Düşünce ve Kuram Dergisi

“Maskeli Tanrılar” Çağına Dönüş: Maske Neyi Örtüyor?

Ergin Atabey

Covid-19 salgının sosyo-politik ve sosyo-ekonomik-kültürel sonuçları mutlaka olacaktır. Covid-19 toplumsal yaşamda daha önce olmayan yeni davranış biçimleri, alışkanlıkları ve semboller yer edinmeye başlamıştır. Sokağa çıkma yasakları, sosyal mesafe ve maskeli/rûpoş zorunluluğu bunlardan en belirgin olanlarıdır. Gerçekten bunlar “doğal bir afet” türünden gelişen facianın sonucu zorunlu ihtiyaçlar mı, yoksa ardında küresel güçlerin iktidar hesaplarıyla ilgili olan topum denetimi, refleksi mi bulunuyor? Bu türden bir salgın neden küresel bir pandemi haline büründü? Bu gibi daha birçok soru işareti bulunuyor. Yoğun tartışmalar yanmakta. Bunlar gereklidir de. Makalemizde bu hususa eğilmeye çalışacağız.2019’un sonlarına doğru Çin’in Wuhan kentinde baş gösteren ve giderek tüm dünyaya yayılan Covid-19 salgınına dair gece gündüz tartışmalar ve analizler yapılmaktadır. Birkaç ay içinde salgın en temel gündem haline getirildi. Oysa bu salgın ilk defa gerçekleşen bir salgın değildir. Tarih boyunca sıtma, cüzzam, veba gibi birçok salgın hastalık ortaya çıkmıştır. Ama bu denli küresel bir etki yaratmamıştır. Peki, Covid-19’u bu yönüyle “özel” kılan nedir? Bence bu sorunun cevabı hem salgının sistemsel bağıyla ve hem de kapitalist modernite güçlerinin esas aldıkları politika ve tutumla bağlantılıdır.

Covid-19 salgın türü ilk defa ortaya çıkmıyor. 1990’larda baş gösteren AIDS ve Deli Dana hastalığı: 2000’li yıllardan itibaren ortaya çıkan Domuz Gribi, Kuş Gribi, Kanamalı Kongo ve Sars hastalıkları Covid-19 salgınının öncüleri olarak ortaya çıkmıştır. Salgını yakın tarihte baş gösteren bu salgınların bir devamı olarak ele almak gerekiyor. Covid-19’u anlamanın bir yönü de budur.Son otuz yılda ortaya çıkan bu salgınların iki yönü göze çarpmaktadır. Birincisi, kapitalist modernitenin sosyo-politik ve sosyo-ekonomik yapısıyla bağlantılıdır. İkincisi ise, bir sonraki salgının bir önceki salgından daha şiddetli ve öldürücü oluşudur. Daha şimdiden olası bir salgının Covid-19’dan daha öldürücü olabileceğine dair öngörüler öne sürülmektedir. Son otuz yılda olup bitenlere bakıldığında söz konusu öngörülerin hiç de yabana atılmaması gerektiği açığa çıkmıştır.

Şüphesiz biyolojik ve fizyolojik aşamalar ve etki-tepki sonucu hastalıklar ortaya çıkabilmektedir. Hücre evriminin halen devam ediyor oluşu sonucu oluşan biyolojik mutasyonlar kendisiyle birlikte bir takım fizyolojik uyumsuzluk biyolojisi ve fizyolojisi üzerinde etkide bulunduğu ispatlanmıştır. Sistemlerin zihniyet, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik nitelikleri toplumsal sağlığı olumlu ve olumsuz temelde etkilenmektedir.Covid-19 salgının öncelikle bu temelde ele alınması gerekiyor. Bu türden bir salgının kendiliğinden ortaya çıkma olasılığı hayli düşüktür. Covid-19 salgını da kendisini üretip yaygınlaştırabileceği koşullara gereksinim duyuyor. Söz konusu koşullar oluştuğunda virüs harekete geçer, uygun ortamdan beslenir, mutasyona uğrar ve yayılır. Yayılış yolları elverişli olmalıdır ki virüs belli bir yol izlesin.

Gerek virüsün oluştuğu ortamın hazırlanması ve gerekse de büyük şehirler üzeri küresel çapta izlediği yayılma yolu bakımından Covid-19’un kapitalist modernite kaynaklı olduğu açıktır. Birincisi, kapitalist modernite anti-toplumcudur. En sağlıklı yaşamın toplumsal yaşamla oluştuğuna göre, kapitalist modernitenin varoluşu sağlıksız toplumsallık üretmiştir. Bir toplum bilimi olmayan kapitalizmin kendisi bu nedenle en büyük hastalıktır. Daha özgün olarak 18. Yüzyılın sonlarında geliştirilen endüstriyalizm sistemi diğer boyutlarıyla Covid-19’a yol açmıştır. Kırsal bölgeler boşaltılmış, on milyonları barındıran kentler oluşturulmuştur. Bilimciliğin (bilimsellik) endüstriyalizmde kullanılmasıyla birlikte ekosistemlerde tarihin en büyük tahribatı meydana getirilmiştir.  Hava, su, toprak kirliliği iklimin değişimine yol açmıştır. Genetiği değiştirilmiş gıdalarla birlikte yaşam adeta zehirlenmiştir. Tüm bu olgular virüsün oluşması ve yaygınlaşması için elverişli ortam sağlamıştır.  Salgının büyük kentlerde yaygınlaşması, hava kirliliğinin en çok olduğu bölgelerde daha sık görülmesi tesadüf olmasa gerek.En az salgının esas nedeni kadar salgın öncesi ve salgın sonrasında kapitalist modernite güçlerinin politik yaklaşımlarını da anlamak gerekir. Covid-19 salgınının ortaya çıkışında bu güçlerin sorumluluğu olduğu gibi yayılıp her tarafı sarmasında ve ölümcül sonuçlar ortaya çıkmasında bu güçler esas rol sahibidirler. Covid-19 salgını sistem kaynaklı olduğu için politik bir salgındır, sonuçları itibari ile de politik değişikliklere yol açabilecek niteliktedir. Bu nedenlerle ele alınışı da politik olmak zorundadır.

Bu bağlamda Covid-19 öncesi kapitalist modernite güçlerinin pozisyonuna bakmakta fayda var. 3. Dünya Savaşı Ortadoğu’da daha da derinleşmiştir. Kapitalist modernite güçleri 1. Körfez Savaşı ile başlattıkları bu savaşı sonuçlandıramamış kapitalist modernite krizini daha da büyütmüştür. İdlib, Doğu Akdeniz, Kuzey Doğu Suriye’de kapitalist modernite güçleri karşı karşıya gelmişlerdir. Özellikle İdlib’de güçlerin her an birbirlerini vurabilecekleri bir durum oluşmuştur. NATO’nun işlevi ve rolü şahsında Atlantik İttifakı tartışmaya açılmıştır. Almanya ve Fransa ABD’yi kendi başına hareket etmekle suçlayarak Avrupa ordusunu kurmayı gündemlerine almışlardır. ABD Kasım Süleymani’ye suikast düzenleyerek 3. Dünya Savaşını körfeze kaydırmak istemiştir. ABD-Çin, ABD-Rusya arasında hegemonya savaşı hız kazanmıştır. Covid-19 salgınıyla birlikte bu çelişki ve çatışmalar dondurulmuştur. Böylece Covid-19‘un yaygınlaşmasıyla kapitalist modernite güçleri yeni bir pozisyona geçtiler. Her ne kadar ana akım medya üzerinden hazırlıksız yakalandıkları söylense de gerçeklik farklıdır. Kapitalist modernite güçlerinin salgının önünü almama yönünde bir politika belirlemiş oldukları görülüyor. Gerek istihbarı yönden ve gerekse de milyonlarca dolarla finanse ettikleri düşünce kuruluşlarının günlük olarak farklı olasılıklar üzerine hazırladıkları raporlar ele alındığında Covid-19’un bu denli öldürücü olabileceğini öngörmemiş olmaları düşünülemez. Ki zaten açığa çıktı ki “Sürü Bağışıklık” politikası esas alınmış İngiltere’de sızdırılan bir belge böylesi bir kararın alındığını gösteriyor. Diğer devletlerde her ne kadar bu açığa çıkmadıysa da gelişmeler böyle bir politikanın izlendiğine işaret ediyor.Bu politikanın dayandığı ideolojik ve sosyolojik zemin ise liberal ve ulus-devlet ideolojisine ilişkin olan Malthusçuluk ve Darwinizmdir. Malthus’un “önleyici kontrol” politikasına göre nüfus artışı ve üretim kaynakları arasındaki dengenin sağlanması açlık ve hastalıklara dayalı ölümler ile evlilik ve nüfus kontrolü ile sağlanması gerekiyor. Darwin ise yaşamın bir savaş alanı olduğunu ve bu savaşta güçlü olanın yaşama hakkı elde ettiğini savunmuştur. Kapitalist modernite güçleri yaşadıkları kriz nedeniyle tümden kaybetmemek için kısmi ekonomik zararları da göze alarak böyle bir politika izlemiştir. Salgını sistemi revize etmek için kullanmayı esas almışlardır.

Emperyalist her politikanın kimi simgeleri ifade ettiği malumdur. Covid-19 meselesiyle topluma dayatılan “Maske-Rûpoş” simgesi de dikkat çekicidir. Maske-Rûpoş’a dönüş kapitalist modernitenin içine girdiği yeni evrenin ideolojik ve politik simgesi gibidir. Maske- Rûpoş salt ağız ve burnu örten bir bez parçası değildir. İdeolojik ve politik bir anlamı vardır. Maske-Rûpoş’la Kapitalist modernitenin yarattığı hastalıklı yaşam örtülmek isteniyor. Maskenin-Rûpoş’un ardında sistem revize edilerek yeniden üretiliyor. Bu noktada ezilenler ve demokratik modernite dinamikleri için esas soru şudur. Bir kez daha kapitalist modernitenin kendini revize etmesine, ömrünü uzatmasına müsaade edilecek mi?Kapitalist modernite güçlerinin maskesi Rûpoş’u düşürülüp demokratik modernite inşasında mesafe alınacak mı?

 

Devletçi-İktidarcı Örtü; Maske-Rûpoş

Öcalan, kapitalist moderniteyi tanımlarken tarihte hiç olmadığı kadar sözle eylem arasında bir kopukluğun geliştirildiğini belirtmektedir. Söz/söylem ve eylem birbirlerini yanlışlıyor ve her ikiside hegemonya sistemin yeniden yeniden üretilmesinde rol oynuyor.  Covid-19 salgınıyla birlikte geliştirilen toplumsal maskeleme de böylesi bir rol oynuyor. Salgına yol açan sistem salgını yaratan koşulları üretmeye devam ederken ağız ve burnu kapatan maske-rûpoş toplumu nasıl koruyabilir? Tam da bu nedenle Rûpoş’u ideolojik ve politik olarak ele almak, arkasındaki ve önündeki ideolojik ve politik olguları ve bununla amaçlananları çözümlemek önem kazanmaktadır. Çünkü mevcut haliyle kapitalist modernite güçlerinin geliştirdiği söylem ve eylemler oldukça yaratıcıdır.

“Maske” Fransızların “Mask” sözcüğünden türetilmiştir. “Yüz kalıbı” anlamına gelmektedir. Kürtçede ise Rûpoştur. “Rû” yüz “poş” ise giyinmek örtünmek anlamına gelen “poşandının” köküdür. İkisinden oluşan birleşik kelime yüzü örtmek anlamını meydana getirmiştir. Genel anlamıyla tanınmamak için yüze geçirilir. Mecazi, psikolojik, ideolojik-politik anlamı daha ön plandadır. Salgınla birlikte kullanılışı ise ideolojik ve politiktir. Kapitalist modernitenin gerçek yüzünü gizleyen aldatıcı bir olgudur. Kapitalist modernitenin açık seçik görünmesini önlemek, gerçek görüntüsünü, iç yüzünü ve niteliğini saklamak için zorunlu kıldığı bir olgu olarak değerlendirmek yerinde bir okuma olacaktır.Aslında sosyolojik olarak maskenin-rûpoş’un ortaya çıkışı toplumsallaşmanın geliştiği döneme dayanmaktadır. Doğal toplumda toplumsal kutsallıklar için kullanılmıştır. Toplumsal yaşamda oluşturucu, geliştirici ve inşa edici olduğuna inanılan olgulara şükranlarını sunma geleneği vardır. Söz konusu olgular ataları olabileceği gibi bir hayvan, dağ, ağaç, su da olabiliyor. Özellikle ibadetlerde kutsal olarak görülen olguları temsilen maskeler/rûpoşlar takılır ve öyle ibadet edilir. Böylece yaşamlarına can ve ruh verdiğine inandıkları olguları hem anar hem de şükranlarını sunarlardı.

Devletçi-İktidarcı sınıf tüm toplumsal değerleri çarpıtarak, kendine mal ettiği gibi ibadet ritüellerini çarpıtarak kendine mal edip çıkarları gereğince kullanmıştır. Bu süreç erkek şaman ve rahiplerden başlayarak kendilerini tanrı ilan eden krallarla somutlaştırılıp sürdürülmüştür. Krallar kendilerini tanrı ilan ederken maske/rûpoş takmışlardır. Bu nedenle maske ideolojik ve politik bir olgu olarak devletçi-iktidarcı sömürüyü, egemenlik ve baskıyı örten bir olgu olmuştur. Make/rûpoş tanrıyı simgeliyor. Kral bu simgeyle tanrı yerine geçerken, ideolojik egemenliğe dayalı rıza üretiyor, böylece gerçek yüzünü gizleyerek toplumu aldatıyor ve devleti-iktidarı tüm uygulamalarıyla meşrulaştırıyor. Abdullah Öcalan bu dönemi tanımlarken maskeli tanrıların inşa edildiği eşikteyiz. Bu tanrının aynı zaman da toplum üzerinde buyruk ve sömürüyü gerçekleştiren şef ve despotu anlattığı kolaylıkla sezilebilmektedir diyor. Bu nedenle maske/rûpoş basit bir örtü değildir. Devleyçi-iktidarcı ideolojinin ve politikanın hem simgesidir, hem de aracıdır. Sistemin yeniden yeniden üretilmesinde oynadığı rol kadar, sistemin gerçek yüzünü gizlemektedir ve toplumun dikkatini başka yönlere çekmektedir.

Kapitalist modernist sistem ideolojik egemenlikle inşa ettiği zihniyetle gerçeklğini maskelemiştir. Belki tanrı-krallar gibi somut olarak maske/rûpoş takmamıştır. Ama ideolojik egemenlikle daha etkili bir maskelemeye gitmiştir. Ulus-devlet, endüstriyalizm, tüketicilik, bireycilik, cinsiyetçilik, parlamentarizm, kültürel endüstriyalizm vb. dahada çoğaltabileceğimiz hususlar kapitalist modernitenin en etkili maskeleme biçimleridir.

Cocid-19 salgınıyla birlikte kapitalist modernitenin maske/rûpoşa dönüşünü metaforik olarak ele almak ve kendini maskelemenin devamı niteliğinde görmek çok daha izah edici olacaktır. Maskeye/rûpoşa dönüşen iki temel nedeni vardır; birincisi vurgulamaya çalıştığımız maskelemeye rağmen kapitalist modernitenin kendini sürdüremez noktaya gelip dayanmasıdır. Yapısal krizi derinleşmiştir ve neredeyse dikiş tutturamamaktadır. Soğuk savaş sonrası yeniden yapılan için geliştirdiği sosyo-politik ve sosyo-ekonomik hamleler yapısal krizini aşması bir yana daha da derinleştirmiştir. Geliştirdiği yeni türden 2. Dünya Savaşında elinde patlamıştır. Atlantik paktında somutlaşan kapitalist modernite hegemonyası giderek etkisini yitirmiştir. İttifak dağılacak noktaya gelmiştir. Taraflar birbirlerini suçlar düzeye dayanmıştır. İkincisi ise, genelde kapitalist modernitenin yapısal krizini özelde ise Covid–19 salgınının örtmek olarak belirtilebilir. Bu sayede krizden çıkış için kendini restore etme çabasını rahatça yürütebilmektedir.

Sorun basit bir hastalığa indirgeniyor. Özellikle medya üzeri bu yönüyle yoğun bir ideolojik ve politik basınç gerçekleştiriliyor. Medya bu yönüyle maskeleme politikasına dönüşün en güçlü ve etkili aracı konumundadır. Medya ile hem topluma korku salınıyor hem de toplumun beyni ve yüreği felç ediliyor/düşünemez hale getiriliyor ve istenilen yöne yönlendirilmeye çalışılıyor. Özellikle maske ile yaşamaya alışmalıyız söylemi yeni dönemin sihirli kodu oluyor. Bu temelde toplumda yeni döneme dair rıza imal edilmeye çalışılıyor.

Açıklamaya çalıştığımız söz konusu iki nedenden dolayı kapitalist modernite aşırı bir maske/rûpoş dönemini başlatmıştır. Öcalan’ın şu tespiti tamda aşırı maskelemenin nedenini ortaya koymaktadir. Aşırı maskeleme insan anlayışını saptırmakla yakından alakalıdır. Zaten despotların ilk çıkışlarında kendilerini tanrı kral olarak adlandırmaları bu hususu yeterince açıklamaktadır. Akabinde kendi sözlerini kanunlaştırmaları ve kesin hakikat olarak sunmaları yaygınca görülen tarihsel durumdur. Bu saptamada yaşanılan durumu özetlemektedir. Tanrı-Kralın maske /rûpoşu mutasyona uğramış, dönüşmüş ve kapitalist modernite güçlerinin söylem ve eyleminde can bulmuştur. Bu temelde kapitalist modernite güçleri hem toplumun zihniyetini saptırmakta ve hem de kendi söylemlerini kesin uyulması gereken kanun ve hakikat haline getirmektedir. Böylece içine girmiş olduğu revizyon döneminde olası alternatif çıkışların önü alınmaya çalışılmaktadır.

 

Covid -19 Kapitalist Modernitenin Doğasının Bir Sonucudur

Kapitalist modernite kaynaklı diğer tüm sorunlarda olduğu gibi, Covid-19 salgının esas nedeni ve kaynaklandığı olguları bir bütün olarak açığa çıkartmak için öncelikle kapitalist modernitenin doğasını doğru çözümlemek gerekmektedir. Nasıl kapitalist modernitenin doğası çözümlenmeden ona karşı geliştirilen, mücadele, politika ve eylemin başarı şansı zayıf ise  Covid-19’a karşı mücadele de zayıf olur.Öcalan kapitalist modernitenin doğasını dört temel kavramlaştırma ve olgu üzerinden tanımlamaktadır. Buna göre;

1- Kapitalizm bir toplum biçimi değildir. Tarih boyunca sermaye ve kapitalistik öğeler toplum dışı olarak var olmuştur ve varlık göstermiştir. Siyasi ve ekonomik olarak toplumu egemenliği altına almaya odaklanmış egemen sınıfın toplumsal değerin gaspına ve sömürüsüne dayalı geliştirilmiştir. Bu yönüyle anti toplumcudur. Toplumsal anlamsallıkların ve yapısallıkların parçalanması ve dejenere edilmesi ve yok edilmesine odaklıdır. Buna toplumsal zihin ve sağlık da dahildir.

2-Kapitalizm ekonomi değildir. Gerçek manada bir talan düzenidir. Sermaye+sömürü+ kar+metalaştırma + tekel ve gerçek ekonomiyi yok eden egemen sınıfın düzenidir. Kapitalist modernite güçlerinin daha fazla zenginleşmesine dayalı işlemektedir. Covid-19 salgını döneminde bile kimi sektörlerin daha fazla kar elde etmelerine bu niteliği yol açmıştır.

3– Kapitalizm anti ekolojiktir. Bu bölümü endüstriyalizmde ifadesini bulmaktadır. Endüstriyalizmin ideolojisi ise sömürü ve kar kanunudur. Bunun için hiçbir sınır tanımaz. Onun için tüm doğa fethedilmesi gereken sömürü alanıdır. Daha fazla kar için doğanın can damarlarını ve nefes borularını kesen yüksek teknolojiler üretmekte ve kullanmaktadır. Tüm ekolojik felaketlerin asıl sorumlusudur.

4- Kapitalist modernite tarih boyunca gerçekleşmiş en gelişmiş egemenlik ve iktidardır. Yukarıdaki üç tanımda ifadesini bulan gerçekleşmesi onlarla iç içe olan egemenliği ve iktidarıyla gerçekleşmiştir. Bu yönüyle deyim yerindeyse insanın toplumun kılcal damarlarına dek sirayet eden, topluma zihni duygusal, beğeni, arzu ile ilgi vb. yönleriyle hükmeden ve yönlendiren bir niteliktedir. Bu niteliği biyo-iktidar olarak da tanımlanmaktadır. Kapitalist modernite güçleri salt polis + asker+yargı üzerinden bir egemenlik ve iktidara dayalı bir hegemonya geliştirmemiştir. Toplumun zihnini ve duygularını kuşatan, düzenleyen, yorumlayan ve yeniden yeniden üreten bir egemenlik ve iktidar mekanizmasını oluşturmuştur. Asıl toplumu zihin ve bedensel açıdan felç eden budur. Kapitalist modernite egemenliği ve iktidarı böylelikle toplumun bilincine ve bedenine nüfuz etmektedir.

Kapitalist modernitenin doğasını ifade eden bu dört olgunun hedefinde ekosistem ve toplum vardır. Buna toplum kırım ve ekolojik kırım demek mümkündür. Bu iki kırım toplumun bağışıklık sisteminin çökertilmesi ve ekosistemin kendi içerisinde oluşturduğu denge ve doğal akışını bozuma uğratılıp dağıtılması ve değersizleştirilmesi temelinde gerçekleştirilmektedir. Anti-toplumcu niteliğiyle kapitalist modernite toplumsal zihniyeti ve örgütlü yaşamı dağıtmaktadır. Böylece toplumun direnci yani bağışıklık sistemi tahrip edilip her türlü yıkıcı etkilere ve hastalıklara karşı açık hale getirilmiştir. Sanılanın aksine toplumun bağışıklık sistemi protein ve vitaminlerle başlamaz. Bedensel bir gereksinim olarak onları göz ardı etmeksizin esas direnç noktası zihniyet ve örgütlü yaşamdır. Toplum sağlığı salt bedene indirgenemeyeceği gibi bağışıklık olgusu da salt bedene indirgenemez. Toplumsal açıdan en önemli sağlıklı olma göstergesi zihinsel ve örgütsel yaşamdır.

Covid-19 salgınında yaşamlarını yitirenlerin yüzde doksan beşinden fazlası ezilen toplumsal kesimdendir. Toplum zihniyeti ve örgütsel yaşamı parçalanıp ezilen konuma düşürüldükten sonra her türlü salgına açık hale getirilmiş demektir. Zaten ezilme ve sömürülme konumu en sağlıksız ve hastalıklı konumda zihinsel ve örgütsel yaşam açısından bu konuma düşmemiş bir toplum hastalık koşullarına mahkum edilemez. Tam da bu nedenle en büyük antikor özgür yaşam zihniyeti ve örgütlü yaşamdır.

Toplumsal hastalıkları üreten diğer bir koşul ise ekoloji kırımdır. Ekosistem, toplumsal yaşamın varoluşu, sürdürülebilirliği için gerekli sağlık koşullarını oluşturmuştur, hem de doğal yaşamın kendi içinde uyumluluğu ve dengesini sağlamıştır. Ekosistemin bu doğal varoluşuna müdahalede bulunmadığı sürece hastalık zemini olması bir yana en önemli sağlıklı yaşam koşullarına sahiptir. Covid-19’u ekosisteme bağlayıp öyle yansıtmak büyük bir saptırmadır. Kapitalist modernite güçleri kar amacıyla neredeyse tüm yerküreyi fethedip metalaştırmıştır. Bu nedenle iklimsel denge bozulmuş, sıcaklık ve soğukluk dengesinde değişiklikler meydana gelmiştir. Hava kirlenmiştir. Hayvan ve bitki türlerinde azalma meydana gelmiştir. Yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Özellikle hayvanların ve bitkilerin mutasyona uğrayıp doğal hallerinde sapma meydana geldiği gözlenmiştir. Ormanlık ve tarımsal alanlar hızla yok edilmektedir. Su kirliliği en büyük tahribatlardan biri haline gelmiştir. Covi-19’un içme suyunda dört gün, atık su da ise on üç yaşadığı tespit edilmiştir. Çöp dağları oluşmuş, insan, bitki ve hayvan nefes alamaz hale gelmiştir. Daha fazla kar ve tüketim için tohumların genetiği değiştirilmiş, zehirli ilaçlama yaygınlaştırılmıştır. Neredeyse tüm yiyecek, içecek ve giyecekler zehirli hale getirilmiştir. Böylesi bir dünyayı yaratan kapitalist modernite sisteminin küresel piyasa ideolojisi ve ekosistem yerine ikame edilmiş anti ekolojik yapay ekosistemidir.

Kapitalist modernite sisteminin küresel piyasa ideolojisi sürekli daha fazla metalaştırmaya dayalı genişlemeyi ve yerküreyi fethedilmeyi esas almaktadır. Metalaştırmadık tek bir şey bırakmamaktır. Temel ilkesi herşeyi metalaştırmak, hareketliliğini, dolaşımını ve tüketimini sağlamaktır. Bu temel ilkeye dayalı günümüzde metalaştırılmadık bir şey kalmamış gibidir. Para, tahribatı yüksek teknoloji, fabrika ve tüketim piyasasıyla sınırsız fethetme hareketliliği söz konusudur. İnsan emeğini sömüren ve ekosistemi tahrip eden fabrikalar ve ölçüsüz kullanıma sokulan yüksek teknoloji hiçbir engellemeye takılmadan neredeyse tüm yer küreye dağılmış durumdadır. Bu durum kapitalist modernite güçlerine hayal dahi edilemeyecek bir kar sağlıyor. Dünya piyasasının bu temelde işlemesi muazzam derecede bir potansiyel sunuyor. Barajlar bunun için yapılıyor, ormanlık ve ekilebilir araziler bu nedenle tahrip ediliyor, el değiştirip metalaştırılıyor. Herşey piyasaya sunuluyor. Bunun için dünya piyasasını yöneten devlet-şirket yöneticileri, danışmanları ve stratejistleri metalaştırma, pazarlama, dolaşıma koyma ve tüketiminin stratejilerini durmaksızın oluşturuyorlar. Tüm bu stratejiler toplumun ve ekosistemin canını alıyor.

Bu durumda doğal ekoloji yerine mega kentlerden, barajlardan, yüksek teknolojiden, hava, su ve toprak kirliliği ve tahribatından, zihni ve örgütlü yaşamı parçalanmış toplumdan oluşturulan yeni anti-ekosistem inşa edilmiştir. Kapitalist modernite dünya piyasasına göre yeni bir uzam ve mekan yaratılmıştır. Küresel kaynak ucuz iş gücü ve tüketim için genişlediği her yerde böylesi yapay bir ekosistem ikame edilmektedir. Dünyadaki ormanlık alanlar, tarım arazileri, su kaynakları ve kırsal kesim kapitalist modernitenin dünya piyasasına bağlandıkça onun anti ekoloji yapay ekosistemi oluşuyor. Bu durum toplumun ve ekosistemin doğal koşullarını yok ediyor. Kapitalist modernite fethi ve boyunduruğu genişledikçe yaşam yok oluyor. Böylesi bir dünyada her türlü hastalık gelişir. Nitekim gelişiyor da. Genelde tüm hastalıkların özelde ise, Covid-19 salgınının boy verdiği kaynak; kapitalist modernitenin yarattığı yıkıcı ve öldürücü yapay ekosistemidir.

 

Covid-19’un Yayılışına Yön Veren Politika

Kapitalist modernite sisteminin dünya piyasa ideolojisi ve oluşturduğu yapay ekosistemi, onu genişleme sınırlarına getirtmiş gibi görünüyor. Çokça değinildiği gibi kapitalist modernite için artık içerisi ve dışarısı yoktur. Dünya piyasası ve onun üzerine inşa edildiği yapay ekosistemi kendi sınırlarına dayanmış gibidir. Bu nedenle ABD ve AB‘de yeni arayışlar söz konusudur. Dünya piyasası için artık ele geçireceği bir yer yoksa nereye yönelecektir? Bu soru aynı zamanda kapitalist modernite sisteminin yapısal krizinin çok önemli bir aşamaya gelip dayandığına işaret emektedir. Öcalan hegemonya tanımını yaparken, daima genişlemesi gerektiğini; genişlemeyi oluşturduğu ya da durdurduğu anda gerilemeye başlayacağını söyler. Kapitalist modernite hegemonyasının şimdilik durduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu nedenledir ki, sistem içi tartışma ve çatışmalar başlamıştır. ABD ve AB içinde küreselciler ve ulusalcılar arasında yoğun bir tartışma ve birbirini suçlama söz konusudur. Yine küresel hegemonya piramidi içerisinde yoğun bir rekabet vardır. Piramit dizilişindeki konuma razı olmayanlar piramidin yeniden kurulmasını talep etmektedirler. Tüm bu hususlar sistemde büyük bir kaosun yaşandığını göstermektedir. İkinci dünya savaşı sonrası kapitalist modernite sistemi küresel çapta oluşan üç katmanlı bir sistem kurdu. Buna kapitalist modernite sistemi piramiti de denilmektedir. Piramitin birinci tepe katmanında ABD yer alıyor. İkinci katmanda G-7, Londra, Paris kulüpleri ve Davos gibi kapitalist dünya piyasasını düzenleyen ve kontrol eden zirveler, belli başlı ulus-devletler ( Almanya, Fransa, İngiltere vb.) bulunuyor. Üçüncü katmanda ise ilk iki katmanla iç içe olan büyük kapitalist şirketler vardır. Yalnız ilk üç katman iç içe ve belli bir denge içerisinde kapitalist modernite hegemonyasını yürütüyor. Söz konusu üç katmanın uzantısı ve eklentisi olarak Türkiye, Mısır, Brezilya vb. ulus-devletler de piramidin tabanında rol oynamaktadırlar. Esas küresel çapta sermaye, teknoloji, savaş, nüfus ve tüketim akımını sağlayan ve kontrol eden ilk üç katmandır. Soğuk savaş sonrasından günümüze değin kapitalist modernitenin hegemonik piramidini yönetenlerin belli başlı müdahaleleri olmuştur. Bu aynı zamanda 3. Dünya Savaşının startının verilmesi anlamını taşımıştır. 1. Körfez Savaşıyla birlikte başlatılan bu savaşla askeri planda stratejik öneme sahip olan yerleri tutmak, ekonomik olarak para, teknoloji, nüfus ve tüketim akışını engelleyen ulus-devletleri yeniden dizayn edip yeni duruma uygun hale getirmek ve nihayet küresel çapta kapitalist modernite hegemonyasını pekiştirip sürekliliğini sağlamak esas hedefleri olmuştur. Ancak piramidin dışında yer alan halkların direnci bu hedefin gerçekleşmesini engellemiştir. Bunun sonucunda 3.Dünya Savaşı otuz yıllık bir süreye yayılmıştır. Bunun yüklediği ağır maliyetlerle birlikte kapitalist modernitenin yapısal krizini daha da derinleştirmiştir. Bu nedenle piramid içi konumlamayı yeniden düzenleme çelişkisi ve çatışması baş göstermiştir. ABD’nin en tepe katmanda yer alan piramiti yönetme çağı bitti gibi görünüyor. Maliyeti de arttığı için tek başına yüklenmek istemiyor. Öte yandan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya başta olmak üzere AB devletlerinde ulusalcılar ve küreselciler arasında çatışma hız kazandı. Yine Almanya, Fransa piramit içinde daha etkili olmak istiyor. Rusya, Çin, Hindistan da yeni düzenlemeye müdahil olup, hegemonya içerisinde söz sahibi olmak istiyorlar. Bu güçler artık hegemonya içerisinde ki etkisiz eleman konumunu kabul etmiyorlar. Ayrı bir kutup oluşturmaktan ziyade piramit içindeki ilk üç katmana yükselip hegemonya içerisinde etkili olmak istemektedirler.

Covid-19 salgını tamda kapitalist modernitenin bu yukarıda ifade etmeye çalıştığımız evresine denk geldi. Görünen o ki kapitalist modernite güçleri salgını fırsata çevirme ve sistem içi krize yanıt verme ve sistemi yeniden revize etme temelinde kullanılan bir politikayı yürürlüğe koymuştur. Daha şimdiden salgın sonrası hangi devletlerin-şirketlerin hegemonya piramiti içinde etkili olacağının tartışması yürütülüyor. Kimi “Thing-Thong”(düşünce)  kuruluşları ABD, Almanya, Japonya ve Çin’in (şirketleriyle) önlenebileceğini belirtiyorlar. Bu türden analizlerin algı ve ortam oluşturmak amaçlı yapıldığı biliniyor. Böylesi bir piramit düzenlemesinin ne kadar tutup tutmayacağı ayrı bir konudur. Fakat görünen o ki, kapitalist modernite pramitinden başlayarak sistemi revize etmenin tartışması ve arayışı yoğunlaşmıştır. Bu noktada Covid-19 salgınıyla birlikte izlenen politikaları anlamakta yarar var.

İngiltere ve Almanya’da sızdırılan belgelere göre Covid-19 salgının yayılması ve bulaşıcı hızı ve hangi toplum kesiminin ne kadar etkilenebileceğine dair raporlar hazırlanmıştır. Yine ABD’nin yayınladığı uydu görüntülerine göre iddia odur ki Ağustos 2019’da Çin’de salgın baş göstermiştir. Ayrıca biliniyor ki kapitalist modernite güçleri açık ve kapalı kaynaklara dayalı küresel çapta en gelişmiş istihbarat ağını kullanmışlardır. Dolayısıyla Covid-19 salgınına hazırlıksız yakalanma gibi bir durum söz konusu olamayacağını ve bu tür iddiaların toplumu yanıltma ve izlenen politikalarla bağlantılı olduğunu bilmek gerekiyor. Anlaşılan o ki kapitalist modernite güçleri sistemi revize etmenin aracı olarak salgının yayılışına kontrollü izin vermişlerdir. Toplumu yeni sürece göre kontrol altında tutmak için sıkıyönetim baskısıyla kontrollü sürü bağışıklık politikasını esas almışlardır. Bir taraftan toplum korku, kaygı ve endişeye sevk edilerek yeni dönemin yaşam biçimine razı edilmeye çalışılırken öte yandan dünya piyasası ideolojisi ve anti-ekolojik yapay ekosistemine göre nüfus ve kaynak dengesini oluşturabilmek için ölümlerin önünü açmıştır. Bu noktada T.R Malthus’un nüfus ve kaynak dengesi üzerine geliştirdiği tez ile Charles Darwin’in doğal seçilime dayalı evrimciliğin politik olarak esas alındığını ve güncele uyarlandığını belirtebiliriz.

T.R. Malthus’un nüfus ilkesine göre nüfus üretim kaynaklarından daha hızlı büyümektedir. Nüfus geometrik olarak artabilirken üretim kaynakları aritmetik olarak artabiliyor. Bu nedenle nüfus artışı kaynakların yetersizliğine yol açıyor. Malthus’un buna karşı savunduğu şey şudur; nüfus ve üretim kaynakları arasındaki dengenin sağlanması için önleyici ve pozitif kontroller gereklidir. Bunlar açlık ve hastalıklara dayalı ölüm ile evlilik ve nüfus kontrolüdür. Böylece bu günlerde sıkça duyduğumuz normalleşme sürecine geçilmiş olur. C. Darwin’in doğal seçilim teorisine göre doğada varlıklar ve türler arasında bir çeşit savaş vardır. Her varlık ve tür yaşamak için bir diğerini yok etmek istiyor. Bu savaşta güçlü olan varlığını sürdürürken zayıf olan ölüyor, yok oluyor.

Ekosistemdeki kaynaklar sınırlıdır. Ekolojik topluma göre yaklaşılmaz ise er ya da geç tüketilecektir. Söz konusu tüketim doğallığında gelişen nüfusla bağlantılı değildir. Ekolojik topluma göre gereksinimi kadar kaynaklar temin edildiğinde nüfus doğallığında ne kadar artarsa artsın kaynaklar tüketimi yetecektir. Çünkü insan nüfusunun doğal artışı ölümlerle dengelenecektir. Toplum gereksinimi kadar doğal kaynaklardan yararlandığı için doğada kendisini üretebilecektir. Ancak kapitalist modernitenin dünya piyasa ideolojisi tüketim ve daha fazla kara dayalı politikayı esas aldığı için verili kaynakların tükenme noktasına hızla yaklaştığını görmektedir. Bu açıdan kapitalist modernite güçleri için ezilen toplumun yoksul, işsiz kesimi; ve kendisi için bir dönem çalışmış emekliye ayırmış hasta ve yaşlı kesimi bir yük olarak görmektedir. Covid-19 salgınıyla Malthusçu “önleyici kontrol” politikası ve Darwihist “doğal seçilim” politikasının devreye konulduğu görülüyor. Dünya çapındaki ölüm oranlarına bakıldığında (istisnalar kaideyi bozmaz) yüksek ölüm oranlarının yukarıda ifade edilen kesimler içinde gerçekleştiği anlaşılıyor. ABD’deki siyahilerin ve Avrupa’daki hasta-yaşlı bakım evlerindeki ölüm oranı bile tek başına yeterli önemli veriler sunmaktadır. Ezilme ve sömürülme konumunun kendi başına ölümcül hastalıklara elverişli olduğu biliniyor. Darwinist bir rekabet ortamında da yine ölenler bu kesimden olacaktır. Kapitalist modernite güçleri izlediği politikalarla adeta Darwin’in “Doğal Seçilim” teorisindeki gibi bir ortam yaratmışlardır. Böylesi bir ortamda adeta herkes bireysel kurtuluş savaşına girmiştir. Ezilenlerin konumu gereği bu savaştan yüksek ölümlerle çıkacağı açıktır. “Normalleşme” adı altında Malthuscu ve Darwinci “nüfus ilkesi” ile Doğal Seçilim” rekabeti, savaşı ve önleyici politika olarak sürdürülmektedir.

Öte yandan Covid-19 salgını ile birlikte en yüksek düzeyde korku pompalanmaktadır. Korku siyaseti ile toplum adeta sistemin yeni dönemine göre dizayn edilmektedir. Korku siyasetinin iki yönü devrededir. Birinci, Covid-19 salgının yayılmasına yol verilerek bir kötülük icat edilmiştir. Toplum bu kötülükle korkutulmuştur. İkincisi ise, olağanüstü hal, sıkıyönetim vb. otoriter politikalar devreye konulmuştur. Bununla beraber egemenlik-iktidar kontrolüyle eve sıkıştırılmıştır. Eve kapatma sosyal mesafe vb. politikalarla dayanışmayı daha da parçalamıştır. Korku ve dehşet üzerinden bireycileştirme ve sanal dünyaya mahkum etme derinleştirilmiştir. Kimsenin kimseye ulaşamadığı ve güvenmediği bu atmosferde güvensizlik ve belirsizlik hakim kılınmıştır. Bu güvensiz ve belirsizlik atmosferi yaratmak, imal etmek kapitalist modernite güçlerinin dönem politikası olmuştur. Bu politikanın amacı şudur; topluma, “Bakın kötülük, güvensizlik ve belirsizlik ortamında devlet yanınızdadır. Onun dediğini yapın, ona güvenin, o biricik kurtuluştur.” Böylece yeni dönem veya kapitalist modernitenin yeni evresi için öngördüğü revizyona ve yaşam tarzına mahkum edilmek istenmektedir. Bu da ideolojik ve politik olarak Covid-19 araçsallaştırılarak gerçekleştirmesidir. Toplum korku, güvensizlik ve belirsizlik cenderesine alınarak olası alternatif oluşumların önü kesilmek istenmektedir.

 

Sonuç;

Kapitalist modernite açısından yaşanan sürece pandemi evresi denilebilinir. Pandemi kapitalist modernite kaynaklıdır. Bu evrede içte hegemonya mücadelesi dışta ise halkların direnişi ve mücadelesi sistemi ciddi bir tıkanmayla karşı karşıya getirmiştir. Kapitalist modernite güçleri bir nevi “Maskeli Tanrılar Çağı”na dönüş yaparak “Maske” ve “Rüpaş” ile hem gerçek yüzünü örtmeye çalışmaktadır ve hem de Malthusçu ve Darwinci politikayla Pandemiyi topluma karşı bir silah, sistemi revize etmek içinde bir araç olarak kullanmaktadır. Özellikle toplumda korku, güvensizlik ve belirsizlik yaratarak yeni evreye göre rıza üretmektedir. Bununla en az kayıpla sistemi revize etmeyi düşünmektedir.

Öcalan kapitalist modernite krizini ele alırken iki hususun altını çizmektedir. Birincisi, kriz kendiliğinden devrimle sonuçlanmayacaktır. Kriz devrim için bir durum olmakla birlikte, sonucu belirleyecek halkların mücadelesiyle kapitalist modernitenin krize verdiği/vereceği yanıttır. Kapitalist modernite güçleri krize yanıt geliştirme de deneyim sahibidir. Halkların alternatif inşa etmede yaşadıkları yetersizliklerden de yararlanarak krizlere kapitalist yanıt vererek ömrünü uzatmıştır. İkincisi ise, kriz dönemlerinde entelektüel, ahlaki ve politik görevlerin rolü daha da artmaktadır. Özellikle devrimci dinamiklerin her üç görevi iç içe yerine getirerek kapitalist modernite güçlerinin maskesini düşürmesi, aydınlanma, örgütlenme ve alternatif inşa etme yönünde harekete geçmesi önemli olmalıdır.

Kapitalist modernitenin pandemi evresinde entelektüel, ahlaki ve politik açıdan en hazırlıklı kesim demokratik modernite güçleridir. Bu güçler korku, güvensizlik ve belirsizlik atmosferine takılmadan alternatif sistem inşa çalışmalarını hızlandırabilmelilerdir. Toplumsal sağlık açısından pandemi evresine verilecek en önemli yanıt budur.

Bunları da beğenebilirsin