Düşünce ve Kuram Dergisi

Toplumsal Zihniyetin Yolculuğu ve Özgür Kadın Akademileri İlişkisi

Ruşen Seydaoğlu

 

 

Giriş

“Bütün insanlar doğaları gereği bilmek ister.” Kozmosu, varoluşu ama en çok da kendini anlamakta zorlanmasıyla bilme arzusu devreye girer. Bilmediklerinin peşine düştükçe öğrenir, öğrendikçe hayret eder, öğrendikleri karşısında heyecan duyar. Heyecan insanın bilgiye, bilginin zamanını ve mekânını yaratan yaşama sonsuza kadar bağlanmasını sağlar. Çünkü kendi anlamını, diğer oluşlardaki anlamını, kendini nasıl gerçekleştireceğini ve yaşadığını ispat etmesinin kaynağını, yolunu ve yöntemini bilginin getireceği aydınlanmada bulur.  

Aydınlanma, insanın mutlaklıklarla sınırlandırılamayacak kadar geniş bir çeşitlilik ve döngüsellik taşıdığını, her şeyi bedeninde ve zihninde barındıran mikro kozmos-evren prototipi olduğunu öğretir. Öyle ki zamanla bilgiden bilgi üreten kendisi olacaktır. İçinde olduğu evrenden maksimum düzeyde etkilenirken nasıl da çevresel olduğunu görecektir. Artan bilgi ile yaşamda hangisini seçeceği, seçmesi gerektiği, seçimiyle neler yapacağı, seçtiğinin çevreselliğine nasıl yansıması gerektiği gibi dertleri oluşur. 

Artık bir tarafta hakikate ulaşmak isteyen varlığı diğer tarafta hem maddi koşullar-ihtiyaçlar sebebiyle hem de ortak anlam arayışlarıyla bir arada yaşadıklarıyla oluşturduğu toplumsallığı vardır. Yani döngüsel olarak doğa insana bilgiyi sunarken insan da doğa içinde, uzun süre bilgiye, yaşamla uyumlu yenilenmeyi ve çeşitlenmeyi kazandırır. Bilgiye erişmek ve onu kullanmak için düşünürken yöntemler oluşturur. Doğada olup bitenler ve bunların insanın zihinsel esnekliğiyle yorumlanması sözlü edebiyatı, dinsel inşayı, felsefi sorgulamaları beraberinde getirir. 

İnsanın maddi yaratımları ve sezgisel varlığı ile açığa çıkan bu düşünce yöntemlerinin hakikati ise cinsiyetçiliğin, sınıflı ve devletli sistemin inşasıyla-inşasında çatallanmaya başlar. Yolun her zaman çatallı olduğu, yaşamın zaten iki kollu bir nehir gibi sürekli aktığı ama geistin çoğu zaman bu çatalda bir tarafa yönelttiği bilgisi de beraberinde gelir. Hiyerarşiye dayalı sistem kendi hakikatinin bilgisini ve kurumsallaşmasını oluştururken topluma bilinç düzeyinde büyük bir darbe vurur; ancak vurulan darbeye ve toplum zihniyetine dayatılan çarpıtmalara karşı mücadele de tarihsel-toplumsal bilgisini, bunun zamanını ve mekânını örgütlemekten vazgeçmemiştir. 

 

Akademileşmeye Giden Yolculuğun Zihniyet Deneyimleri

İnsanın bilgi karşısında duyduğu heyecan ve yaşama sevinci, bu bilgiye ve yaratımlarına artık erişemediğinde bile canlıdır. Nitekim tarihin gösterdiği; insanın bütün varoluşuyla bu sevince en az bir kez ulaştığı ve bunu bırakmadığıdır. Ancak zihinsel işgalini bilgi hırsızlığıyla zirveleştiren kapitalist modernite farklı formlarla, uygulamalarla, saldırı ve savaşlarla kendini yerleşik ve asıl haline getirmekten geri durmaz. Böyleyken bile direnişin, inancın, özgürlük ve eşitlik fikrinin mücadelesini verenler, bilgiyi örgütleyenler medreselerle, toplum okullarıyla, tarikatlarla, ağaç gölgelerinden yer altı mekânlara, bazen sokak sokak gezerek, hikayeler anlatarak bazen yıllarca aynı yerde yaşayıp kök salarak varlığın anlamını kolektif olarak öğrenme çabalarına devam ederler. 

Zaten sevinç de her zaman sadece her şeyin yolunda gittiği anlara dair değildir. Spinoza felsefesinde “varlığını sürdürme” çabasının ifadesi olan sevinç, bir değer olmanın da ötesinde iç huzura ve iç dinginliğe dayanan “içkin bir sevinçtir”. Spinoza için sevinç varlığını sürdürme, var kalma çabasını-conatus- ve eyleme gücünü artıran, teşvik eden temel bir duygudur. Ancak burada dünyanın sürekli içinde tutulduğu savaş ve saldırı halinde bu içkin sevincin nasıl konumlanacağı sorunsalı devreye girer. Sevinç istenci, varlığın devam ettirilmesine dayanıyorsa bunu engelleyenleri tespit etme ve dönüştürmeyi de içeren bir duygu olarak tariflenebilir; aşkın bir yalanda değil, bu dünyanın, doğanın, bedenli varlıkların kendisinde aranan hakiki bir mutluluğun, sevincin gerçekçi, cesur ve dürüst arayışıyla ortaya konabileceği şeklinde de kavranabilir.

Demokratik modernitenin özneleri olarak ötekilerin zihniyet dönüşümü kapsamında inşa ettiklerini de böylesi bir sevincin rehberliğiyle görebiliriz. Kapitalist modernite bir anlamda kederler sistemidir. Kederin kadere dönüştürülme girişimidir. Manastırlardan, Muntezileye, Sufilikten Kabalacılığa, Budizme ve çok daha eskil ya da modern çaba, bilgiyi kedere dönüştüren bu sistem karşısında pasif ya da aktif tüm direniş biçimlerinin kaynağının neolitiğin kolektif örgüsüne, ekolojik, demokratik ve kadın eksenli öğretisine, bunların yarattığı-öğrettiği sevinçle yeniden buluşturmasınadır. 

Bunun peşine düşenler için yol bir sürek binbirdir.  Örneğin Mazdek hareketinin Sasanîler karşısında demokratik bir güç haline gelmesinde toplumsal adaleti kavratmayı, eşitlik bilinci oluşturmayı, şiddetten arınmış bir ahlak geliştirmeyi amaçlayan eğitim sistemi büyük rol sahibidir. Resmi okulları yoktur; ancak topluluk toplantıları, dini-sosyal sohbetler ve gündelik yaşam pratikleri, inandıkları öğretinin örgütlendiği eğitim zeminlerine dönüştürülmüştür. Şiddetin reddi, öfke, kıskançlık ve açgözlülükten kurtulmak ve eşitlikçi prensiplerle yaşamak için sürdürülen bu çalışmalar hareketin toplum tarafından hızlıca sahiplenilmesini sağlayan noktalardır. Çalınmak ve tekelleştirilmek istenen toplumsal birikimin toplumda kalması için dayanışma ve paylaşım kültürünü örgütlemek için; tek tipleştirilmeye ve karşıtlıklara karşı Zerdüşt öğretisinin düalizmini, toplumsal ahlakın esas alınmasını sağlamak için sözlü anlatımlar, yaşamdaki bireysel-kolektif davranışların fiili olarak gerçekleştirilmesi ve sembollerle yalın bir dil kullanılması yöntemlerini kullanmışlardır.  Hareketin liderleri, sadece ordu komutanları değildir. Dayandıkları felsefi donanımlarıyla zihniyetlerinin hatipleri, alimleridir de. Başta liderler olmak üzere kadınlar ve toplumun saygınlığını kazanmış kanaat önderleri, örgütledikleri toplumsal adalet fikriyle halkçı, eşitlikçi heterodoks kültürü inşa etme gücünü yaratmışlardır. 

Benzer bir şekilde bu kez Abbasi hilafetine karşı direnen ve örgütlenen Hürremî hareketinin salt askeri bir direniş olmanın ötesine geçerek yerel kimlik ve özerklik fikrini toplumda filizlendiren uzun soluklu bir halk hareketi olması da aldıkları Mazdek kültürüne dayanır, diyebiliriz. Eşitlikçi inanç, siyasal bilinç ve direniş ahlakı üzerinden yürütülen eğitsel zeminler, ideolojik donanım kazandırmakla birlikte toplumsal eşitlik ve dayanışmanın örülmesinin de zeminlerine dönüştürülmeye çalışılır. Resmi dinle arasına koyduğu mesafe, batınî yaklaşımı, iktidar odağının meşruiyetini sorgulatabilme kapasitesi, yerel özerklik ve halk iradesine dayanan iddiası, vergilere ve sınıfsallığa karşı politikalarını bu zeminlerin esaslı tartışma konusu haline getirebilmiştir. Bu şekilde yaratılmak istenen ortak değerlerle oluşmuş ortak kimliği hem örmek hem de canlı tutmaktır. Köy ve dağ topluluklarıyla buluşmalar düzenleyerek, toplumla açık ve gizli toplantılar yaparak yürüttükleri bu çalışmalarda Mazdeklerde olduğu gibi liderler, kadınlar ve kanaat önderleri öğrenci-öğretmen denklemini aşan rehber-topluluk ilişkisine dayanan eğitim yöntemleri oluşturmuşlardır.

Kürdistan’ın daha çok Bitlis, Cizre, Siirt, Hakkâri, Mardin ve Van gibi coğrafyalarında, 11. Yüzyılla birlikte kurulan Kürt medreseleri de bilgi ve bilimin toplumsal kültürle ilişkili olarak örgütlendirildiği kurumlar arasındadır. Bu medreseler sadece İslami bilimin öğretilmesi ve yaygınlaştırılmasını değil yerel Kürt kültürünün ve Kürtçe’nin eğitimle bütünleştiği bir modele dayanır. Kelam, tefsir, hadis gibi dine dayalı ilimlerle beraber matematik, mantık, astronomi ve tıp bilimi, yine Arapça’nın ve Kürtçe’nin edebi eserleri de medreselerin esas eğitim odakları olmuştur. İslam’ın dünyayı etkileyen öğretilerinin yerellerde de korunması temel motivasyon olarak görülse de uygulama yöntemleri ile Kürdistan coğrafyasında hatırı sayılır bir gelişimin yaşanmasında büyük pay sahibi olmuşlardır. Kürtçe bilim dili olarak geliştirilmiş, entelektüel bir içerik oluşturulmuştur. Eğitimin ücretsiz oluşu ve yerel halka hizmet olarak sürdürülmesi, kolektif icazet oluşana kadar eğitimin uzun yıllar devam etmesi toplumsal nitelik taşıdığının önemli göstergelerinden sayılabilir. Ahmedê Xanî gibi Kürt tarihi, kültürü ve dili açısından önemli şahsiyetler açığa çıkarmış olsa da İslam’ın kamusal alanı kadınlara sınırlandıran yaklaşımı yüzünden bu bilim merkezlerine kadınların katılamamış olması temel bir eleştiri olarak görülmelidir. Medreseler erkek öğrenciler için erkek merkezli kurumlar olmuşlardır. Kadınların katılımı istisnai düzeyde kaldığı gibi kadınlar medreselerde de bilginin üreticisi olamamış sadece bilginin muhatabı olarak kalmışlardır. 

Bu deneyimler yazılı tarihin sadece ilk birkaç yüzyılında değil hemen her döneminde, farklı zamanlarda ve mekânlarda karşımıza çıkar. Emevi döneminde bir tarafta siyasi iktidar mücadeleleri, zenginlik ve gösteriş artarken diğer tarafta halkın açlık ve yoksulluğa sürüklenmesine karşı ortaya çıkan sufilikte de; kast sisteminin yarattığı toplumsal adaletsizlik, yoksulluk ve hastalıklara terk edilmişlik karşısında ruhsal temizlenme iddiasıyla örgütlenmeye başlayan budistlikte de; modern dünyada devletin ya da piyasanın sunduğu resmi, hiyerarşik, cinsiyetçi ve ayrımcı uygulamalar karşısında örgütlenen işgal, direniş ve sistem ören iktidar karşıtı toplumsal hareketlerde de gördüğümüz halkların özgürlük eğilimini sürdürdüğü olur. 

Bütün bu deneyimler içerisinde kadınların mutlak anlamda özgürlük ve eşitlik zeminlerini yakaladıklarını söylemek gerçekçi olmayacaktır. Ancak kadınların kapitalist modernite içerisindeki konumundan çok daha ileri bir düzeyde olduğu çeşitli örneklerde karşımıza çıkar. Kadın rehberliğine ve yaşamsal deneyimlerin kadınlar eliyle şimdinin kamusal o zamanların bütün yaşam alanları şeklinde ifade edebileceğimiz alanlarında örgütlendirilmesi, eğitimlerde kimi zaman kadınların hatiplik yapması önemsenmesi gereken işleyişlerdir. 

Eleştirel açıdan biraz daha mercek altına alınması gereken deneyimlerin başında Aydınlanma ve Rönesans gelir diyebiliriz. Bu dönem evrensellik ve hümanizma iddiasıyla büyük bir sıçrayış yaratmasına rağmen cinsiyetçiliğin bildik görünümleriyle karşılaştığımız birçok eleştirel yanı da içinde barındırır. Her iki dönemin de evrensel olarak sunduğu ideallerin aslında erkek deneyimini merkeze alan politikalarla sürdüğü göze çarpar. Rönesans hümanizmi insanı merkeze alarak birey olmayı yüceltse de bu insan çoğunlukla eğitimli, mülk sahibi erkektir. Kadınlar kamusal alandan, eğitimden ve entelektüel üretimden büyük ölçüde dışlanmıştır. Anne ve eş olma görevlerinin pekiştirilmesi ahlaki denetime tabii kadın varoluşunu servis eder. Dönemin yaratıcılığına, sanatsal zenginleşmesine kadınların katılım talebi ve mücadelesi olsa da sistem günün sonunda kadını entelektüel özne olarak görmeyerek kadük kalmıştır. Hakikat arayışındaki en etkili yöntemlerden biri olarak sanatta kadın güzel bir nesneden öteye geçirilememiş male gaze (erkek sanatçının bakış açısı) standartlaştırılmıştır. 

Aydınlanmanın genelinde durum farklı olmaz. Aklın böylesine yüceltildiği, fikri ürünlerin son derece sınırsız fırsatlarla arttığı ve desteklendiği bu dönem kadınları doğaları gereği daha az rasyonel olarak belirler. Bilge ve şifacı kadınların cadı avlarıyla katledildiği karanlık çağdaki irrasyonel tanımlaması en fazla, daha az rasyonele dönüştürülebilmiştir. Öyle ki Jean-Jacques Rousseau, kadının eğitiminin erkeğe hizmet edecek biçimde düzenlenmesi gerektiğini savunur. Bu dönem Aydınlanmanın merkezlerinden Fransa’nın adeta siyasal niteliği olarak kullanılan Liberté, Égalité, Fraternité (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) sloganı bütün Avrupa’da yankılanırken kadının özneliğini yok saymakta hiçbir beis görülmemiştir. Kadın yine ailenin uzantısı olarak konumlandırılmıştır. Kadınların rönesansı ya da aydınlanması olamayan bu süreçlerin açığa çıkardığı değerler ve kazanımlar elbette tümden yok sayılamaz; ancak en güçlü eleştiriler yine kadınlardan gelir. Mary Wollstonecraft “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” eserinde Aydınlanmanın akıl ve eğitim yaklaşımlarının kadınları dışladığını doğrudan eleştiren, aklın cinsiyeti olmadığı savunmasıyla; Simone de Beauvoir ise İkinci Cins eserindeki Aydınlanmanın doğal kabul ettiği cinsiyet rollerinin tarihsel ve toplumsal olarak üretildiğini ifşa eden “Kadın doğulmaz, kadın olunur.” sözleriyle bugün hala bilginin, sosyal bilimin, yöntemlerin hangi kriterlerle denetlenmesi gerektiğinin rehberliğini yapar.

17. Yüzyılla beraber Bilimsel Devrim’in bir parçası olarak bilgi ve bilim üretme işinin modern akademilere taşınmasıyla başlayan sürece, bahsettiğimiz rehberlikle baktığımızda da açığa çıkardıkları bilgiyle sadece toplumsal cinsiyetçi rollerin yeniden üretildiğini değil akademik bilginin üretim süreçlerinin, fiziksel inşasının, görev dağılımlarının ve epistemolojisinin iktidar ilişkileriyle iç içe oluşunu da gözlemlemek mümkün hale gelir. Malesef akademi üretimleri de erkek merkezli varsayımlarla biçimlenmekten kurtulamamıştır. Bu nedenle pozitivist bilimin objektiflik iddiası cinsiyete bağlı iktidar ilişkilerini göz ardı eder. Bilgi üretiminin, toplumsal statülerden ve iktidar ilişkilerinden bağımsız ele alınamamasından dolayı da bu etkiyi açıklamadan tarafsız bilgi iddiası sürdürülemez. Haliyle akademide savunulan tarafsızlık da objektiflik adı altında iktidarların, sermayedarların ve erkeklerin istekleriyle şekil almış bilgi piyasasını oluşturmaktadır.

Sadece bilgi üretimi açısından değil kadınların akademilere kabul süreçlerinden tutalım katılma sonrası ilerleme süreçlerine kadar devam eden cinsiyetçi engellemeler açısından da devrede tutulur. Aydınlanma merkezleri olarak kurulan akademiler pozitivizme teslim olmayanları açısından toplumsal sorunları çözmeyi esas alan bilimsel çalışmalarıyla bugün hâlâ büyük bir değer taşır. Bilhassa bağımsız ve özerk akademiler için mücadele edenlerin ve kadın akademisyenlerin cam tavanlar ve cam duvarlar arasında sıkıştırılmalarına rağmen bu alanların ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı insan hakları, kadın araştırmaları merkezlerine, feminist kürsülere dönüşmesi için verdikleri muazzam çabayla demokrasi, özgürlük ve eşitlik fikri, feminist teori ve kadın kurtuluşuna dair önemli bir alan oluşturulmuştur. Ancak kurucuların yönetici iktidarlar olması ve bunlarla bağımlılıkları düşünüldüğünde kurumsal olarak bilim ve bilginin nasıl ve kimler için üretildiği sorgulandığında cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik ve endüstriyalizmin etkililiği, güvensizliği diri tutmaktadır.

21. Yüzyıla geldiğimizde ise kapitalizm ve erkek egemenliği derinleşirken geride bırakılan iki yüzyıla göre birçok açıdan farklılıklar da vardır. İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle Birleşmiş Milletler ve devamında Avrupa Konseyi’nin şekillenmeye başlaması artık somut sonuçlar açığa çıkarır. Yükselişteki sivil-toplumsal hareketlerin de etkisiyle BM de AK de hak siyaseti ve toplumsal barış vurguları yaparak bu mücadelelerin hareket kabiliyetini arttırmasında rol alır. Ancak kapitalizmin yeni-gelişmiş görüntüleri olarak bu mekanizmaların sadece yapısal nitelikler taşımadığı aynı zamanda kendisini oluşturan ulus-devletlerin zihniyetini de bünyesinde barındırdığı akılda tutulması gereken bir husustur. Çünkü kadın, erkek, çocuk, ebeveyn, aile ve topluma ilişkin tahayyüllerinde özgürlüğü, eşitliği ve adaleti evrensel adı altında batılı, merkezi tanımlara kavuşturma, varoluşu ifade eden hakları yasalarla sınırlandırma, sonsuz görecelik ile ortaklıkların sağlanacağı zeminleri muğlaklaştırma ya da ülkelerin yasaları eleştirilse de o yasalara bağlılık eğilimi söz konusudur. Yine ülkelere girişleri, destek fonları, neyin nasıl yapılacağını söyleyen proje önerileri ile yerelleri dizayn etme çabası taşır. Yeni toplum, yeni kadın, yeni yaşam yine dışarıdan ve üstten gelen “makul” bilgilerle şekillendirilmeye girişilir.

Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde kapsamlı, çok yönlü ama bir o kadar da yeniden yorumlanmayı bekleyen bilgi birikimi ve deneyimle karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Ancak bundan toplumun mahrum edildiği herhangi bir ihtiyacın sadece oradaki yoklukla değil, iktidarın karakterinden ve yürüttüğü genel politikalardan kaynaklandığını gören bilme biçimleri ve buna dayalı bir sistem henüz çıkarılamamıştır. Kadın değerlerine dayalı toplumsal bilginin ve pratiğin siyasetin belirleyicisi ve dönüştürücü gücü olarak yani bilginin toplumsal doğanın bütün bileşenleri dahil edilerek özgür ve eşit bir zeminde ele alınması, tartışılması ve alternatif yaşamın zihniyetinin ortaya konulması ihtiyacı bugün hâlâ son derece günceldir ve ahlaki bir sorumluluk olarak karşılanmayı beklemektedir.

 

Bütünlüklü Bir Zihniyet İnşası için; Özgür Kadın Akademileri

Kadın kurtuluşunun ve toplumsal kurtuluşun özgürlük teorisiyle kendi sistemini kurarak mümkün olabileceği iddiasıyla; bu çağda çığır açan, ideolojik arka planıyla, hayata geçirdiği direnişi ve politikalarıyla aldığı geniş toplumsal destek düşünüldüğünde Kürt kadın hareketi-Özgür Kadın Hareketi özel bir yer tutar. Hareketin toplumsal sorunlara zihniyet dönüşümüyle ve kendi sistemini inşa ederek cevap olma çabası, özel bir okumayı gerektirir. 

Kurulduğu ilk günden bugüne kadar, elbette birçok iktidar karşıtı toplumsal hareket gibi özgürlük ideasını yaşanılabilir, inşa edilebilir bir hakikat olarak ele almıştır; ancak özgürlüğün inşası için yaptığı devlet-dışı tarihsel toplum çözümlemeleriyle özgünlüğünü yaratır. Kadın hareketi kurulduğu inkâr ve imha koşullarına rağmen ilk andan itibaren güçlü bir mirasa tutunur. Bu miras, tarihsel toplumun binlerce yıldır kapitalist modernite karşısında demokratik moderniteyi savunan bilgisi, deneyimi, zihniyetidir. Yine diğer mücadelelerden özgünleşen yanı bilgi, bilim ve yaşamı bütünlüklü ele alarak; yerellerin kadınlar eliyle binlerce yıl koruyup bugüne taşıdıkları kadın eksenli toplumsal değerlerini enternasyonal kadın kurtuluşunda ve özgürlük teorisinde kaybettiği yere kavuşturması olur. Eş zamanlı olarak demokrasi ve kadın özgürleşmesine içkin enternasyonal kazanımları da yerele taşıyan akışı yaratabilmiştir. Tarihsel demokratik modernite güçlerinin zihniyet faaliyetlerini incelerken turnusolünü kadın özgürlüğü haline getirir. Bu deneyimlerin yarattığı bilgi birikimden, yol-yöntemden kadın-toplum ilişkiselliği içinde aldığı değerler kadar geride bırakmaya karar verdikleri de olur.  

Nitekim ne sadece büyük entelektüel donanımlar ne sadece doğru bilme biçimleriyle donatılmamış biraradalıklar özgürlüğü yeniden inşa edebilmiş, kalıcı hale getirebilmiştir. Haliyle bilgi birikimiyle demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmayı oluştururken özgür kadın, özgür birey, komünal yaşamın mekanizmaları olarak komün, meclis, kooperatif ve akademiler ile demokratik toplum sistemini kurumsallaştırmayı mücadelenin esasına dönüştürür. Yolculuk Kürt kadınların toplumsal statüsünü ezilen olmaktan çıkarma iddiasıyla başlar, buna dünyadaki tüm kadınlar bu statüden-statüsüzlükten kurtulmadıkça sorunun çözülemeyeceği katılır. Ancak sadece haksızlıklar karşısında direnerek değil direnirken kendi sistemini kurarak sahici bir kurtuluşa, demokratik kurtuluşa yol alır.  

Hareketin, kapitalist modernitenin kadınlara kader-keder dayatmasını aşmasında Öcalan’ın pozitivizmi ve tarihsel dayanaklarını erken dönemde çözümlemesiyle açığa çıkan bilinç, gelişimde büyük bir rol oynar. Savunmaları, çözümlemeleri, demokratik toplum önermesi ve güncel olarak Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu kapsamında yaptığı birçok değerlendirmede kadın kültürüne dayalı tarihsel toplumun zihniyetinin ve bunu üreten mekanizmaların hayatiliğini buluruz. Öcalan’ın “Büyük özgür yaşam ütopyası olanlar için arandığında, bölgede örneği çok olan bir yaşam tarzı, şartı vardır. O da şudur: Toplumsallığın mümkün kıldığı hakikat için yaşayacaksın. Hakikati buldukça yaşayacaksın. Hakikati yaydıkça ahlaki ve politik toplumu kuracaksın. Bunun için karşına çıkan iç ve dış engellerle doğru mücadele edeceksin. Ortadoğu’da Bilgelik Akademisi hep böyle söyler. dediği zamanın ve mekânın yolunu tutan kadınların Kürdistan’ı sadece ulusal bir mekân değil hakikatin, toplumsal doğanın bilgi ve bilim yuvası olarak görmesinde rehberlik oluşturmuştur. Nasıl düşünmek, gündelik ve kolektif olarak nasıl davranmak, iktidarı nasıl çözümlemek gerektiğine dönük tavsiyeler aslında demokratik toplumun öncülerinin, özgür kadınlığın ya da kadın özgürlükçü çizginin amacını ortaya koyar.  

Bilimsel faaliyetlerinin hangi süzgeçlerden, kabul-ret ölçülerinden süzülmesi gerektiği ise pozitivizme dayalı kurumların benzeşmemek adına çözümlendiği sözlerindedir; “Kapitalist modernite karşıtı ideolojik ve politik akımlar, pozitivist sosyolojiyi aşan sosyal bilim çalışmalarına dayanmak durumundadır. … Dolayısıyla sistemin hizmetine koşturulmuş bilim tekelini kırmak, olumlu mirası devralmak ve somutun eleştirisiyle sentezleyerek hakikat halinde sunmak, yeni sosyal bilim çalışmalarının özüdür…. Sosyal bilim çalışmalarının temel birimleri, akademi ve enstitü kurumları olarak inşa edilebilir.” Yani zihniyet oluşumunda olduğu gibi uygulanmasında da toplumsal yöntemlere ihtiyaç vardır. Toplumsal bilginin kuramsallaştırılabileceği sistemli hazırlıklar; araştırmalar, tartışmalar, kaynak oluşturma süreçleri için zamanın ve mekânın yönetildiği merkezler, akademiler, enstitüler gerekli olacaktır. Zihniyet faaliyetlerinin akademi ve enstitülerle sürdürülmesinin gerekliliği toplumun güven duyacağı ve en yakın şekilde ulaşabileceği mekânların akademi ve enstitülere dönüştürülmesi şeklinde de okunabilir. 

Şüphesiz bu mekanizmalara katılım fiziksel bir edimin çok ötesinde görüldü, görülüyor. Yani kadınları tanrılar panteonundan atarak bilgiden, eğitimden, siyasetten koparan zihniyetin binlerce yıldır bütün sistemiyle kadına içerilmiş ve bu vesileyle toplumun tamamına yayılmış anlayışının çözümlenmesine, alternatifini de kendisinden hırsızlananın kadın değerlerinin gücüyle geri alınmasına dayandırmak gerekiyor. Bu ahlaki amaç, sistem eliyle üretilen akademilerin endüstriyalizminin uzantısı hatta sahte meşruiyetinin yaratılması için oluşturulduğunun farkındalığı oranında yaşam buluyor, farkında olabilenlerle yaşamsallaşıyor. Bundan olacak ki Demokratik toplumun Özgür Kadın Akademilerinin tarihsel toplumdaki kadın varoluşunu esas alan bilgisiyle açığa çıkardığı Kadın Kurtuluş İdeolojisi, Erkeğin Değişimi-Dönüşümü, Jineolojî, Özgür Eşyaşam gibi kuramları, sevinç istencini yeniden doğuruyor.

Özgür Kadın Hareketi bilginin, bilimin toplumsal olduğu ve ancak toplumla üretilebileceği tespitiyle çağa dair en bütünlüklü pedagoji ve bilimsel kurumsallaşmayla Jineolojîyi, Jineolojînin Özgür Kadın Akademilerini örgütlüyor. Salt modernizm karşıtı entelektüel pırıltı ve devrimlerini, bunlardan ders çıkarmayı değil aynı zamanda kendi entelektüel ve bilimsel devrimini yapmayı hedefliyor. 

 

Peki Ama Nasıl?

Türkiye deneyiminde Özgür Kadın Akademileri, bilginin kaynağı, amacı ve demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü komünal yaşamın inşa edilmesindeki rolü açısından düşünce ve eylemin birlikte üretildiği yöntemlerle ilerliyor. Bu bir yandan kadının tarihsel olarak tarımda, şifacılıkta-tıpta, teknolojide, zanaatta ve çok daha çeşitli alanlarda açığa çıkardığı yaratımların bilgisini toplumla buluşarak toplama, benzer konulardaki araştırmaları bilimin cinsiyetçi yorumlarını hesaba katarak yeniden yorumlama, toplumsal hakikati esas alarak kuramsallaştırma ve döngüsel olarak yine topluma taşıma diyalektiğine dayanıyor. Bilgi kaynaklarının paradigmaya uygun bir şekilde oluşturulması; ancak yerelin bilgisi kadar dünyayı gören, farklı coğrafyaların, sistemlerin ve halkların yaratımlarına ilgili ve kabul-ret ölçülerini de bu hakimiyetle oluşturan bilgi ve bilme biçimi esas alınıyor. 

Akademi’nin açığa çıkarttığı bilgi kaynakları ve oluşturduğu paradigma ile kâr, zenginleşme, tüketim kültürü değil demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü komünal yaşamın yerel, bölgesel ve enternasyonal kurucu zihniyet olabilmesi amaçlanıyor. Kapitalist modernite, ulus-devlet ve bunlara bağlı yapısallık karşısında öz savunma, böylesi bir bilgi sistematiğiyle örgütleniyor. Yerelden enternasyonale uzanan bu sistem sadece kavram kuramlarla yoğunlaşmış çalışmaları değil yaşamsal bilginin üretildiği ve uygulandığı toplumsal pratikleri yeni ve yaratıcı yöntemlerle oluşturmanın arayışını taşıyor. 

Sıcak-soğuk hava karşısında toplumun hayatı nasıl düzenlediğine dair bilgiler de sistemin güvenlikçi, erkek egemen mekân politiği karşısında kerpiç ev yapımını da komşuluk kültürünü de sanayileşme ve kapitalist tüketim alışkanlıklarının dönüşümü için giyim-dikim, besin üretim, saklama ve dönüştürme yöntemlerini de toplumsal akademilerin konusu haline getirirken; nesiller arası ilişkiler kurarak hafıza aktarımının sağlanacağı zeminler oluşturuluyor. Kadınların bakım emeğinin ve deneyiminin toplumsal cinsiyetçi rollerle değersizleştirildiği bir zeminde bu emeğin erkek egemen ve kapitalizmden koparılmış zihniyetle yeniden toplumsal değerine kavuşturulması amaçlanıyor. Eş zamanlı olarak yaşamın her anını eğitime dönüştürme, teknolojinin ahlaki kullanımını sağlayarak demokratik toplum zihniyetini alabildiğine yaygınlaştırmak için video, film kurgusu, web tasarımı gibi alanlara dair kadın eğitimlerinin sürdürülmesi yine cinsiyetçi iş-meslek bölümü karşısında kadınların koparıldıkları eğitim alanıyla buluşmalarının yöntemleri olarak geliştiriliyor. Kadının evrenle, toplumla, erkekle ve kendisiyle olan ilişkisinden bedensel olarak kopuşu; kadın biyolojisinin ve bedeninin birlikte öğrenildiği sağlık odaklı buluşmalarla onarılmaya çalışılıyor. 

Demokratik ulusun örgütlendirilmiş bütün boyutlarıyla ve oluşan sınırlı komün-meclislerle koordineli bir şekilde inşa edilen yani bürokratik yönetimlerle sınırlandırılmayan akademileşme pratiği demokratik toplum ve boyutlarının hem ideolojik bilgisini hem de pratik örgütlendirilmesini komünal olarak üretiyor. Bu hem toplumsal ihtiyaçlar komünal olarak karşılansın diye hem toplumsal yaşamda karşılaşılan sorunların çözümü için hem de toplumsal sorunlar yaşanmasın ya da derinleşmesin diye zihniyet çalışmaları planlamayı gerektiriyor. Sadece yerel toplumsal ihtiyaç-sorun kapsamında değil eş zamanlı olarak ekoloji, hukuk, sağlık, felsefe, tarih gibi alanlarda da komünleşmeyi kapsıyor. Model, akademileri bir yandan komünleri oluşturan diğer yandan oluşturulmuş komünlerde zihniyeti geliştiren mekanizma olarak konumlandırıyor. Bu konumlanma, yerel yönetimlerden kadın derneklerine, siyasi partilerden dil ve kültür çalışmalarına kadar örgütlü bütün çalışmaların ortak anlayışla, etik-estetik yaklaşımla, alanlara özgü pedagojik yöntemlerle ve ana dille-çok dillilikle zihniyet çalışmalarını sürdürmesini, jineolojîye dayalı akademi çalışmaları içerisinde; ancak tüm bu boyutların katılımıyla birlikte inşa edilmesini gerektiriyor.

Akademi kapsamındaki zihniyet çalışmaları sadece örgütlü çevrelerle değil toplumun tamamıyla buluşturulmayı amaçladığından demokratik toplum sistemini anlatan, tartışan, zenginleştiren çalışmalar olarak panel, seminer, çalıştay, konferans organizasyonlarını içine alıyor. Bu çalışmaların hem Kürdistan’da yurtsever toplumla hem demokratik ulusun unsurları olarak gördüğü sosyalist, feminist, anti kapitalist, mütedeyyin, akademisyen, gazeteci, insan hakları savunucuları vb. çevrelerle hem de çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumu oluşturan odaklı tüm öznelliklerle buluşarak sürdürülmesi gerekiyor, nitekim sürdürülüyor da. 

Özgür Kadın Akademileri kadın özgürlüğü odaklı zihniyet çalışmalarının yanında Özgür Kadın Hareketi’nin erkeğin değişimi dönüşümü iddiasının zihniyet faaliyetlerini de kendi sisteminin esaslarından biri olarak ele alıyor. Karma ve sadece erkeklerin yer aldığı atölyeler ve eğitimler; bilhassa mücadele içindeki erkeklerin kadını tanıma, anlama, anlamlandırma konusunda yaşadıkları çelişkilerin çözümlenmesine, kapitalist modernite ile birbirinden koparılan kadın ve erkeğin özgür eşyaşamın yoldaşlık ilkesine dayanarak, özgür ve özerk olarak nasıl yeniden bir araya gelebileceğine odaklanıyor. 

Arttırabileceğimiz ve aslında sürekli çeşitlenen yöntemler ve pratikler, bilginin iktidarlaşma için değil demokratik toplumda özgür kadın olabilmenin, özgür yaşayabilmenin söz ve eylem yeterliliğini sağlaması için edinilmesi gerekir öğretisiyle kendini sürekli yaratmaya devam ediyor. Tarzda, üslupta, gündelik ve kolektif yaşam davranışlarında savunduğu zihniyete denk etik estetik yaklaşımı, erkek egemen ve kapitalist sistemin öğretilerinden sıyrılabilmiş varoluşu açığa çıkarmaya çalışıyor. Kapitalist modernitenin yaşamın her alanına hatta hisseden, düşünen varlığımızın bütün hücrelerine kadar işlediği düşünüldüğünde zihniyet çalışmalarının kısa vadede sonuç alıcı etkiyi yaratmakta zorlandığı da özeleştirel bir konu olarak çözülmeyi yine bu sisteme inananlara bırakıyor. 

Kazanımları ve eksiklikleriyle Kürt Kadınlar köklerini binlerce yıl öncesine dayandırdıkça; sınıflı, devletli, erkek egemen sistemle varoluşundan koparılmaya çalışılan kadın değerlerini, bilgisini, öğrenme biçimlerini ve sistemini resmi tarihin yalanlarından direnerek geri aldı. Bu mücadele yoğunlaştığı sorunlar karşısında etkili çözümler açığa çıkarırken belki erkek egemen ve kapitalist sistemleri ortadan kaldıramadı ama toplamda kadın özgürlük mücadelesini diğer iktidar karşıtı toplumsal mücadelelerin öncüsü haline getirdi. Kadını sonsuz bir karanlığa sürükleyen sistemler karşısında dünyadaki diğer mücadelelerle birlikte kadın aydınlanmasını açığa çıkardı. Böylesi bir aydınlanma kadınların bir daha aynı karanlığa geri dönmeyi kabul etmeyecekleri zihniyeti ve pratik deneyimi kültüre dönüştürdü. Tabi yolculuğun bittiğini söylemek mümkün olmasa da Özgür Kadın Hareketi’nin kapitalist modernite karşısında kadınların enternasyonal özgürlük mücadelelerinin birbiriyle aynılaşmadan birleşerek, özgün sistemlerini kurarak yola devam etmesini önermesiyle yolculuğun hakikate yaklaştığını söylemek mümkün hale geldi.

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.