Düşünce ve Kuram Dergisi

Eşbaşkanlık Stratejisi Yaşamı Eşit ve Özgür Kılar

Rotinda Engin

 

21. Yüzyılın ikinci çeyreğinde klasik kapitalist modernite aşılırken halklar ve kadınlar öncülüğünde demokratik modernite çağı alternatif olarak yaşam bulmaktadır. Demokratik ulus zihniyetiyle gelişen yerel ve evrensel düzeyde demokratik komün sistemi, demokratik modernite çağının çözüm modeli olmaktadır. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma bu modelin özüdür. Bu nedenle 21. Yüzyılın temel dinamikleri bu paradigma üzerinden gelişmektedir. Demokratik ve ekolojik bir toplum için cinsler arasındaki ilişki ve çelişki diyalektiğinin stratejik düzeyde yeniden tanımlanması ve düzenlenmesine ihtiyaç vardır. Bu olmadan hiçbir toplumsal mücadelenin başarıya ulaşmayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü toplumdaki ‘devlet ve komün’ yarılması bu temel çelişki üzerinden toplumsal sorunsallık olarak gelişmiştir ve günümüze kadar gelmiştir. Bu anlamıyla cinsler arası ilişkiler ve çelişkiler biyolojik değil, tarihsel toplum mücadelesinin toplam ifadesidir. Demokratik modernite çağında bu toplumsal mücadelenin ortaya çıkardığı özgür eşyaşam temelinde, yaşamın tüm alanlarında eşit temsiliyet ve eşbaşkanlık sistemi tarihi gelişmelere de yol açacaktır. Eşbaşkanlık sistemini bir strateji olarak ele almak ve buna göre toplumsal örgütlenme ve özgür yaşam projesi oluşturmak önemli olacaktır.

Bilindiği gibi tarihte kadın öncülüklü toplum sistemine karşı iki büyük karşı devrim yaşandı. Bunu mitoloji ve dinler tarihinde, özellikle Enuma Eliş Destanı ve Tevrat ile başlayan üç büyük din kitabında net görmekteyiz. Bu iki büyük cinsel kırılma kadının öncülük ettiği komünal toplum sisteminin aleyhine gelişti. Ancak toplum, komünal özü zayıflasa da hiçbir zaman komünal yaşam değerlerinden kopmadı. Çünkü toplumun ilk çekirdeği ve varoluşunu günümüze kadar sürdürebilmesi komünal özünden kaynaklıdır. Bunun için toplumların örtülü kalan tarihini ve komünal özünü aydınlatarak yeniden inşa etmek hakikati görünür kılacaktır. Bu hakikat temelinde bu sefer erkek egemenlikli sistemin aleyhine gelişecek üçüncü cinsel kırılma, komünal/demokratik toplumun gelişimini ardına kadar açacaktır. Komünal/demokratik toplumun özgür eş yaşam felsefesi cinsler arasındaki ilişki ve çelişki diyalektiği temelinde yaşamın tüm alanlarında eşit temsiliyet ve eşbaşkanlık stratejisinin gelişmesini de sağlayacaktır. Eşbaşkanlık stratejisinin dayandığı tarihsel dinamikleri, komünal değerleri daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Bugün yaşadığımız ulus-sınıf, devlet-komün vs tüm çelişkilerin temelinde cinsler arasındaki ilişki ve çelişkiden kaynağını aldığını daha iyi görebilmekteyiz. Cinsler arasındaki çelişki, tarihin ilk ve son temel çelişkisi olduğu giderek daha fazla açığa çıkmaktadır. Cinsler arasındaki tarihin bu temel çelişkisini anlamadan eşbaşkanlık stratejisini anlamak mümkün değildir. Bu anlamıyla eşbaşkanlık stratejisinin tarihsel sosyolojideki gelişim diyalektiğinin, perspektifinin ve metodunun kavranmasına da ihtiyaç vardır.

Eşbaşkanlık stratejisinin gelişebilmesi için, cinslerin öz gücünün ve iradesinin açığa çıkması gerekir. Özgür bilinç ve irade olmadan toplumsal yaşama eş düzeyde özgürce katılım olmaz. Ahlaki ve politik bilinci gelişmeyen toplumlarda da eşit temsiliyete dayalı eşbaşkanlık sisteminin gelişmesi mümkün değildir. Özellikle kadının demokratik siyasete aktif katılması da özgür eşyaşamın temel şartlarından biridir.  Bir toplum ahlaki/kültürel özgünlüğüyle, değerleriyle ve politik bilinciyle anlam kazanır. Eşbaşkanlık stratejisi ahlaki ve politik düzeyini geliştirmiş, kendi özgür yaşam sistemini yaratmış, demokratik/komünal ve kendi modernitesini gerçekleştirebilmiş toplumlarda hayat bulur. Demokratik toplumun kolektif/komünal önderliği eşbaşkanlık sisteminde gelişir. Eşbaşkanlık stratejisi, demokratik toplumun kurmay aklıdır, bilincidir. Bu strateji kuşkusuz bir paradigmaya, felsefeye, programa ve siyasete dayanır. Her şeyden önce eşbaşkanlık stratejisinin zihniyet dünyasını anlamak, felsefik bakış açısını oluşturmak gerekir. Bu anlamıyla eşbaşkanlık stratejisinin dayandığı ve kendine temel aldığı özgür yaşam felsefesinin ilkeleri vardır.

Eşbaşkanlık stratejisini tarihsel sosyoloji perspektifi ve metodolojisiyle değerlendirdiğimizde toplumu oluşturan olguları bütünlüklü, toplumun tüm birimlerini ilişkisellik içerisinde ele alınması önemlidir. Eşbaşkanlık stratejisinin temel felsefesi, özgür eşyaşam için ilişkiselliğin gelişebilmesidir. Pozitivist sosyolojinin birbirinden kopuk olgucu anlayışına karşı, başta cinsler arasındaki ilişkiler olmak üzere toplumsal tüm ilişkilerin bütünlüklü ve birbiriyle ilişkisellik temelinde ele alınmalıdır. Eşbaşkanlık stratejisi böylesi diyalektik ilişki ve çelişki içerisinde var olabilir; değişim-dönüşüm de ancak bu temelde gelişir.

Toplumdaki tüm farklılıklar ve kimlikler, paradigmasal bakış diyalektik yöntemdeki yoruma bağlıdır. Cinsler arası çelişkiden tutalım, sınıf, ulus, tüm toplumsal çelişkilerde, hatta iki insan arasındaki ilişkilerde diyalektik bakış gerektirir. Diyalektiğin doğru yorumlanması, anlaşılması önemlidir. Diyalektik gelişim çelişkilerin ilkesizce uzlaşması yani mücadelesizlik değildir. Veya çelişkilerin birbirini tüketen, varlığını tehdit altında bırakan, senteze giderken bir kimliğin, varlığın baskı altına alınması, erimesi de değildir. Eşbaşkanlık stratejisinin felsefesinde cinsler arası ilişkilerde özne-nesne ayrımına da gitmeden, özne-nesne ayrımını aşarak ilişkilerde empati kurmak, birbirine karşı sorumlu davranmak, birbirinin iradesini kırmadan yaşanan sorunlar karşısında eleştiri ve özeleştiri gücünü geliştirmek önemlidir. Abdullah Öcalan, “çelişkili dönüşümsellik” tanımıyla diyalektik bakış açısını ifade ediyor. Bu anlamıyla diyalektik yöntemimizde eşbaşkanlık stratejisini geliştirirken ilişkileri koparmadan, çelişkiden kaçmadan yani sorunsallığa yol açmadan, çelişkinin her iki tarafı da dönüştürdüğünü, geliştirdiğini bilince çıkarmak anlamlıdır. Düşünebilen, düşüncede esnek olabilen, sürekli kendisini geliştiren ve toplumdaki eğilimlerin farkına varabilen ve doğru diyalektik ilişkiyi yakalayabilen, eşbaşkanlık sistemi içerisinde başarıyı yakalayabilir.

İkincisi; eşbaşkanlık stratejisinin felsefesinde, cinsler arasındaki ilişki ve çelişki diyalektiğinin bağlamsallığıdır. Eşbaşkanlık sisteminin bütün yönleriyle yani bağlarıyla ve ilişkileriyle ele alınmasıdır. Eşbaşkanlık stratejisinin tüm kavram, kuram ve kurumuyla bağlanacağı yer demokratik ulustur, komünal/özgür demokratik toplumdur. Çünkü tarihsel toplumun temel yaşam tarzı komünaldir. Komünal ilişkiler ve yaşam tarzı toplumsal örgütlenmenin varlığını sürdürebilmesini sağlamıştır. Bunun için devletçi/iktidarcı/erkek egemen tüm kavram, kuram ve kurumsal anlayışlardan radikal kopuş gerekir. Bu radikal kopuş gerçekleşirse toplumun temel komünal karakteri ve toplumu oluşturan tüm olgular birbiriyle bağlantılı ele alınarak demokratik ulus ve özgür eşyaşam gelişir. Holistik/bütünlüklü bakış açısıyla kadın ve erkek arasındaki ilişkilerin diyalektik, dengeli ve karşılıklı birbirini geliştiren temelde oluşu toplumsal sürekliliği sağlar. Bunun için cinsler arasındaki ilişkilerde yaşanan değişim-dönüşümün helezonik yani döngüsel olduğunu görebilmek, cinslerin bir arada özgürce var olacağını anlayabilmek, var olan farklılığı ve yaşanan çelişkilere tahammül gösterebilmek, mücadele tarzında ilişkiyi yani bağlantıları kaybetmemek önemli olacaktır. Unutmayalım ki hiçbir şey tek başına var olamaz, varlık gösteremez. Özgür eşyaşam temelinde cinsler arasındaki ilişkilerin sürekli inşa temelinde oluşum içerisinde değişim ve dönüşümü yaratması ve bunu eşbaşkanlık stratejisiyle geliştirmesi yaşamı eşit ve özgür kılar.

Üçüncüsü; eşbaşkanlık stratejisini mutlak eşitlik veya eşitsizliğin ötesinde düşünmek gerekir. Doğanın, yaşamın ve toplumun kendisinde mutlak eşitlik /eşitsizlik veya denge yoktur. Önemli olan farklılık temelinde eşitliği yakalayarak özgürce düşünebilmek, yaşayabilmek ve politik seçeneklerini oluşturmaktadır. Özgür eşyaşam cinsler arasındaki tüm ilişkileri eşitlik-özgürlük temelinde dönüştürüp geliştirmeyi esas alır. Bu temelde kadın ve erkek arasındaki farklılıkları eşit ilişkiler temelinde kolektif bir mücadele ile demokratik toplumsal bir yaşamda anlam kazanır. Buna göre cinslerin eş düzeyde toplumsal yaşama katılım koşulları oluşmazsa sosyalist bir toplumdan bahsedemeyiz. Eşitsizlik öncelikle cinsler arasında başlayıp kurumlaştığına göre, bu yıkılmadan hiçbir toplumsal eşlikten, özgürlükten dolayısıyla sosyalizmden bahsedemeyiz. Bu anlamıyla özgür eşyaşama, eşit temsiliyete dayalı eşbaşkanlık stratejisinin felsefesi daha kapsamlı ve derinlikli ele alınmayı gerektirir.

 

Savaşlar Toplum ve Kadın Kırımını, Ekolojik-Ekonomik Sorunları Üretir

Eşbaşkanlık stratejisinin tabii ki ilkeleri de vardır. En önemli ilkesi, özgür yaşamda ısrardır. Özgürlüğün gelişebilmesi için zihniyet devrimine ihtiyaç vardır. Zihniyet devrimi için geleneksel Kürt diyalektiğini aşarak, aileci ve devletçi bağlardan koparak komünal yeni Kürt diyalektiğini geliştirmekle mümkündür. Komünal yeni Kürt diyalektiği, kadının özgür olduğu ortamda gelişir. Kadının özgür olduğu toplumlarda yaşam komünal, sosyalist ölçülerde anlam bulur. Kadının özgürlüğüne inanmış, bunu bilince ve pratiğe kavuşturmuş sosyalist kişilikler haline gelerek özgür eşyaşamda ısrar etmek, eşbaşkanlık stratejisinin hayat bulacağı ortamı yaratır. Bu nedenle eşbaşkanlık stratejisini kalıcı, sürdürülebilir bir sisteme dönüşebilmesi için sosyalist kişiliğin inşası gerekir. Sosyalist kişilik, varlığını toplumsallığı ile tanımlayan/anlamlandıran, oluş halinde yaşama her gün yeni bir şeyler katan, kolektif ve komünal yaşayan kişiliktir.

Eşbaşkanlık stratejisinin temel ilkelerinden biri de, kendi toplumunun kültürel birikimini, sosyolojisini, siyasal zeminini iyi kavramak ve buna göre varlık bilinci ve yaşam formunu oluşturmaktır. Kendi kültürel havuzunu, toplumunun tarihsel sosyolojisini kavrayamayan bu stratejiye hayat veremez. Bunun için özgür yaşam bilinci, tarih, toplum bilinci gerektirir. Bu da yetmez yaşam bilincinin forma/bedene kavuşması gerekir. Bunun için biyolojik düşünme sınırlarını aşarak stratejik ve bütüncül düşünme yeteneği kazanılmalı. Demokratik siyaset zemini yani eşbaşkanlık stratejisinin gelişmesi için bunlar şarttır. Her günü bu anlayışla planlamak, plansız tek bir gün bile yaşamayı kabul etmemek bu anlayışla mümkündür. Plan yapabilmek için de düşünce gücünün canlı, dinamik ve akışkan bir devinim içerisinde seyretmesi önemlidir. Bu hedefli yaşamayı, eşit, özgür ve paylaşımcı olmayı sağlar. Bunun için mutlaka siyasetin demokratikleştirilmesi, tüm toplumun tartışma, karar alma ve projelerini hayata geçirme süreçlerine yani aktif siyasete katılması önemlidir. Komünler, siyasetin söz ve bedene kavuştuğu toplumsal bir sistemdir. Komünler olmadan toplum aktif siyaset yapamaz, öz savunmasını geliştiremez. Bunun için eşbaşkanlık sistemi komün sistemidir.

Barış ve demokrasiyi geliştirebilmek ve kalıcı kılmak da eşbaşkanlık stratejisinin bir ilkesidir. Savaş, sınıflaşma erkeğin egemen kimliği ve yaşam ilişkisiyle gelişir. Barış ve demokrasinin olduğu yerde kadının en fazla geliştiği, irade, söz sahibi olduğu dönemlerdir. Eşbaşkanlık stratejisinde barış ve demokrasiye ilgi göstermek, öncülük etmek, bu konuda çalışan, örgütlenen ve mücadele eden tüm toplum kesimlerle en geniş ittifaklar kurmak esastır. Kapitalist modernite güçlerinin savaş, kriz ve kaostan beslendiği ve bunun üzerinden sistemini kurduğu ve sürekliliğini sağladığı bilincini gözetmek ve buna alternatif hiçbir din, mezhep, etnik vb. gözetmeden eşit-özgür komünal ilişki ve ittifakları oluşturmak elzemdir. Bunun için liberalizmin cinsiyetçi, milliyetçi, dinci ve bilimci vs. her türlü anlayışa karşı anlayış ve politika üretmek, bunu toplumsallaştırarak bilinç kazandırmak ve örgütlenerek mücadelesini kesintisiz bir biçimde vermek gerekir. Savaşlar toplum ve kadın kırımını, ekolojik-ekonomik sorunları üretir. Eşbaşkanlık stratejisinin başarılı olabilmesinin temel ilkelerinden biri de tüm bu sorunlara karşı, doğru politika ile çözüm üretmektir. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma bu sorunların çözümünde ilaç gibidir.

Demokratik/komünal yönetim anlayış eşbaşkanlık stratejisinin başarıyla geliştirilmesini sağlar. Komünal demokraside yönetim ilkesi demokratiktir. Yönetmenin de bir felsefesi ve ilkesi vardır. Eşbaşkanlık stratejisinin yönetim anlayış iktidarcı olamaz, olsa da eş başkanlık sistemini yürütemez. Çünkü yönetim ve iktidar olguları birbirinden ayrıdır. İktidarcı olan güç yoğunlaşmasını, tarihsel toplumun birikimini kendisinde veya grubunda tekelleştirir. Oysa demokratik yönetim halkçı, kolektif, eşitlikçi, özgürlükçü ve komünal olandır. Yönetimsiz olmak da kaosa yol açabilir. Yönetim komünal öncülüktür, özgürlüğün sağlanması için daha fazla emek, çaba vermektir. Yönetim etik ve estetik toplumsal değerlerin gelişmesi için yapılan öncülüktür. Demokratik-komünal yönetim anlayışında cinsiyetçi anlayış ve politikalara yer yoktur. Bunun için cinsiyetçi her türlü kodlardan, kavram ve kuramdan arınmak ve bunu komünal yaşamda temsil etmek gerekir. Bu konuda kadının öncülüğü esastır. Jin Jiyan Azadi felsefesiyle kadının demokratik yönetimin gelişimindeki öncülüğü, komünal yaşamın gelişimi dünyanın her yerinde mümkündür.

Eşbaşkanlık sistemi demokratik komünler birliğinin, demokratik modernite ve demokratik ulusun siyasal yönetim biçimi olmaktadır. En yerelden başlayarak komün tarzında örgütlenen demokratik örgütlenme birimleri, çeşitli varyasyonlarla birbirleriyle ahlaki ve politik toplum ilkeleri doğrultusunda ilişkilenerek, birbirini tamamlayarak yaygın hale gelir, büyür, demokratik uluslara dönüşür, evrenselleşerek demokratik modernite sistemi düzeyine kavuşur. İşte burada farkı esas ortaya çıkaran gerçeklik, demokratik komünler biçiminde gelişen örgütlenme tarzı, anlayışı ve sistemleşmesi olmaktadır. Bu fark, öyle sıradan bir fark, sıradan bir ayrıntı değildir. Sistemsel farklılığı ifade eder.

O zaman devletsiz, iktidarsız, erkek egemenliksiz karakterdeki demokratik komünler birliğinin örgütlenme biçimi nasıldır, bu biçim politika yapmada, yönetim olmada, demokrasiyi geliştirmede nasıl bir rol oynar? Devlet, iktidar ve erkek egemenlikli zihniyete, alışkanlıklara dayanmayan toplum gücü, kadın özgürlük gücü nasıl örgütlenip geliştirilecek? İşte komün, meclis, akademi ve komünal ekonominin ve demokratik ulus boyutlarının birbiriyle demokratik komünal ilişki, etkileşim ve demokratik işleyiş içinde olduğu bir örgütlenme sistemi, toplumun ve kadınların ahlaki ve politik karar alma gücünü ortaya çıkarır. Karar alıcı politik güç, bu komünal yapılanmadır; bunun sağlıklı bir biçimde işlediği atmosfer de demokrasidir. Yönetim ise burada toplum ve kadınlar adına karar alıcı güç değil, komün ve meclislerde kararlaşan politikanın uygulama gücü, komünal birimleri birbirini tamamlamak üzere ilişkilendirmeyi başaran, koordinesini sağlayan gücüdür. Demokratik Modernitenin kuramcısı olan Abdullah Öcalan, yönetim gerçekliğini “iş ve rol koordinasyonu” olarak tanımladı. Yani yönetim halk adına karar alan, halk adına uygulayan, görevde bulunduğu süreç içerisinde kendini halkın yerine koyarak yöneticilik yapan değildir. Demokratik komünal sistemde yönetimin yetkileri, toplumun ve kadınların direkt katılım gösterdiği doğrudan demokrasi organlarıyla anlam kazanır. Eşbaşkanların yönetim anlayışı da bu komünal örgütlenme sistemine göre gelişmek durumundadır. Bu nedenle bu farkın farkındalığını yaşamak belirleyici bir niteliğe sahiptir. Diğer yönetim biçimlerinden farkını anlayamamak, farkındalığını yaşayamamak, iktidar hastalıklarını, egemen ve köle alışkanlıklarını devam ettirmek anlamına gelir.

Eşbaşkanlık stratejisinde iyi, güzel, doğru ve ahlaki olan tüm insani değerlerin demokratik modernite sistemindeki anlamını kavramak, ilke düzeyinde ele alınması gerekenlerdir. Bunun için eşbaşkanlık stratejisi etik ve estetik değerlerden kopuk gelişemez. Çünkü demokratik-komünal toplumun etik ve estetik ölçüleri, ilkeleri vardır. Komünal sistemin demokratik ulus boyutlarında; siyasi, ekonomik, sosyal vb. tüm alanlarda etik ve estetik olanı geliştirmek, eşbaşkanlık stratejisinin temel hedefi olmalıdır. Abdullah Öcalan, “Etik, özgürlük ahlakı ve bilincidir. Estetik ise, soykırımın özünden boşaltarak biçimsizleştirdiği ve yaralı hale getirdiği kişilikleri kendi öz bilinçleriyle, öz kültürü ve özgürlük ahlakıyla buluşturarak yeniden form kazanmalarını sağlamaktır… Etik, sorumluluk demektir; etiksiz sosyalizm olmaz. Etik de sorumlulukla başlar. Kendini sorumlu görmemek, sorumluluğun gereğini yapmamak, görevleri layıkıyla yerine getirmemek ve bunu başkalarına yüklemek etik değildir. Etik “ilke”, politika “pratik” tir. Yani ilkenin pratikleşmesidir. Politikanın yarısı propaganda, diğer yarısı da örgütlenmedir” değerlendirmeleri bu konuda ufuk açıcıdır. Komünal-demokratik toplumda etik-estetik değerlerin geliştirilmesinde ve eşbaşkanlık sisteminin temel ilkesi haline getirilmesinde kadının öncülük rolü esastır. Özgürlük ahlakı ve güzel yaşam kadın öncülüğünde eşbaşkanlık sistemiyle mümkün hale gelir. Demokratik toplum sosyalizmine de bu temel ilkeler üzerinden ulaşılır.

Eşbaşkanlık stratejisinin bir sisteme kavuşarak yaşam bulmasında Kürt halkı, kadınları hem yaşadığı bölgeye hem de dünyaya öncülük etmektedir. Kürt halkının ve kadınlarının özgürlük mücadelesi, demokratik modernite çağının, demokratik ulus temelinde gelişen komünler birliğinin müjdesini alternatif bir sistem olarak tüm dünyaya vermiştir. Bu sistemin uzun süredir hayata geçirilen demokratik yönetimi eşbaşkanlık modelidir. Dünya çapında Alman Yeşiller Partisi’nin deneyiminde ve yine bazı sivil toplum kuruluşları, uluslararası bazı kurumların yapısında eşbaşkanlar, eşsözcülük var iken, örgütlenme yapısının bir bütün eşit temsiliyete ve eşbaşkanlığa dayandığı başka bir deneyim yoktur. Bu tarzda tüm örgütsel yapılanmayı saran bir sistem olarak ele alınması, Abdullah Öcalan’ın toplumsal perspektifiyle açığa çıkan yeni bir durumdur. Öcalan, 20 Eylül 2004 tarihinde İmralı’da yapılan bir görüşmede, “Parti içi demokrasi olmadan siyaset demokratikleşemez. Siyaset demokratikleşmedikçe toplum demokratikleşemez. Toplum demokratikleşmezse devlet demokratikleşemez. Hepsi birbirine bağlıdır. Eşbaşkanlık modelini doğru buluyorum. Sanırım Yeşillerde de var bu. Yeşillerin seçimlerinde bir bayan bir erkek seçildi. Önerdiğim tüzük modeli parti iç demokrasiyi geliştirir.” biçiminde bir değerlendirme yapmıştır. Ve yine 29 Mart 2014 tarihli bir görüşmesinde, “…Yüzde kırk elli kotasını bırakın. Bu kadın kotası yanlış kavranıyor. Artık kota anlamsızdır. Çünkü tam eşitliği sağlamış oluyoruz. Eşbaşkanlık hızla hayata geçirilmeli. Eşbaşkanlık kadın ve erkek özgürlüğünü muazzam çözen bir şey. Bu sistemi doğru işletmek lazım. Yani artık elimizde muazzam bir anahtar olmuş oluyor. Biz kendi sistemimizi kuracağız. Eşbaşkanlık sistemi olur. Devlet bunu kabul eder etmez, halkımız neredeyse, halk topluluklarımız neredeyse, kendi çözüm modelimizi orada esas alacağız.  Burada esas olan eşbaşkanlık kurumunun doğru ve önemli olduğu hususudur. Hatta eşbaşkanlık sistemini bütün dünya için öneriyorum. Yasal engel varsa, de facto uygulanır. Yasal olarak biri bildirilir, fiili olarak iki kişi tarafından yürütülür. Kimin bildirileceği önemli değil, önemli olan eşbaşkanlık kurumunun fiili olarak yürütülmesidir.” Bu perspektifin ardından o döneme kadar kadın için uygulanan kota yöntemi uygulamadan kalkmış ve eşit temsiliyet-eşbaşkanlık sistemi yaygın bir biçimde tüm kurumlarda ve yapılarda uygulanmaya başlanmıştır.

Kürdistan’ın tüm alanlarında parti yapılanmaları üzerinden geliştirilen eşbaşkanlık uygulaması 2005 yılından başlayarak adım adım hayata geçirilmiştir. 2015 yılına geldiğimizde Kürt halkının demokratik ulus zihniyetiyle örgütlü olduğu her yerde eşbaşkanlık sistemine geçilmiş; zamanla komün, meclis, kurum, dernek vb. her türlü örgütlenme bu anlayışla yapılandırılmıştır. Kürdistan halkının eşbaşkanlık tarihi, yirmi yılı aşan bir geçmişe sahip. Kuşkusuz bu sistem Kürdistan Özgürlük mücadelesine dayanmakta, kökleri buraya kadar uzanmaktadır. Bu kök üzerinden yeşillenen, çiçeklenen bir sistemdir eşit temsiliyet ve eşbaşkanlık sistemi. Büyük ve zorlu, bir o kadar da anlamlı bir mücadelenin doğurduğu bir sistem olarak anlamak, eşbaşkanlığı doğru hayata geçirmek açısından önemli bir yere sahiptir.

 

Eşbaşkanlık Demokratik Sistem Zincirinin Temel Bir Halkasıdır

Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’nin yaşamın tüm alanlarında jineoloji bakış açısıyla geliştirdiği mücadele tecrübesi, birikimi, eşbaşkanlık stratejisiyle özgür-eşit bir yaşamın gelişmesinde tarihi bir rol oynamıştır. Bu mücadele sayesinde Kürdistan’ın her parçasında ve Kürtlerin bulunduğu her alanda geliştirilen eşbaşkanlık sistemi önemli bir deneyimi, tecrübeyi açığa çıkarmıştır. Bu, Kürtler açısından klasik deyimle altın değerinde bir deneyimdir. Dünyanın başka bir yerinde bu biçimiyle rastlanmayacak, istisna ve çok değerli bir tecrübe olmaktadır. Kapitalist sistemin, sömürgeciliğin ve erkek egemenliğinin tekçi faşizan yönetimleriyle bir ahtapot gibi sarıp sarmaladığı bir dünyada, adeta geceyi aydınlatan bir yıldız gibi parlamaktadır. Çoraklaşmış topraklarda yeşerebilmeyi başaran bir çiçek gibi hayatı güzelleştirmekte, anlamlılaştırmaktadır. Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyete dayanan Demokratik Modernite, Demokratik Ulus, Demokratik Komünler Birliği, hegemonik iktidar güçlerince nefessiz bırakılan insanlığa, kadınlara ve doğaya bir nefestir, yaşam soluğudur. Eşbaşkanlık sistemi içinde yer alanlar böylesine tarihi bir misyonu yüklenmiş durumdadır. Ağır ama bir o kadar da anlamlı ve güzel bir yüktür bu.

Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet, Demokratik Modernite, Demokratik Ulus ve Demokratik Komün sisteminin başarıyla hayata geçmesinde stratejik bir role sahiptir. Salt bir temsiliyet değildir, bir sistemdir, stratejidir. Eşbaşkanlığın sistemsel bir karaktere sahip olduğunu kavramak çok önemlidir. Çünkü Eşbaşkanlık bu sistem zincirinin temel bir halkası olarak rolünü oynar; eğer bu sistem zincirinden kopuk bir biçimde anlaşılır ve böyle uygulanırsa büyük bir çarpıklık ve iktidarcılığın tekrarı yaşanır. İktidar zincirinin bir halkası haline gelinir. Bu nedenle eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet gerçekliğini her şeyden önce demokratik bir yaşam ve yönetim sisteminin bir halkası olarak anlamak belirleyici niteliktedir.

Sistem olmak ne demektir? Sistem, bir hedef ve amaç doğrultusunda hayata geçirilen yöntemler düzeni olarak tanımlanır. Yöntemler düzeni olarak anlam kazandığında, bunu tek bir kurum, tek bir yöntem, dönem veya kişiyle sınırlı ele almak mümkün değildir. Sistem olmak, karmaşık ve çoğul gerçeklikleri, sonuç alıcı temelde süreklileşen bir düzeneğe, işleyişe kavuşturmak demektir. Sahip olunan zihniyet ve yapısallıkla birlikte, bu gerçeklikleri bir sistem olarak hayata geçirmenin gereğini kavramak da çok önemlidir. Çünkü bir sistem oluşturma ve bu sistemi hayata geçirme bilinci olmadığında, bu doğrular ya soyut kalmakta ya da dönemsel ve parçalı hayata geçen, sonra sönümlenen bir projeye dönüşmektedir. Sistemsel gelişen soykırımcılığa, erkek egemenliğine ve kapitalist moderniteye karşı sonuç alıcı süreklileşen mücadelenin esaslarından biri de bu nedenle paradigmayı, zihniyeti, ideolojiyi, politikayı, ekonomiyi vb. tüm yaşamsal olguları sistemsel ele alıp hayata geçirebilmektir. Öyleyse tekçiliğe, iktidara, devlete dayanmayan çoklu demokratik örgütlenme sistemine ve eşit-özgür olma zihniyetine dayanan bir yönetim anlayışı, başkanlık biçimi-biz bunu eşbaşkanlık olarak tanımlıyoruz. Kapitalist sistemin ulus-devlet yapılanmaları ile sahte ve yapay bir biçimde geliştirmiş olduğu temsili demokrasi gerçeğinden de farklılaşan bir yapıdadır eşbaşkanlık sistemi. Kısacası tekçi, cinsiyetçi, toplumdan kopuk ve topluma-kadına-doğaya karşı yönetim tarzlarına, sistemlerine alternatif olarak geliştirilen bir yaşam sistemi olmaktadır.

Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma temelinde inşa sürecini yaşayan eşbaşkanlık sisteminde belli bir deneyim oluşmakla birlikte, eşbaşkanların öncelikli görevi, sistemi komünal bir biçimde örgütleme, sağlamlaştırma, bu açıdan toplumda, kadınlarda, her kesimde demokratik politik bilinci geliştirmektir.  Eşbaşkanlar hangi çalışma alanı, neresi olursa olsun öncelikle kendi sistemini daha fazla bedenleştirebilmek için komünler, meclisler, akademiler, boyutlar var mı, ne kadar var, bunların bir fizibilitesini yapmalıdır. Demokratik sistemin kalbi komün ve meclislerde, akademi ve boyutlarda atar. O zaman önce bu kalbi bir kontrolden geçirmek, “kalp var mı yok mu, ne kadar çalışıp işlevini yerine getiriyor” gibi sorulara cevap oluşturmalıdır. Eşbaşkanlar bir yönetim gücü olarak bu bedende beyin rolünü oynar, peki bu beynin koordine edeceği unsurlar, kalp başta olmak üzere diğer organlar oluşturulmamış ise neyin koordinesini yapacaktır? Dolayısıyla en öncelikli görev, sistemin doğru inşasına hem zihinsel ve hem de örgütsel anlamda öncülük etmektir.

Komün yoksa komün, meclis yoksa meclis, akademi, boyutlar yoksa bunları oluşturmak, toplumu ve kadınları buralara çekmek, örgütlemek ilk görevdir. Eşbaşkanlar burada topluma örnek teşkil edecek bir model konumundadır. Bilinciyle, eşitlikçi ve özgürlükçü kültürüyle, sevgisi ve saygısıyla, sorunları çözme gücüyle, ailesinden başlayarak her kesimden insanla ilişki biçimiyle örnek, model ve öncüdür. Yol açar; demokratik özellikleriyle insanları çeker, bir araya getirir, kaynaştırıcı bir rol oynar. Bu anlamda eşbaşkanların demokratik toplum sistemi inşa etmedeki rolü çok önemlidir.

Eşbaşkanlar görev yürüttükleri alanın, köylerden tutalım kasabalara, şehirlere, ülkelere kadar hangi zemindeyseler, bu zemindeki devlet ve cinsiyetçi politikalara, yaşanan tüm siyasal, ekonomik, sağlık, eğitim, adalet, öz savunma, ekolojik ve kadın sorunlarına ideolojik, sosyolojik, psikolojik vb. her boyutta hâkim olandır. Yine hangi ulusal, etnik, dini, yaş farklılıkları var, siyasal eğilimler nasıldır, aşiret-kabile-aile yapısı nasıldır, temel ihtiyaçlar, mücadele ve örgütlenme görevleri nerelerde ve nasıl ortaya çıkıyor, bunun profesyonel bir analizcisi olmalı, buna göre de toplumu ortak ederek örgütlenmenin, politikleşmenin, sistem oluşturarak mücadeleyi büyütmenin öncüsü olmalıdır. Toplumun tüm kesimlerine komün ve meclislerle kendi kendini yönetme, politik karar alma kültürünü kazandırmalı, buna teşvik etmeli, güçlü bir inanç ve motivasyon yaratmalıdır.

Bunları hakkıyla yerine getirmek ise bilinçlenme, eğitim faaliyetlerini her işin başına koymakla mümkün olabilir. Sömürgeciliğin, kapitalist modernitenin, feodal etkilerin, toplumsal cinsiyetçi kültürün toplum üzerindeki bireyler, kadın ve erkekler üzerindeki etkisi çok iyi bilinmektedir. İnsanlar yurtsever olabilir, davaya inanıyor, örgütlü yapılara, eylemlere katılıyor olabilir, hatta yıllarca zindanlarda da kalmış olabilir, ancak yaşam ve ilişki kültürü anlamında hala bu geriliklerin etkisi yoğundur. Dolayısıyla geri zihniyet alışkanlıkları, yönetim anlayışlarına yansımaktadır. Bu nedenle demokratik ulus sisteminin insanını, kültürünü, kadınını, erkeğini, çocuğunu, gencini geliştirmek büyük bir öneme sahiptir. İşte bu nedenle akademiler, eğitim ortamları, faaliyetleri, demokratik zihniyetin ve bedenleşmesinin gelişmesinde olmazsa olmaz bir çalışma alanıdır. Eşbaşkanların önce kendini eğitmekten, bilinçlendirmekten başlayarak toplumun tüm kesimlerini bilinçlendirme, aydınlatma çalışmalarına stratejik yaklaşım göstermelidir. Demokratik sisteme katılım, demokratik kişiliği yaratma anlamında ne kadar derin bir bilinç gelişirse, demokratik toplum sisteminin o kadar güçleneceği, eşbaşkanların o kadar güçlü ve tarihi çalışmalar yürüteceği açıktır. Bu nedenle eşbaşkanların kendini ve toplumu eğitme çalışmalarını, başarının temel bir ölçüsü olarak ele alması önemlidir.

Eşbaşkanlık bir sistem ise, o zaman bunun en önemli bir yanı da sürekliliğini sağlayabilmesidir. Ki bu da eşbaşkan olanların kendi katılımlarını ve yürüttükleri çalışmaları ciddiye almaları, sonrasında gelecek olanları düşünmeleri ve buna göre an’da geleceği ören bir çalışma tarzı ile mümkün olacaktır. Kısacası dünü, bugünü ve yarını an’da yaratacağı gelişmelerle garantiye alan, sömürgeciliğin yaratmış olduğu hafızasızlığı ve geleceksizliği, yani kaderciliği aştıran bir tarzla, kendisinden sonra gelecek olanlara gelecek umudunu ve çalışmalarını devredebilmelidir. Sistem zinciri bir de böyle birbirine eklenir.

Özyönetim dediğimiz gerçeklik, belirttiğimiz tüm bu yapılanmaların işletilmesini ifade eden sürecin kendisidir. Eğer temsili değil de doğrudan demokrasi esas alınıyorsa, o zaman eşbaşkanlar da bu sürecin doğru ve tam inşa edilmesinden ve işletilmesinden sorumludur. Eşbaşkanlık yönetim sistemi, komünü, meclisi, akademisi ve demokratik ulusun boyutlarıyla birlikte, bunların doğru işlevselleşmesiyle birlikte bir özyönetim sistemidir; böyle olursa demokratik bir yönetim ve gerçek anlamda eş başkanlık karakteri gelişir. Bu çok zorlu ama onurlu ve tarih yazdıracak inşa adımlarını atmak, bunun kültürünü geliştirmeye öncülük etmekten daha hayırlı bir iş olmasa gerek.

Demokratik ulus ve demokratik konfederal sistemin bedenleşmesi, demokratik komünler sistemin inşası ile gerçekleştirilir iken, bu inşanın esası elbette ki bu bedenleşmeye göre zihniyet kazanma, bilinçlenme ve kültürünü, ilişki ve yaşam biçimini hayata geçirmektir. Bu bilinçlenme, aydınlanma olmadan bedenin inşası da zaten ya gerçekleşmiyor ya da yarım yamalak gerçekleşiyor. Nitekim mevcut durumda sistemin inşası açısından yaşanan en temel sorun da bu olmaktadır. Eşbaşkanların bu anlamda Demokratik Ulus kişiliğini, demokratik komünün örgütlenme anlayışını, kültürünü temsil edip örnek kişilikler, öncülükler olmalıdırlar.

Belirttiğimiz gibi her şeyden önce kadın ve erkek eşbaşkanlar olduğu için cinsler arasındaki ilişki açısından eşitlik ve özgürlük anlayışının gelişmesi belirleyici bir öneme sahiptir. Tüm köleliklerin başlangıcı erkek hakimiyetiyle birlikte kadın-erkek ilişkilerinde başladığı gibi, tüm özgürlüklerin başlangıcı da kadın-erkek ilişkilerinde geliştirilecek eşitlik ve özgürlükle başlar. Bu, en zor olanıdır, ancak en anlamlı ve geliştirici olanıdır. Dolayısıyla kadın ve erkek eşbaşkanların öncelikle birbirlerine karşı saygılı, eşitlikçi, mütevazi, iradesini tanıyan, çelişki ve ilişkisini demokratik temelde ele alan, çözümleyici bir ilişki tarzı geliştirmesi gerekir. Toplum yönetimlere bakar, eşbaşkanlar arasındaki ilişki tarzına, yaşam tarzlarına, onların genel olarak sorunları çözme gücüne bakar. Özellikle de Ortadoğu toplumlarında, Kürdistan halkında bu, çok belirleyicidir halk için, yine kadınlar için. Yürütülen görev tekniki, mekanik bir görev değildir, bilakis bu görev yeni bir yaşamı, demokratikleşen kadını ve demokratikleşen erkeği, bunların arasındaki yeni ilişki biçimini ifade eden bir görevdir.

Bu nedenle eşbaşkanların nasıl yaşadığı, nasıl ilişkilendiği konusu öyle sıradan bir konu değildir. Maddiyatçılığa, gösterişe tenezzül etmeyen, gözü ve gönlü tok, yaşamıyla, üslubuyla, giyimiyle, sahip olduğu maddi değerlerle oldukça sade, toplumun standartlarına göre yaşamak, toplum açısından bir çekicilik yaratır. Komün ve meclislerle birlikte alınan kararlar temelinde yapılacak işleri temiz ve sağlam yapmak, işlerinde sonuç alıcı olmak, birlikte çalıştığı eşbaşkanla kolektif çalışmak kadar mevcut örgüt yapısıyla, komün ve meclislerle de kolektif çalışmak, ortaklaşmaya, komünalleşmeye çekmek, her sözünde ve her işinde bu kültürü yaratmak, esas başarı ölçüsüdür. Tutarlılık ve samimiyet, yaşamın her alanında, aile içinde eşine ve çocuklarına, akrabalarına, komşularına, çalışma arkadaşlarına karşı da demokratik ve komünal olmasıyla ölçülür. İster kadın eşbaşkan olsun, ister erkek eşbaşkan olsun, yaşamının bir bütününü tutarlı bir duruşla, ilişki ve yaşam tarzıyla donatmalıdır. Yani kişiliğinden yaşam tarzına, ilişki tarzına, iş yapma tarzına kadar her yönüyle örnek ve öğretici olması, bu yanıyla eşbaşkanlık kurumunu bir örgütleme, inşa ve mücadele kaynağına dönüştürmesi, başarının kapılarını birer birer açtıracaktır.

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.