Düşünce ve Kuram Dergisi

Direniş Mirasından Geleceğe Bakmak: Ulusal Birlik

Rojda Bedia Akkaya

 

Geleceğin Mutlak Kazanıma Çıkması

PKK kurucu Önderi Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Toplum Manifestosu”nun tarihsel, toplumsal, felsefi, stratejik ve diplomatik içeriği ve yol göstericiliğinin sarsıcı etkisi her geçen gün büyüyor. Öcalan’ın deyiminle hem “50 yıllık ‘Kürdistan Devriminin Yolu’ manifestosunu ikame edecek” olması, hem de “Sadece Kürt tarihsel toplumu için değil, bölgesel ve küresel toplum için de tarihsel toplumsal bir içerik taşıması” dolayısıyla bu manifesto tarihi bir dönüşüm eşiğine işaret ediyor. Çok boyutlu bir yoğunlaşma olması hasebiyle manifesto ciddi bir analiz ve değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Küresel düzeyde yankı bulan, Kürdistan duygu ve düşünce dünyasında büyük bir buluşmaya yol açan ve ezberleri bozan çağrı sonrası çıkan manifesto varlığın korunması ve özgürlüğün sağlanması açısından Kürdistan halklarına ve mücadele tarihine yeni ufuklar ve özgürlüklere kapı aralayacak yeni pencereler açıyor. Dünya sisteminin krize girdiği ve kapitalist modernite karşısında alternatif kıtlığının yaşandığı bu eşikte manifesto bölgesel ve küresel çapta yeni mücadele zeminleri, olanaklar ve çözüm tezleri sunuyor. Öcalan, an ile tarihin, birey ile toplumun, yerel ile evrenselin ve güvenlik ile özgürlüğün dengesini gözeterek evrensel demokrasi mücadelesine öncülük etme inisiyatifi ve yüz yıllık fırsatı değerlendirme imkânı sunuyor.

Öcalan’ın manifestoda yeni döneme üç temel alan özelinde odaklandığı söylenebilir. Bunların ilki, dönemin ihtiyaçları doğrultusunda Kürt Özgürlük Hareketinin yeniden yapılandırılması, Kürt sorununun çatışmalı zeminden çıkarılması ve demokratik siyasetin işler hale getirilmesidir. İkincisi, küresel ölçekte kriz ve kaosun derinleşmesi, dünyanın her yerinde ezilenler ve sömürülenlerin bu krizin etkilerini derinden yaşaması dolayısıyla, Öcalan’ın kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite tartışmalarını geliştirdiği çözüm tezleriyle, demokratik toplum sosyalizmi temelinde yeni bir enternasyonal örgütlenme modeli önermesidir. Öcalan’ın manifestonun merkezine yerleştirdiği diğer alan ise demokratik ulus paradigmasıyla Kürt ulusal birliğinin sağlanmasıdır. Ortadoğu’da her gücün çıkarlarını önceleyen tarihsel bir ajandasının olduğunu hatırlatan Abdullah Öcalan, bir yandan demokratik Kürt birliğini sağlamaya diğer yandan özgüçlerini ve kolektif iradelerini koruyarak Kürtlerle diğer halkların ilişkilerini uzlaşı temelinde demokratik topluma dayalı bir düzleme oturtmaya çalışıyor. Son yüz yılda hegemonik güçlerin Kürtleri bir çatışma gücü olarak konumlandırmak istemesi ve bunun için her türlü yol ve yönteme başvurması hem Kürt birliğini hem de Kürtlerin diğer halklarla ilişkilerinin demokratik bir zemine oturtulmasını zorunlu kılıyor. Öcalan, aşırı milliyetçi ideolojilerin ortaya çıkardığı çözüm önerilerinin toplumun tarihsel ve sosyolojik gerekliliğini dikkate almadığını ve bu nedenle yetersiz kaldığını “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nda şu şekilde vurguluyor: “Kimliklere saygı, kendini özgürce ifade etme, toplumun her kesimi kendi sosyo-ekonomik ve siyasi yapıları temelinde demokratik, öz örgütlemesi ancak demokratik bir toplumun ve siyasi alanın varlığıyla mümkündür.” Burada, dil, kimlik, kültür ve inançlara saygı temelinde eşit yurttaşlık hakları başta olmak üzere yerelde idari özerkliğin gerekliliğini açık biçimde ortaya koyduğu görülüyor.

Manifestodan yola çıkarak Kürtlerin ulusal birliğinin tarihsel ve konjonktürel olarak neden elzem olduğu bu makalenin ana odağını oluşturuyor. Statüsüz bırakılarak hegemonik güçlerin sonsuz bir sömürü ve sömürge coğrafyasına dönüştürülen Kürdistan’ın dört parçasının demokratik ulus temelinde birliğini oluşturması önündeki engeller tarihsel olarak ele alınmaya çalışılıyor. Uzun yıllardır kapitalist modernitenin yönetim formu olan ulus-devlet modeline karşı Öcalan’ın geliştirdiği çözüm tezi olan demokratik modernitenin dayandığı demokratik ulus paradigması bu metnin odağında yer alıyor. Demokratik ulusun inşası ulusal birliği kurmanın ana ekseni olarak tartışılıyor. Makalede milliyetçi, ayrımcı, dışlayıcı, baskıcı ve erkek egemen ideolojiler etrafında şekillenen ulus-devlet modelinin panzehri olarak demokratik ulus paradigmasının hem özerkliği, kültürel ve tarihsel değerleri nasıl koruyabileceğine hem de eşit yurttaşlığı, özgürlükleri ve toplumsal cinsiyet eşitliğini yaşatabileceğine yer veriliyor. Bu yazıda, Kürdistan’da ulusal birliğin sağlanması için verilen uzun erimli mücadele ve deneyimler, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) başta olmak üzere Kürdistan’da demokratik ulus temelinde ortaya çıkan ulusal birlik deneyimleri özelinde inceleniyor. Böylece ulusal birliğe ilişkin birikim, engeller ve olanaklar ortaya konmaya çalışılıyor. Kürt ve Kürdistanlı kadınların hem güncel hem de tarihsel konumları göz önünde bulundurularak bilgi üretim sürecinin eril bakıştan arındırılması amacıyla metin boyunca tüm süreçler kadın özgürlükçü bir perspektifle ele alınıyor. Makale, deneyimlerden yola çıkarak Kürt ulusal birliğinin ve demokratik ulus perspektifinin günümüzde neden her zamankinden daha hayati olduğu ve nasıl inşa edilebileceğini ortaya çıkarmaya çalışıyor.

 

Direniş ve Birlik Önündeki Engeller

Direniş ve kahramanlık tarihine rağmen Kürtler katliamdan neden kurtulamadı? Kürtlerin direniş ve kahramanlık tarihi neden aynı zamanda Kürtler açısından katliamlar tarihi oldu? Bu soruları cevaplamak kolay değil, ancak Kürdistan’da açığa çıkan direnişlerin parçalı ve bölgesel kalması Kürtlerin soykırım kıskacında kalmasının ve egemen güçlere karşı kaybetmesinin esas nedeni olduğu açık. Nitekim bütünsel bir perspektiften ve birlik ruhundan uzak geliştiği ve parçalı olduğu için, 28 isyan yeterince sonuç açığa çıkaramamıştır. Bu isyanlar Kürdistan’ı, Kürdistan tarihini, toplumsal yapısını ve mücadeleyi felsefi, bilimsel, ideolojik ve sistemsel açıdan bütünlüklü ele almadığı için kısa ömürlü, zayıf ve etkisiz kalmıştır. Ulusal bağlamı yeterince kavramadığı gibi, bu isyanlar dünya konjonktürünü de yeteri düzeyde bilince çıkaramamış, taktiksel, politik ve kültürel refleksten yoksun kalmıştır. Kürtler adeta, tarih boyunca Kürtlere karşı geliştirilen oyunları bozmak için mücadele etmiş, oyun kurucu olma konumları yeterince gelişmemiştir.

Statü ve politik konumunu koruma bir yana, Kürdistan’ı sömürgeci egemenlik altında tutan dört ulus-devlet Kürtlerin tarihsel ve kültürel kimliklerini dahi inkâr etmiştir. Kürdistan’ın varlığı, tarihsel konumu, politik statüsü, yönetim ve savunma kabiliyeti başta olmak üzere maddi ve manevi bütün değerlerinin parçalanması hedeflenmiştir. Kürtler, ret, inkâr ve imhaya dayalı ulus-devlet kurgusuyla inşa edilmiş Türk, Arap ve Fars kimlikleriyle asimile edilmek istenmiştir. Uzun yıllar boyunca Kürdistan işgal, ilhak ve istila edilerek bir sömürge coğrafyasına dönüştürülmüş; Kürt ve Kürdistan gerçekliği sömürgeci egemen kimlikleri altından eritilmeye çalışılmıştır.

Bu tabloda yaşanan temel sorunların başında önderlik sorunu gelmektedir. Nitekim, 29. (PKK öncülüklü) İsyan’ın en temel farkı ve başarısının temel nedeni bütünsel perspektifi olan bir önderliğe sahip olmasıdır. Bu, Kürt meselesini ve Kürdistan’ı, bilimsel, felsefi, ideolojik, paradigmasal ve birlik temelinde bütünlüklü ele alan bir öncülük ve önderlik gerçeğidir. Abdullah Öcalan şahsında ortaya çıkan bu önderlik konumu anlık duygu ve tepkilerden değil, tarihsel birikimlerin devralınarak büyük amacın etrafında şekillenen önderliksel stratejik bir gerçekleşmedir. Kürdistan’da yaşamsallaştırmak istediği demokratik ulus paradigması temelinde geçmişten bugüne kadar, bu konum bizzat Öcalan tarafından kolektifleştirilmeye çalışılmaktadır. Kürdistan özelinde yaşam bulun bu önderliksel gerçekleşme böylece yerel ve evrensel düzeyde toplumu savunmanın bir kolektif mücadele biçimine dönüşmüştür.

 

Kürdistan’da Sömürgeciliğin İnşası

20. Yüzyılın başından itibaren Kürdistan’da uygulanan statüsüz bırakılma politikası özünde Kürdü yok etme projesidir. Bu aynı zamanda hegemonik güçlerle birlikte bölge devletlerinin Kürtleri ve Kürdistan’ı sorunsallık kıskacında tutması politikasıdır. Birinci Dünya Savaşı’nda kurgulanan Ortadoğu siyasi haritası yüzyıllık bir sorunsallığı doğurmuştur. Sykes-Picot ve Lozan anlaşmaları Kürdistan merkezli kurgulanmıştır. Bu anlaşmalardan sonra Kürdistan coğrafyası dört parçaya bölünmüş, Kürdistan statüsüz bırakılmıştır. Kürtlerin konfederal, yerel ve kolektif yönetme biçimine dayalı politik konumları ellerinden alınmış, güvenlik ve savunma güçleri ortadan kaldırılmış, toplumsal bir arada yaşama deneyimleri parçalanmış, tarihleri ve toplumsal bellekleri kırıma uğratılmış, maddi ve manevi kaynaklarının tamamı sonsuz bir sömürüye açılmıştır.

Özellikle son yüz yılda sömürgecilik kıskacında tutulan Kürdistan, şiddetin pekiştirilmesinde bir araç olarak Kürtlüğe dair bütün varoluş biçimlerinden kopuşa rıza gösteren bir Kürt öznesi inşa edilmek istenmiştir. Tekinsizliğin ve mülksüzlüğün mekânı haline getirilme ile Kürtleri ve Kürdistanlıları birbirine düşmanlaştırma politikası toplumsal güven ilişkilerini ve bir arada yaşamı ciddi biçimde zedelemiştir. Kürdistan komünal değerlerden ve ahlaki politik toplum olma vasfından çıkarılmak istenmiştir. Şiddet ve zor yoluyla yerinden etme politikaları Kürdistan’ın sadece insansızlaştırılmasını değil, aynı zamanda kolektif emekten koparılmasını da hedeflemiştir. Maddi ve kültürel mirasının yok edilmesi girişimleriyle Kürdistan’ın hafıza-kırıma uğratılması amaçlanmıştır. Nihayetinde, dünyanın birçok bölgesinde imparatorluklar çözülüp sömürgeler bağımsızlığını ilan ederken Kürdistan 20. Yüzyılın başında çetin biçimde bir sömürge şiddetinin inşa edildiği bir coğrafyaya dönüştürülmüştür.

Sömürgeleştirilmiş Kürdistan coğrafyasında Kürtler toplumsal, siyasal, ekonomik ve güvenlik gibi hakların tamamından mahrum bırakılmıştır. Toplumsal varlık olma vasıfları ellerinden alınarak Kürt ve Kürdistan coğrafyası amaçsız bir yaşam kıskacında bırakılmak istenmiştir. Toplumsal varlık bir amaca dönük yaşayandır ancak gelecek tahayyülleriyle birlikte Kürtlerin toplumsal ve siyasal varlığı parçalanmıştır. Bu nedenle Kürtlerin geçmişe, ana ve geleceğe dayalı ufukları uzun yıllar boyunca bulanık ve parçalı olmuş; belirsiz bir zaman mefhumunda kalmıştır. Ortaya koydukları uzun soluklu direnişlere rağmen Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya çıkışına kadar Kürdistan’da bütünlüklü bir Kürt personasının inşa edilmesi bu nedenle mümkün olmamıştır. Toplumsal ütopyanın gerçekleşmesi için büyük direnişler, savaşlar ve umutlar gerekmektedir. Nitekim, büyük kayıplar ve bedeller sonucunda Kürt toplumsal ve siyasal varlığı ile özgür ve demokratik yaşam umudunu geri kazanılabilmiştir. Kürdistan’da bir Kürt toplumsal ve siyasal varlığın inşası ile Kürdistan’ın sömürge konumundan çıkarılması mücadelesi, zorunlu olarak eş zamanlı gerçekleşmiştir.

Uzun soluklu anti-sömürgeci direniş, serhildanlar ve örgütlü mücadele Kürdistan’ın tüm yaşamına derin bir şekilde nüfuz etmiş, toplumsal hayat kadar duygu dünyasını da derin biçimde şekillendirmiştir. Mücadeleyle özgür Kürt olarak yaşama tahayyülü oluşmuş, ödenen bedeller ve verilen emeklerin yarattığı derin düşünce ve duygularla Kürdistan’da bir yurtsever özne şekillenmiştir. Burada, sömürgeciliğe karşı ortaya koyduğu hedeflerini aşan bir rol oynamakla Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin Kürdistan’da toplumsal bir kimlik, karakter ve hakikat haline geldiği unutulmamalıdır.

 

Ulus-Devleti Aşma

Demokratik ulusta somutlaşan Kürt özgürlük sosyolojisi ulusal sorunun çözümünde köklü bir dönüşümü ifade ediyor. Bu dönüşümdeki en önemli boyut Kürt ulusal sorununun milliyetçi ulus-devlet zihniyet ve yapılanmalarının reddi temelinde gerçekleşiyor. “Ulus-devlet çözümü felâket getirir, elli Gazze yaratır.” belirlemesiyle Öcalan, ulus-devletin tekçi ve yok edici karakterine karşı demokratik ulus modelinin yegâne çözüm olduğunu ifade diyor. Demokratik ulusun kavram ve kuramı kendini yeniden inşa etmenin ifadesidir. Ulus-devlet yapısına karşı, ifade de var olana sınırlarını aşma, yeni sınırları hedeflemedir.  Öcalan bunu şu şekilde ifade ediyor: “Devlet eliyle ne ulus olma ne de ulus olmaktan çıkmadır. Toplumun kendini demokratik ulus olarak inşa etme hakkını bizzat kullanmasıdır.” Bu, Kürtlerin bir ulus olarak kendini yeniden tanımlaması anlamına geliyor.

Demokratik Ulus Paradigmasıyla yerel yetki devrinin sağlanması ve halkların yönetime aktif biçimde katılabilmesi için idari mekanizmaların seçimle halk tarafından belirlendiği bir radikal demokratik modeldir. Merkeze karşı yerelin iradesini esas alan bu model çoğul kimliklerin özgürce yaşayabilmesi olanağını da yaratıyor. Bu anlayış, ‘devletçi paradigma ne kadar parçalayıcı ise demokratik ulus paradigması o kadar birleştiricidir’ hakikatinden yola çıkarak farklılıkların birliğini esas alıyor. Devletin milliyetçi bir kurguyla inşa ettiği ulusal kimliklerin dışında bırakılan tüm toplumsal kesimlerin kendi inançları, dilleri, kimlikleri ve kültürel değerlerini özgürce yaşayıp demokratik birliklerini oluşturmasının olanağını yaratıyor. Kürtlerin ve diğer toplumsal kesimlerin birbirlerini reddeden, dışlayan, sömürmeye çalışan, birbirleriyle çatışan konumları ters yüz edilerek birbirlerini savunan ve geliştiren bir toplumsallık canlı bir biçimde varlığını sürdürüyor. Sözgelişi, Kürt demokratik ulus kimliği ne tarihsel olarak Kürtlerle aynı coğrafyayı paylaşan ve birlikte yaşayan Kürdistanlıların varlığını ve kimliklerini dışlayıcı bir özellik taşıyabilir, ne de Kürt kimliğini merkeze alıp kendini yerele kapatarak evrensel değerleri yok sayan bir karakterde olabilir. Özgür birey ve demokratik toplum tahayyülünün ana ekseni çokların birlikte eşit yurttaşlık temelinde evrensel değerlerle ve farklı coğrafyalarla bağlar kurarak yaşayabilmesidir. “Katı siyasi sınırlara, tek dile, kültüre, dine ve tarih yorumuna bağlanmamış demokratik ulus tanımı çoğulcu, özgür ve eşit yurttaşlarla toplulukların bir arada dayanışma içinde yaşam ortaklığını ifade eder.” belirlemesiyle Öcalan demokratik ulusun çoğul özgürlüklere nasıl güçlü bir zemin açtığını ortaya koymaktadır.  Bu aynı zamanda toplumdaki ahlaki politik niteliğinin korunması anlamına geliyor.

Demokratik Ulus Paradigması ekseninde bir birliği savunan Öcalan, “Demokratik Toplum Manifestosu”yla Kürt ulusunun parçalanmanın zeminini de ortadan kaldırmayı hedeflemekte ve demokratik birlik temelli bir arada var olma anahtarı sunmaktadır. Öcalan’ın temel amacı, konjonktürel olarak açığa çıkan fırsatların demokratik ulusal birlik temelinde değerlendirilip bütünlük içinde Kürtlerin kazanımına dönüştürmektir. Manifestoda bunu büyük bir duygu yoğunluğu, coşku ve özlemle ifade etmektedir. Sözgelişi, Kürdistan kolektif belleğinde önemli bir yere sahip olan Mem û Zîn ve Dewreş û Edûlê destanlarını ulusal birlik bağlamı temelinde ele alarak “Ben yarım kalan Kürt destanlarını tamamlamak için bir Kürt gerçekliğini arıyorum.” ifadesini kullanmaktadır. Bu belirlemesinde açık biçimde görüldüğü gibi Öcalan, yeni bir manifestosuyla ulusal birliğe ilişkin yüreğinde yarım kalan sevdaları tamamlama mücadelesi veriyor. Kürdistanı merkeze alarak bütün toplumların ve toplulukların yararına yeni bir yaklaşım olarak “kaybet-kaybet” politikası yerine, “kazan-kazan” şiarını 21. Yüzyılın politikası haline getiriyor.

Kürdistan’da bugün ortak zihniyet ve ortak yaşam perspektifine dayanan demokratik ulusun bedenselleşerek ete kemiğe kavuşması oldukça önemli. Toplumların engel tanımadan kendini bedenleştirerek sistemli hale getirmesi devletin sınırlarının daraltılarak topluma alan açmanın da temel yolu. Bu aynı zamanda toplumun gittikçe küçültülerek yaratıcı var etme gücünün yok edilme düzeyine indirgendiği kapitalist bir çağda “daha az devlet, daha çok toplum” ile “devletin toplumsallaştırılması ve toplumun devletsizleştirilmesi” gibi çağdaş toplumsal özgürlük tahayyüllerinin yaşam bulmasına olanak sunuyor. Ancak demokratik toplumun bedenleşmesinin kendiliğinden olan bir süreç olmayacağı açıktır. Bunun önündeki engellerin aşılması ve bedenleşmesinin güvence kazanması çetin ve ısrarlı bir mücadeleyle mümkündür. Bu, toplumu demokratikleştirme tahayyüllüne sahip olan her özgürlükçü ve demokratik hareketin ve yapının bugün üzerinde durması gereken boyuttur.

 

Kürdistan’da Ulusal Birliği Kurma

2000’li yıllardan beri Öcalan, Kürt halkının dört parça Kürdistan’da bir araya gelerek demokratik ulus perspektifiyle sorunlarını çözmesinin ve bunu ortak bir hukuka kavuşturmasının yöntemleri üzerine çalışıyor. Kürt halkının ancak demokratik ulusal birliğini sağlayarak, ortak öz savunma temelinde varlığını ve kazanımlarını koruyabileceğini belirtiyor. Tüm Kürt oluşumlarının bir araya gelmesini ve Kürt halkının varlığı, kimliği, dili, tarihi ve kültürünü ortak bir hukuk ve mekanizmayla garanti altına alınabileceğini vurguluyor. Bunun için ulusal kongre çağrısı yapmakta ve muhatap kişi ve yapılara mesajlar yollayarak çözüm tezlerini iletmektedir. Nitekim Rojava’da gerçekleştirilen ulusal birlik konferansının çerçevesini ve perspektifini çizerek gerçekleşmesini sağlamıştır. Ancak demokratik ulus perspektifinin ete kemiğe kavuşması amacıyla Kürt ulusal birliğinin sağlanması ve Kürt ulusal kongresinin gerçekleşmesi, bu sürecin ilk adımı olarak Kürt ulusal konferansın yapılması hala önümüzde duran en temel ihtiyaç.

Kürdistanlı her yapının demokratik ulusal birlik zemininde buluşma olanağı yaratması bugün her zamankinden önemli. Kürtlerin mücadele bilinci ve birikiminin ulusal birliğini sağlaması noktasında elverişli koşullar sunduğu gibi konjonktürel koşullar da Kürt ulusal birliğinin sağlanması açısından bugün güçlü olanaklar sunuyor. Bunu başarmanın yolu ise devletçi ve iktidarcı zihniyetin tutsak etme ve kapanda tutmaya çalışan etkilerinden kurtulmakla mümkün. Soykırım çemberinden çıkmak ve parçalı durumu aşmak, direniş kadar birlik ruhunu inşa etmeyi de  gerekli kılıyor. Bu açıdan demokratik ulusun hegemonik güçlere, bölgesel ulusal-devletlere rağmen oluşturulabilecek bir yapı olduğu unutulmamalı. Hegemonik güçlerin ve bölge devletlerinin Kürtlerin ulusal birliğini engelleme çabaları Kürtlerin demokratik birliği önünde bir engel olmamalı; bilakis birlik bu engellemeleri ortadan kaldırmalıdır. Sömürgecilik ve soykırım kıskacında tutan hegemonik güçlerin ve yerel işbirlikçilerinin karşısında Kürt halkının kendi kaderini tayin etme tutumuna dayalı bir perspektifle hareket etmesi amacıyla ulusal kongresini gerçekleştirip ortak kararlar alması bu açıdan elzem. Güvenlik ve özgürlük dengesi gözetilerek yüzyılı aşkın bir süredir inkâr ve imha temelinde dayatılan sömürgeciliğe karşı, Kürtlerin tarihini, toplumsal belleğini, sınıfsal bilincini, dilsel ve kültürel değerlerini, yönetim ve savunma temelindeki tarihsel deneyimlerini açığa çıkarması, koruması ve savunması zorunlu. Kürtler bunu açığa çıkaracak ve yaşama geçirecek hafıza, deneyim, birikime ve güce sahip olduğu unutulmamalıdır.

Demokratik ulus temelinde bir yaşam ve yönetim biçimi oluşturma yetkisi ve gücüne Kürtler bugün her zamankinden daha fazla sahip. Bu güç, Öcalan önderliğindeki Özgürlük Hareketi Kürtlerin tüm dünyada yaşanan toplumsal, siyasal, ekolojik ve erkek egemenliği sorunlarına evrensel çözüm tezleri sunma kabiliyetinden ileri gelmektedir. Soykırımcı, tekçi, otoriter ve cinsiyetçi rejimlerin ve benzer nitelikleri bünyesinde barındıran devlet dışı radikal güçlerin uzun yıllardır halkları, kimlikleri, inançları ve kadınları baskı altında tutarak siyaseti dizayn etmeye çalıştığı Ortadoğu coğrafyasında, 21. Yüzyılın özgürlük ütopyası biçimde gerçekleştirilen Rojava Devrimi bu kabiliyetin en yakın ve somut ifadesidir. Kapitalizm karşısında alternatif kıtlığın yaşandığı bir çağda, demokratik ve özgür bir arada var olma umudu olarak dünyaya yeni bir yaşam ve yönetim modeli olma alternatifi sunan Rojava Devrimi’nin ruhu, Kürt ulusal birliğine büyük katkı sağladığı hep akılda tutulmalı. Benzer şekilde, Rojhilat’ta başlayan, dört parça Kürdistan’dan taşarak dünyaya yayılan Jin, Jiyan, Azadî serhildanlarının, demokratik ulusal birlik temelinde Kürt kimliğini oluşturma ve buluşturma ruhunun kadın özgürlük çizgisiyle birleşerek nasıl hem ulusal hem de evrensel bir değer yarattığı unutulmamalı.

 

Demokratik Ulus Bilincinin Yükselişi

2007 yılında kurulan Demokratik Toplum Kongresi (DTK), halkın siyasete aktif biçimde dahil olarak kendi kendini yönetebilmesi amacıyla, Kürdistanlı tüm halkların, inançların, sivil toplum ve meslek örgütlerinin, siyasi parti ve siyasi oluşumların, kadınların ve gençlerin kongre bünyesinde bir araya gelmesiyle radikal demokratik bir örgütlenme ve yönetim modeli olarak yaşam bulmuştur. Öcalan’ın, 1993, 2000, 2009 ve 2013 yıllarında yapmak istediği paradigmasal değişim sonucu ortaya çıkan bu modelin ulusal birlik politikalarının inşası bakımından ele alınması yol göstericidir. Zira DTK salt halkların şiddet ve baskı kıskacında tutulduğu ulus devletli yapılara karşı demokratik topluma alan açmanın radikal bir modeli değil, aynı zamanda demokratik ulus temelinde bir yönetimin oluşturulması açısından Bakur’da ortaya çıkmış özel bir deneyimdir. Kürdistanlıların politika yapım süreçleri ile yönetime doğrudan katılımına alan açılarak siyaseti radikal biçimde demokratikleştirmek amacıyla kurulan DTK, Demokratik Toplum Hareketi (DTH) bünyesinde geniş toplumsal kesimlerle yapılan görüşme ve tartışmalarla varılan mutabakat sonucu kurulmuştur. Yine, 2014 yılında 501 delegeyle DTK kongresi yapılmıştır. Kongre öncesi yaklaşık altı ay boyunca tüm Bakur’da halk delegelerinin belirlenmesi amacıyla mahalle ve ilçelerde sandıklar kurulmuş; delegeler yüzlerce kişinin seçime katılımıyla belirlenmiştir. Kürdistan’da yaşayan tüm halkların temsiliyetinin sağlaması amacıyla bu delegelerin %60’nın halk delegesi, %40’nın ise kurum temsiliyeti olması karar altına alınmıştır.

Kürdistanlıların kendi kendilerini yönetme kabiliyetine kavuşabilmesi amacıyla, DTK Kürdistan’da yaşanan siyasal, toplumsal, toplumsal cinsiyet, iktisadi ve ekolojik sorunların kalıcı biçimde çözüme kavuşması için çalışmıştır. 2010 ila 2016 yılları arasında çok sayıda kongre, konferans, sempozyum ve çalıştay gerçekleştirmiştir. Bu çalışmaların neredeyse tamamına Kürdistanlılar ve Kürtlerin yaşadığı her alandan kişiler katılım sağlamıştır. Her toplumsal kesimin kongreye aktif biçimde katılmasının kalıcı bir örgütsel forma kavuşması amacıyla DTK “Meclisler Meclisi” şeklinde örgütlenmiştir. Dört parça Kürdistan’ın katılıma açık şekilde DTK bünyesinde Ulusal Sağlık Meclis’i, Ekoloji Meclisi, Hukuk Meclisi kurulmuş ve “Eğitim Destek Evleri” ve “Özgür Okullar” projeleri hayata geçirilmiştir. Halk meclislerine dayanan DTK anti-sömürgeci ve radikal demokratik bir perspektifle sömürgeci tahribat sonucu Kürdistan’da yaşanan sorunların demokratik yöntemlerle çözülebilmesi için ulusal bir icra organı olarak çalışmıştır.

 

Rojava’da Ortak Tutum Konferansı

26 Nisan 2025 tarihinde Qamişlo’da “Rojava Kürt Birliği ve Ortak Tutum Konferansı” düzenlenmiştir. Kürdistan’ın dört parçasındaki siyasi parti, sivil toplum örgütü, kadın örgütü ve halkın katılımıyla 400 kişiyle yapılan konferans, ulusal birlik temelinde süren uzun erimli çalışmalar sonucu gerçekleştirilebilmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü ve Suriye’nin yeninden inşasında Kurdistanî bir ortak görüşün oluşturulması konferansın odağını oluşturmuştur.  Katılımcılar, konferansa sunulan ortak Kürt ve Kürdistan görüşü ve tutumuna ilişkin belgeyi çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü kimliğe sahip, uluslararası insan hakları sözleşmelerine bağlı, kadın özgürlüğü ve haklarını koruyan ve siyasi, toplumsal ve askeri kurumlara etkin katılımını sağlayan, Kürtlerin anayasal haklarını güvenceye altına alan, birlik içindeki bir Suriye çerçevesinde, Kürt sorununa adil ve kapsamlı bir çözüm belgesi olarak benimsemiştir. Hem Kürt siyasi güçler arasında hem de Kürtler ile Şam arasında kurulacak diyaloğun ulusal birlik temelli olması gerektiği hususunda ortaklaşma sağlanmıştır. Herhangi bir bileşeni ortadan kaldırmadan ya da inkâr etmeden, tek taraflı bir zihniyete sahip düşünceler ve uygulamalardan uzak, hiçbir ayrım gözetmeksizin halkın onurunu ve haklarını anayasal güvenceyle koruyan, Suriye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkilerine saygılı, bölgede istikrar ve güvenlik unsuru olan tüm haklarını kapsayan yeni Suriye’nin inşasına katılmak amaçlanmaktadır. Sonuç olarak konferansta, bu ortak görüşün hayata geçirilmesi temelinde siyasi gerçeklik için çalışacak ilgili kesimlerle görüşecek ve diyalog yapacak ortak Kürt heyetinin ivedi bir şekilde oluşturulması karar altına alınmıştır. Bu konferans uzun yıllar boyunca kimliksizleştirilen ve mülksüzleştirilen Rojavalı Kürtlerin varlığını, toplumsal, siyasal ve yönetimsel konumlarını demokratik ulusal birlik temelinde yeniden tayin etmesi açısından oldukça önemli olmuştur.

 

Demokratik Birlik İnisiyatifi Deneyimi

Demokratik Birlik İnisiyatifi 11 Mayıs 2025’te 301 delegenin katılımıyla konferansını gerçekleştirerek kuruluşunu deklare etmiştir. İnisiyatif, Kürt meselesinin demokrasi, özgürlük ve statü sorunu olduğu gerçeğinden yola çıkmıştır. Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümüne katkı sunacak ve sorumluluk üstlenecek tüm toplumsal dinamiklerin bir araya gelmesi hedeflenmiştir. Demokratik Birlik İnisiyatifi bu temelde belirlenen ve amaçlanan ilkeler doğrultusunda söz ve eylem birliği yaptığı sivil ve demokratik bir yapı olarak kurgulanmıştır.  Bu oluşum demokratik toplum süreci açısından önemli bir demokratik birlik formu niteliğindedir. Kürdistanlı tüm halkların etnik, kültürel, dilsel ve inançsal farklılıklarıyla çoğulcu ve dinamik toplum yapısını dikkate alarak kurulmuştur. Ulusal birliğin demokratik temelde inşa edilmesi amacıyla kurulan çoklu bileşenlere sahip bu platformun tarihsel bir sorumlulukla yol alması ve toplumsal sorunlara çözüm geliştirme zeminine dönüşmesi bu eşikte temel ihtiyaçtır.

 

Kadınların Demokratik Birliği

Kürt ulusal birliğinin demokratik temelde kurulmasının en dinamik gücü kuşkusuz bugün dünya kadın mücadelesine ilham olan Kürdistan Özgür Kadın Mücadelesi ile Kürdistan’ın dört parçasında kesintisiz mücadele yürüten Kürt ve Kürdistanlı kadınların mücadelesidir. Nitekim, sosyalist mücadelenin gittikçe zayıfladığı, yeni sömürge rejimlerin inşa edildiği, birçok coğrafyada şiddet, çatışma ve savaşların sürdüğü, dünya genelinde milyonlarca kişinin yerinden edilerek mültecileştirildiği, doğanın sonsuz bir sömürü kaynağı olarak görülüp tahrip ve talan edildiği, neoliberalizmin sömürü çarkında sömürü rejimlerinin her gün yeniden üretildiği, Amerika’dan Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Asya’ya kadar kapitalist ırkçı ve aşırı sağcı popülist ve kapitalist ideolojiler tarafından kadınların yaşamlarının alt üst edildiği ve bütün bu kapitalist şiddet karşısında alternatif kıtlığının yaşandığı bir eşikte; Kürdistanlı kadınlar Ortadoğu’da bir taraftan erkek egemenliğine meydan okuyor diğer taraftan neoliberal politikalara ve kapitalist sisteme karşı ortaya koyduğu serhildanlarla militan bir konuma yerleşiyor.

Dört parça Kürdistan’da demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en önünde yer alan kadınlar, örgütlü mücadeleyi kadınların ve halkların kurtuluşu ve özgürlüğü için yegâne yol olduğunu ilan ediyor. Yürüttüğü çok yönlü mücadeleyle Kürt kadınlar, demokratik ulus temelinde örgütlenmeyi esas alınıyor. Bu amaçla bugün Kürdistan Özgür Kadın Mücadelesi Jineoloji fikriyatı temelinde onlarca kurumsal yapı ve demokratik örgütsel form bünyesinde mücadele yürütüyor. Ulusal birlik ve demokratik ulus temelinde Kürt ve Kürdistanlı kadınlarla uzun erimli ve kalıcı örgütsel bağlar ve bağlantılar kuruyor. Her yıl onlarca çalıştay, seminer, panel, sempozyum ve konferans gerçekleştirerek ortak mücadelenin yol ve yöntemleri belirlenerek mücadelenin sistematikleşmesi ve süreklileşmesi için kararlar alıyor.

 

Kürt Kadın Parlamenterler Konferansı

Kürt kadınların demokratik siyaset alanında birliğini sağlamak amacıyla 28-29 Mayıs 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da “1. Kürt Kadın Parlamenterler Konferans”ı gerçekleştirildi. Konferans Tevgera Jinên Azad (TJA) üncülüğünde yapıldı. Konferans, Kürdistan’ın dört tarafından, Türkiye’den, Ortadoğu’dan ve Avrupa Kürt diasporasından eski ve yeni birçok kadın parlamenterlerin katılımıyla düzenlendi. Konferansta Kürt kadınların siyasal alandaki çok katmanlı deneyimleri, tarihsel hafızaları ve ortak mücadele birikimleri paylaşıldı. Konferans Kürt kadınların Kurdistan’ın geleceğine yönelik örgütleme perspektifini, politikasını ve ulusal birlik temelinde örgütlenmesini ortaya çıkarması açısından önemli bir deneyim olarak gerçekleşti. Sakine Cansız, Leyla Qasım, Hevrin Xelef ve Mina Qazî’ye atfedilen konferans Kürdistan kadın mücadele tarihini, bugünkü deneyimini ve gelecek ufkunu buluşturdu. Kadın yakın zamanda Süleymaniye’de gerçekleştirilecek olan “Ulusal Kürt Kadın Birliği Konferansı”nı önemli bir hedef olarak önüne koydu.

 

Suriye’de Kadınların Birliği Konferansı

20 Eylül 2025 tarihinde, bu yazı kaleme alınırken, Kuzey ve Doğu Suriye’de   yapılandırılması sürecinde kadınların birlik temelli böyle bir konferans gerçekleştirmesi oldukça önemli bir dönemsel çalışma olmakla birlikte kadınların nasıl bir Suriye istediği ve demokratik Suriye inşasındaki rollerini ve yaklaşımlarını ulusal temelde açık biçimde ortaya koymaktadır.

 

Sonuç Yerine

Kürdistan ulusal birliğini tamamıyla kuramamış olsa da Kürtlerin demokratik ulus temelinde ulusal birliğini kurmasına ilişkin geçmişten bugüne Kürdistan’da oluşmuş ciddi bir hafıza, birikim ve deneyim söz konusudur. Halihazırda ulusal birliğe ilişkin Kürt siyasal, toplumsal ve ekonomik yapıların yaptığı çalışmalar birliği oluşturma potansiyelini açık biçimde ortaya koymaktadır. Dört parça Kürdistan’da ve diasporada yaşayan Kürtlerin ulusal bilinç, kimlik ve duyguda önemli oranda ortaklaştığı unutulmamalıdır. Kürdistan başta olmak üzere, diasporalarda ve Kürtlerin yaşadığı her yerde siyasal ve toplumsal çalışmalarla birlikte gerçekleştirilen kültürel, dilsel, sanatsal, basın ve akademik çalışmaların neredeyse tamamı koparılmışlığa ve parçalanmışlığa rağmen Kürdistan’ın ortak ufkunda birleşmekte ve birikmektedir.

Kürt ulusal birliğinin sağlanmasının en önemli göstergesi ve en açık kanıtı Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin 50 yıllık deneyimidir. Gerçekleştirdiği muazzam özsavunma ve direnişle, inşa ettiği politika ve örgütsel güçle bu deneyim Kürdistanlıları bir araya getirmede muazzam bir kudrete ve kabiliyete sahip olmuştur. Dört parça Kürdistan ve diasporada Kürdistanlıların yoğun katılımıyla, Kürtleri fiziksel, ideolojik, politik ve duygusal olarak birleştiren; Kürdistanı sömürgeciliğe karşı bir direniş, demokrasi ve barış mücadelesinde ise bir inşa sahasına dönüştüren bu hareketin kesintisiz mücadelesinin ulusal birliği önemli oranda kurduğu hakikati bilinmelidir. Mardin’den Seqiz’e, Şengal’den Kandil’e, Kobani’den Hewlêr’e kadar yarım asırdır direnen ve inşa eden devrimcinin yaşamı ve ölümü Kürdistan toplumsal alanı, gündelik yaşamı, eylemi, tahayyülü ve gelecek ufku kadar ulusal bilincini de derin biçimde şekillendirmiştir. Burada, bu hareketin içinde ve Kürtler arasında inşa edilen dil ile birlikte, 1990’lar itibarıyla Kürt televizyonlarının da katkısıyla Kürtlerin ortak bir paydada kamusal alanda birleşmesinin ulusal birliğe ciddi biçimde katkı sağladığı açıktır.

Kürdistan’da ulusal birliğin oluşmasındaki en dinamik gücün ve en kudretli yapının kadınlar olduğu açık. Kürdistan Özgür Kadın Hareketi’nin ulusal birlik temelli politikasına, inşa ettiği örgütlü mekanizmalara, kurduğu ağlara ve eylem hattına bakıldığında ulusal temelde ortaklığın önemli oranda sağlandığını görmek mümkün. Kürt kadınlar demokratik ulus temelinde Amed’ten Süleymaniye’ye, Qamışlo’dan Şengal’e ve hatta Beyrut’tan Berlin’e kadar kadınları birleştirerek hem ulusal hem de evrensel özgürlük mücadelesinin harcı oluyor. Bu gücün ulusal birliğe öncülük etmesinin yolu Kürt ve Kürdistanlı kadınların demokratik örgütlü mücadelelerinin daha fazla buluşturulması, kadınlar arası bağların daha fazla güçlenmesi ve ortak mücadelenin sürekli hale getirilmesidir.

Kürdistan başta olmak üzere, dünyanın her yerine dağılan Kürtlerin Rojava Devrimi’ne ve Kobani direnişine eşlik etmesinin tek nedeni IŞİD’e karşı ortaya konan olağanüstü direnişe olan saygı, minnet ve hayranlık değildi, ulusal bilinçte ortaklaşmış Kürt kolektif ruhu bu refakatin en temel nedeniydi. Bu hakikat hiçbir zaman unutulmamalıdır. Yine, Başûr ve Bakur’da ortaya çıkan ve Rojhilat’ta zirveleşen Jin, Jiyan, Azadî serhildanına dünyanın her yerindeki Kürtlerin eşlik etmesi sömürgeciliğe ve erkek egemenliğine karşı öfke kadar, Kürtlerin ortak geçmiş ve gelecek tahayyüllerinin oluşmuş olmasından ileri geliyordu.

Demokratik toplum manifestosu eksenli her gelişmenin ve oluşumun halkları ve kadınları ileri taşıyacağı açık. Ancak bu gelişmeleri sağlanmasının biricik yolunun örgütlenmek ve örgütlemek olduğu unutulmamalı. Hem demokratik toplumun hem de ulusal birliğin inşası için Kürtlerin, Kürdistan’ın dört parçasında Demokratik Ulus Paradigması ekseninde iç birliğini güçlendirecek ve ulusal birliği sağlayacak yeni örgütlenme modelleri ortaya koyması; Kürdistanlı halklarla ortak demokratik birlikler kurması; ortak diplomasi oluşturmanın mekanizmalarını oluşturması; hukuk, ekonomi ve ekoloji alanlarında komünlerin inşası; kadınlar arası bağları daha da güçlendirecek yeni örgütlenme formlarının çoğaltılması ve Kürdistan’ın her yerinde yaşanan sorunların somut çözümü için komünal örgütlenmeyle örgütsel ve icra mekanizmalarının çalışması bugün önümüzde duran temel görevlerdir.

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.