Düşünce ve Kuram Dergisi

Belediye Komündür

Rojbin Çetin

 

“Belediye Komündür, Ahlaki-politik Toplum İfadesidir!”*

 

Aslında başlığımız tanımlamasını da kapsamını da içermektedir. Diyebilirim ki, teori ve pratiğiyle amacını izah etmektedir. Çünkü kavramlar kurulurken asıl işlevini, yapısallığını, uygulamasını içinde barındırmaktadır. Tabi bu kadar değil; mühim olan anlama denk gelen önemi ekseninde inşasını gerçekleştirmiş olmasıdır. Yerel yönetimler ve komünün önemi de politikanın işlevlerinden olan demokratik özneler yaratmaktadır. Yani, toplumsal politikadır. Ahlaki-politik toplumun öngördüğü ekolojik, ekonomik örgütlenme biçimidir. Dayanışma ve ortaklaşmanın esas olduğu komünalliktir. Katılımcı, demokratik ve toplumcudur.

Kadın öncülüğünde yapılanan yaşam, kadın etrafında şekillenen toplumsallık eşitlikçi, özgürlükçü temele dayanıyordu. Fikriyatı, toplumu oluşturan bireyler arasında farklılığın gözetilememesi, toplumun sürdürülmesinde her bireyin etkin ve katılımlı olmasıdır. Bu toplumsal örgütlenme, Abdullah Öcalan’ın toplumun “ana hücre” diye nitelediği klandır ve komünaldir. Ahlaki ve politiktir; eşitlikçi, sınıfsız bir toplumsallıktır. Karar alma sürecinden, kararın uygulanmasına kadar bir tartışma kültürü mevcuttur. Baz aldıkları ise kararın birlikte alınması ve klanın yararına olmasıdır. Doğal bir iş bölümü vardır ve mülkiyetçilik yoktur. Üretim ve tüketim kolektif eksenlidir. Ana-kadın toplumsallığının değeri, üretkenliğinin, emeğinin, paylaşımının, dayanışmanın şekillendirdiği kültürel ve ekonomik değerlerdir.

Eşitlikçi, özgürlükçü bir toplumsallık, demokratiktir. Ademi merkeziyetçiliğe dayalı toplumsal doğayla uyumlu, ekolojik dengenin korunduğu yerinden yönetim yerelliğin güçlenmesidir. Yerinden yönetimin bilinci, merkeziyetçiliği reddeder. İlkesi; özgüç ve iradedir. Öz de, demokratik toplumdur ve dayanaktır. Zihniyeti katı otorite değil, toplumsal vicdan ve ortak akıl esaslı ahlak ve politikadır. Kadın özgürlükçü toplumsallıktır. Demokratik sosyalist bir kültürleşmedir. Nosyonu, barışçıl ve demokratik toplumculuktur. Esas olan da komünal değerlerin hayata yerleşmesidir.

Komünal sistemde yereldeki ilişki ve koordinasyon esnektir. Bürokratizmi dağıtan, iktidarlaşmayan uygulama alanıyla en küçük topluluğun, ‘kom’un kendi kararını aldığı bir işleyiş ve potansiyele sahiptir. Doğa ve toplum kırımıyla mücadele ederek dillerin, kültürlerin, doğal zenginliklerin korunması ve yaşamsallığı için politikalar geliştirir. Farklılıkların tarihsellikleri ve kültürleriyle yaşamalarını öngörür. Özgür yurttaşlık bağlamında kimliklerin varlığını sürdürebilmesi çabasındadır. Ortak yaşam denilen komünallik, birbirini var eden bu toplumsallığın avcılık ve toplayıcılık döneminden geldiği arkeolojik kalıntılarla ispatlanmıştır. Klan toplumuna dayanan bu yaşam tarzı, örgütlenmesi kadın öncülüklüdür. Etkileşimleri ve rolleri birbirini tamamlama tarzındadır. Avcılık ve toplayıcılıkta doğal bir iş bölümü söz konusudur. Kadın ve erkek arasında hiyerarşik olmayan üretim tarzı ve emek düzeyi katılımcılığın göstergesidir. Temel duruşları kolektifliktir. Komünal olan bu dönem toplumcu yaşamın zirvesini ifade eder. İlk gelişen bu toplumsal sistemin kadın etrafında şekillendiğini belirtmiştik. Klan toplumun kadını seçmesi tesadüf değildir. Yaşamı anlama kavuşturması, beslenme, barınma, üretime ürünlerden nasıl faydalanacağını hesaplaması, paylaşımcı olması, ekolojik yaklaşımı belirleyici olur. Yaşamın sürdürebilirliği için olgular ile toplum arasında uyum sağlamak kadın zihniyetinin ürünüdür.

Toplumu bir arada tutan en önemli bağ iyi ve doğru olanı yapmaktır. Bunun kimlik ve kişilik özellikleri haline gelmesidir. Klan toplumu bunu doğal bir biçimde yaşamaktadır. Zora dayalı olmayan ilişki; işlerinde danışma, tartışma ve deneyim aktarımına dayalıdır. Bu durum ahlak ve politikanın en güçlü ifadesidir. Doğal toplum özelliklerinin zemin hazırladığı klan biçimindeki ilk yaşamsal örgütlenme; tarım tarzı üretim şekli ve ilişki devrimi, köy biçiminde toplumsallaşmayı geliştirmektedir. Klan yaşam tarzı, neolitik dönemin üretim ilişkileriyle birlikte ivme kazanır. Anacıl toplum denilen bu dönem uzun bir zamana yayılır. Çünkü en temel özelliği maddi ve ideolojik kültürün dengeli bir uyumunun olmasıdır.

Ahlaki-politik toplumun demokrasi, özgürlük ve toplumsal politikayla bağı itibariyle bu kavramların anlamına bakmakta fayda var. En genel anlamıyla ahlak; mutlak olarak iyi olduğu düşünülen davranışların bütünü, insanların esas aldığı kurallardır. Abdullah Öcalan, ahlakın politikanın tarihi kurumsal halini almış gelenek olarak tanımlanmasının mümkün olduğunu ifade eder. Toplumsal vicdan olan ahlakın olduğu yerde sömürü ve iktidar yer edinemez. Güçlü ve sürekli olan toplumsal değerlerdir.

Politika ise, Grek kökenli olup, “şehir yönetimi” anlamındadır. Ancak politika kavramı öneminden saptırılmış, toplumsal anlamı aşındırılarak iktidarı ve yönetim erkini çağrıştırmaktadır. Birçok kavram ve kuramda olduğu gibi bu da Avrupa merkezli sosyal bilimlerin yaratımıdır.

Abdullah Öcalan, politikayı özgürlükle özdeşleştirmektedir. Toplumun hem düşünce hem eylemle kendiliğini, kimliğini bilince çıkarması, geliştirmesi savunması söz konusudur. Politika öz yönetim erki haline dönüştüğünde demokratik bir kimlik kazanırken, iktidar yönetimi ise inkar ve kendiliğinden bir sapma olarak değerlendirir.

“Gerçek politika, toplumun hayati çıkarlarını, özgürlük, eşitlik ve demokrasiden başka hiçbir kavramla izah edilemez. O halde politika esas olarak ahlaki ve politik toplumun her koşul altında bu niteliğini veya varoluşunu sürdürebilmesi için yapılan özgürlük, eşitlik ve demokratikleşme eylemliliği demektir.” (Abdullah Öcalan, Özgürlük Sosyolojisi)

Arendt’e göre politika, ilk anda aklınıza geldiği gibi iki yüzlü bir tavizkarlığın, eğilip bükülmenin olağan görülmesi ve ne pahasına olursa olsun amaca ulaşma hırsıyla her şeyin mübah sayılması değildir. Tam tersine insanların ortak bir dünyayı nasıl paylaşabileceklerini keşfetmek ve paylaştıkları şeyleri sıradanlaştırmadan, banelleştirmeden nasıl genişletebilecekleri üzerine düşünmek demektir. Politika özgür söz ve eylemin, özgür insanların örgütlü bir siyasal birim-polis(kent) içinde kamusal söz ve eylemlerden oluşur. Yani politika, farklılık (çoğulluk) ve özgür eylem olanağının olduğu yerde ortaya çıkar diye belirtir. Yine B. Crick, “özgürlüğün bedeli, sürekli uyanık olmaktan daha fazla bir şeydir. Politik eyleme edebi bağlılığı gerektirir” diye politikayı vurgular.

Politik dayanışmanın temeli duygular değil, ilkeselliktir. Doğal toplumun harcı da budur. “Ahlaki-politik derken tarih öncesinden bahsetmiyoruz. Ne kadar aşındırılsa, çürütülse ve parçalansa da ahlaki-politik toplum hep varolacaktır. Toplumsal doğa varoldukça da varolacaktır belirlemesiyle Abdullah Öcalan yeni despotizmin distopik politikalara karşı varoluşu özgür eşit ve demokratik kılan gerçek politikanın her yerde olma zorunluluğunu yeniden bizlere hatırlatır.

Halkın politikalardaki değerini arttırmak, katılımcılığını kurumsallaştırmak öz yönetim gereğidir. Demokratik öz yönetimi geliştirmek, toplumsal demokrasiyi inşa etmeyi mümkün kılmaktır. Gelişmiş ve bütünleşmiş toplumsallık da demokratik sosyalizmdir. Bu açıdan stratejiktir. Pratik politikası, teorisine denk olacak programsal, örgütsel ve eylemsel yapılanmalarının geliştirilmesidir. Yaşanılır kentler ancak demokratikleşen yerel yönetimlerle varlık kazanacaktır. “Yerinden”lik ilkesiyle öz yönetim gücü geliştikçe yöneten-yönetilen ikileminin dayandığı aşırı merkeziyetçiliğin güç tekelleri aşılacaktır.

1930’da yürürlüğü giren Belediye Kurucu Yasası bir nevi kapitalistleşmenin ifadesidir. Fikriyatıyla uygulama alanı ve yetkileri sistematize edilir. Tek partili siyasal sistemin imalatı olarak belediye, iktidar kodlarıyla donatılarak halktan kopuk bürokratik konumuyla başlamış oldu. Belediyenin konumunun belirlenmesi, niteliği ve işlevine paralel amacını da geliştirir. Düzenin sürdürülmesi; işgücünün üretimi ve hizmet politikası sermaye birikimi olan iktidar zihniyetine katkı sunar. Kurumsallaşma düzeyi, hiyerarşik yapılanması, ilişki ve koordinasyonunun yönetme ve yöneticilik biçimiyle rol ve misyonu itibariyle merkeziyetçiliğin eseridir. Ayrıca yereli dizayn etme maksadıyla merkezi yapıyla bağları sıkılır. Yerelin yetkileri makaslandıkça merkezi yapının yetkisi arttırılır. Tüm organik bağlarıyla üniter yapıya bağlanır. Dikey yönetim, dikey örgütlenme şekli olarak mevcut hali böyledir.

Oysa ki Abdullah öcalan’ın ifade ettiği üzere belediye “komün”dür. Yani ahlaki-politik toplum kavramı, komün değerlendirmesinin başka bir ifadesidir demektedir. Yerel yönetimler komün anlayışı gereği politiktir. Daha önce de değindiğimiz gibi, politika kent yönetimi anlamında sivil toplumun katılımının somutlaşmış ifadesidir. Klasik atina’daki anlamıyla da kentin yurttaşlarca doğrudan yönetilmesidir. Komünalliğin somut politik boyutu, toplumcu belediyeciliktir. Yerelin, paydaşların esnek bir biçimde şeffaf bağ kurduğu bir yönetim sistemidir. Kurumsallığı köyden, mahalleden, ilçeye, kente demokratik komünler şeklinde yapılanmaktadır. Toplumsal ekoloji ve ekonomi olgularını pozitif yönde doğa ile insan arasındaki ilişkiyi yeniden güçlendirir. Dolayısıyla belediye salt bir mekan değildir. Yatay örgütlenme, yatay örgütlenmeyle ortaklaşan, paylaşan ve dayanışan toplumsal bir yapıdır. Kent bileşenlerinin en özgür alanıdır. Toplumsal politikanın kamusallıkla ifadelendirilmesidir. Belediyenin politik kültürü, yerinde yönetimdir. Toplumcu değer vurgusu da katılımcı demokrasiden ileri gelmektedir. Komünlerin oluşturduğu politikaları pratikleştirmek asıl işlevlerindendir. Halkın doğrudan katılımının ve denetiminin olduğu özgür belediyeciliktir. Belediye, politikayı etik karaktere kavuşturmada tarihsel bir rol barındırır.

Eşbaşkanlık sistemi ile belediyeden aileye kadarki tüm alanlarda işler bir demokratik ilişki biçimi yaratmak komünalliğin gereğidir. Belediyelerde dünya modeli niteliği taşıyan eşbaşkanlık sistemi ilkin 2014 yılında uygulanmaya başlandı. Eşit katılıma dayalı bu sistem, anacıl toplum zihniyetinin rönesansıdır. Bu tarihi gelişimi bir geçiş ya da bir reform süreci olarak ele almak çok basit kalır. Çünkü böyle bir durumda özünü ve özneyi gözden kaçırmış-çıkarmış oluruz. Eşbaşkanlık bir kadın sistemidir. Kadın özgürlük mücadelesinin komünal direnişinin sonucudur. Kökleri tarihselliğine dayanmaktadır. Kadın kurtuluş politikleşmesinin yaşamsallığıdır. Mezopotamya kültürünün zemin bulduğu kadın eksenli toplumsallığa dayanır.

Bin yıllardır kökleşen kastik katilin gasplarına, yok saymalarına, kırımına rağmen kadın etrafında toplanan düzen, yaşam bulan toplumsallık mücadelesiyle değerlerini hep korudu. Jin Jiyan Azadi diyalektiğinin demokratik siyasete eşik atlatmasıdır. Pozitif ayrımcılıkla başlayan, kota sistemiyle devam eden kadın belediyeciliğin eşit temsille ivme kazandığı kadın sisteminin sanatsallığıdır. ‘Kadın sistemi zihniyettir’ derken kastettiğimiz dayanağı olan ahlaki ve politikliğidir. Dinamiği de toplumdur, toplumu oluşturan tüm kesimlerin yurttaşlık hakkıdır. Kent paydaşları, özgünlükler ve özerk konumlar değerlidir. Böylece demokratik yerel yönetimler, kadın öncülüğünde toplumun ahlak ve politikayla yeniden inşa olma dinamiğidir diyebiliriz. Dolayısıyla belediyeleri sadece kamusal hizmet alanı olarak ele almak ve organizasyonunu bu yaklaşımla kurmak komünalliğini yok saymaktır.

İktidar kendini inşa ederken önce sistemini kurmaktan yola çıktı. Yasalar da bu inşanın temelidir. Bu yüzden belediye kanunu sistemin zırhıdır, en değerli yöntemidir. Üstten alta doğru akan hiyerarşik yapılanma, ölçü ve sınırlarını belirlediği yetkiler, birim ve bölümlerin tanımlanma ve işlevleri, bütçe ve projeler gibi birçok durum iktidar kodlarıyla donatılmıştır. Merkezi yapı günümüz yapı itibariyle belediyeleri amacından yalıtmak amacıyla kısmi özerkliğini yeni düzenlemelerle törpülemiş, içini boşaltmıştır. Merkezi yapının tasarımı böyleyken peki toplumcu, özgürlükçü belediye nerede, politikanın yaşamsallığı neye dayanacak, nasıl olacak? Soruların cevabı bellidir; zihniyet. Yani demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmanın varlığı, varedilmesidir.

Belediye ‘kom’ündür fikriyatının inşası; belediyenin içini dolduran iktidar kodlarından, tortulardan arınarak yola çıkmakla mümkündür. Bunlar iktidarlaşmanın dili, tarzı, toplumla arasına ördüğü köprü, bürokrasi, sınıflaşmanın tabanı olan hiyerarşi, konformizmin araçsallığı, mevki-makam köleliği ve zihniyeti olan cinsiyetçi yaklaşım, tutum ve ilişki biçiminden kopmaktır. Tabi bu iktidarın enstrümanlarının en genel hali. Yoksa ayrıntılara sıkıştırılan daha birçok argümana sahiptir. O yüzden bize düşen en önemli görev; sözünü kurmakla yetindiğimiz demokratik, şeffaf, katılımcı yaklaşımın gereğini yapmaktır. Dilimizden düşmeyen teorinin gerçekliği, yaşamsallaşması oranındadır. Gerisi liberalizmdir, orta sınıfçılıktır.

 

*Abdullah Öcalan

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.