Düşünce ve Kuram Dergisi

Kürt Özgür Kadın Hareketinin Doğuşu ve Gelişimi

Gülbahar Alpsoy

 

Abdullah Öcalan “Kürdistan, anacıl toplumun, öncü kadın olarak ortaya çıktığı topraklardır. O topraklarda öncü anacıl kadından geriye tortu kaldı. Kürt özgürlük hareketi o tortudan kalan üzerine kadın özgürlük hareketini geliştirdi ve özgür kadın iddiası ile özgür kadın özgür toplum sorununa öncülük gücünü ortaya koydu” demektedir.

Tarihte birçok kadın örgütlemeleri ve hareketleri çıkmıştır, bu hareketler neolitik ana kadın, tanrıça kültürünü bağrında taşıyan, erkek egemen sistem ve komplolarına baş eğmeyen lider ruhlu kadınların direnişi olmuştur. Bilgeliği ile cadı, güzelliği ile günahkâr denilmiş, yakılmış, taşlanmış öldürülmüştür. Ancak kökleri o kadar derindir ki tüm fırtınalara karşı yeşermeye boy verip büyümeye devam etmiştir. Tıpkı sonsuzluk gibi. Anacıl toplumun öncüsü olan kadın ataerkil sistem tarafından yok hükmü verilen sınıftır, kadın ile birlikte toplum ve doğa yok sayılmış iradesizleştirilmiş ve egemenlik altına alınmıştır. Özgür kadın hareketi o günden bugüne Abdullah Öcalan’ın dediği gibi tortudan kalan üzerine kadın özgürlük hareketini geliştirmiştir.

Kadın hareketlerinin özgürlükleri için büyük emek ve bedeller verdiği, kadınları ileriye taşıyacak önemli kazanımlar açığa çıkarttığı bilinmektedir. Kürt kadınlarına ilham veren çıkışlarının da olduğu belirtilebilir. Ancak Kürt özgür kadın hareketinin çok daha radikal ve kadınları kurtuluşa götürecek güçlü bir ideoloji ile yola çıkmış olması mücadelenin seyrini değiştirmiştir. Kürt kadınlar özgürleşmek için toplumun özgürleşmesini beklemek yerine kendi özgürlükleri ile toplumsal özgürlüğü geliştirmeyi hedeflemişlerdir. Ve kadın özgürleşmeden toplumsal özgürlüğün gelişemeyeceği perspektifi ile öncülük sorumluluğunu üstlenmişlerdir.

Kürt özgür kadın mücadelesi, geldiği aşamayı ve gelişimini Abdullah Öcalan’a borçludur. Henüz çocuk yaşlarda yanı başında toplumsal cinsiyetçilik, kadına yaklaşım ve ayrımcılığı görmüş, o yaşlarda anlam veremese de derin çelişkiler yaşamıştır. Birkaç eşya karşılığı ablasının bir erkeğe verilmesi, oyun arkadaşının kendisinden yaşça büyük bir erkeğe verilmesi anlamlandıramadığı ancak yanlış olduğunu da bildiği ilk çelişkilerdir. Öyle ki arkadaşı Elif evlendirilmiş olsa da kendisine katılması için oyuna tekrar davet etmesi henüz o yaşlarda ne yapılacaksa kadınla yapılır yaklaşımını koymaktadır. Herkesin çocuk yaşlarda yaşadığı çelişkiler vardır, ancak Öcalan’ı farklı kılan yaşadığı çelişkilerin üzerine gitmesi ve reddettiği yanlışı doğru olan ile düzeltmesidir. İlk çelişki ve hayallerinin ardını bırakmadan ileriki zamanda, kadına ve topluma dair tarihi, ideolojik ve felsefi çözümlemeler ile en başta kadını kölelik koşullarından çıkararak özgürlük yolunu göstermiştir. Bunu yaparken de kendisinden başlatarak “kendimde erkekliği öldürdüm” diyerek, özgür kadınla doğru yoldaşlığı tercih etmiştir. Abdullah Öcalan kadına yaklaşımını “çocukluğumdan beri kadınların en iyi arkadaşı, en iyi yoldaşları olmak için çabaladım. Annemle olan ilişkimde bile özgür kadın arayışım görülebilir. Çocukluk hayallerime bağlı kalarak yaşadım ve kadın özgürlük mücadelesini ortaya çıkarttım” diyerek belirtmektedir.

 

Özgür Kadında Bilinç Oluşumu ve Gelişimi

1970 yıllarında sol-sosyalist örgütlenmelerin yoğunlaştığı dönemde kadınlar da bir arayış içerisine girmişlerdir. Kürt özgürlük mücadelesinin örgütlenmeye başladığı bu süreçlerde Kürt kadınlar da bulundukları yerlerde örgütlenme çalışmaları yürütmeye başlarlar. Daha çok ulusal ve sınıfsal çelişkilerin ön planda olduğu görülmektedir. Emek sömürüsü, aile çelişkisi, kadına şiddet kadınların mahallelerde bir araya gelmesine neden olmaktadır. Bu dönemde daha çok üniversitelerde gençler öncülüğünde bilinçlendirme çalışmaları yürütülmektedir. Sakine Cansız bu dönemde kadın çalışmalarının öncülüğünü yapan, bilinçli ve duyarlı kadınlardan biridir. Tekstilde ve fabrikalarda çalışarak kadın örgütleme çalışmaları yürütür. Kürt özgürlük mücadelesinin öncüleri ile tanıştığında ise çalışmalara daha aktif katıldığı bilinmektedir.

1980’lerde 12 Eylül sürecinde Sara, kadın çalışmaları ve Kürt özgürlük mücadelesi nedeniyle tutuklanır. Amed zindanında yaşanan insanlık dışı işkencelerden gerek Kürt olmasından gerek kadın olmasından kaynaklı en çok yurtsever kadınlar nasibini alır. İşkencehanede siyasi tutsaklar dışında hapsedilen başka kadınlar da vardır. Sara, tüm kadınlar ile bir bağ kurarak gerek eğitimle gerek manevi paylaşımlarla sorunları gidermeye dönük çaba içerisinde olur. Bu duruşu Amed zindanında, onun doğal lider olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Bulunduğu koğuşta güçlü bir örgütlenme oluşturur. İşkenceler karşısında kadınlardan tek bir teslimiyet gelişmemiştir. Koşullara irade üstü bir direniş ile karşılık verilir. Kadınlar teslimiyet karşısında net bir tutum sahibi olmuşlardır. Sara’nın “buradan tek bir kişiyi teslim alamayacaksınız” tutumu işkenceci faşizme net duruşu koymuştur. Kararlılığı teslimiyete karşı keskin duruşu, cuntanın birinci dereceden sorumlusu Esat Oktay Yıldıran’a karşı dik duruşu, direnişi yürüten esas güç olmuştur.

Dışarıda da koşullar farklı değildir. Sokak ortasında dilinden, kimliğinden kaynaklı insanların işkence ile gözaltına alınması, yine adressiz yerlerde katledilip kaybedilmesi, toplumu korkuyla teslim alma politikası sürecin yöntemi olur. Ancak korkuyla sindirilmek istenen halk, özgürlük mücadelesinin de gelişmesiyle daha da güçlenmeye başlar. Öldürdük, üzerine beton döktük denilen halk betonları parçalayarak tekrar yeşerir.

Zindan direnişinin ardından toplumla buluşan kadınlar dışarıda da mücadelelerine devam etmektedirler. Üniversitede, sokaklarda, mahalle ve köylerde devletin yok sayma politikalarına karşı varlık mücadelesi yürütülür. Halk üzerinde devam eden ve derinleşen baskı ve savaş gerçekliği en çok kadına yıkım getirir. Köylerin yakılması, toprağından sürgün edilmesi çocuklarını, eşlerini kaybetmeleri, ana dil yasakları en çok kadını parçalamış, yok saymıştır.  Her türlü şiddet ile karşı karşıya kalan kadın, çıkış yolları aramaktadır. Bu çıkış arayışı kadınların gelişen toplumsal eylemlere katılımlarını sağlamıştır. Devletin Kürt halkı üzerinde yürüttüğü baskı ve zulüm, kadınların halk örgütlenme çalışmalarını daha fazla geliştirmiştir. Sokak sokak, kapı kapı çalışmalar yürütülmüş yurtsever halk örgütlenmesi dönemin yok sayma politikalarına karşı sokaklara, alanlara akmaya başlamış büyük serhildanlar yaşanmıştır. Bu serhildanlarda öncülük yapan kadınların cesur duruşları ile halkın da akın akın arkalarından gitmelerini ve topraklarını, kültürlerini ve varlıklarını savunmak için yüreklenmelerini sağlamıştır. Bu serhildanlarda birçok yurtsever insan gözaltına alınmış, işkence görmüş, katledilmiştir.

 

Özgün Örgütlenmede Yetkinleşme

Tarihten bu yana Kürt halkının katliam ve baskılara karşı dağları, kartal yuvaları misali mesken ettikleri bilinmektedir. Anadillerini, kültürlerini özcesi varlıklarını koruyabilmek ve özgürlüklerini sağlamak için yüzlerini dağlara dönmekte, dağlarda Kürt halkını bağrına basarak kucaklamaktadır. 90’larda toplumsal alanda yurtsever halkın serhildanları ile birlikte özgürlük dağlarına da en yoğun katılımlar gerçekleşmeye başlamıştır. Bu baskı koşullarında kadınlar da özgürlük için yanan kıvılcımı görür; ancak onlar için gerek erkek egemen sisteme karşı gerek feodal toplum anlayışına karşı özgürlük mücadelesi kolay olmamıştır.

Öcalan’ın kadın-erkek, aile-kadın ve daha birçok kadın özgürlük çözümlemeleri bu süreçte daha fazla derinleşmiştir. Kadınlar bu çözümlemeler doğrultusunda aydınlanarak bir yol bulmuştur. Feodal toplum anlayışı kadınların bu çıkışına sıcak bakmamış kadın başına dağlarda nasıl olunur diyerek tepki vermişlerdir. “Kadın evden çıkamaz, çıksa dahi yanında bir erkekle çıkabilir.” “Sokakta sesini yükseltemez, hak hukuk savunmak onun işi değildir.” “Elinin hamuruyla erkek işine karışmamalıdır!” “Kadın namustur, namus korunmalıdır” gibi anlayışlar, kadına geri adım attıramamıştır. Dönemin faşizm koşulları en çok kadını sömürmekte, yok saymakta ve ötekileştirmektedir. Özgürlüğün kokusunu alan kadın, arkasına bakmadan çıkılmaz denilen kapıdan çıkarak dağlara yol almıştır.

Çok kısa bir süre içerisinde, mücadelenin salt ulusal kimliğini korumaktan ibaret olmadığının, kadın kimliğini yok sayan zihniyete karşı da amansız bir mücadele içerisine girmesi gerektiğinin bilincine varılır.  Erkek, özgürlük arayışında olan her şeyi göze almış kadını kardeş, abla, korunması gereken zayıf bir varlık olarak görmüştür. Ancak kadın esnek zekâsı, stratejik aklı, toplumsal yönü ve toprağa bağlılığı, yine mücadele cesaretiyle bu algıyı kırmış hem toplumda hem de mücadele arkadaşlarında bir saygınlık uyandırmıştır. Zayıf ve namus olarak görülen kadın, bir halkın özgürlük teminatı olmuştur.

Kadının ordudaki yerini doğru anlamak gerekir. Dünyadaki bazı ordularda kadınların olduğu bilinmektedir; ancak özgün-özerk örgütlenen kadın orduları yoktur. Ordularda kadınlar erkeklere bağımlı, emir komuta altında çoğu zaman karar gücü, irade sahibi olamayan konumdadırlar. Ancak kadın özgürlük mücadelesinin devrimlerinden biri de orduda kendi özgün-özerk örgütlenmesini sağlamış olmasıdır.

Ordu içerisinde kadının özgün örgütlenmesine dönük de, egemen zihniyetin bir direnci olmuştur. Savaş, komuta, karar gücü erkektir anlayışı çok belirgindir ve kadının bilindik sistem içerisinde örgütlenmesi dayatılmıştır. Ancak zihniyeti değiştirmek, cins bilinci ve mücadelesi ile bu doğrultuda bir zihniyet devrimi ile gerçekleşmek durumunda kalmıştır. Kadın kendisine dayatılan iradesizleştirme politikalarına karşı kadın özgünlüğü ve özgürlüğü üzerine daha fazla yoğunlaşarak örgütlenmiş, yaşam alanlarından tutalım tartışma alanlarına kadar özerkleşmeye gitmiş, özgün örgütlenmeleri ile kadın komutalarını oluşturmuş, karar verici olarak mekanizmalarda yer almıştır. Kadınların özgün örgütlülüğü erkeğe, erkek egemen zihniyete ve sistemine bağımlılığını aştırmış ve öz iradesini açığa çıkarmıştır. Kadınlarda güçlü bir yaşam zemini yaratarak cins bilincini, bu bilinçle birlikte cins sevgisini ve güvenini geliştirmiştir. Kadınların kendi gücüne güvenmeleri sevgi anlayışları ve örgütlülüğü en esas güçleri olmuştur.

 

Kopuş Teorisi

Yine bu dönemlerde geliştirilen kopuş teorisi perspektifi çerçevesinde kadınların tartışma yoğunlaşma ve derinleşme düzeylerinin geliştiği görülmektedir. Kopuş teorisinin cinsiyetçilik olmadığı her şeyden önce erkek zihniyetinden bir kopuş olduğu ifade edilmiştir. Bu kadınları bağımlılaştıran, köleleştiren egemen zihniyet ve sistemden kopmanın perspektifi olmuştur. Toplumsal kodlamalar ile cinsiyet eşitsizliğini kadına kadermiş gibi dayatan ve böyle gelmiş böyle gider mantığı ile oluşan, yalancı ve zalim zihniyetten kurtulmanın ancak kopuş teorisinde derinleşmek ile gerçekleşeceği belirtilmiştir. Kadınlar bu teori ile sadece kadını değil erkeği de anacıl toplumun öncü kadını ile tanıştırmayı hedeflemektedir. Bunun için derinleşerek irade sahibi olmaktadır. Bu irade karşısında kendini dayatamayan erkek de değişmek durumunda kalır ve ancak bu değişim ile kadın öncülüğünde, doğru yoldaşlık temelinde mücadelesini yürütebileceği ve özgürleşebileceği hakikatine varır.

Erkek, kadının sadece kendi özgürlüğü için değil aynı zamanda erkeğin de özgürlüğü için mücadele ettiğinin farkına varmak zorundadır. Çünkü erkek her ne kadar kendisini özgür görüyor olsa da öz itibariyle egemen sistemin kölesi olduğunu, kendisine yarattığı küçük iktidar alanları nedeniyle görememektedir. Sorunu bir cins sorunundan öte sosyal, siyasal, ekonomik, ekolojik ve toplumsal sorun olarak görmek gerekir. Kadın ile birlikte ahlaki politik toplum ve demokratik komünal yaşamdan, köklerinden ayrı düşerek kadına yabancılaştığı belirtilmektedir. Bu nedenledir ki erkeğe yüklenen erkeklik kodlarını kırmak, kadın-doğa ile, demokratik komünal yaşamın özü ile tekrar buluşarak kurtuluşu hedeflemeyi gerektirir.

Abdullah Öcalan, “kadın ve özgür yaşam için toplumsal gerçekler sınırsızdır. Ortadoğu toplumu, kadını yaşadığı uygarlık ve fethine uğradığı moderniteyle düşüreceği kadar düşürmüştür; kendisi olmaktan çıkarılmış, nesne konumuna getirilmiştir. Toplumsal sorunun kadın üzerinden çözümlenmesi ve çözümüne aynı olgu üzerinden gidilmesi doğru bir yöntemdir. Sorunların anasına ancak çözümlerin anası olan kadın devrimi dayatılarak hakikate doğru adımlarla varılabilir” demektedir. Kadınlar, kadın devriminin zihniyet devrimi ile gelişeceği hakikatine de bu perspektifle ulaşmışlardır. Birbirine yabancılaşan erkek ve kadının özgür yaşamda tekrar buluşması da bu devrimden geçmektedir.

 

Kadın Kurtuluş İdeolojisi

Özsavunmasını geliştirmiş, teoride belli bir düzeye gelmiş, özgün özerk örgütlülüğünü sağlamaya başlamış kadın, özgüven ve iradesiyle geldiği aşamayı daha da ileriye taşıma iddiasını koymuştur. Öcalan, sesinin dahi çıkmadığı kadının geldiği aşamayı görmektedir. Ancak erkek egemen sistemin ve zihniyetin tehditlerinin sürekliliğini görerek kadın özgürlüğüne yoğunlaşmaları, çözüm arayışları daha fazla derinleşir. Tüm baskılara karşı kadının özgürleşeceğine en çok Öcalan inanmıştır. Bu gücü daha ileriye taşımak için 8 Mart 1998’de bir panelde kadın kurtuluş ideolojisini ilan etmiştir. Kadın kurtuluş ideolojisi üzerine tartışmalar, yoğunlaşmalar geliştirmişlerdir. Tartışmalarda kadın kurtuluş ideolojisinin salt bir cins ideolojisi ve sadece kadınları ilgilendiren dar bir ideoloji olarak ele alınmaması gerektiği belirtilmiş ve kadın kurtuluş ideolojisinin sosyal, toplumsal bir ideoloji olduğu vurgulanmıştır. Kadın ideolojisinin sistem eleştirisi ve değerlendirmesinin radikal, mücadele perspektifinin güçlü olduğu belirtilmiştir. Bu ideoloji erkek egemen zihniyetin açığa çıkardığı tüm toplumsal hastalıklara, sorunlara çözüm üreten ve toplumsal özgürleşmeyi amaç eden bir ideoloji olarak geliştirilmiştir. İdeolojinin yaşamsallaşması için beş temel ilke belirlenir. Kadın kurtuluş ideolojisinin beş temel ilkesi; yurtseverlik, özgür irade ve özgür düşünce, örgütlülük, mücadele, etik ve estetiktir.

1.Yurtseverlik ilkesi, ilkelerin en başında yer almaktadır. Köklere bağlılığı, toprak bağlılığını ve sevgisini ifade etmektedir. Kadını, toplumu toprağından, köklerinden tarihinden uzaklaştırmanın ve yabancılaştırmanın, toplumu asimile etmenin önceliklerinden olduğu belirtilir. Köklerinden kopuşun başkalaşmaya, kendisi olmak dışında her şey olmaya neden olduğu ifade edilmiş ve bu nedenle kadının köklerine sıkı sıkı bağlı kalması gerektiği ortaya koyulmuştur. Toplumun köklerine bağlı kalmasının teminatı, kadının öz köklerini, yurtseverliğini koruması ve geliştirmesi ile gerçekleştirilebilir. Yurtseverliği en derinden yaşayan kadının asimile edilmeye, yok sayılmaya çalışılan toplumu, kökleri ile tekrardan buluşturma sorumluluğu kaçınılmaz olarak sürekli ele alınmıştır.

2.Özgür irade ve özgür düşünceden koparılan kadın konuşamaz düşünemez bir duruma getirilmiştir. Hiçbir iradesi bırakılmayan, baskı politikası ile ezilen, parçalanan iradesiz ve düşünemez, konuşamaz konuma getirilen kadın kimliksizleştirilmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı kadının bilinçli düzeye ulaşması, ideolojik olarak kendisini geliştirmesi ve irade sahibi olması kimliğini kazanma anlamına gelmektedir. Özgür düşünce ve iradeye kavuşan kadının aynı zamanda demokratik topluma doğru öncülük yapacağı, toplumu da öz iradesi ve düşüncesiyle yaşayabilecek konuma getireceği belirtilmiştir.

3.Örgütlülük; kadının ilk kaybedişi egemen zihniyetin kadın komün ve toplumsallığını dağıtması ve kadını yalnızlaştırması ile başlamıştır. Örgütsüz kalan kadın, ezilmeye, görünmez kılınmaya mahkûm edilmiştir. Bu nedenledir ki örgütlülüğe en çok ihtiyacı olan kadınlardır, çünkü en çok kadın dağıtılmış parçalanmıştır. Örgütsüz kadın köleleştirilmeye, tecavüze, kullanılmaya, öldürülmeye açık hale getirilmiştir. Kadının en büyük özsavunması kesinlikle örgütlü kadın gücüdür. Örgütlü kadın gücü ile özgür iradesini koyabilir ve kimliğini, varlığını yaşatabilir.

4.Mücadele; yukarıda ifade ettiğimiz her üç ilkenin yaşamsallaşması ancak mücadele ile mümkündür. Ancak yurtsever duygu ve bilincin gelişmesi, özgür irade ve düşüncenin açığa çıkması ve güçlü bir örgütlenme ile sonuç alıcı bir mücadele yürütülebilir. Tıpkı örgütlülük gibi mücadele de olmazsa olmazlardandır. Varlığı en çok görünmez kılan mücadelesizliktir. Bu nedenle varlığını korumak ve özgür yaşanır konuma getirmek için ideolojik, felsefi bir mücadele temel ilkelerden biri olmuştur.

5.Estetik güzellik; nerede güzellikten söz edilse ilk akla gelen fiziki güzelliktir. Elbette fiziki güzellik de önemlidir. Fakat kadın kurtuluş ideolojisinin ilke olarak koyduğu güzellik anlayışı fikir-düşünce-zihin güzelliğidir. Fikrin güzel olmasıdır zikre yansıyan ve zikrin estetiğidir eylemden sonuç aldıran. Bu nedenledir ki insan fiziğini de güzel kılan ideolojik düşüncedir. Kapitalist sistemin özellikle kadın üzerindeki güzellik anlayışı tamamıyla beyni uyuşturan ve erkeğe hizmet ettiren tarzda, güzellik anlayışıdır. Bundan kurtulmak kendime aitim kimse için dayatılan fiziki güzellik ölçülerine gelmek zorunda değilim demek gerekir. Kadın, bilinciyle, mücadele gücü ve iradesiyle, örgütlenme estetiğiyle, erdemliliğiyle bir güzellik abidesidir. Demokratik komünal toplumun etrafında toplanan kadın, bu güzellikteki kadındır.

Kadın kurtuluş ideolojisi temelinde derinleşen Kürt özgür kadın hareketi tüm alanlara daha fazla akış sağlayarak, başta Kürdistan olmak üzere Ortadoğu, Avrupa ve tüm dünyadaki kadınlara ulaşma hedefini önlerine koymuştur. Özgür kadın hareketinin genişleyen, büyüyen örgütlülüğü bu andan itibaren partileşme kararına gitmektedir. Hareketin partileşmesi bütün kadınları kapsayan, tüm kadınların kurtuluşunu hedefleyen kadın kurtuluşu ile toplum kurtuluşunu amaçlayan bir kapsamdadır. Özcesi partileşmeyi, kadın özgürlük kimliğinin toplumsallaşması olarak ele almaktadır. Taban örgütlenmesi yani köylerden başlayarak mahalle, ilçe, il, bölgelere kadar kadınların kendi komünlerini örgütlemesi kendi sorunlarını, kendi ihtiyaçlarını, kendi taleplerini bir bütünen kendi örgütlülüğü içinde tartışması, söz, karar, irade, eylem gücünü ortaya çıkarması perspektifini geliştirmiştir. Bu perspektif temelinde varlığını yürütmüş olduğu büyük kavga ile açığa çıkaran kadınlar, özgür bir toplum için demokratik komünal toplumun inşası sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Gelinen aşamada muazzam mücadele tarihini daha ileriye, ideolojik ve felsefi bir güçle taşıma iradesini koymaktadır.

Abdullah Öcalan, “Kadın sorunu Kürt sorunundan daha derin bir sorundur, Kürt meselesinden daha ağır bir kadın sorunu var ortada. Biz sadece bunun için küçük bir başlangıç yaptık. Savaş ve çatışma kültürü en başta kadına yöneliktir. Bu kültürü bir nebze de olsa geriletmek mücadelenin dinamosudur. Barış ve demokratik toplum çağrısı aynı zamanda kadınlar içinde bir rönesanstır” demektedir.

Erkek egemen sistem kadını, 5000 yıllık bir karanlığa ve köleliğe mahkûm etmiştir. Bu karanlıkta, kadının bilgeliği, toplumsallığı, duyguları ve iradesi hapsedilmiştir. Adı sanı bırakılmayan kadın, karanlığın içerisinde kendi öz iradesi ile varlık mücadelesi yürütmüştür. Büyük direniş sonucu varlığını sağlamış kadın, yeni sürecin perspektifi ile bir aydınlanmaya doğru gidecektir. Abdullah Öcalan’ın “barış ve demokratik toplum çağrısı aynı zamanda kadınlar için de bir rönesanstır” açıklaması yeni dönemin öncülüğüne de bir çağrıdır. Bu nedenle bu süreç hem kadınlar için hem de toplum için bir aydınlanma olacaktır. Bu aydınlanma bin yıllardır karanlığa mahkûm edilmiş, görünmez ve yok sayılmış kadın kültürünün gün yüzüne en güçlü şekilde çıkması ve demokratik komünal yaşamın can bulması anlamına gelmektedir.

Öcalan “kadın özgürlük mücadelesi çok önemli bir miras yarattı. Bu miras bugüne kadar binlerce şehit vererek geldi ve önemli bir değer oluşturdu. Bilinmesi gerekir ki ben hep kadınların yaşaması ve yaşatılmasını istedim ve onların her kaybı bana hep acı verdi. Benim için “tanrıçanın oğlu” dediler. Ben de hep kadınlara layık bir oğul olmak istedim. Temel mücadele ilkemi bu belirledi. Kadınlar için “umut ilkesini” geliştirdim. Her kadın özgürleşmeli dedim. Bende kendimi bir erkek olarak özgürlük ölçüsünde şekillenen etik ve estetik ölçülerle terbiye ettim. Sosyalizmin temel ilkesi kadın özgürlüğüdür dedim. Bir erkeğin sosyalist olma ölçüsü de kadınla doğru yaşamasını bilmesidir. Bu sosyalizmin temel ilkesidir” demektedir.

Yaşamı boyunca kadının özgürlüğüne, kadın kurtuluşuna çözüm arayan bu arayışlarının sonucunda, Kürt özgür kadın hareketinin açığa çıkmasına vesile olan, cinsiyetçilik ve egemen zihniyete müthiş öfke duyan, köle kadın ve köle erkek ile yaşamayı reddeden, alternatif olarak özgür kadın ve özgür erkeği açığa çıkartarak; yaşanacaksa bu ölçülerde yaşanabileceğini belirten Abdullah Öcalan, bugün geldiği aşama ile “ne kadar benimleyseniz o kadar sizlerleyim” demektedir. Kürt kadınlar da tüm varlıkları ve özgürleşen kadın kimliği ile kendileri ile olacaklarını her koşulda ifade etmişlerdir.

Barış ve demokratik toplum çağrısı, kadınların, demokratik komünal toplumun inşasında her zamankinden daha fazla görev ve sorumluluk alarak mücadele yürütmesi anlamını taşımaktadır. Büyük bedeller ile büyük kazanan kadınlar bu sürecin öncüsü olmaya devam edeceklerdir.

Bugün gelinen aşama kadın kurtuluş ideolojisi ve “Jin Jiyan Azadi” felsefesi ile dört parça Kürdistan başta olmak üzere Ortadoğu, Avrupa ve dünyanın birçok ülkesinde Kürt kadınlar, tüm kadınların özgürlük arayışı ve demokratik toplum umuduna, mücadelesine dokunmuştur. Rojava devrimi ile tüm dünyaya, kadın öncülüğünde toprağını, varlığını savunmakta büyük ilham kaynağı olmuştur. Jin Jiyan Azadi’nin sadece bir slogan olmadığını, yaşam perspektifi olduğunu ortaya koymuştur. Yaşamın, kadınla yaşanılır kılınacağını ve özgürlüğün kadınla sağlanacağını göstermiştir. Bilinmeyen bir dil diye belirtilen “Jin Jiyan Azadi” sadece Türkiye’de değil dünyanın her bir yanında direnişin sembol haykırışı olmuştur. Rojhilat’tan Hindistan’a, Afganistan’dan Avrupa’nın birçok ülkesine kadar özgürlüğün kadın ile yaşamsallaşacağı, Kürtçe haykırılmıştır. Kürt özgür kadın hareketi varlığını ideolojik, diplomatik ve özsavunma stratejisi ile gün yüzüne çıkarmıştır. Bugün özgürlüğü için tüm kazanımlarını daha güçlü savunup büyütme iddiasındadır. Dünyaya kadın aklının, adaletinin, vicdanının dokunması ve solan yaşamı kadın rengine kavuşturmanın ısrarından asla vazgeçmeyecektir.

Egemen erkek aklı ve eliyle yazılmış olan tarih sayfalarında kadın yoktur, salt kadın köleliği yazılmıştır. Kürt özgür kadın hareketi, mücadelesi ve ideolojisi gereği, ilmek ilmek örülmüş bir tarihe sahiptir. Kadın özgürlük tarihinin ancak iddialı ve kararlı bir direniş ile yazılacağını bu muazzam tarihi gelişimde görmekteyiz. Ve artık kadının özgürlük tarihi yazılmaya başlamıştır.

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.