Düşünce ve Kuram Dergisi

Covid 19 Virüsü, Kapitalist Modernite ve Halkların Alternatifi

Metin Yamalak

Kapitalist modernite sisteminin yapısal krizi Covid 19 virüsüyle buluşunca şuan dünyada düşük yoğunluklu bir “kıyamet”e neden oldu. Kapitalist modernite unsurları da demokratik modernite unsurları da kendi ideolojik paradigmal hedeflerine göre çareleri üretmeye çalışıyorlar. Marks ve Engels 1848’de “Avrupa’ya musallat olan bir hayalet var, komünizmin hayaleti” demişlerdi. Bugün böyle bir hayalet yok. Ama kıyametin oluşturduğu kaosun içinde pusulasız kalmış ezilenler, sömürülenler, baskı ve zulüm altında olanlar, sadece Avrupa’ya değil bütün dünyaya musallat olacak ve onlara özgürlüğün, kurtuluşun yolunu gösterecek hayaleti çağırıyor.
Dünyada Covid 19 virüsü nedeniyle pandemi ilan edildi ve aylardır salgınla baş etmenin yolları aranıyor. Halen somut bir çare bulunamadığı gibi bu sorunun aylarca hatta yıllarca devam edeceği değerlendiriliyor. Tüm yerleşik düzeni altüst eden bu virüsle ilgili birbirinden farklı yorum ve iddialar dile getiriliyor. Kapitalist modernite unsurlarının bu virüsü bilinçli yaydığı,tahrip edilen doğanın ve ekolojinin bir tepkisi olduğu, doğal mutasyon sonucu oluşup yayıldığı gibi birçok teori dillendiriliyor.
Covid 19 kendi doğal ekolojik ortamında dış müdahaleler olmadan gelişen bir virüs değildir. Kapitalizme bağlantılandırılması da dışarıdan doğaya ekolojik dengeye yapılan müdahale ve yıkımlar üzerinden yorumlanmaktadır ve hakikati ifade eden yorumlardır.
Dünya gezegeni evrendeki bilinen ve biyo-çeşitliliği olan olan tek gezegendir. Dört buçuk milyar yıllık ömründe bilindiği kadarıyla bu biyo-çeşitliliğin doğasına müdahale edebilen tek canlı insandır. İnsanın ömrü ise iki milyon yıl olarak tahmin edilmektedir. İnsanların bu iki milyon yılda dogaya yaptığı müdahale ve oluşturduğu tahribatın toplamının binlerce katı kapitalist dönemin son iki yüz yılında gerçekleşmiştir.
İnsanlık kapitalizm öncülüğünde korkunç bir doğa yıkımına girişmiştir. Sanayinin gelişmesiyle beraber, yer altında milyarlarca yılda oluşan madenlerin sökülüp çıkarılması, ormanların yok edilmesi, toprağı kanser gibi kaplayan şehirler, betonlaşma, ilaçlama ve aşırı sulamayla tarım arazilerinin zehirlenip yok edilmesi, GDO’lu bitkilerin her tarafa yaydırılıp doğal bitkilerin yok edilmesi, su yataklarının değiştirilmesi, sondajlarla yeraltı sularının çekilmesi kurutulması, barajlar, HES’ler, termik santraller, nükleer santraller, aşırı üretim, doğal kaynakların hızla yok edilerek endüstriyel ürünlere mahkum hale gelinmesi, sanayi ve şehir atıkları vs. nedeniyle hava, su, toprak zehirlenmiş, önemli oranda öldürülmüş, geri döndürülemez büyük tahribatlar oluşturulmuştur. Bunların sonucunda dünya biyolojik çeşitliliğinin üçte biri yaşam olanağı bırakılmadığı için yok olmuştur. Ekolojik dengesi bozulan dünyada artık mevsimler yağışlar, iklimler, oluşum-gelişim döngüleri doğal ritmini yitirmiş ve dengesizleşmiştir. Bu dengesizlik yaşam olanaklarını daha fazla tahrip ederek katlamalı bir yok oluşa yol açmıştır. Bütün bunların sonucu olarak patolojik mutasyonlar ve binlerce hastalığın hem doğanın hem insanlığın başına musallat olmasına neden olmaktadır. Sadece kanserlerin yüzlerce çeşidi oluşmuştur. İnsanların, hayvanların, bitkilerin zehirlenen ve zayıflayan bağışıklık sistemleri, biyo-çeşitliliğini yitirerek kuraklaşan doğa, doğal kaynaklar yok edildiğinden yaşamın devamlılığı için endüstriyalizme mahkum bir toplumsallık bu binlerce hastalıkta baş edememektir.
Bu sonuçlar Covid 19’un gerçek yaratıcısının kapitalizm olduğunu yeterince kanıtlıyor. Bu yıkıma kapitalist modernitenin kültürüyle donanmış modern insanın da alet olduğu bir gerçektir. Doğa, modern insanın çıldırmışcasına tüketiciliğini karşılayıp sürdürebilecek kapasitede değildir. Doğanın da bir sınırı var. Bu nedenle büyük bir hızla ekolojik yapı tahrip oluyor, geriye döndürülemez yıkımlar kalıyor. Bu yıkımlar tüm canlıların olduğu gibi insanların da yaşam olanaklarını yok ediyor. Bu durum Covid 19’la çok belirgin ve yıkıcı bir şekilde tüm insanlığın gündemine girdi. Belki de insanlık artık birkaç yılda bir böyle virüslerin, mikropların, bakterilerin yol açtığı hastalıklarla boğuşacaktır.

Sistem Krizi
Üçüncü Dünya Savaşının yaşandığı bir süreçte, teknik-teknolojik seviyenin artık yeni bir sistemin geliştirilmesini dayattığı bir durumda, kapitalist modernitenin uzunca bir süredir YDD, BOP gibi projelerle yaşadığı krizi aşmaya çalışıp başarılı olmadığı bir aşamada; yerleşik düzeni altüst edişi sonucu böyle bir virüsün ortaya çıkması, her yapının kendini yeniden konumlandırmasını zorunlu hale getirmiştir.
Robert Kurz’un “Geç Gelen Modernleşme Paradigması”[1], Öcalan’ın “Firavun Sosyalizmi” olarak tanımladığı reel sosyalizm çöktüğünde soğuk savaşın kapitalist kutbu zirvede yalnız kaldı. Fukuyama bu duruma “Tarihin Sonu” tezi ile yorum getirdi. Samuel Huntingtan “Medeniyetler Savaşı” döneminin başlangıcı olarak yorumlandı. I. Wallerstein “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” dedi. Covid 19 virüsü ortaya çıkıp dünyanın bilindik yaşamını köklü değişikliklere uğratınca S. Zizek yazdığı makaleyle “Kapitalizmin Sonu” nu ilan etti. Bir yönüyle haksız da sayılmaz, üretim, tüketim, pazar döngüsü bozuldu, daraldı “kar için kar” hedefi aksamaya başladı. Bu durum “kapitalizmin sonu” fikrini oluşturabilir. Ancak bunun olabilmesi birçok şeyin daha olması gerekiyor.
Kapitalist modernite yükselişinin zirvesinde çakılıp kalmış bir sistemdir. Kendini yenileyemiyor, yeni bir sistem kurmayı başaramıyor. Sovyetlerin dağılışından beri bunu arıyor ama bulamıyor. Bu arayışlarından geriye büyük bir yıkım kalmıştır. Afganistan’dan Birinci-İkinci Körfez Savaşlarına, Irak’ın işgaline, Filistin, Tunus, Fas, Mısır, Libya, Yemen, Lübnan, Suriye, Kürdistan, Ukrayna, Kafkaslar, Venezuela, Bolivya, Meksika… Şuan İran’ı ve gerekirse Türkiye’yi bu yıkım kervanına katacak hazırlıklar yapıyor. Birleşmiş Milletler işlevsiz bir kurum haline geldi. NATO iyice teşhir olan bir suç örgütü haline geldi. Avrupa Birliği dağılma emareleri gösteriyor. Hiçbirinde çözüm yok, hepsi yıkım içinde ve daha fazla yıkım, savaş, kaos, kriz üreterek ayakta kalmaya çalışıyorlar. Kapitalist modernite bir alternatif geliştirmemiş olmanın yarattığı boşluğa “Ilımlı İslam”, “Müslüman Kardeşler”, “El Kaide”, “DAIŞ” ve türevi örgüt ve hareketleri örgütleyerek halkların kendilerine gerçek bir alternatif bulmalarına, bunlarla engel olmaya çalışarak doldurmaya çalıştı.
“Komünizmin çöküşü üçüncü dünyadaki ulusal kurtuluş hareketlerinin çöküşü ve Batı dünyasında Keynes modeline duyulan inancın çöküşü”[2] kapitalist modernitenin krizini derinleştirdi. Liberalizmin reformculukla toplumsal sorunları çözüp, Keynesyen modelde toplumsal istikrar sağlama vaadi gerçekleşmedi. Kapitalist modernite sistemine ve sorunları aşabileceğine olan inanç yıkıldıkça Robert Kurz’un belirttiği gibi “modernleşmenin kadim iblisler, ırkçılık, anti-semitizm, etno-milliyetçilik hem erkekler hem de kadınlar arasında yeni kılıklar altında geri geliyor”[3] kendini güvende hissetmeyen orta sınıf çok kültürcülüğü çoğulcu demokrasiyi, gelişmiş Avrupa demokrasisini bir kenara bırakıp faşizme, ırkçılığa eğilim göstermeye başladı. Batı devletlerinde sağcı-ırkçı partiler seçimleri kazanırken büyük çoğunluğu Keynes modeline göre orta sınıflaştırılmış toplumda ise göçmenlere, yabancılara karşı düşmanlık, Nazi türü ırkçı örgütlerin bazı cinayet, kundaklama ve katliamlarla kendini hatırlatıp toplumsal sahneye çıkması: Batı devletlerinde bazı olaylar bahane edilerek anti-demokratik politika ve yasaların öne çıkarılıp uygulamaya konulması kapitalist modernite sisteminin merkezinden, içten çöküş göstergeleridir. Bir çözüm değil, daha refleksif cevap ve tedbirler geliştirerek militarist, diktatöryel, anti-demokratik politikalar gelişim kaydetmekte, oluşan kaostan bu şekilde korunmanın tedbirleri alınmaktadır.

Kapitalist Modernitenin Kısır Döngüsü
Çözüm yönünden bir boşluk yaşanıyor, kapitalist modernite güçleri mi bu boşluğu dolduracak yoksa ezilen sömürülen halklar, toplumsal direniş dinamikleri mi, demokratik modernite unsurları mı? Bu soru en çok da kapitalist modernite unsurlarını ürkütüyor. Bu yüzden alelacele silahlanıp diktatöryel rejimlere, askeri rejimlere, olağanüstü rejimlere geçiş yapıyorlar. Kapitalizm “kar için kar” amacından vazgeçmediğine göre, bu amacının olanakları yok edilmedikçe yıkılmayacaktır. Covid 19 kapitalist modernite sistemini birçok yönden bozmuş olabilir, eğer bu sistemin alternatifi oluşup yerini almazsa, kapitalist modernite kendini yeniden kurabilir, sistemini yeni koşullara uyarlayıp ömrünü uzatabilir.
Kapitalist modernite çürüyor, bu bir gerçek ama henüz yıkılıp sahneden çekilecek aşamada değil. Onu çekilmeye mecbur etmek gerekiyor. Covid 19’un sarsıp birçok mekanizmasını işlemez kıldığı kapitalist modernitenin çekilmeye mecbur edilmesi, karşı alternatifin kendini örgütleyip bir sistem olarak kapitalist modernite tarafından işgal edilmiş yaşam alanlarını bir bir elinden almasıyla olacaktır.
Covid 19’un dünyada kaosu derinleştirdiği bu süreçte “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” deniliyor. Bu bir yanıyla objektif durumu ifade ediyor. Makro ölçeklerde çok hızlı değişimler oluyor. Bunlar henüz kalıcılaşacak sağlamlıkta değil. Bunlar tümden iyi veya kötü de değil. İyi veya kötü niteliği değişen şeylerin yerini alacak olanın niteliğiyle belirlenecektir. Kaos ortamında küçük olaylar büyük sonuçlara ulaşabilecek özelliğe sahiptir. Lenin Bolşevikler küçük bir hareket olarak 1. Dünya Savaşı kaosu içinde Sovyet devrimini öngörüp örgütlenmeye başladığında, kimse Rusyada devrim öngörmüyordu. Şuan kapitalist modernite sisteminde çok şey köklerine kadar sarsıldı, kırıldı, küçüldü, daraldı, parçalandı. Bütün bunların sisteme reaksiyonel etkisi olacaktır. Kapitalist pazar ve ekonominin %13-15 oranında küçüldüğü tahmin ediliyor. Sadece Türkiye’de 30000 işletmenin kapandığı açıklandı. Bütün ülkelerde benzer bir oran hesaba katılırsa yüzbinlerce kapanan işletme ile beraber yüzlerce milyon işsiz ve bunların kendilerini ailelerini geçindirme, yaşatma sorunları devletlerin öyle kolayca altından kalkabileceği sorunlar değildir. Bu insanların bir iş çevresi, aile düzeni, toplumsal ilişkileri var, hepsi bozulmuş kendini sürdürme zeminini yitirmiştir. Bunların yeniden biçimlenmesi, yapılanması gerekiyor. Bazı insanlar köylerine dönme, hayvancılık, tarım gibi işlere yönelerek kendi kendine yeten işlere dönüş yaparak bireysel alternatiflerini oluşturuyorlar. Bunlar her türlü sosyal, ekonomik güvencelerini yitiren insanların ancak %2-3’ünü oluşturuyor. Köye, tarımcılığa dönme olanakları olmayanların büyük çoğunluğunun ne yapacaklarına dair henüz bir fikirleri yok. Açlığa mahkum edilen bu insanlar iş bulamadığında yasa dışı olan veya ahlaki olmayan eylemlere başvurarak, yaşam kavgasını daha büyük tehlikeleri göze alarak vermek zorunda kalacaklardır. Toplumsal kaos bunun gibi gelişmelerle derinleşecektir. Hem toplumda hem devlette her alanda yeniden yapılanma bir ihtiyaç haline gelmiştir. Sağlık, eğitim, hukuk, güvenlik, iletişim, ulaşım, üretim, tüketim, sosyal ve kültürel yaşam ve benzeri her konu yeni koşullara göre yeniden düzenlenip biçimlendirilecektir.
Covid 19 pandemisi ile altüst olan bütün toplumsal yaşamın devletin önceliklerine göre biçimlendirilmesi için yeni normal diye bir kavram icat edildi. “Yeni normal” virüse karşı tedbir almak için değil virüsle krize giren ulus-devlet rejimini isyan, ayaklanma ve her türlü toplumsal muhalefetten korumak için geliştirilmiştir. Baskıcı ve keyfi bir yönetimin meşrulaştırılması için alınan tedbirleri ifade eden bir kavramdır. Hiçbir hukuka bağlı kalınamayan diktatöryel iktidarların toplumu her türlü esnetme, bükme, şekillenmesine: OHAL’den karantina kararlarına, her türlü vergi koymaktan askeri müdahale, operasyon ve saldırıya engel olabilecek her demokratik toplum unsurunu etkisizleştirmeye, yargıyı, parlamentoyu, bütün yerel demokratik meclisleri, basına, toplumsal muhalefetin her biçimini işlevsiz bırakıp, yürütmeyi tek belirleyici güç haline getirmeye pandemi bahanesiyle toplumun razı ettirilmesidir. Yeni normal, ulus-devlet rejimlerinin korunması ve militarist yöntemlerin ağırlıkta olduğu uygulama ve mekanizmalarla tahkim edilmesidir. Toplumsal iradenin yeni normal dayatmalarıyla esir alınıp tamamen itaate zorlanmasıdır.
Murray Bookchin: “Uygarlık” insanlığın sırtında değil, oldukça ürkütücü bir şekilde insanlık olmadan ilerlemektedir.”[4] demektedir. 18. ve 19. yüzyıllarda kapitalist modernite “insanlıkla” yürümek zorundaydı, çünkü ona ihtiyacı vardı. Ama 20. Yüzyılda giderek bu durumdan uzaklaşmaya, insanlığı biyo-iktidar şeklinde tasarlanmış, her şeyiyle kapitalist modernite sisteminin isteklerine göre yaşayan ve bunları kendi özgür tercihleri sanan insan geliştirilmeye başlandı. 21. Yüzyılda ise tamamen insansız bir sistem olarak kendini yapılandırıyor. Bu dönemin insanı, Zygmunt Batman’ın deyimiyle “modüler insan”dır. Yani bir eşya, istenilen yerde kullanılan bir metadır. Kapitalist modernite bu tasarımlarla Covid 19 pandemisinin oluşturduğu krizlere cevap geliştirmeye çalışırken insanın niteliğini daha da hırpalayıp parçalamaya başladı. Kapitalizmin üretim sisteminin “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” tespitine vermeye başladığı ilk yanıt, üretim sistemini teknoloji ve robot sistemine dönüştürmek, insanları üretim sürecinden atmak veya insan katılımını en aza indirmek şeklindedir. Acımaz, uyumaz, hastalanma, doğurmaz, tatile çıkmaz, sigorta, sendika istemez, devrim yapmaz, virüslerden etkilenmez vs. makineler sermayenin geleceği için daha karlı ve her türlü riski en aza indiren teknolojilerdir. Hizmet sektörü bile giderek robotlar devrediliyor.
Sermayenin maddi temelini oluşturan ulus-devlet sistemleri bu yeni teknolojiye entegre ediliyor. Milliyetçilik, dincilik, vatan, bayrak, ulusçuluk vb. üzerinden geliştirilen ulus-devlet yurttaşlarının gönüllü bağı, giderek çözülüyor ve robotik teknolojilerin denetimimizde zorunlu bağa dönüşüyor. “Cesur Yeni Dünya”, “1984”, “Açlık Oyunları” gibi bilim kurgu film ve kitapların sentezinden oluşan bir sistem kurgulanıyor. Çok önceden başlatılan bu projeler, Covid 19’un oluşturduğu kriz-kaos sürecinde daha da hızlandırılmıştır. Kapitalist modernitenin yaratabileceği bir alternatifi yok ve eğer sistemini tahkim edip yeni koşullara uyarlayacaksa bilim kurgu filmleriyle eğitilip alıştırılan toplumlara bu sistemler giydirilmeye çalışılacaktır.
Giderek her sosyal sınıfın, toplumsal farklılığın mimarı, teknolojik izleme, takip, denetim sistemleri ile donatılmış gettoların kapatılması gelişiyor. Artık herkes çiplerle, kameralarla ve diğer takip, izleme teknolojileri ile her saniye izlenip kontrol altında tutuluyor. Bu sistemde özgür iradeye yer yoktur. Bireysel, toplumsal tüm ihtiyaçlar, duygular, düşünceler, davranışlar, bireylerin üretim yetenek ve kapasiteleri sorun çıkarma kapasiteleri, hastalıkları vs. hesaplanıyor, kontrol altında tutuluyor ve bunlara iktidar merkezlerinden müdahale ediliyor, yönlendiriliyor, kaderi belirleniyor. İnsan için belirlenen yeni statü “modüler” eşya olmaktır. Merkezi iktidarın belirlediği ölçüleri aşan düşünme, duygulanma, davranışlarda bulunma, sosyalleşme vb. geliştiğinde sistemin kurulu mekanizmaları hemen müdahale edip belirlenen ölçülere getiriyor. Covid 19 pandemisiyle bağlantılı geliştirilen karantina, eve hapsetme, sosyal temasın yasaklanması, olağanüstü hal, sokağa çıkma yasakları, maskesiz, eldivensiz dolaşmama vb. uygulamalar kontrol sisteminin daha da derinleştirilmesi için birer prova niteliği taşımaktadır. “Büyük kapatılma” “ponopticon” sistemlerin zindanlarda denenen ve şimdi toplumlara giydirilen denetleme sistemleridir. Toplumun parçalanan ahlaki dokuları daha da parçalanıp atomize ediliyor. İnsan insana ilişkiler daha da sınırlanıyor. R. Kurz’un dediği gibi: “İnsanlar multimedya teknolojilerinin mühimmatıyla ne kadar donanırsa, birbirlerine söyleyecek şeyleri o ölçüde azalıyor.”[5] İnsanlık için büyük bir trajedi, hazin bir durum. Bir birey bir diğerine selam verdiğinde “öngörülemeyen sosyalleşme” ile suçlanıp cezalandırılacağı bir sürece giriyoruz. (Hapishanelerde şuan bu uygulanıyor.)
Kapitalist modernite kar için kar döngüsünü sürdürebilmek için insanları maddi ve manevi olarak tektipleştirmek, standartlaştırmak, her türlü doğallığını, özgünlüğünü, farklılığını yok etmek zorundadır. Kapitalist modernitenin mahkumu olduğu tek alternatifi, bu doğrultuda ilerlemek, derinleşmektir. İnsanlığı ve doğayı yiyip tüketmeye devam ederken kar için kar kısır döngüsü içinde kendi kendisini de yemeye başlamıştır. Covid 19’la daha fazla açığa çıktı ki, kapitalist modernite kuyruğunu yemeyi bitirmiş, kendi gövdesini yemeye başlamıştır. Ulus-devlet sistemlerinin giderek işlevsizleşip kapitalist modernite tarafından yıkılmaya başlanması kendi gövdesini yiyen canavarı ifade ediyor.

Çıkış Yolu-Kurtuluş
Bu durum karşısında insanlık sadece maske, dezenfektan, karantina vb. şeylerle tedbir olamaz. En doğru ve en devrimci tedbir doğanın ve toplumun kendi doğal ritmine, dengesine, koşullarına döndürülmesidir. Bu dönüşü engelleyen güçler beş bin yıllık iktidarcı-devletçi uygarlık ve onun güncel temsilcisi kapitalist modernitedir. Kapitalist modernite aşılmadan doğanın ve toplumun yıkımının durdurulması mümkün değildir.
Toplumlar Covid 19 pandemisi ile eski yaşam güvencelerini yitirdikçe yeni bir yaşamı inşa etme arayışına yönelmiş durumdadırlar. Ancak bu yönelişin bir felsefeye, paradigmaya kavuşması ve onların öngördüğü şekilde inşa etmeye girişmesi gerekmektedir. Kapitalist moderniteyi bütün ayrıntılarına kadar çözümleyen postmodern, sosyalist, anarşist, komünist muhalif düşünürler: Toplumların kapitalist modernitenin reddi üzerinden gelişecek bir yaşam arayışının devam etmesi gerektiğini ısrarla belirtiyorlar. Ancak nasıl bir yaşamın inşa edileceği konusunda bir öneride bulunmuyorlar. “Nasıl”ın bu arayışlar süreci içinde her toplumun kendi özgürlüğüne göre belirginleşip açığa çıkacağını belirtiyorlar.
Öcalan, bu konuda teori ve pratiği birleştiren ve inşasına girişilmiş paradigmal öneri sunmaktadır. Kürdistan’ın tamamında mücadelesi yürütülen Rojava’da belli boyutları ile inşa edilmeye çalışılan bu alternatif paradigmayı Öcalan şöyle özetlemektedir: “Alternatif olmak ancak modernitenin 3 ayağı olan kapitalizme, endüstriyalizme ve ulus-devlete karşı kendi sistemini geliştirmek ile mümkündür. Demokratik Toplumculuk, Ekolojik Endüstri ve Demokratik Konfederalizm: Demokratik Modernite adıyla karşıt sistem olarak önerilebilir.”[6] Bu çerçevenin içi demokratik ulus, demokratik özerklik, ahlaki ve politik toplum, komün, meclis, kooperatif, akademi gibi projelerle somutlaşmaktadır. Rojava Kürdistan’ında bu kurumların ilk örnekleri oluşturulmuştur.
Bu alternatif örgütlenme evrensel birliğe açık ve bunu zorunlu gören bir tutum içindedir. Dünyanın herhangi bir yerinde kurulan eko cemaatler, Kooperatifler, anarşist komünleri, ekolojistlerin eko köyleri, işçi sendikaları, topraksızlar hareketi, zapatista komünleri, belediyeleri, gezi direnişi-komünleri, sarı yelekliler veya şu an ABD’de süren ve yayılan “nefes alamıyorum” hareketi üçüncü yolun veya demokratik modernitenin inşacı unsurları birer parçasıdırlar.
Kriz ve kaosun zirveleştiği süreçlerde arayış içinde olan toplumlara öncülük gereklidir. Bu öncülük (parti ve örgütler) somut program ve paradigma ile bu görevi üstlenip hızla inisiyatif almalıdır. Toplumun beslenme, barınma, sağlık, güvenlik, hukuk, yönetim, eğitim, kültür, spor, sanat, iletişim, ulaşım, enerji, üretim vb. her konuda bütün sorunlarına çare geliştirip ihtiyaçların temini için en küçük olanaktan en büyük işlerin başarılmasına kadar, bu işlere girişmek acil bir görev olarak durmaktadır. Devrim ve yeni yaşam bu çabaların kararlılığı ve yaygınlığından doğacaktır.
Öcalan, “Sistem karşıtı güçlerin son 200 yıllık mücadeleleri ya iktidar perspektifi nedeni ile ya da politik alanı boş bırakmalarından dolayı çözümsüz ve başarısız kalmışlardır.”[7] diyerek iki temel konuda eleştirmektedir. Bu durumda, oluşacak alternatif ilk olarak kesinlikle iktidar hedefi olmamalıdır. İkinci olarak da politik alanın boş bırakılmaması yani toplumun temel işlevinin belirlenmesi sorunlarının çözümünün bulunması temel ihtiyaçlarına çözüm bulunması için hemen şimdi harekete geçmek gerekmektedir.
Devletli uygarlık tarih boyunca toplumları politika yapmaktan alıkoymuştur. Kapitalist modernite ise insanlık tarihinin en apolitik insanını yaratmıştır. Yaşam sahnesinde toplumsal politikanın olmayışı büyük bir boşluk oluşturuyor. Bu boşluğu devlet işgal etmiş durumdadır. Covid 19’la gelen kriz, kaos birçok konuda devleti işlemez kılıp zorba ve yalana dayalı yüzünü daha fazla görünür kıldı ve toplumsal politika boşluğu daha da belirginleşti. Şimdi toplumun çok hızlı politik atılımlar yaparak bu boşluğu doldurması, devletin işgal ettiği yerlere yeniden konumlanması gerekiyor. Örneğin, bir mahalle, hatta daha küçük birim olarak bir apartman kendi sağlık, beslenme, güvenlik vb. sorunlarını nasıl çözecek, tekellere, şirketlere, devlete muhtaç olmadan nasıl kendi kendine yeter hale gelecek bir komün, meclis gibi örgütlenip ortak bir yaşam kuracaklar? Bunun gibi sorunların cevabını dayanışarak, ortaklaşarak geliştirmek, demokratik politikayı geliştirmektir. Kendi yarasını kendi saran, kendi hastasına tedaviyi kendisi sunan, kendi aşına aş bulan, açıkta olanına barınak kılan toplum politik alandaki boşluğu dolduran toplumdur. Radikal demokrasi ile özgürleşme, devrimin bugünden başlaması ve hiçbir toplumsal sorunun devrim sonrasına ertelenmeden bugünden çözülmesi için harekete geçilmesi, dönemin alternatifidir.
Bunun her türlü iktidarcılıktan uzak, demokratik, eşitlikçi, ekolojik, kadın özgürlükçü gelişebilmesi için ideolojik-politik öncü, şahsiyet ve örgütlerin tarihsel rollerini yerine getirmesi gerekiyor. Öcalan’ın önerdiği “üçüncü yol” bütün toplumsal kesimleri, kültürleri, dilleri, inançları, cinsleri, etnisiteleri, ulusları, sosyal sınıfları kapsayacak şekilde anti milliyetçi, anti cinsiyetçi, anti iktidarcı, anti pozitivist anlayışla radikal demokrasi yöntemiyle meclislerde, komünlerde, kooperatiflerde, akademilerde örgütlenmeyi esas almaktır. Bu yöntem ve ilkeler ışığında bir araya gelen, dayanışan, ortaklaşan, kendi kendine yeter hale gelen toplum, politikleşen, özgürleşen sosyalist toplumdur. Diğer bir deyişle saadet ve refah toplumudur. Aralarında sömürüyü, haksızlığı, rantçılığı, talanı, zulmü, her türlü ayrımcılığı kabul etmeyen, bunları dayatanlara karşı duran toplumdur. Halkların özgür iradeleriyle oluşturdukları, kapitalist modernite karşısındaki alternatifleridir. “Dünya Demokratik Uluslar Konfederasyonu” olarak küresel-evrensel bir karşı sisteme kavuştuğunda demokratik modernite sistemi olarak somutlaşacaktır.
Covid 19 virüsüyle dünyanın içine girdiği kriz ve kaos daha uzun süre devam edecektir, bunun yıkıcı etkileri her geçen gün daha yıkıcı hissedilecek, görünür hale gelecektir. Bütün ezilen, sömürülen, dışlanan ayrımcılığa uğrayan devlet, iktidar dışı halkların, toplumların, toplulukların sorunları katlanarak artacaktır. Ama bunun için umutsuz ve çaresizce kurtarıcı bekleme veya devletlerden, sermayeden, beklenti içinde kalmak değil, tam tersine kendi umudunu kendisi yaratıp kaderini kendisinin belirlediği, özgür iradeyi açığa çıkarmak da halkların elindedir. Covid 19 virüsüne karşı çare de bu şekilde kapitalist modernite sisteminin sorgulayıp alternatifinin inşasına girişmekle bulunacaktır.

[1] Robert Kurz, “Modernleşmenin Sonu ve Kültürün Krizi” makalesi, 15 Şubat 2019, Yeni Yaşam Gazetesi, Türkçeye çeviri: Elçin Gen

[2] I. Wallerstein, “Bildiğimiz Dünyanın Sonu” sf 10, matis yayınları, 2000

[3] Robert Kurz, “Modernleşmenin Sonu ve Kültürün Krizi”

[4] Murray Bookchin “Özgürlüğün Ekolojisi” sf. 209

[5] Robert Kurz “Modernleşmenin Sonu ve Kültürün Krizi”

[6] Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Çözümü cilt 3

[7] Abdullah Öcalan, Demokratik Uygarlık Çözümü cilt 3

Bunları da beğenebilirsin