Özel Savaşın ve Her Tür Şiddetin Mimarı: Kastik Katil Erkek
Dilzar Dîlok
Toplumsal yaşamın temel çelişkisinin ne olduğuna dair tartışma, demokrasi ve özgürlük çizgisinde tarafını belirleme düzeyine geldi. Temel çelişkinin sınıf çelişkisi olduğunda ısrar etmek, özünde kadına yönelik sömürü ve baskı tarihini-sistemini görmezden gelmek, hatta üzerini örtmek, nihayetinde kadın üzerindeki her tür özgürlük dışı yaklaşımı kabullenmek, meşrulaştırmak ve uygulayıcılığına katılmak oluyor. Temel çelişkinin cins çelişkisi olduğunu görmemekte ısrar etmek; cins çelişkisinin tüm toplumsal sorunların ve dolayısıyla değişimlerin odağında olduğunu kabullenmemek ve sosyal mücadeleleri bu temele oturtmamak, kadına yönelik şiddet karşısında etkili mücadele yürütememekle eş anlam taşımakta.
Toplumsal eşitsizliğin ortaya çıkması, kadın etrafında komün temelli kurulan toplumsallığa karşı avcı kulübü oluşturan erkeğin kastik katil haline gelmesiyle mümkün olmuştur. Kastik katil, toplumsallığa karşıtlık temelinde ortaya çıkmış, komün karşısında her tür toplum dışılığın zeminini yaratmıştır. Toplumun yaşayış biçimi, toplum bireylerinin durumu, yaşam tarzları, karşı karşıya kaldıkları tehlikeler, bütüncül olarak da toplumun ihtiyaçlarından koparak kendisiyle sınırlı kalan bir yaşama kilitlenmek, kendi ihtiyaçlarını gidermeye odaklanmak, son noktada toplumdan kopmaktır. Avcılığı bir toplumsal işbölümü ve toplumu inşa eden bir yön olarak görmenin ötesinde salt kendi ihtiyacını giderme olarak ele almak, egemen erkek karakterinin oluşmasında en temel ayrım noktasıdır.
Bugün kapitalist modernite koşullarında “bireycilik” tespiti nerdeyse bir eleştiri olmaktan çıkacak düzeye gelmiştir. Çünkü kapitalist modernite bir din gibidir ve bireycilikte ne kadar derinleşirsen bu dinin peygamberliğine doğru yükselebilirsin. Oysa tüm sorunların kaynağında “ben” odaklı düşünerek toplumdan kopuş vardır. Bireycilik, klan yaşam tarzıyla oluşan kadın eksenli toplumsallığa karşı bir kanser hücresi rolü oynamaktadır. Klanların yaşam algısı toplum eksenli olup, hepimiz birimiz şeklinde somutlaşırken; kastik katilin yaşam algısı “ben ve avım” etrafında şekillenmektedir. Bu giderek “ben, karım, tebaam” “ben, karım, çocuklarım, mülküm” şeklinde belli formlar kazanarak aynı özle sürmektedir.
Kendisi dışındaki her şeye “Keşfet, tuzak kur, avla” üçgeninde yaklaşan kastik katil erkeğin bugüne yansıması hem tek tek erkeklerde hem de kimi hegemon devletlerde ve onların başkanlarında görüldüğü gibi süregelmektedir. Türkiye’de siyasal tartışma gündemlerinde yoğunluklu erkek katılımcı vardır. Kadın katılımcılar az da olsa görüşlerini dile getirdiğinde ya da erkeklerinkinden farklı görüş ileri sürdüğünde, erkek katılımcılar tarafından hızlı bir şüphe-sorgu sistemine tabi tutulmakta, hızla bir tuzağa çekilerek ya bir izah çırpınışına düşürülmekte ya da sesini yükselten erkekler içinde sesi kaybettirilmeye çalışılmaktadır. Erkeğin kendisinden ve kendi fikrinden ötesine tahammülsüzlüğünün göstergesi olan bu durum, hakim sistemin tüm unsurlarına içerilmiştir, büyük bir mücadele gerektiren bir düzeye gelmiştir. Çünkü kapitalist modernitenin tüm ayaklarının sağlamca oluşturulduğu, derin ve yoğunlaştırılmış bir “erbilmişlik” karşısında kadının özgürce kendini ifade edebilmesi büyük bir özgürlük eylemidir.
Gerçek anlamda toplumdan/toplumsallıktan kopuş, tüm kötülüklerin, parçalanmışlıkların ve her tür sınıfsal ayrışmanın kaynağıdır. Buradan yola çıkarak bir yerde erkek kulübü, ahbap çavuş grubu varsa, orada kastik katilin izleri ve doğalında toplumdışılık vardır diyebiliriz. Kadının komün oluşturan yaşam kurucu rolü karşısında egemen erkeğin kastik katil haline gelerek sömürünün ilk hücresi olması onda birçok kötülüğün de ortaya çıkmasının da önünü açmıştır. Egemenliği kendisi etrafında bir kültüre dönüştüren erkeğin bundan sonra yapacağı her şey kadın karşıtlığı, kadın düşmanlığı temelinde olmuştur. Kadın karşıtı oluşumların toplum karşıtı yönü de bundan kaynağını alır.
Sınıf oluşumları da sosyal bilim ekseninde ele alınabilir. Sınıflar geçişkendir, bir sınıftan öbür sınıfa geçmek zor da olsa mümkündür. Ancak kastik ayrım farklıdır, tanrısaldır. Kendini tanrı yerine koyan erkeğin her tür tanrısallığı kendine yakıştırarak kölelik sistemini yaratmasını ifade eder. Deyim yerindeyse sınıf çelişkisi bunun yanında naif kalır.
Bugün egemen sistemlerin kadına karşı organizeli bir saldırısı, savaşı vardır. Aynı şekilde kadına, kadın eksenli kültürel değerlere, toplumsallığa karşı da bir özel savaş yürütülmektedir. Sesini yükseltme, küçümseme, iradesini kabullenmeme, “tahrik olduğunu” iddia ederek kadına yönelik her tür cinsel-fiziksel-sözel saldırıyı meşrulaştırma, temellendirme ve üstelik bunu kadını suçlu konumuna koyarak gerçekleştirme, sözlü tacizden tutalım tecavüze kadar her tür egemen erkek uygulaması kastik katilin ilk toplumsal yarılmadan bugüne kadar uygulayageldiği yöntemlerindendir.
Kadın Av Nesnesidir; Ceylandır, Karacadır!
Erkek, her durumda kadının kendisine tabii olmasını, köle olmasını ister. Kimilerinde bu, hastalık düzeyindedir. Kimilerinde ise örtüktür, hatta kendisi dahi bunun farkında değildir, zira o sadece nesnesi olduğu geleneğin bir sürdürücüsü durumundadır. Bağlanmaktan en uzak duran erkeğin, kadına yaklaşımında dahi kadını kendine bağlamaktan da öte kendisine ayak bağı olmadan erkeğe tâbi kılan bir şekillendirme yaratma arzusu vardır. Kadını erkeğin tamamlayanı olarak gören zihniyet, kadını erkeğin kaburga kemiği olarak gören zihniyetin aktüalize edilmiş halidir. Böyle bir bakış kadına yönelik her tür egemen erkek yönelimi karşısında kadını savunmasız bırakmanın, nihayetinde kadına yönelik eziyeti haklı görmenin farklı tanımlanmasıdır. İlginç olan şudur ki; filozofundan sanatçısına her erkeğin üretimine baktığımızda arka planda bir kadın görürüz. Her erkek yazar da lütfederek kitabında da bir kadına teşekkür eder. İnşa ediciler kıyıda durmaktadır ve erkek her zaman görünür olmaktadır. Basit örnekler gibi görünür ancak bunun binlerce yıllık bir erkek geleneğinin ürünü olduğunu görmek insanı ürkütür.
Kimi sistemlerde kadın şarkı söylemez, kimi devletlerde sahneye çıkması bile yasaktır. Kadın sesinin yasaklanması, kadın sesinden duyulan korkunun tersten ifadesidir. Erkek egemen sistemde kadının normali ağlamaklı olmasıdır. Ağlamaklı ses tonu ve duruş, sürekli yardıma muhtaç bir tablo ortaya çıkardığından erkeğin hoşuna gider. Tersi gülme eylemi de aynı rolü oynamaktadır. Kadında inşa edilen kölelik kodlarından biri de alakalı alakasız gülmesidir. Bunu kapitalizmin ekranlarından görmek zor değil. Gülümseme ya da ağlamaklılık, kadına yönelik tecavüz kültürünün proto ve post aşamaları olarak adlandırılabilir. Kadın güler, ağlar da. Ancak kadınların erkek istemediğinde ve hazır olmadığında gülmesi erkekleri sinirlendirir, onların deyimiyle erkekleri tahrik eder. Egemen erkek dilinde gülen kadın ya cinsel ya da fiziksel saldırıya davetiye çıkaran kadındır.
Yine kadının erkeğin dert kaynağı, sorun kaynağı olduğunu anımsatan ağlaması da erkeği daha da sinirlendirir. Özcesi kadın gülüp ağlayacaksa erkeğe hizmet, erkeğin duygularına-güdülerine hizmet temelinde bunu yapmalıdır. Ötesi suçtur. Bunda sınıf yoktur ama derin bir çelişki vardır. Marksizmi ısrarla sınıfa kilitlemek isteyenlerin bu toplumsal çelişkiye dair çözümleri yoktur, kadının mevcut sisteme tahammül etmesi istenir. Ancak burada derin bir sosyoloji vardır; sorunların kaynağını gören-gösteren bir toplumsal yarılma tanımı vardır. Bugün egemen sistemin tomografisi çekilse bundan başka ne görülebilir ki!
Cinsel politikalar, genç kadınların henüz deneyimlemediği sayısız cinsel kod ile inşa edilmektedir. Bugün yürürlükte olan cinsel politikaların Karahantepe’de inşa edilmiş olan fallus heykellerinden bağımsız olduğunu kim iddia edebilir. Tüm dünyanın cinsel politikaları, sözkonusu fallus heykellerini kuranlar tarafından icat ve inşa edilmiş, derinleştirilip inceltilerek, kiminde özel savaş oyunlarıyla kabuledilebilir şekillere büründürülerek bugüne getirilmiştir. Genç kadınlar doğal olana meyilli olduğundan, doğal olan da özgürlük eksenli olduğundan, kastik katilin özel savaş oyunlarını tam olarak idrak edemeyebilmektedir. Öğrenme süreçleri de çoğunlukla ya ebeveynin baskılı telkinleriyle ya da kendisi karşılaşıp darbe alarak gerçekleşebilmektedir. Cinsel politika denilenlerin yekunu, kastik katil erkeğin anti toplumsal inşayı gerçekleştirirken yapıp ettikleri ve bugüne taşıdığı özel savaş politikalarının davranışsal yansımalarının toplamıdır. Ve bu anlayışla oluşturulan anlayış da kastik katil sistemin, kadın üzerindeki özel savaş saldırılarının sonuçları olarak binlerce yıl boyunca taşınmış ve bugüne gelmiştir.
Kadın av nesnesidir;ceylandır, karacadır. Gülmesi de ağlaması da kadının av tuzağına düşerek hedef alınması için erkeğin start almasına sebep davranışlardır. Kadın kedidir, güvercindir, serçedir, bilmem hangi hayvandır. Reklamlar bunun kendince estetize edilmeye çalışılmış halleriyle doludur. Onun dışındaki insan kendini bu gerçeğin dışında sanır. Doğrusu reklamlar tüm toplumu, akıllı-akılsız, aydın-köylü tüm erkekleri ve kadınları zehirleyen özel savaş malzemeleridir. Okullar bunun derinden öğretildiği, bilim kılıfıyla çocukların beynine zerk edildiği mekanlar olarak kurgulanmıştır. Ne yazık ki sistem tümden kadın köleliği üzerinden, kadınsılaştırılan kölelik kodları üzerinden oluşturulan acımasız bir hiyerarşiye tahakküm temelinde kendini inşa etmektedir. Kastik katilin saldırılarına maruz kalan salt kadın değildir, kadın merkezli olan her şey saldırı odağıdır. Kadının doğurdukları, çocukları, değerleri ve komün zihniyetli, yaşama talebi olan erkek de bu saldırıya maruzdur.
Toplumsal yarılmanın oluşumunda kadının yaratımlarına el konulması, bunun da en başta cinsel ve fiziksel şiddet yoluyla yapılması gerçeği vardır. Erkeğin bugüne kadar gelen en güvendiği silahı cinselliği ve avcılık özellikleridir. Dünya devlet başkanlarının sağı solu durmadan tehdit etmeleri bunu anlatır. Erkeğin kadın üzerindeki hakimiyeti mutlak saldırı, katliam ve şiddetin kurumsallaştırılmasıyla mümkün olmuştur. Bu, kadının köleleştirilmesidir. Benzetme ya da sıfat olarak köleleştirmeden söz etmiyoruz. Direkt olarak bedensel kölelikten söz ediyoruz. Kadının köleleştirilmesi deyince anlamamız gereken; kastik katil saldırısı neticesinde kadının avlanması, bedeninin köleleştirilmesi, emeğinden, cinselliğinden de erkek tarafından faydalanılmasıdır. Kadının av nesnesi haline getirilmesi, avlanması ve emeğinin de gasp edilmesi bir yöntem olarak erkek egemenlikli sistemlerin bugün de uyguladığı bir yöntemdir. Yine bölge ulus-devletlerini de aynı gerçekliğin dışında göremeyiz. Kürt halkının binlerce yıllık kültürel zenginliği dilinin, sözcüklerinin ve ezgilerinin çalınması ve egemen uluslarca kullanılarak kendi varlığının hammaddesi haline getirilmeye çalışılması da, halkların kadınsılaştırılarak sömürülmesini anlatır.
Bugüne kadar devam eden ölüp öldürmeler kastik katilden bu yana süren uygulamaların sonucudur. Kastik katil erkek, kadını avlar, ondan her tür faydalanmayı esas alır. Klandan, komünden, toplumdan kopan erkek başkalaşır, toplum üyesi olmaz, başkası olur artık. Kendisini bir komünün, toplumun üyesi olarak görmediğinden kadınla arasındaki bağı da yitirir. Kadını artık bir av nesnesi gibi görmesi de bundandır. Her türlü istifadeyi olağan görmesi de bundandır.
Tanrı kralların giderek kastik katil uygulamalarını daha da yaygınlaştırıp meşrulaştırmaları, kutsallık atfetmeleri de toplumsal sorunu derinleştirme, çelişkiyi örtüleyerek sunmadır. Her şeyin onun olduğu ve öldüğünde kralla beraber canlı olarak gömülme, kralın etrafındaki her şeyin canının, nefes almasının, var olmasının, evrende vücut bulmasının kralla mümkün olduğunu kanıtlama girişimidir. Resmi tarihte yazıldığı gibi “kral ölünce kendilerini öldü(ğünü)” saymıyorlar, kral ölünce yeni kral onları öldü sayıyor, ki geriye kalan kadınlar, canlılar, aynı şekilde yeni krala kölelik etsin, tabi olsun. Kastik katilin bir kişi olmaktan çıkarak kurumlaşmış hali de denebilir.
Bugüne yansıması daha acıdır. Sayısal olarak az görülebilir ancak derindir ve yaşamın her anına sirayet ettirilmiş haldedir. Son yıllarda görünür olan kimi erkeklerin ölmeden önce “karısı”nı, çocuklarını ve ailenin tüm üyelerini öldürüp intihar etmesi, yaşlı erkeklerin ölüm sınırında bile olsa kadını öldürerek kendi ölümlerini beklemeye başlamaları ve benzer çok fazla örnek, bu durumu anlatır. Kastik katilin kuralı işlemektedir: “Kadın, çocuklar ve tüm üretimler benim malımdır, ben varsam vardır, ben yoksam onlar da yoktur!”
BBC’nin hazırladığı bir görsel dosya “zenginlik büyüsü-Afrika’nin en ölümcül geleneği” adını taşıyordu. Dosyada Afrika’da bazılarının zenginleşmek, bazılarının da siyasette yükselmek için insanların kurban edilmesi ve uzuvlarının belli işlemlerden geçirilerek totemleştirilmesi büyüsünün yaygın olduğunu, bunun için genellikle genç insanların kaçırılarak katledildiği anlatılıyor. Kastik katilin yamyamlığının bugüne ulaşmış hali değil mi bu? Ve dosyada gösterilen büyücülerin hepsi de erkek.
Bilim Belgelemeye Dayandırılarak Adeta Köreltilmiştir
Tekrar günümüze gelelim. Erkek, çoğunda kadın düşüncesini basit, sıradan görür; kadın düşüncesini değersizleştirmek için onu sıradanlaştırma yoluyla kendi erkekliğini gerçekleştirir. Ya da kadın düşüncesini güzel gördüğünü kadına gösterme suretiyle kadını hükmü altına almak ister. Kendini “kadını onayından geçirmiş erkek” olarak göstermek ister. Çünkü “kadın düşüncesi, aklı-fikri, ürettiği erkeğinkinden iyi-güzel-doğru olamaz” ayetiyle kutsanmıştır. Bundan dolayı da kadın düşüncesinin ya da kadın eyleminin kıstası erkek değil kadın olmalıdır. Eğer kadının yapıp ettiklerini erkekler değil de kadınlar beğeniyorsa, anlamlı buluyorsa yapılanlar gerçekten anlamlıdır, güzeldir, iyidir ve doğrudur. Bunu da bir kadın özgürlük düsturu olarak bilmek ve geliştirmek gerekir.
Gerçeği göremiyorsan ya gözünün önüne perde çekilmiştir ya da söz konusu gerçeğin üzerine örtü atılarak gerçek gizlenmiştir. Eğer hakikat kendisi gizlenmişse, kendini bir şeylerden koruma maksadıyla gizlemiş ve görünmez kılmışsa, onu engelleyen, onun kendisini gizlemesine vesile olan faktörlerin açığa çıkarılması ve gerçeğe görünür olma hakkı verilmelidir. Onu açığa çıkarmak, gerçeği yaşamak isteyenin görevidir, özgür yaşama bedeli ve emeğidir. Ancak baskı-zor yoluyla engellenerek kapatılmışsa da kuşkusuz engellerin ortadan kaldırılması ve hakikatin açığa çıkarılması gerekir. Kadın gerçeği, kadın değerleriyle inşa edilen toplum gerçeği Ortadoğu’da ve dünyada gizlenmiştir, örtülüdür. Kimi bilinçlenmeler, tarihe dair toplumsallığa dair öğrenmeler mevcuttur ancak anti toplumsallık anlamına gelen erkek egemenliği örgütlenmiş ve gelenek/kültür haline getirilerek tüm topluma zor yoluyla benimsetilmiştir. Bu hegemonya geçen bin yıllar içinde kiminde inceltilerek, kiminde kabalaştırılarak, kiminde saldırıları vahşi katliamlar düzeyine getirerek, kiminde farklı dönemsel-sistemsel argümanlar geliştirerek (Lilit, kaburga kemiği, cadı avları, tasfiyeci…) sürdürülmüştür.
Gizlenmiş olanın keşfedilmesi ve gün yüzüne çıkarılması Abdullah Öcalan’ın yarım asırlık çabalarıyla gerçekleşmiştir. Başlangıç olarak bunun değerini derinliğine, sözde kalmayı aşacak düzeyde ve pratikleşmeyi, değişip dönüşmeyi hedef alarak bilmek, özgür birey olmanın bir gereğidir. Öcalan’ın emeği salt kadına yönelik değildir. Tüm toplumsallık arayışlarının O’nu kadın değerlerinin savunulmasına götürdüğünden toplumsaldır, erkek egemenliği karşısındadır ve kadın eksenlidir. Adeta karanlıkta iğneyle kuyu kazarcasına bir tarihin içinden bulup çıkardıklarıyla da verilen emek ve yaratılanlara bakıldığında da bir doğurganlık görmekteyiz. Bu anlamıyla Öcalan tarzının özel savaş saldırılarını boşa çıkarıp ortadan kaldırdığını, bu anlamda özgür kadın çizgisinde olduğunu, yarattığı değerleri bir ana duygusu ve bilinciyle ürettiğini, koruyup büyüttüğünü görmek zor değildir.
Son yıllarda sıkça rastlanılan akran zorbalığı adı verilen toplumun kılcal damarlarına indirgenmiş şiddet olayları, sistemin inşa edip geliştirdiği, şiddeti normalleştirdiği, tabuları meşrulaştırdığı, mahrem olanı sokağa taşıdığı bir siyasetin sonucudur. Bu durum genç kızlar ya da kız çocukları içinde de özendirilip geliştirilerek erkeklik temize çıkarılmaktadır. Çocuklukta bilgisayar oyunlarıyla başlayan şiddet eğitimi, ergenlik döneminde akran zorbalığı denen olaylarla, oyunla karıştırılan gerçek yoluyla topluma zerk edilmektedir. Söz konusu bireyler, çocuk yaşta oyun olarak yaptıklarını büyüdüklerinde ciddi olarak, gerçek hayatın bir parçası olarak yapmaya ya da mağduru olmaya yatkın hale getirilmeye çalışılmaktadır. Özel savaş politikaları kastik katilin yöntem çeşitliliği temelinde ele aldıklarıdır. On binlerce yıldır kiminde inceliyor, kiminde kabalaşıyor ama hep var oluyor. Hitler’de kaba tarzda olurken estetik operasyonlarda daha ince! oluyor.
Enuma Eliş destanı, kastik katilin özel savaş oyunlarına dair tarihsel bir belgedir. Bu belgede ananın, ana tanrıçanın katledilmesi ardından ana kültürü etrafında toplanan önder kadınların bazılarının katledilmesi, bazılarının da tutuklanması, zincire vurulması, burnuna-ayağına demirler takılarak götürülmesi ve köleleştirilmesi anlatılır. Bugün bu demirlerin kiminde gelenek kiminde estetik temelinde uygulanması, kastik katil erkeğin özel savaş oyunları temelinde kendi egemenlik sistemine dair güzelleme yapması, toplumu bu doğrultuda bir kültür yaratımına zorlamasının da sonucudur. Zira bu destanın yıllar boyunca her mevsim döngüsünde zorunlu olarak topluma okutulduğunu da tarihten bilmekteyiz. Bugün estetik gerekçelerle cerrahi operasyonlara koşarak gidişi de kadının kastik katil erkeğin yarattığı prokrustes yatağından çıkamadığını göstermektedir.
Erkek egemen sistem, kadınlar için kastik katilin ortaya çıkışından bugüne değin hep bir prokrustes yatağı rolünde olmuştur. Eş deyişle ulus-devlet, endüstriyalizm ve benzer sistemik organizasyon ya da zihniyetler için de aynıdır. Bugün kadınların erkek beğenisini karşılamaya odaklanarak cerrahi operasyonlara razı edilmesi, kastik katilin özel savaş oyunlarında yaşadığı ilerlemeyi de göstermektedir. Kapitalizm bir kriz değildir, toplumsal sorunsallığın ürünü olan bir sistemdir. Ve artık insanlığın ve doğanın varlığını tehdit eder düzeye gelmiştir.
Kendi yaşamını, klanı inşa etmek kadar kastik katil karşısında kendini savunma temelinde konumlanma, yaşamın sürekliliğini sağlama, bu temelde üretimde bulunma ve klanın geleceği olan çocukların korunmasını başta kendisi olmak üzere tüm toplum bireylerinin sorumluluğuna verme gibi konular kadının politik kimliğinin gücünü gösteriyor. Kastik katil de zaman içinde kadının özsavunmasını, savunma temelli yaşam formlarını yıkma ya da boşa çıkarma amacıyla türlü özel savaş yöntemleri kullanmıştır.
Bugüne kadar tarih yazımı egemenler tarafından gerçekleştirilmiş. Aslında “tarih yazımı” denilen olgu egemenlerin icat ettiği bir olgudur. Tarihi yazma ve iz bırakma, kalıcılaşma ve egemenliği süreklileştirme, sonsuzlaştırma yaklaşımı erkek egemenlikli bir aklın, kastik katil aklının ürünüdür. Tarih yazımı toplumların, yaşam tarzlarının ya da sistemlerin varlığına ve nasıllığına açıklık getirir. Devletçi uygarlığın başlangıcı denebilecek olan Karahantepe’deki yontular, “tarihi yazmak” denilen olgunun hangi zihniyetle, nasıl, ne ile ve kimler tarafından yapıldığının da gösterir. Yerleşik yaşama geçişten önceki dönemlerden bize kalan yazılı tarih belgeleri yok düzeyindedir. Kimi taş baltalar ya da benzer birkaç iz, yaşamın doğal sonucu olarak doğada yok olmamış ve bugün de bulunabilmiştir. Çünkü sözkonusu gruplar doğayı değiştirmek suretiyle kendilerini, kendi içlerindeki güç odaklarını anlatma kaygısı gütmemişlerdir. Tarihleri yazılmamış olduğundan varlıklarını ispatlamak da fazlasıyla zorlaştırmıştır. Çünkü bugün bilim, belgelemeye dayandırılarak adeta köreltilmiştir. Bundan dolayı resmi tarihi okurken bu tarihin egemenlik mayasıyla oluşturulduğuna dair kadınca bir şüpheyle yaklaşmak en doğrusudur. Resmi tarih, kastik katilin biyografisidir. Resmi tarih, kadının erkek egemen sistemin hammaddesi, oluşturucusu ya da hedef kitlesi olarak görüldüğü bir tarihtir ve yeniden yazılmaya, bundan dolayı da yeniden yaratılmaya gereksinim duymaktadır.
Yoruma kapalı.