Düşünce ve Kuram Dergisi

Komünaliteye Doğru Yerel Yönetimin Dönüşümü

Metin Yamalak

 

“Yerel yönetim” ve “komün” olgularını kavrama ve anlama çabası sadece teorik bir tartışma değildir. Daha yakıcı ve zorunlu sebepleri var bu tartışmanın; ekolojik, demokratik, eşit, özgür bir yaşam arayışı ve inşası gibi! Murray Bookchin’in dediği gibi; “insanlık insani olandan daha aşağıda duran bir yere ulaştı.” Bunu kendimiz için düzeltmek, en azından içinde insan kalarak yaşayabileceğimiz eşit, özgür, ekolojik bir toplumsallık inşa etmek zorundayız. Tartışmalarımızın genel çerçevesi budur. Yerel yönetim ve komün konuları ise bu genel konuların bir boyutudur.

“Yerel yönetim” ve “komün” kavramlarının neyi karşıladığını ve anlamlarının ne olduğunun cevabı her paradigma ve ideolojiye göre farklıdır. Demokrasi kavramının tanımındaki farklılıklar gibi; formun değilde formun içini dolduran amaç ve araçların, tarz ve yöntemlerin niteliğini belirleyen felsefe ve bunun siyasal, düşünsel açılımlardır. Yaygın anlam olarak “yerel yönetim” merkezi yönetimin karşıtı gibi algılanmaktadır. Ancak çoğunlukla merkezi yönetimin uzantısı olarak örgütlendirilmiştir. Özellikle ulus-devlet sisteminde yerel yönetim kesinlikle böyle örgütlendirilmiştir. Valilik, il genel meclisleri, kaymakamlıklar, belediyeler hatta muhtarlıklar ulus-devletin yerel yönetim anlayışının karşılığı oluyorlar. Ulus-devlet sisteminde yerel yönetimler, toplumun kendisini yönettiği kurumlaşmalar değil devleti yerele taşıyan kurumlardır. Bu sebeple topluma ait olmaktan çok devlete aittirler. Tarihsel olarak topluma ait olsalar bile devletleştirilmişlerdir. Toplumu kuşatan “demir kafes”in (Max Weber) parmaklıkları oluyorlar. Ancak belediye ve muhtarlıklar toplumun kendi kendinin yönettiği yapılara en kolay dönüştürülebilecek kurumlardır.

“Yerel” kavramının gerçek karşılığı olan “toplum”, “halk” ile sürekli temas ve ilişki içinde olan belediye, devletin idari birimi gibi oluşturulmuş olsa bile topluma ait bir kuruma dönüştürülebilir. Bu ilişki ve kurumsal niteliği belirleyen şey onun yerel olması, yerel işleri yerine getirilmesi değil; onun demokratik niteliği, hangi anlayış ve zihniyetle iş yapma amacında olduğudur. Yerel yönetimi peşinen demokratik saymak, peşinen halkın yönetimi saymak bir yanılgıdır.

Dünyada var olan devletlerin tamamına yakını üniter birlik esaslı ulus-devlet sistemleridir. Demokrasiyi nitelik belirleyici kriter olarak aldığımızda, her bir devlet diğerinden farklıdır. Askeri, oligarşik, dini diktatörlüklerden; sivil toplumun etkin, belirleyici olduğu devletlere kadar değişik, pozitif, negatif özellikleri olan devlet tanımları oluşacaktır. Her bir devletin özgün tanımı (demokratik-antidemokratik) o devletin anayasasında, kanunlarında hukuki temsilini bulurken, bu hukuki temsilin belirlediği kriterler o devletin bütün idari kurumlarının sınırlarını, yetkilerini, tarzını, yöntemini belirlemektedir. Her bir devlette yerel yönetimler olmakla beraber her birinin nitelikleri birbirinden farklıdır. Bu durum, tek bir yerel yönetim tanımı varmış gibi değerlendirme yapmamızı engellemektedir.“Özyönetim” biçimleri olarak değerlendirilen özerklikler, federasyonlar, konfederasyonlar, özerk belediyeler, yerel hükümetler gibi kavramların altında “yetki ve sorumluluk” yönünden, her devletteki kurumsal yapılar aynı isimle tanımlansalar da nitelik olarak hiçbiri bir diğeri ile aynı değildir. İtalya’daki özerklikler ile İran’da, Rusya’daki özerklikler, nitelik olarak çok farklı olduğu gibi aynı ülkede bulunan özerklikler de nitelik olarak farklıdır. Bunlar “yerel yönetim” olarak isimlendirilerek değerlendirilirse de onların nitelikleri birbirinden (negatif-pozitif) çok farklıdır, ayrıntıları konumuzu aşan boyuttadır, değinmekle yetiniyoruz.

 

Yerel Yönetim ve Ulus-Devlet Çelişkisi

Yerel yönetim, ulus-devlet ile kendi kendini yönetmek isteyen toplumun mücadele arenasıdır. Ulus-devlet bir sürü idari-yönetsel kurumlarıyla yerel yönetimleri kuşatarak, olabildiğince yetkilerini gasp ederek, onu devletin merkezi yönetim politikaları doğrultusunda işlemeye zorlar. Devlet, hak ve özgürlükler talepli toplumsal tazyiki de yerel yönetimler sahasında karşılayarak elimine edip manipüle ederek, olabildiğince etkisizleştirerek en minimum seviyeye düşürerek öyle kabul etmektedir. Toplumsal sorun ve ihtiyaçlar hiçbir zaman gerçek boyutları ve niteliğiyle devlete ulaşamaz. Devletin bürokratik mekanizmaları arasında ufalana ufalana gerçek nitelik ve vasfını kaybeder. Adaletsiz, anti-demokratik yönetim karşısında biriken toplumsal tepkiler, yerel yönetimlerde uğraştırılıp deşarj edilerek nötrleştirilir. Tepkinin şiddeti devlete ulaşmadan yerel bürokraside parçalanır. Yerel yönetimler, merkezi yönetimin yarattığı sorun ve haksızlıklar karşısında oluşan tepki ve öfkeyi karşılayan ilk kurumdur ve bir nevi darbe emici rol oynar. Veya bu rolü oynamak zorunda kalır. Toplumsal kesimlerin biriken talepli enerjileri, topluma doğrudan temasın gerçekleştiği bu yerel yönetim alanında boşaltılır. Devletin içine sızmasına, devleti hedef almasına müdahale edilir ve yerel yönetimlere yönlendirilir. Depremler, yangınlar, seller, çevre felaketleri, maden kazaları, işsizlik, pahalılık, barınma, beslenme sorunları, ulaşım, iletişim sorunları vb. hepsinde sorumlular, devlet ile toplumun çarpıştığı yerel yönetim hattı üzerinde aranır. Çoğunlukla da orada bulunur. Merkezi yönetim ve ortakları (hükümet, devletin üst bürokrasisi, sermaye çevreleri ve oligarşinin diğer bileşenleri) gözden, sorumluluktan, suçluluktan kaçırılır.

Bir kriter olarak belediyeyi “yerel yönetim” olduğu için değil de “toplumun kendi kendini yönetme düzeyi”, “komünün nitelik düzeyi” , “toplumun yönetime katılım düzeyi” ile ölçme değerlendirme yapmak daha isabetli olacaktır. Bu nitelikler olmadığında yerel yönetimler devletin toplumun içine uzanan kolları olarak işlev görmektedir. Toplumun siyasete belirleyen düzeyde bir katılımı yoksa halk tarafından seçilmiş yerel yönetim görevlileri de iktidarcılığın taklidini yapmaktan öteye gidemezler. Yerel yönetimler kendi kendini yöneten nitelikte olmadığında toplumsal maddi-manevi değerleri devletleştirmekte ve bunlardan rant devşirmekle meşgul olacaktır. Vergi, tapu kaydı, sicil kaydı, gelir gider kaydı, üretim-tüketim kaydı, alım-satım kaydı, imar kaydı, devir kaydı, doğum kaydı, kira kaydı gibi uzayan tüm işlemler, kayıtlar ilk önce yerel yönetimlerde gerçekleştirilir. Bahçede yetişen domatesten, iki insanın evlenme kararına kadar devletin hiç olmaması gereken özel, manevi, mahrem şeyler dahil yerel yönetimlerde devletleştirilir.

Toplumsal ilişkiler karşılıklı etkileşim yaratan ilişkilerdir. Her ilişki eşit derecede olmasa bile karşılıklı etkileşim yaratır. Devlet-toplum ilişkisinde, devlet toplumu devletleştirme amacında olduğu gibi, toplum da devleti toplumsallığa saygı ve uyum göstermeye zorlayabilir. Bunun da en yoğun yaşandığı yer, yerel yönetim alanıdır. Devlet olabildiğince her şeyin merkezi yönetimi bağlanmasını ve her şeyin merkezi yönetim tarafından belirlendiği bir kurumlaşma yaratmaya çalışmaktadır. Bu şekilde yerelin bütün ekonomik, siyasal, sosyal, maddi-manevi olanak ve değerleri üzerinde belirleyici kullanım imkanına kavuşur. Yerel yönetim ise devletin tersi olarak devletten boşaltılarak, kendi kendini belirleyen olanaklar, durumlar oluşturmaya çalışır. Bu etkileşim birkaç yılda bir yapılan seçimlerle gerçekleşen bir durum değil. Olayların günlük olarak aktığı toplumsal katılım da olur. Toplumun katılım oranı, bu etkileşimlerin yerel yönetim ya da devletle yine gerçekleşme durumunu belirler. Bir belediye, yaptığı bütün projelere toplumu doğrudan dahil edebilir, projelerin tartışılıp somut fikir haline gelmesinden karar düzeyine varmasına, ihale sürecinde pratikleşmesine kadar her aşamasına toplumu dahil edebilir veya toplum örgütlü gücüyle bunu sağlayabilir. Her projeyi toplumla beraber tartışıp kararlaştırarak toplumun bizzat yöneticisi olduğu, katılım gösterdiği kolektif şirketler, kooperatifler yapılacak çalışmaları pratikleştirebilir. Yerel yönetim bu demokratik yönetime en açık yapıdır. Ancak bu şekilde demokratik davranırsa rant olanaklarını ortadan kaldıracaktır. Her şey şeffaf, denetlenebilir ve gözlemlenebilir olacağı için, hileli ihalelerin, kişi kurum ve kuruluşların haksız kazanç sağlama, sömürme, aldatma, toplumun ve doğanın değer ve emeklerini çalma ve zarar verme olanağı en minimuma inecektir. Bunun çatışmasız, mücadelesiz olması beklenemez. Rant, sömürü, iktidar olanaklarını kaybedenler ile yerel yönetimi kendi kendini yöneten toplum olmak üzere dönüşüme zorlayan toplum arasında siyasi, hukuki, ekonomik çekişme, çatışma, mücadele kaçınılmazdır. Bu bağlamda yerel yönetim-belediye-aynı zamanda halkın ve halk için çalışanlar ile halkın emek ve değerlerini çalmak için uğraşan bütün kişi, kurum, kuruluşların mücadele alanıdır. Bu durumda etkileşimin niteliğini zihniyet, siyasal fikir ve bu siyasal fikrin belirlediği amaçlar doğrultusunda gerçekleşen mücadele belirleyecektir. Peşinen belediyenin-yerel yönetimin demokratik sayılması mümkün değildir. Niteliğine bakılmadan “halkın kendi kendi yönetmesi” olarak tanımlanamaz. Yerel yönetim demokratikleşmeye en açık idari kurumdur. Ancak çok anti-demokratik bir yöntemle de yönetilebilir, yetkilerinin çoğu merkezi yönetimde olabilir; merkezi yönetimin izni olmadan çoğu işi yapamayabilir. Bütün bu durumdan yerel yönetimlerin hangi nitelikte işletilmek isteniyorsa ona göre şekillendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Bu tanımlamalardan hareketle mevcut ulus-devlet sisteminde, yerel yönetimler devletin idari birimleri olduğu için komün değildir ancak komünleştirebilir, çalışmalarının çoğunluğu komün niteliğe kovuşturulabilir. İçinin nasıl doldurulacağı, onu yönetenlerin siyasal anlayışlarına ve siyasal tutumlarına bağlı gelişecek bir durumdur. Belediyelerin tarihsel ilk biçimleri demokratik nitelikleri ifade eden yönetim biçimi olabilir. Devlet sistemi içinde olsa da komünal toplumun gelenekselleşen, kendi kendini yönetme özelliklerinin bir kısmını barındırabilir ancak ulus-devletlerle bu özelliklerin çoğu yok edinmiştir.

 

Komün ve Yerel Yönetim İlişkisi

Arapça’da “belediye” şehir yönetimi demek. Bu yönetimin niteliğini belirleyen otonomi, federasyon, konfederasyon, anayasal otonomi, idari otonomi, kültürel otonomi, siyasal otonomi gibi kavramsal tanımlamalar ulus-devlet hukuku içinde tanımlanmış ve ulus-devlet ile farklı kimlik ve özgünlükleri bulunan toplumları, bu hukukun belirlediği sınırlar içinde resmiyete kavuşturma durumudur. Yerel yönetim bu resmiyet dairesi içinde algılıp işlevselleşmektedir. Komün ise, bu resmiyet, devlet hukuku veya devlet yurttaşlığı gibi olgulardan azade; onların anlam ve bağlarından çok farklı bir anlayış ve amaç üzerine yerleşerek oluşan toplumsal yaşam biçiminin kendisidir. Toplumun varoluşu resmiyet veya devlet hukuku ile alakalı bir şey değildir. Toplum bunlarla var olmadığı gibi bunlar olmadığında da yok olmaz. İnsan ve toplum birbirinin koşullu olup biri olmadan diğerinin var olamayacağı gibi, tek varlığın iki yüzüdür. Birbirini yaratan bir diyalektliğe bağlıdır ve komünalitesi “ikinci doğa” oluyor. İnsan-toplum olarak var olabilmenin nitelikleri olan ahlak, politika, kültür-sanat, inanç gibi maddi ve manevi varoluşun gerçekleşmesi ile açığa çıkan bir olgudur. Maddi ve manevi oluşumların birleşerek (kom) yoğurulup sentezlenmesi ile oluşan yaşama biçiminin komünalite olmasının temelinde bu birlik esaslı gelişme vardır. Bugünün modern oluşumları da bu tarihsel varoluş gerçeğine uyumlu olmalıdır. Çünkü insan ve toplumun varoluş habitatı komünalitedir.

“Komün” kavramının ifade ettiği şey ise (genel) yönetim veya genel tanımı ile şehir yönetimi-belediyeden bambaşka bir şeydir. Yerel yönetim, bir kurum niteliğini, kurumsal bir formu ifade ederken komün ise her türlü toplumsal ilişki ve sosyalitenin oluşturucu dokusudur. Tıpkı bedendeki hücreler gibi. Bütün organlar hücrelerden oluşur o kuşatıcı, oluşturucu bütündür. Her organın-formun oluşumunda temel maddedir ama hiçbir zaman bir forma, şekli hapsolmaz. En katı oluşumlarda bile akışkan özelliktedir. Maddi olduğu kadar manevi (psikolojik) niteliktedir. Bir vücudun veya organlarının sağlığı, hücrelerin sağlığına bağlıdır. Tüm tıbbi tedaviler de organa veya bedene yönelik değil, hücrelerin sağlıklı gelişme ve yaşamasına yönelik yapılmaktadır. Komün de doğanın-evrenin diyalektiğine uyumlu bağımlı bir oluşum olup her eylem ve söylemin toplamından oluşur. Noktalardan oluşan doğru ve eğrilerinin oluşturduğu yaşamın tamamıdır. Devletin, kentin, köyün, mekana hapsolmuş tüm oluşumların ötesindedir. Madde ile manadan yoğrulmuş bir sarmaldır. Bütün kıvrımlarında beraber var olan bir oluşum, eylem halidir. Temelinde “kom” olma felsefesi vardır. Birlik; tüm madde ve manaların uyumlu birliği ilkesine uyan bir konu olma! Komün, dar ve sığ bir tanımlamayla, bir kısım maddiyatın pay edilmesi değildir. Anlamın, kavramın oluşturduğu etik ve estetik bütünlüğünün oluşturduğu anlama göre, maddi ve manevi toplumsal yaşama şekil vermesidir. Örneğin komünde “dayanışma” basit bir acıma olgusundan doğmaz; eşit, özgür birlik olma felsefesinin oluşturduğu sorumluluk ve gerekliliği eylemidir. Eylem onun sonuç kısmı olup maddi yönüdür ve temelinde manasal birlik “kom” vardır. Komün kendi başına bir kurum değildir ancak bütün kurumlara biçim veren eşit, özgür, toplumsal yaşam biçiminin kendisidir.

İktidar-devlet, toplumsal varoluş hakikatinde oluşan anomalidir. O bünyeye zarar vermekten başka bir sonuç yaratmamaktadır. İktidar ve devletin yaptığı şey toplumun ve doğanın oluşturduğu tüm şeyleri tekeline almak olmuştur. Komünalite toplumsal var olmanın hakikatiyken; iktidar-devlet ve komünaliteye yabancı ve karşıt olan yapılardır. Zararlı ve fazlalıktır. Sistemli bir kararlılıkla ve kültürel, sosyal evrim diyalektiğini bozmadan, bunların toplumsal yaşamdan çıkarılması gerekir. Özellikle de toplumun kendi kendini yönetme niteliğini gasp edip tekleştirdiğinde toplumsallığın diğer nitelikleri de işlevsiz, işlemez ve sadece kültürel bir gelenek olarak kendini devam ettirebilen bir duruma düşer.

 

Sonuç;

Siyasal nitelik, toplumsallığın bütün diğer niteliklerini işlevselleştiren bir olgudur. Siyasal yönetim niteliği gasp edilmiş toplumda ahlak kendini politikaya dönüştürmediği için hem gerilemekte, hem de iyi niyetli insanların erdemli özelliği gerileyerek toplumsallıktan bireyciliğe doğru daralmaktadır. Örneğin sanat-estetik, politikayla tamamlanmadığında toplumsal gelişme ve manevi olarak yücelme amacından saparak, topluma rağmen geliştirilen bir kâr aracı, metaya dönüştürülmektedir. Dayanışma, yardımlaşma, ortaklaşma gibi politik karar alma ve eylem vasfından soyutlanan kültürel, ahlaki bir bireysel “iyilik” eylemi ve niteliğine gerilemektedir. Bu durum aynı zamanda toplumsallığın niteliklerinin gerilemesi, aşınması, parçalanmasıdır. Komünal toplumsallığın politik niteliğiyle gerçekleşmediği durumda en asgari yaşam, ilişki ölçüleri olan dayanışma, birlik, yardımlaşma gibi edinimler nitelikler, iktidar ve devletin geliştirdiği toplumlarda azami ve bireysel olarak sergilenen “iyilik”, “lütuf” gibi edim ve nitelikler biçimine almıştır. Ancak toplumsal komünalite hücre hücre geliştirilerek bu olumsuz durum tersine çevrilebilir.

Toplumsal tarihte, komünalite ve iktidar-devlet oluşumundan sonra açığa çıkan toplumsal yarılma, iki karşıt toplumsal var olma hali olarak günümüze kadar süre gelmiştir. Bugünün sorunları, bu tarihsel, karşılıklı mücadele sürecinde biriken sorunların toplamıdır. Bunu, toplumun komünaliteyi ifade eden hücrelerini tedavi edip sağlıklı çoğalmalarını sağladığımız oranda tersine çevirmek tarihsel ve güncel görevdir. Yerel yönetim, bu inşada bir araç olmayı ifade ederken, komünalite; bütün araçların, kurumların, ilişkilerin, sosyalitenin, toplumun kendi tarihsel doğasına, evrendeki diyalektikle uyumlu yaşama dönüşmesini ifade etmektedir.

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.