Düşünce ve Kuram Dergisi

Kapitalizm Ruhu Öldürür, Özgürlük Yaşatır

Zülfikar Tunç

 Covid-19 ve korona pandemisi, dünya ölçeğinde ciddi bir kriz ve kaosa yol açtı. Ama aynı zamanda bu kriz ve kaos, kapitalizm ile acenteleri ulus-devletlerinde kriz ve kaosuydu. Krğiz ve kaosun yarattığı kırılma, düzensizlikler ve ölümler “kanserli uygarlığın” boyutlarını sergileme bakımından önemlidir. Toplum ve doğa üzerinde kalıcı sonuçların olacağını belirtmek olasıdır.

Kapitalist modernite kanserleşmesinin en fazla kırılmaya uğrattığı alan yaşamdır. Sistemin kanserli ruhu, toplum ve doğayı sömüre sömüre ve yaşam alanına bu illeti sirayet ettire ettire adeta nefessiz bırakmaktadır. Kapitalist uygarlık yaşam yerine her alanda ölüm korkusunu bir yasa haline dönüştürüp, yönetmek için bu süreci fırsata çevirmeye yöneldi. Böylelikle yaşam ve yaşam alanlarını adeta kanserleştirip toplum ve doğaya dayatmaktadır. Abdullah Öcalan, “… Kanser hastalıkları, bu yaşam tarzından kaynaklanır. Unutmamak gerekir ki kanser tipik bir kapitalist modernite hastalığıdır. Tamamen sistemle ilgili bir toplumsal kökenli hastalıktır. Kapitalizmi hiçbir şey kanser hastalığı kadar izah etme gücünde değildir. Sistemin ruhunun insan vücuduna yansımasının kesin sonucudur” demektedir.

Uygar toplum tarih sahnesindeki yerini aldığında, demokratik toplum unsurlarına dönük alabildiğinde kuşatma, sömürü ve tahkim politikası gütmüştür. Kapitalist uygarlığın tahakküm ve sömürüde derinleşme sürecini genelde 400 yıl, özelde de son 200 yıl ile izaha kavuşturmak mümkündür. Özellikle sınıflaşma, kentleşme ve devletleşme boyutuyla gelinen aşamada kanserleşme sahası yaygınlık kazanmıştır. Bu konuda doneler yeterince sabit ve somuttur. Şöyleki; AİDS, çevre felaketi, işsizlik, köy-kent, tarım alanlarının bozumu, nükleer, biyolojik tahribatlar, nüfus artışı, aşırı tüketim, ozon tabakasının delinmesi, hayvan, bitki türlerinde azalma, soykırımlar, cinsel hastalıklar, obezite, biyolojik kanser, kuş, domuz gribi, sara ve son türevi korona pandemisi “kanserli uygarlığın” vahşiliğine delalettir.

Bu durumda Covid-19 virüsünün esas failide kapitalist modernite olmaktadır. Mesele Covid-19‘un Çin’in Wuhan kentinde dünyaya yayılması ya da uygarlık güçlerince oraya bulaştırılması ve/ veya danışıklı olmasının bir önemi kalmamaktadır. Çünkü belli zaman aralıklarıyla dünyanın birçok yerinde, yerden bir mantar biter gibi çoğalması bize şu hakikati göstermektedir; kapitalist modernitenin biyolojik bir saldırı düzenleme kabiliyetinin kuvvetle muhtemel olduğudur! Zira kıyamet ve mahşer senaryolarının iletişim kanallarıyla da bombardıman edilmesi bu savı destekler niteliktedir. Aynı şekilde kapitalist modernitenin ciddi bir kriz ve çıkmazda olduğuna dair de işaret fişeğidir.

Elbette buradan şöyle bir sonucu da çıkarsamak olanak dahilindedir. Covid-19, ulus-devletlerin yönetememe, aşırı merkezi ve tekçi yapılarının sürdürülemez olduğunu da gözler önüne sermiştir.

 

Kapitalizm ve ulus-devletlerin çürümüşlüğü

Hannah Arendt, Çariçe Katerina’nın repertuarından aldığı ve Rus özdeyişini şöyle aktarır, “Büyümesi duran her şey kokuşmaya başlar”. Bu Rus özdeyişini abartmamakla beraber kapitalizm ve ulus-devletlere uyarlamak yararlı olabilir. Çünkü kapitalizm ekonomik olarak “durursak ölürüz” şiarına göre hareket ettiğinden, bir nevi büyüyebileceği kadar büyüdüğünde kanserleşme emareleri de onun kokuşmaya başladığına delalettir.

Ulus-devlet bakımından da öyledir. Devletin zorunluluğu kuramı tarihten günümüze hep tartışılagelmiştir. Özellikle Hobbes’in “İnsan insanın kurdudur” sözü ile Darwinizmin evrim kuramını topluma uyarlayarak, var olma ve güçlünün ayakta kalması fikriyatı kapitalist modernist yaşam olarak dayatılması; Thomas Malthus kuramıyla da nüfusu dengelemek için savaşı elinin altında tutmasını sağlamıştır. Böylelikle toplum içte ve dıştan kuşatılarak “kanserli uygarlığı”n tahakküm ve sömürüsüne maruz bırakılmıştır. Bu anlamda kapitalizm hastalık çıkarma ve yaymada maharetli olduğunu göstermektedir. Çünkü, sömürgeciliğin ayak izleri üzerinden emin adımlarla yürümektedir. Şöyle ki; 1500’li yıllarda Avrupa sömürgeciliği altın, gümüş ve köleleştirme siyaseti nedeniyle Amerikan yerlilerine kızamık, çiçek hastalığını bulaştırmıştır. Kapitalizm 16. Yüzyıl ile 19. Yüzyıl arasında altın çocuğu olan ulus-devleti icat ederek, çağın en büyük kanserli canavarını toplumlara ve doğaya saldırmıştır. Milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik vb. ideolojisi eliyle kanserleşme yaygınlaştırıldı. 20. Yüzyılın başlarında, 1. ve 2. dünya savaşlarıyla felaketin geldiği boyutu gözler önüne sermiştir.

1990’lardan sonra reel sosyalizmin çözülüşü salt reel sosyalizm çözülüşü değildi,çözülen aynı zamanda kapitalizm ve acentaları ulus-devletlerdi. Birinci Körfez Savaşı, 2000’lerde sonra Saddam Hüseyin’in idamı, ulus-devletlerin büyümelerinin astarının yüzünden pahalı olduğu ve çürüme emarelerinin kuvvetli olduğunu gösterdi. Ulus-devlet maskesinin düşmesi kendiliğinden olmadı. Demokratik uygarlık güçlerinin mücadeleleri sonucu oldu. 1968’de dünyada esen bir devrim dalgası vardır. Sol, ekolojik, kültürel, cinsel, etnik, dinsel ve yerel toplumsal unsurlar kimlik savaşı arayışları, devamla “ideolojik devrim yalnızca kapitalist liberalizme karşı yürütülmüyordu, liberalist ulus-devlet kadar reel sosyalist ulus-devletle de köprüler atılmıştı”(Öcalan).

Durum bu iken, Korona öncesi ve sonrası yapılan kimi tespitler yetersiz kalmaktadır. Bu Covid-19’nun ortaya çıkışının tespitinde yetersizliğe, hatta saptırmaya götürebilir. Belki de şöyle düzeltilebilir: Covid-19, kapitalist modernist yaşamın hastalıklı yapısının ürettiği bir virüstür. Bu aynı zamanda beş bin yıllık devletli uygarlığın yapısal krizidir. Ve devletçi uygarlığın artık sürdürülemez olduğunun kanıtıdır. Kapitalist modernitenin zamana verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Fakat ayakta kalabilmek için tıpkı Covid-19 gibi kendini mutasyona uyarlamaktan da geri durmayacaktır.

Kapitalist modernite yerine Öcalan’ın adlandırmasıyla demokratik modernite çağı demek yerinde olacaktır. Demokratik modernite çağı, tarihsel toplumun, kültürel güçlerin, demokratik, ekolojik, kadın özgürlüğünü esas alan, köy-kent arasında demokratik köprü olan yerinde yönetimlerin etkin olduğu, ahlaki-politik toplum inşasında yerel demokrasi olarak öne çıktığı bir çağdır.

Ulus-devlet, “her koyun kendi bacağından asılır, gemisini kurtaran kaptandır” gibi bireyci felsefesine Covid-19 süreciyle birlikte dört elle sarıldı. Toplumun ne ihtiyaçları karşılanabildi ne de koronavirüse yeterince cevap olunabilindi.

İste böylesi koşullarda küreselleşme faktörü iki gerçeği açığa çıkardı: İlki, kapitalizm veya ulus-devletin yönetememe halinin devrimci kurama (halkların demokratik yönetimi) bir kez daha haklılık kazandırmış ve ikincisi, kapitalizm bu durumu fırsata çevirerek korku siyasetini egemen kılmak istemesidir.

 

Ölüme hazırlama ritüeli ile korkuyla yönetme

Covid-19 salgının etki ve sonuçları canlı yayınlarla evlere kadar taşındı. İletişim kanallarıyla bilgiyi edinme ve görme bakımından ise zararlı yanları da olmuştur. Kapitalizm bilgiyi iletişimi tekelleriyle tuttuklarını, yönelimlerini, tanımlarını küresel çapta yansıtmaya özen göstermiştir. Yine de veri gizleme, farklı yansıtma tutumunu gözlerden kaçırmamıştır.

Ulus-devletler yaptıkları çağrılarda, “evde kal”, sosyal mesafeyi koru” argümanlarını etiket haline getirdi. Bununla insanları içeri haspedip fiziken, zihnen ve ruhen, toplum ve doğadan izole edilmesini sağlamaya çalışmıştır. Kurallara uyulmaması halinde ölüme davetiye çıkaracağını belirtip korku yaymayı sürdürmüştür. Kanıt olarak ta tabutlar, çadır mezarlıklar vb. ile ölüm gösterilmiştir.

Covid-19, şüpheye yer bırakmayacak biçimde bir realitedir. TV ekranlarında gösterilen tabutlar, solunum cihazına bağlı insanlar ve mezarlar… Tüm olup bitenler ritüel havasında gösterime sunulmuştur. Buna kapitalizm ritüeli de denilebilir. Verilmek istenen mesaj, adeta toplumu ölüme hazırlamaktır. Çünkü kapitalizmin gözbebeği bireyciliktir, düşmanı da toplumdur! O nedenle her gün test, ölüm aritmetiği, iyileşen vakalar canlı yayınlarla topluma verilmektedir. İktidara yakın ya da iktidar söylemini esas alanlar TV’ler, devletin her şeyi kontrol ettiği, sağlık çalışanlarına şükranlar sunulduğu ve önlemler yeterliği gibi hususlar dile getirilmektedir. Ancak kazın ayağı hiçte öyle görünmemektedir. Salt maske üretimi ve dağıtımındaki problemler yığını gerçekliği gözler önüne sermektedir.

İktidar insanları ölümle terbiye ederek, itaata zorlamaktadır. Buna rağmen dünyanın birçok yerinde bu kural, dayatmalar karşısında “kral çıplak” diyerek itiraz eden, tutum alan, direnen bir toplumsal gerçeklik vardır.

Kapitalizm ölümü göstererek korku salma ve yönetmek kolayına gelmektedir. Kurallar, yasaklar bir nevi toplum ve doğa hakikate yabancılaşmayı geliştirmektedir. Başka bir ifadeyle dayanışma, karşılıklı yardımlaşma, komünleşme, paylaşma gibi toplumun ahlaki-politik dayanakları kırılmak istenmektedir. İşlerin iktidarın istediği gibi olduğuna kulak kabartanlarda söz konusudur. Çünkü korku-ölme-zihnen tutsak alındığında düşünmeyecektir. Ulus-devletler korkuyla insanları hizaya getirmek için yoğun çalışmaktadırlar. Dinin ağırlıkta olduğu ülkelerde ise inançtan faydalanmaya çalışılmaktadır. Dolayısıyla Covid-19’u doğuran ve onu besleyen kapitalist sistem korkuyu sürekli işlemektedir. Korkuya esir düşmüş toplum ve birey düşüncesiz ve eylemsiz kalır. Covit-19 gerekçesiyle korkuyla toplum ve bireyi esir alma hedeflenmiştir.

Tarihten günümüze kitleler “kanserli uygarlıkça” manipülatif, demagojik söylemlerle yönetilebilinmiştir. Bir zamanların en çok korkutulan argümanı ‘komünizm idi’. Korkutmak için döneme göre argümanlar üretilse de tümün özüne korku zerk edilir.

Spinoza Teolojik Politik İnceleme metninde “Quintus Curtius Kitap 4-102’da çok iyi fark ettiği gibi, kalabalığı yönetmek için hurafeden daha etkili hiçbir şey yoktur. Bu yüzden o, din maskesi altında, büyük bir kolaylıkla bazen krallarına tanrılar gibi tapınmaya, bazen de insan türünün baş belalarıymışçasına onlardan nefret etmeye itilir denilmektedir.

Spinoza belirttiği yönetme biçimi, olgular, zaman değişse de mantığı ve uygulama biçimi pek değişmediğine delalettir. Burada Covid-19’un hurafe olduğu iddia edilmemektedir. Metnin birçok yerinde buna vurgu yaptık. Gösterilmek istenen şudur; hurafenin yerine Covid-19’u yerleştirmek ve din ritüeliyle yan yana tutarak kapitalizmin yönetme mantığı iyi görülecektir. Hurafe nasıl ki bir maskeyse ve onun algı üzerinden toplumu iktidara bağlanıyorsa, Covid-19 virüsü üzerinden de imge-maske algısı oluşturulup toplum yönetilmek isteniyor.

Tıpkı din olgusundaki “ibadet ve usuller” gibi, kapitalist modernite de kurallarla-yasaklar, (maske takma, evde kalma, sokağa çıkmama gibi) donatılıyor. Bu krizli süreçte birçok ülkede bilimsel ve gerçekçi tartışmalara böyle ket vurulmaktadır. Öyleki ölüm, tabut, mezarlarla toplumun gözlerine, kulaklarına gerçekleri vursa da tedbir değil, korku yayılıyor. İrrasyonel düşünmeye itiliyor. Böylece akıl donduruluyor ve bir algı olarak korku yerleştirilmeye çalışıyor. Kişisel, özgür ve sosyolojik değerlendirmeler “halkı paniğe sürüklüyor” denilerek susturuluyor. Birçok ulus-devletin yaptığı budur. Öyleki, Türkiye’de iktidar güçleri bu yönteme çok başvurmaktadır. Farklı sesler bastırılmaktadır. O nedenle Spinoza Teolojik Politik İnceleme metninde şu çarpıcı tespitte bulunur, “… Türklerde son derece başarılı oldu. Onlar tartışmayı bile küfür sayar ve her insanın kişisel yargısını öylesine çok önyargının boyunduruğu altına alırlar ki, sağlıklı akla zihinde hiç yer bırakmazlar; bir kuşkuyu dile getirmek için bile olsa…” Ardından ‘zamanı’ çıkarırsak güncelliğini yitirmemektir. Düşünce belirtenler-sosyal medya üzerinden-hakkında halkı paniğe sokmaktan, yalan haberden soruşturma veya tutuklama yapılmakta. Dolayısıyla sağlıklı akıldan korkulduğuna dair somut bir gerçektir. Fakat aynı iktidar kitleleri korkuyla yönetmekten de vazgeçmemektir.

Burada her ülkede yaşlı insanların durumuna geçilebilir. Hakikaten üzerinde düşünülmeye değer. Yaşlılar toplumun hem bilgeleri hem de ahlaki, vicdani-yol göstericileridir. Akla Malthus Kuramı gelmektedir. Malthus nüfusu dengelemek için savaş önermesini dillendirmiştir. Modernitenin Malthusçuluğu “kanserli uygarlık” olup yaşlıları “asalak” görmek suretiyle, gözden çıkararak onları diri diri tabuta koymaktadır. Buda ulus-devletlerin ahlaki olarak çürümelerinin en somut göstergesidir.

İktidarlar acı çektirerek, acı yaşatarak (yoğun bakım, karantina, sokağa çıkma yasağı) kendine bağımlılık oluşturmakta veya algısını yerleştirilmektedir. Sonuç olarak “devlet toplum içindir” propaghandasının maddi temelinin çürüdüğünü belirtmek gerekmektedir. Ancak buna karşın otoriter olmaktan, itaate zorlamaktan da geri durmayacaktır.

 

Covid-19 otorite ve itaat

Kapitalist modernite ve acenteleri ulus-devletler birçok yerde toplumu eve hapsetti. Önlerine kurallar, yasaklar koydu. Öyleki toz pembe tablolarda çizilmekten de geri kalmadılar. Şöyleki, “toplum dışarıya çıkmadı, hava, sular temizlendi, ormanlar, trafik kirlilikten kurtuldu” diyerek kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıldı. Halbuki doğa belkide ilk defa kapitalizmin kar, sömürü ve tahakkümünden bir nebzede olsa azade kaldı.

Şüphesiz aç gözlü “kanserli uygarlığın” insanların evde durmasına razı olmadığına şüphe yok. Çünkü “evde durursa ekonomimiz, hayatımız ölür, düşeriz” mantığına göre kurgulanmış anti toplumcu, anti ekonomist zihniyetine uygun düşmez. Yine doğanın nefes aldığı da bir gerçek. Ancak kapitalizm bütünlüklü azami kar kanuna tabi olduğundan; demokratik toplum kelimenin gerçek anlamında alternatif olmadığı sürece, kendini üretebiliyor. Bir anlamda kapitalist modernite “bu suça” herkesi ortak etmiş durumda. Şüphesiz demokratik ulus ekolojik vb. bilince dayalı toplumsal güçlerden bahsetmediğimiz anlaşılırdı. Ak-kara mantığından da söz etmemekteyiz. Sadece gerçeğin bir parçasını dile getirmekteyiz. Zaten kapitalizm iktidar sözcüleri ekonomik olanlar “üretime kontrollü açılacak” diyerek ağızlarındaki baklayı çıkarmış oldular.

Otoriterlik konusuna dönecek olursak, toplum sokağa çıkarılmayarak itaate alıştırılmaktadır. Öyleki yasak, kurallara riayet etmeyenler sopayla dövülmekte (Hindistan), elektronik bileklikle takibe alınmak (G. Kore), yaygın olarak da para cezası kesilerek terbiye edilmektedir. Türkiye gibi ülkelerde ise evde kal, sokağa çıkma, sosyal mesafe yasaklamaları ile insanların yan yana gelmesi engellenmektedir. Ardı sıra da normalleşmekten söz edilmektedir. Neredeyse toplumun hepsine para cezası kesilmektedir. Bu da korkutmanın başka bir biçimi anlamına gelmektedir. Ya da aynı Türkiye vb. yerlerde TV’deki dil eril ve savaş argümanlarıyla da süslenmektedir. “Sağlıkçılar ordusu, ön cephede savaşanlar “denilerek toplum militarize edilmektedir. Ya da “Türk kanı”, “inancımız” Covid-19’un üstesinden gelecek denilerek milliyetçilik hurafeliğiyle toplum kodlanarak itaate yönlendirilmektedir. Sosyal medyada iktidarın beğenmediği görüşlerde yargı eliyle hizaya getirilmektedir!

Görüleceği üzere tornadan çıkan vatandaş istenmektedir. Buna toplum mühendisliği adı da denmektedir. Milliyetçilik, dincilik, cinsiyetçilik, militer, eril zihniyet üzerinden imgesel-pratik olarak yüceltilmektedir.

Trump Covid-19’un “ışın ya da dezenfekte enjektisi “yoluyla yenebileceğini belirtmektedir. Felsefik ve sosyolojik olarak bu çağrı anti insansal, anti toplumsaldır. Kapitalizmin iktidar sözcüsü toplumu bu haliyle kabul etmektedir. Hatta ölümü kutsayaraktan da “yüz bin ölüm ülkemizin onur nişanesidir” mealini dinlendirerek topluma, insana bakışını göstermektedir. Bu bir nevi kapitalizmin ulus-devletlerinde-göreceli olsada-bakış açısını yansıtması bakımından öğreticidir.

Ya da Brezilya’da iktidarın kapitalist banka ve tüccarları düşünerek sağlık tedbirlerini dışlayan yaklaşımda oldukça problemlidir. Her iki ülke de iktidarın politikalarına dönük çoğu rahatsızlıklar ve protestolar yapılmaktadır.

O halde ulus-devletlerin dayatmacı, ötekici, ben bilirimci, anti toplumcu politikaları karşısında akla, kültüre, politikaya dayalı itaatsizlik bu sürecin temel karakteristik yönü olabilir.

 

Güç ve mücadele

Güç olgusu kaynağını iradeleşme, mücadele ve kararlılıktan alır. Örgütlü ve bilinçli olmak gücün enerjisidir. Enerjinin yoğunlaşması, nitelik kazanması, kurumsallaşarak iradeye kavuşması gücün akışkanlığını gösterir. Düşünce, ahlak, kültür, demokrasi, özgürlük, politika vb. yönden birey toplumun donanımlı olması kadar etkileme, yapabilme, dönüştürme becerisidir de. İyi düşünme, iyi konuşma ve eylemle anlam bulur. (Zerdüşt, Socrat anlayışı). Bundan hareketle sonuçlar, etkinlik, yapabilme, etkileyebilme-dönüştürme aklı, yeteneği ve iradesiyle uyumluysa güç anlamlıdır. Gücün ahlaki yapısı, demokratik bilinç ve kültürle toplumsal karakter kazanır. Bu boyutuyla demokratik uygarlık çağında toplumsal yapılar, güç ve mücadele olgusunu birleştirdikleri oranda başarılı olabilirler.

Covid-19, karşısında toplumun farklı kesimleri yasakçı zihniyet karşısında, çoklu, demokratik zihniyetle itaatsizlik sergilediler. Böylelikle demokratik gücün öz birleştirici, itaati ret edici ve toplumların ahlaki-politik dayanışmaları oldukça anlamlıydı. Demokratik siyasete dayalı mücadele olgusunu akıl, politika ve kültüre dayalı kuvveti kendi kendine etkin yönetmesiyle mümkündür.

Ahlaki-politik toplumlar demokratik, özgür, erdemli toplumlardır. Tam da bu noktada Spinoza, politik inceleme yapıtında, “özgürlük gerçekten bir erdemdir, yani bir yetkinliktir. Böylece insanda güçsüzlüğü teyit eden hiçbir şey özgürlükle ilişkilendirilemez” demektedir. Akıl gücü, ruhun özgürlüğüyle donanmış birey ve toplumlar demokratik toplumun güçlendirilmesinde önemli rol oynar. Spinoza’nın dikkat çektiği yetkinlik olgusu, Covid-19 sürecinde demokrasinin yaşatıcılığının önemini açığa çıkarmıştır. Öz yönetimin önemi, halkın kendini yönetim gücünü yetkinleştirilmesi demokratik siyasetle olur. Çünkü demokrasi yönetme yetkinliği kadar söz ve karar gücü de olmalıdır. İşte tam da bu noktada kapitalist modernite karşısında demokratik modernite, ulus-devlet karşısında demokratik ulus, endüstriyalizm karşısında ekolojiye dayalı endüstrinin tam da zamanıdır.

Covid-19 ile ulus-devletler her şeyi kendi tekeline almak istedi. Türkiye gibi ülkelerde iktidarın aşırı merkezi yapısı, gücünü, yetkisini tek elde toplaması; belediyeler, sivil toplum, yerel inisiyatifleri kriminalize ederek “paralel yapı” saftasıyla baskılaması antidemokratik karakteriyle ilintilidir.

Siyaset ve toplum ulus-devletin tekçi yapısıyla yönetilmemektedir. Halbuki bu siyaset anlayışı çağı okuyamadığı gibi değişim ve dönüşümü yapması da beklenemez.

Çağı en doğru, demokratik temelde okuyan, ahlaki politik kesimlerdir. Özgürlükçü yerel yönetim anlayışını tüm baskılara rağmen köyden kasabaya, ilçe, kente, bölgeye ve ulusal düzlemde örgütlenerek Covid-19 karşısında mücadele etmektir. Şüphesiz demokratik, yetkin güç olgusunu içini –baskılar olsa da-yeterince dolduramadıklarından etki alanı sınırlı olmuştur. Devlet yetkisini paylaşmak istemiyor. Ekmeğin dağıtımı demokratik belediyelerin işi iken, yine gıda, maske dağıtımı komünal demokratik kültürle adil, eşit temelde yapılmak istenmesine rağmen siyasal baskılarla önü kesilmektedir. Örgütlü olmanın, örgütlü hareket etmenin önemi bir kez daha görüldü.

O nedenle Türkiye’de iktidar virüse karşı mücadeleyi, ekonomi üzerinden halk, toplum, işsizlerle karşı yaparken, siyasi mücadeleyi de kendisi gibi düşünmeyen, farklı duran demokrasi güçlerine karşı yapmaktadır. Bu durumda ulus-devletçi iktidarın önceliği ile toplum önceliği taban tabana zıttır ve çatışmaktadır.

O halde radikal demokrasi zihniyetine dayalı yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, kolektif dayanışma inisiyatifleri daha fazla inisiyatif alarak demokratik mücadele yöntemlerinde çeşitlilik göstererek; demokratik toplum yönetimlerini görünür kılınabilir.

Radikal demokrasi aşağıdan yukarıya toplumsalın özyönetimidir. Başka bir ifadeyle yerel demokrasidir. Değişimi radikal demokrasi güçlerine önemli imkan-fırsatlar sunmaktadır. Devlet iktidarından beklemeden öz iradesiyle yapan, oluşturan, dönüştüren bir zihni güçtür radikal demokrasi. Toplumun kendi kendisini yönetmenin araçlarını hızla geliştirir ve örgütler. Böylece kapitalizm ve ulus-devletlerin sömürücü, kanserleştirici, öldürücü etkilerini kırarak, adil, eşit, paylaşımcı, yaşatan bir demokratik toplum inşasına yönelir.

İşte üçüncü çizgi ya da yol demokratik toplum örgütlenmesinin kendisi olan demokratik konfederalizmdir. Demokratik ulus ve demokrasinin yetkin hali konfederalizmdir. Demokratik konfederalizm özgürlük, sosyalizm değerlerinin ete kemiğe büründüğü, farklılıkları güçlendiren, özne yapan komünalitedir. “Kanserli uygarlık” karşısında halkın demokrasisi olup kendini zihniyet ve ruhsal olarak özgürleştirme halidir de.

An itibariyle kapitalist modernite ve ulus-devletlerin Covid-19 ile toplumu çaresiz, çözümsüz, alternatifsiz bırakmaları karşısında, güçlü alternatif olarak demokratik konfederalizmin zamanı olduğunu görmek gerekmektedir. Kapitalist birey karşısında, sosyalist birey, uygarlık toplumu karşısında demokratik modernite toplumu çözüm olarak açık ve net olarak görülmektedir. Dünyanın birçok yerinde yetersizlikleri olsa da öne çıkan demokratik toplumdur. Gücünü de ahlaki-politik toplumdan alıyor.

Sonuç olarak, Covid 19 pandemisiyle “kanserli uygarlık” kriz ve kaos içine daha fazla düşmüştür. Kendi sistemik krizini maskelemek için ulus-devletlere baskıyı çoğaltacaktır. Ulus-devletler toplumsal güçlere dönük daha baskıcı, sömürgen, saldırgan, denetçi politikalar yürütecek ve kapitalizm yeni kriz alanları da yaratmak isteyecektir. Özellikle Ortadoğu’da krizi derinleştirerek kendini kurtarıcı ve çözüm gücü olarak lanse etmekten geri kalmayacaktır. Zaman zaman toplumsal güçlere dönük ılımlı mesajlarda vererek yüzünü maskelemek de isteyecektir.

Ancak 21.Yüzyıl halkların, kültürlerin vb. çoklukların zamanıdır. Covid-19 vakasıyla bu durum daha fazla görünür hale geldi. Alternatif olarak da ahlaki politik toplumdan beklenen radikal demokrasi mücadelesine değer veren demokratik konfederalizmdir.

Alternatif çözüm demokratik modernite çağına göre örgütlenmiş, zihniyet ve vicdan devrimini yapmış, yerel, demokratik ulus, demokratik konfederalizmle halkın demokrasisini inşa etme ve yetkin örgütlü özyönetimdedir. Bu sistem aynı zamanda bundan sonraki yeni pandemi salgınları karşısında toplumun kendi kendini korumasına meydan verecektir.

Bunları da beğenebilirsin