyle yırtmaya çalışmaktadır. Azami kar düsturunun sağlanması için toplumsallığın tümüyle bitirilmesi gerekmektedir. Kapitalist modernitede bireyciliğin bu düzeyde geliştirilmesi sistemin bu amacıyla bağlantılıdır. Kapitalist sömürü sisteminin Ortadoğu’da gelişememesinin sebebi olan toplumsal duruş, bugün de kapitalist modernite sisteminin Ortadoğu gerçeği karşısında eğri kalmasının, bir sistem olarak benimsenmemesinin sebebi konumundadır. Ortadoğu, ahlaki ve politik toplumun zihniyet ve kültürüyle bezenmiş bir gerçekliğe sahiptir. Toplumsal öze dayanmayan hiçbir olgu kendine yer bulamamaktadır. Bunun dışındaki her dayatma yaşamın sıkışması ve çatışma anlamına gelmektedir. Ulus-devlet modelinin kendi istikrarını yaratamamasının en büyük nedeni Ortadoğu’daki bu güçlü toplumsal gelenektir. Tek başına bu durum kapitalist modernite ve ulus-devlet sistemini Ortadoğu’da sadece sorunların kaynağı kılmayıp aynı zamanda onun bir sistem olamayacağının da yeteri sebebi konumundadır. Bu anlamda Ortadoğu’da doğru bir toplumsal inşa çalışması yapılırken dikkate alınması gereken en önemli boyut bu olmaktadır. Uygarlık sisteminin binlerce yıllık savaşı ve ideolojik saldırılarına rağmen Ortadoğu’da toplumsallık hala güçlü bir konumdadır. Ortadoğu gerçekliğindeki bu durum, kapitalist modernite çağında toplumsallığın zayıflatılması üzerinden geliştirilen ve büyük özgürlük yitimine yol açan modern iktidar sisteminin aşılmasında insanlık için büyük bir avantaj sunmaktadır.

Kadın özgürlüğü sorunu Ortadoğu’da tüm sorunların temelinde yer bulunmaktadır. Kadın özgürlüğü tüm özgürlüklerin, dolayısıyla tüm toplumsal sorunların çözüm anahtarıdır. Ortadoğu’da kadına yaklaşım yaşama yaklaşım anlamına gelmektedir. Bu durum, Ortadoğu’nun köklü toplumsal geleneğinden kaynaklanmaktadır. Kadın Ortadoğu’da uygarlık tarihi boyunca herkesin uğraştığı ama kimsenin üstesinden gelemediği en önemli toplumsal olgu olmuştur. Hiyerarşik süreçle başlayıp uygarlık sistemi boyunca süren ve günümüzde kapitalist modernite ile devam eden tarihsel gelişme, kadın doğasına karşı dayatılan büyük zorbalık ve kölelik sürecini ifade eder. Erkek egemen kültürün bir icadı olan sınıflı uygarlık sisteminin kadını zapturapt altına alarak yaşamın öznesi olmaktan çıkarması gerçekleştirmek istediği sömürü ile ilgili bir durumdur. Toplumsal doğanın komünal demokratik özünün kadın doğasıdaki temsili, uygarlığın kadın doğasını tümüyle bastırıp itmesini gerekli kılmıştır. Aksi halde toplumun maddi ve manevi değerlerinin sömürüsü, uygarlığın sömürü araçlarının gelişimi mümkün olmayacaktı. Tüm bunların geliştiği yer olarak Ortadoğu’da kadın özgürlüğü köklü toplumsal dönüşümleri zorunlu kılmaktadır. Ulus-devletin bu anlamda en çok ağırlaştırdığı hususların başında kadın olgusu olmuştur. Ulus-devlet en gelişmiş iktidar sistemi olarak uygarlık sistemleri içerisinde cinsiyetçiliği en çok geliştiren sistem olmaktadır. Sanılanın aksine kapitalist modernitenin girdiği yerlerde cinsiyetçiliğin azalmadığı, kadın aleyhine daha da arttığı kadın kurtuluş hareketinin güçlenmesiyle bilince çıkmakta, anlaşılmaktadır. Bu yönüyle Ortadoğu’da geliştirilecek toplumsal dönüşüm ve inşanın kadın özgürlüğü ve iradesi temelinde olması gerekmektedir.

Demokratik Konfederalist Çözüm

Ortadoğu’da toplumsal sorunlar uygarlık süreciyle başladı ve kapitalist modernitenin son iki yüzyıllık hakimiyeti altında daha da ağırlaşan ve krize dönüşen bir hal aldı. Ortadoğu’daki ulus, kavim, sınıf, mezhep, din ve bir bütünen toplumsal sorunların son iki yüzyıldır kapitalist modernitenin ulus-devlet sistemi eliyle daha da büyütülmesi ve bunun sonucunda güncelde krizli bir hal alarak toplumsal dokuların çözülmesine ve günlük yaşamın dahi çatışmalı bir şekilde sürmesi, kapitalist modernitenin zihniyet ve unsurlarının Ortadoğu krizine çare olamayacağını yeterince kanıtlamıştır. Hem ulus-devlet yöntemleriyle hem de geleneksel dinsel-mezhepçi yöntemlerle Ortadoğu’da kendini ayakta tutmaya veya hakimiyet kurmaya çalışan güçler bulunmaktadır ki, bu yaklaşımlar Ortadoğu krizinin derinleşmesinin nedenleri konumundalardır. Öyle ki bu güçler ancak faşizmle ayakta kalabilmektedir. AKP-MHP rejiminin ulus-devlet, DAİŞ’in dincilik üzerine kurulu siyasetleri bunun en somut örnekleri konumundadır. Kapitalist modernitenin pragmatist politikaları sonucu zemin bulan bu ve benzer siyasi yaklaşımların gerçekte bir karşılıkları yoktur. Çünkü sahip oldukları zihniyet ve araçlarla Ortadoğu krizinin birer parçası durumundadırlar. Kapitalist hegemonik güçlerin ise çözüm geliştiremedikleri zaten ulus-devletçi faşizm ile dinci-mezhepçi faşizmin ortaya çıkışından anlaşılmaktadır. Ulus-devletçi faşizm ile dinci-mezhepçi faşizmin Ortadoğu’da etkili olma çabaları hegemonik güçlerin içerisine düştüğü çözümsüzlük sonucunda bu güçlerle geliştirdiği pragmatik ilişkiler nedeniyledir. Kapitalist modernitenin yapısal krizi derinleştikçe faşizmle pragmatik ilişkilerini derinleştirerek güncel krizlerini hafifletme çabası içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut ABD yönetiminin izlediği politika bu olmaktadır. Bu durum faşizme güç ve meşruiyet sağlamakta ve Ortadoğu krizinin daha da derinleşmesine yol açmaktadır.

Toplumsal gerçekliklerin geleceği tasavvur edilirken güncelde yaşanan sorunlara ne düzeyde çözüm bulunacağı veya bulunduğu belirleyici olmaktadır. Yine yaşanan sorunların temel sebeplerinin çare olarak sunulmak istenen yeni sistemin içerisinde ne düzeyde çözüldüğü aynı derecede önemli olmaktadır. Bu anlamda Ortadoğu’nun yarını tasavvur edilirken tarihsel bağları kurularak güncelde yaşanan krizden çıkışın doğru zihniyet ve araçlarının ne düzeyde geliştirildiği önemli olmaktadır. Ortadoğu’da krizli durumun DAİŞ vahşeti örneğinde görüldüğü gibi trajediye dönüşme boyutuna ulaşması, uygarlık paradigmalarıyla çözümün mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Daha da önemlisi, sorunların ve çözümsüzlüğün sebebi olan bu paradigmaların aşılması ve yeni bir paradigma ile sorunların ele alınması çözümün ilk ve en temel adımı niteliğindedir. Bu da yapılırken çözümü toplumsal doğada, onun ahlaki politik toplum sisteminde aramak, güncelleştirip geliştirmek en doğru yöntem olmaktadır. Uygarlığın zihniyet ve paradigmalarıyla çözüm olmayacağına göre ahlaki ve politik toplumun zihniyet ve paradigmalarını esas almak ve krizli durumdan çıkışı burada aramak en doğru yöntem olmaktadır. Sümerlerde uygarlığın geliştirilmesi esas olarak ahlaki ve politik toplumun dağınık haldeki temel yaşam ilkelerini, doğayı ve yaşamı kavrama, anlamlandırma ve estetize etme hakikatinin bir sistem haline getirilmesiyle olmuştur. Bu yapılırken hakikatin özü çarpıtılmış, sınıflı ve devletçi bir sistemin geliştirilmesi için kullanılmıştır. Uygarlığın ilk kavrama biçimi olan mitolojik-teolojik yöntem, doğal toplumun canlı doğa ve yaşam tasavvurunun bir sisteme kavuşturulmasıyla geliştirilmiştir. Uygarlığın bile kaynak olarak ahlaki ve politik toplum gerçeğini esas alması söz konusudur. Bunu yaparken uygarlık iki yönlü bir faaliyet içerisinde bulunmuştur. Birincisi, ahlaki ve politik toplumun dağınık haldeki yaratımlarını bir araya getirip bir sisteme kavuşturmak, ikincisi, bu hakikatleri çarpıtarak oluşturulan sınıflı ve devletçi sistemin hizmetine koşturmak. Son olarak krizden çıkış ve çözüm biçimleri tartışılırken ahlaki ve politik toplumun, Demokratik Toplum Sistemi olarak hep var olduğunu bilmek ve bu şekilde hareket etmek önemli olmaktadır. Demokratik Toplum Sistemi, ahlaki ve politik toplumun toplumsal sorunlara karşı getirdiği çözüm yöntemlerini ve onun temel kurumlarını ifade eder ki, uygarlığın saldırılarına karşı tarih boyunca direnişlerin geliştirilmesi ve devletçi sistem içerisinde erimeyip alternatif yaşam biçimleriyle toplumsallığın ayakta tutulması bunun somut ifadesidir.

Tüm bu gerçeklikler doğrultusunda Ortadoğu’da sorunların çözümü demokratik toplumun tarihsel sistemini güncel duruma getirmekle, güncelde yaşanan sorunlara çözüm geliştiren bir biçime kavuşturmakla mümkündür. İşte demokratik konfederalizm, demokratik toplumun tarihsel sisteminin güncelleştirilmiş biçimini, ulus-devlet sisteminin yol açtığı kriz ve kaosun aşılması için demokratik toplumun ulus-devlete karşı alternatif sistemini ifade etmektedir. Demokratik Konfederalizm, devlet ve iktidara dayanmadan toplumun tüm demokratik ünitelerinin bir araya gelerek oluşturduğu demokratik yaşam ve yönetim biçimidir. Devlet ve iktidara dayanmaması, demokratik toplum zihniyetini esas alması, toplumsal farklılık ve çeşitliliği oluşumunun gerekçesi yapması, ulus-devlet ulusçuluğuna karşı demokratik ulus anlayışına sahip olması Demokratik Konfederalist sistemin temel özellikleridir. Demokratik konfederalizm, tarihsel olarak demokratik toplumun uygarlık sistemine karşı oluşturduğu demokratik duruş ve direniş örgütlenmesinin çağımıza uyarlanmış halidir. Bu uyarlanış, demokratik modernite anlayışı temelinde kapitalist modernitenin ulus-devlet sistemine alternatif bir sistem olarak ahlaki ve politik toplum unsurlarının en geniş örgütlenmesini ifade eder. Bu anlamıyla demokratik konfederalist sistem güncel olduğu kadar tarihsel, tarihsel oluğu oranda güncel bir sistemdir. Ortadoğu’da güncelde yaşanan kriz, ulus-devlet sisteminin milliyetçilik ve dincilik ideolojisiyle toplumların parçalanmasının ve birbirine düşman kılınmasının, toplumun ulus-devletlere bölünerek hegemonik güçlere hizmet eder duruma getirilmesinin ve toplumun demokratik komünal zihniyetine dayatılan devletçi-iktidarcı zihniyetin yol açtığı sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bunları bir çırpıda sayarsak, zihniyet sorunu, devlet ve iktidar sorunu, yönetim sorunu, demokratik yaşam sorunu, ulus, kavim, inanç ve gelenek sorunu, toplumun öz savunma sorunu, kadın özgürlüğü sorunu, ekonomi ve ekoloji sorunu, sağlık ve eğitim sorunu… Bu temelde somutlaşan Ortadoğu’daki toplumsal sorunların çözülememesinin en temel nedeni bugüne kadar kapitalist modernitenin ulus-devlet zihniyetiyle sorunlara yaklaşılmış olmasıdır. Demokratik konfederalizmin demokratik modernite zihniyetiyle, iktidar ve devlete dayanmadan tüm toplumsal farklılıkları özgünlükleri içerisinde bir araya getiren anlayışıyla, sorunların çözülmemesi beklenemez. Uygarlık sisteminin yol açtığı ve çağımızda kapitalist modernitenin ulus-devlet sistemiyle krizli duruma getirdiği ve üçüncü dünya savaşının merkezi haline gelen Ortadoğu’daki sorunların çözümünün kaynağı ahlaki ve politik toplumun güncellenmiş sisteminde çözülebilir.

Bu temelde tüm toplumsal sorunların yanında Ortadoğu’nun çözümsüz bırakılan ve ağırlaşan başta Kürt, Arap-Filistin ve Yahudi sorunu olmak üzere ulusal sorunların doğru ve gerçek çözümleri Demokratik Ortadoğu Konfederalizmin dayandığı siyasal ve toplumsal zemini ifade etmektedir. Ulus-devlet milliyetçiliğiyle Ortadoğu’da ulusal sorunların çözülemeyeceği kanıtlanmıştır. Tekçiliğe dayanmayan ve özerk yönetim modeliyle devlet kurmayı ön görmeyen demokratik ulus anlayışıyla ulusal sorunların çözümü, ulus-devletçiliğin halkları birbirine düşman eden ve düşüren siyasetinin son bulmasının stratejik çalışmasıdır. Bu çalışma Demokratik Ortadoğu Konfederalizminin geliştirilmesiyle sağlanabilir. Bu temelde Ortadoğu kültürünün tarihsel bir parçası olan Yahudi halkının geleceği ulus-devlet milliyetçiliği ile dinci fanatizmin aşılarak Yahudi halkının ahlaki ve politik toplum kaynağında bulunan demokratik toplum değerleri temelinde yeni bir sistem inşasına girmesi ve başta Filistin halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halklarıyla barış içerisinde yaşaması Ortadoğu’daki toplumsal sorunların çözümünde çok önemlidir ve bu gelişme Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi anlayışla mümkün olabilir. Aynı şekilde Filistin halkının da şii ve selefi fanatizmin ve katı ulus-devletçi anlayışların etkisinden çıkarak mücadele felsefesindeki demokratik-sosyalist değerler temelinde Yahudi halkıyla demokratik ortak yaşam, ortak vatan ve demokratik yönetim sistemini geliştirmesi Filistin halkının yaşadığı yüzyıllık trajedinin sonlanmasının yegane yoludur. Bununla koşut olarak Arap toplumunun ulus-devlet milliyetçiliğinin baskı ve sömürüsü altındaki parçalı durumu Arap toplumunu adeta bezdirmiş durumdadır. Ulus-devlet sisteminin yol açtığı köktenci-mezhepçi hareketlerin gerçekleştirdikleri vahşetlerle beraber düşünüldüğünde Arap halkının sorunlarının çözümünün aciliyeti ortaya çıkmaktadır. Arap halkının demokratik birliğini sağlamak demokratik konfederalizmin Ortadoğu ölçeğinde örgütlenmesini ifade etmektedir.

Ortadoğu’da çözümsüz bırakılan diğer önemli sorun da Kürt sorunudur. Kürt sorununun çözümü, Ortadoğu’da sömürgeciliğin sonlanması ve halkların özgürleşmesinin önünü açacaktır. Kürdistan üzerindeki sömürgeciliği sonlandırmak ve Kürdistan halklarının demokratik bütünlüğünü yeniden sağlamak için demokratik konfederalizm en uygun çözüm modelidir. Kürt halkının kırk yılı aşkın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin açığa çıkardığı pratik ve düşünsel tecrübe ile demokratik konfederalizm çizgisinde önemli mesafeler kat etmiş durumdadır. Başta Kuzey ve Doğu Suriye deneyiminde somutlaşan boyutu olmak üzere mücadelenin yoğunlaştığı diğer yerlerde de bunun düşünsel temelleri atılmıştır. Kürt halkının sorunlarının gerçek çözümü Kürdistan ve Ortadoğu’nun diğer halklarıyla demokratik ulus anlayışıyla ortak yaşamasından geçmektedir. Kapitalist sistemin neden olduğu Kürt sorununun sistemin araçlarıyla çözülemeyeceği yeterince anlaşılmıştır. Bu anlamda Kürt halkının kırk yılı aşkın mücadelesiyle açığa çıkan sonuçların Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi temelinde Ortadoğu’daki diğer halkların mücadelesiyle birleştiğinde Kürt sorununun çözümünü getirmekle kalmayacağı, diğer halkların özgürleşmelerine belirleyici katkı yapacağı Kuzey ve Doğu Suriye pratiğine bakılarak öngörülen bir durum olmaktadır.

Kadın özgürlüğü sorunu da en doğru çözümünü Demokratik Ortadoğu Konfederalizminde gerçekleştirebilir. Ortadoğu’da diğer tüm sorunları çözümsüz bırakan, kendisi çözülmedikçe diğer tüm çabaları anlamsız bırakan ve toplumsallığın komünal demokratik özünü ifade eden kadın özgürlüğü sorunu güncel olduğu kadar tarihsel bir gerçekliği ihtiva etmektedir. Başta kapitalist modernite ve ulus-devlet sistemi olmak üzere tüm uygarlık sistemleri cinsiyetçi topluma dayanan, bu yönüyle kadın doğasına karşıt olan ve onu sömüren bir karaktere sahiptir. Kadının örgütlü iradesiyle Demokratik Ortadoğu Konfederalizmine katılımı hem kadın özgürlüğü sorununun çözümü hem de Ortadoğu’daki tüm sorunların çözümü açısından stratejik bir anlam arz etmektedir.

DAİŞ faşizminin saldırılarında görüldüğü gibi demokratik toplum sisteminin geliştiği yerleri hedefleyen saldırılar gelişmektedir. Yine Afrin örneğinde görüldüğü üzere ulus-devletin saldırıları gelişebilmektedir. Bu durum toplumu ve demokratik yönetim sistemini savunmanın önemini ortaya koymaktadır. Demokratik konfederalist sistemde öz savunma anlayışı esastır. Ulus-devletten ve DAİŞ faşizminde görüldüğü gibi kapitalist modernite zihniyetli kesimlerden gelecek saldırılara karşı öz savunma sistemini geliştirmek en başat çalışma olmaktadır. Ortadoğu Üçüncü Dünya Savaşı sürecinde mücadelenin çatışmaya dönüştüğü, savaşın gittikçe yoğunlaştığı merkez konumundadır. Hem hegemonik güçlerin hem de statükocu ulus-devletlerin doğrudan veya vekaleten yürüttükleri savaşlar söz konusudur. Ortadoğu’daki bu gerçeklik dikkate alınarak Demokratik konfederalist sistemde tüm birimlerin öz savunma sistemlerini geliştirmesi, demokratik yönetim sistemini savunması önemli olmaktadır. Bu da geliştirilecek Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi ile sağlanabilir. Hem hegemonik sistemin saldırıları, hem de dinci ve ulus-devletçi faşizmin saldırıları ancak tüm bölge ölçeğinde inşa edilmiş savunma sistemiyle kırılabilir. Hegemonik sistem, ulus-devlet ordularına dayanarak Ortadoğu’da hakimiyet geliştiriyor. Konfederal sistem içerisinde savunma sisteminin geliştirilmesiyle orduların işgalci bir güç olarak hegemonik güçlere hizmet etmesinin zemini ortadan kalkmış olacaktır. Ulus-devlet orduları yanı sıra ulus-devletin çıkarına hizmet eden tüm paramiliter güçlerin dayandığı zemin de toplumun gerçek öz savunma sisteminin geliştirilmesiyle ortadan kalkmış olacaktır.

Demokratik konfederalizmin vurgulanması gereken önemli özelliklerinden biri de hegemonik bir sistem olmamasıdır. Uygarlık sistemleri devlet ve iktidara dayanan hegemonik sistemlerdir. Uygarlık sistemleri merkezi iktidar, merkezi uygarlık ve hegemonik merkez sistemine dayanırlar. Tarih boyunca merkezi iktidar ve hegemonik merkez sistemiyle demokratik toplumun bulunduğu her yere uygarlık sistemi taşınarak toplum zapturapt altına alınmış, herkes ve her şey hegemonik merkezin çıkarlarına koşturulmuştur. Uygarlığın kesintisiz sömürü ve toplum üzerindeki hakimiyeti, dolayısıyla tüm yaşamın hegemonik çıkarların kurbanı yapılması hegemonik karakterinden ötürüdür ve bu durum önemli bir toplumsal sorunu ifade etmektedir. Demokratik konfederalist sistem öz yönetim ve doğrudan demokrasiye dayanan özelliğiyle hegemonik ilişkiler değil, özgür ve demokratik birliktelikler geliştirme kabiliyetinde olan bir sistemdir. Demokratik konfederal sistemde demokratik ünitelerin geliştirilmesiyle hegemonik ilişki ve merkezin gelişmesinin önü alınmakta ve bu şekilde hegemonik sistemin aşılmasının gerçek zeminini oluşturmaktadır.

Tüm bu sonuçlar ışığında, tüm toplumsal kesimlerin ve toplumun tüm alanlarının demokratik konfederal örgütlenmelerini sağlamaları temelinde Demokratik Ortadoğu Konfederalizminin inşası Ortadoğu’daki sorunların çözümü ve krizin aşılmasının stratejik adımını ifade etmektedir. Ortadoğu’da ulus-devletçilik sürdürülebilir bir sistem olmaktan çıkmıştır. Tüm sorunların kaynağı olan bir sistemin gerçekte bir çözüm olması zaten söz konusu değildi. Böylesi bir iklimde koşullar toplumun demokratik örgütlenmesinin geliştirilmesi için tarihsel fırsatlar sunmaktadır. Tarihsel tecrübeler ışığında inşa edilecek Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi, demokratik modernite anlayışıyla demokratik toplumun evrensel çözümüne giden yolun da temel adımını ifade etmektedir. Ortadoğu, toplumsallığın yoğunlaştığı alan olması itibariyle evrensel bir özellik ihtiva etmektedir. Ortadoğu’nun bu karakteri dikkate alındığında geliştirilecek Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi ile sadece Ortadoğu’daki krizin aşılması değil, kapitalist modernitenin yapısal kriz yaşadığı bir süreçte demokratik toplumun evrensel çözüm gücünün öncü merkezi olacağı beklenen bir gerçeklik olmaktadır. On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da inşa edilip geliştirilmek istenen enternasyonal denemeleri kapitalist modernitenin zihniyet, araç ve yapıları aşılamadığından başarılı olamamıştı. Bunda tarih ve toplumun sınıf ve ekonomiye dayalı tahlil edilmesi ile devrimin öz araç ve yapılarının geliştirilememesi etkili olmuştu. Reel sosyalizm ve ulusal kurtuluş hareketleriyle bu yaklaşım aşılamadığından, çözülüp dağılmaları söz konusu olmuştur. Adına Sovyet denilmesine rağmen Sovyet sistemi gerçekte işletilememiştir. Konfederal bir örgütlenme yerine ulus-devletçi ve hegemonik sistemin inşası geliştirilmiştir. Yirminci yüzyıl boyunca yapısal krizlere rağmen kapitalist modernite sisteminin yıkılıp dağılmaması esas nedeni de bu olmuştur. Tarihsel dersler ışığında Demokratik Ortadoğu Konfederalizminin inşası, bir önceki dönemde denenen ancak başarılı olunamayan Enternasyonal çalışmayla amaçlanan mücadele ortaklığının sağlanmasıyla sınıfsız, sömürüsüz, baskısız bir dünya özleminin bu sefer demokratik modernite zihniyeti ve paradigması ışığında atılan öncü ve stratejik adımı olacaktır.

 

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.