Düşünce ve Kuram Dergisi

Biz Akacağımız Deryayı Bulduk

Haskar Kırmızıgül

 

Geleceğe dair düşlerimizin, projelerimizin, oluşturduğumuz stratejilerin ve girişimlerimizin iki kelimeye sığıyor: Kadın özgürlüğü. Bu iki kelime yanı başında beliren ‘nasıl, hangi düzeyde, ulaşabildik mi’ gibi sorularla birlikte kurduğumuz her cümlede mutlaka var. Derdi bu sorulara cevap vermek olan herkes tarihe, güncele, geleceğe bakınca çoklu cevaplar da ardı ardına sıralanıyor. Tarihe bakınca dünyanın, kadınların yüzü suyu hürmetine döndüğünü söyleyecek kadar çok direnişle (birçoğu açığa çıkmamış olduğu halde) karşılaşıyoruz. Güncele bakınca ‘kadın devrimi bu olsa gerek’ dediğimiz anlara şahitlik ettiğimiz de ‘neden tarihten ders çıkaramıyoruz’ diye hayıflandığımız da oluyor. Geleceğe dair istemlerimiz, düşlerimiz ve girişimlerimizi de bunlar üzerine kurguluyoruz.  Bu yazıda, Kürt kadın hareketinin ‘dünya demokratik kadın konfederalizmi’ biçiminde formüle ettiği bu gelecek tasavvurunun tarihsel ve güncel dayanakları nelerdir? Bu ihtiyacın doğuş koşulları nelerdir? Geleceği örerken nasıl yöntemler izleniyor? Sorularını cevaplamaya çalışacağım. 

Kadın konfederalizmine giden bu yolun taşlarını döşeyen iki temel etken var. Birinci etken; birbiriyle sıkıca bağlantılı iki başlık altında toplanabilir. Kürtlerin soykırım, işgal ve hegemonyanın ittifakına karşı ‘dağlardan başka dostu olmayan halk’ gerçeğini aşmak için; varlık savaşı verirken dayanışmayı büyütme çabasının bir sonucu olarak gelişen ittifaklar, parçası olmaya çalıştığı ağ ve platformlar. Ve bu temas sayesinde Kürt kadın hareketinin yaşadığı dönüşüm ve değişimin yol açtığı çoklu dalgalanmaların dünya kadın hareketlerine ulaşması. Yani, Kürt kadınlarının kendi hakikatini, evrenden bireye kadar uzanan bağlantıları göz ardı etmeden anlama, anlatma çabası. Bu konuya daha sonra dönmek üzere ikinci etken ise; Abdullah Öcalan’ın deyimiyle tarihsel akış içerisinde komün-devlet savaşımı boyunca direnen halkların, toplulukların, yapıların içinde kadınların rolleri belirgindir. Hegemon güçlerin örtüleme, yok etme, kendi hanesine yazmaya dönük girişimlerine rağmen her iki etkenin teorik ve pratik olarak ortaya çıkardığı muazzam bir birikim var. Bu birikim feminizmin eleştirileri, araştırmaları ve sonrasında ona eklemlenen kadın hareketlerinin düşünsel karşı koyuşlarıyla birlikte ortaya çıktı. 19. Yüzyıldan itibaren yoğunlaşan bu çaba, günümüzde ataerkil sistemin tüm kodlarını çözebilecek bir potansiyele ulaşmış durumda. Bu açıdan, Birinci Enternasyonal’de (1864) kadınların katılımını ve temsilini, İkinci Enternasyonal’de (1889) kadınların birliğini kurma ve örgütlenme girişimlerini sadece sınıf mücadelesine sunduğu katkılar bakımından ele almak yetersiz bir yaklaşım olur. Diğer yandan sosyalist devrimler içinde kadınların toplumsal yaşama katılımını teşvik eden, emeğinin karşılığı olan bir temsil gücüne ulaşması sergilenen her çabanın, dünyadaki tüm kadınlara ilham olduğu aşikar. Yine emperyalizme karşı mücadele ortaklığının, kadınların katılımıyla birlikte başka gerekçelerle genişlemesi ve derinleşmesi kadınların yeni mücadele cepheleri açmasına yol açtı.

20. Yüzyılın son çeyreğinde bu arayışlara eklenen yeni halka, ulusal kurtuluş mücadelelerine destek amacıyla kadınların öncülük ettiği, cesur çıkışları ve yaratıcı yöntemleriyle kurdukları dayanışma ağları oldu.  Bunlarla iç içe ve paralel olarak feminizmin düşünsel ve pratik anlamda sistemi zorlayan eleştiri ve mücadelesinin katkısını da unutmamak lazım. Kadınların iş hayatında, sosyal yaşamda ve aile içindeki çoklu baskı biçimlerine karşı sistem içinde (BM kadın konferansları, yasal haklar mücadelesi) ve sistem dışındaki çalışmaları ve mücadelesi sonucu ciddi bir mesafe kaydedildi. Kadın özgürlüğünün ‘ulus, sınıf ve sömürge’ ötesi bir mesele olduğu tespitini doğrular nitelikte mücadele ve karşı çıkışlar yoğunluk kazandı.

Bu yoğunluk, Avrupa dışındaki kıtalardan doğru feminizmin evrensellik iddiasına dönük eleştirilerle birlikte içerik ve kapsam bakımından daha radikal ve kapsayıcı bir nitelik kazanmasına yol açtı. 

Jineolojîk yönteme aşina olanlar tarihsel arka planın neden 19. Yüzyılla başlatıldığını merak ediyor olabilir. Ancak tarihin akışını belirlediğinden zerre kuşku duymadığım ‘kadın direnişinin uluslararası karakter kazanmasında çağın karakterinin ve bu tarihi örtük kılmaya çalışan sistemin politikaların belirleyici etkisinin göz ardı edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Günümüzde sadece internet yoluyla tüm dünyayı etkisine alan “Me Too”, “Las Tesis” gibi dünyada hızla yayılan girişimleri düşünecek olursak, o dönem uluslararası bağların neden zayıf ya da hiç olmadığını da anlayabiliriz. Nitekim o dönem koşullar şimdiki gibi olsaydı, ataerki, sömürgecilik ve devlete karşı hep var olan, direniş tarihinin çarkını döndüren kadın direnişinin çoklu nedenlere dayanan kesişimsel karakteri birçok mücadelenin güçlenmesine ve kazanmasına yol açardı. Dolayısıyla devrimsel süreçlerin süreklileşmesini, kadın özgürlüğünün kalıcılaşmasını sağlayabilirdi.

21. Yüzyıla girerken çağın koşulları ’kadın devrimini’ artık bir hayalin ötesine taşıyıp mevcut potansiyel değerlendirilirse gerçekleşebilir, uğruna mücadele edilebilir somut bir hedefe dönüştü. Kapitalist modernitenin küresel saldırılarında ilk olarak kadınları hedef alması (fiziki savaşlar, göç, yoksulluk, çok uluslu şirketlerin politikaları) ve bu süreçlerden en çok kadınların zarar görmesi yüzlerce kez kanıtlanmış bir hakikat.

Güncel bazı örnekler verecek olursak; Gazze’de katledilen kadın sayısı geçen yıllara oranla yüzde 258 oranında arttı. Dünyada her üç kadından biri şiddet mağduru ve vakalardaki azalma yüzde iki. Çok uluslu şirketlere karşı mücadelesiyle tanınan Colombia Yerli Halklar Kongresi CRİC,  2016’dan bu yana Guardia Indígena (çoğu Cauca bölgesinde yaşayan yerli halkların toprağın savunmak için kurdukları bir öz savunma örgütlenmesi) 374 halk önderinin katledildiğini açıkladı. Bunların yüzde 15’e yakını kadın idi. Dünyada ilk örnek olarak Afganistan’da kız çocuklarına okul yasağı yüzünden 2 milyon 200 bin kız çocuğu okul hakkından mahrum kaldı. Kazanılmış hakların kısıtlanması, baskıcı yasaların değişmezliği gibi sorunlar da mücadelenin kaçınılmazlığını gösteriyor

Çoğaltılması mümkün olan ve distopyayı andıran bu gerçekliğin tam karşısında ise 21. Yüzyılı kadın devrimiyle taçlandırmak isteyen Kürt  kadın hareketinin dünya demokratik kadın konfederalizmi önermesi duruyor. Kürt kadınları dayanışma ve ittifak arayışıyla başlayan serüvenini kadın konfederalizmine öncülük etme iddiasına dönüştürdü. 

 

Evrimsel Gelişmenin Gerekçeleri ve İmkanları

Birincisi; Kadın bilincinin yükselmesi; İdeolojik, kültürel, yöntemsel farklılıkları göz ardı etmeden peşinen söylenmesi gereken; Kürt kadınlarının mücadele gerekçesinin dünyadaki kadınlarla ortak yönleri. Feminicid, jenocid, ekosid, epistemicid vb. tüm yıkım biçimlerinin kaynağının ataerkil sistem olduğuna dair analizler sadece teorik düzeyde değil her kadının kendi yaşamında, bedeninde ve ruhunda hissettiği bir yıkım haline gelmiş durumda. Bu konuda farkındalık giderek artıyor. Dincilik, milliyetçilik, ırkçılık ve cinsiyetçiliğin; toplumsallığın özü olan bu yapısallıkların iktidarla buluşup kapitalizmin silahına dönüştürülmesinin kadının sömürgeleştirilmesiyle bağının olduğunu gören, değerlendiren bir kesimler artmakta. Yine sömürgeciliğin kadınlara dönük saldırı ve politikalarla kurumlaştığına, akademinin kadının kadim bilgisini pozitivist bilimin çarklarında öğütüp ona karşı bir silah olarak kullandığına dair eleştirel analizler kadının örtük tarihini aydınlatıyor. Hakikate yakınlaştıran bu düşünsel birikimin tümü kadın mücadelelerine nüfuz ediyor, etkiliyor ve bilinç yükseltiyor. Kürt kadın hareketi kendi deneyiminden yola çıkarak oluşturduğu bilgiyi bu teorik ve düşünsel birikimle harmanlamayı başardı. Abdullah Öcalan’ın tüm bunları bütünlüklü bir tarihsel ve toplumsal perspektifle değerlendirip günümüz toplumsal gerçekliğine nasıl yansıdığını çözümlemesi, tüm kilitli kapıları açan tek bir anahtar rolünü oynadı. 

İkincisi; Üçüncü Dünya Savaşı koşullarında oluşumuz; Abdullah Öcalan’ın ‘otuz yıl önce başladım’ dediği ve kapitalizmden krizden çıkışın bir yolu olarak değerlendirdiği Üçüncü Dünya Savaşı gerçekliğinin yakıcı olarak hissedilmesi. Toplumun militarize edilmesine kadınların dahil edilmesi. Danimarka’nın 2025 itibarıyla kadınlar için zorunlu askerlik yasası çıkarması, Almanya, Letonya gibi ülkelerde tartışılıyor olması,  Georgia Meloni, Ursula Von Der Leyen gibi figürlerle militarizm politikalarının meşrulaştırılma çabası. Filistin ve Sudan’da yaşanan fiziki savaşlarda en çok kadınların katledilmesi, DAİŞ, Boko Haram, Taliban gibi örgütlerin kadınlara karşı işlediği suçlara rağmen hegemonyanın çıkarlarına göre kravat takıp saraylarda ağırlanması, küresel göçmenliğin yüzde 48, insan ticareti mağduriyetinin yüzde 71 oranında kadın ve kız çocuklarından oluşması ve daha birçok örnek Üçüncü Dünya Savaşı’nın temel hedefinin kadınlar olduğunu gösteriyor. 

Kürt kadın hareketi pratiğiyle Üçüncü Dünya Savaşı koşullarına karşı bir tedbir olarak militarizmin tuzaklarına düşmeden öz savunmayı gündemleştirdi. Öz savunmaya dair teorik ve pratik tecrübesini ulaşabildiği her kadın hareketine bir çıkış yolu olarak sundu. Son on yılda öz savunma deneyimini paylaşma üzerinden birçok hareketle eğitim, seminer ve konferanslarda buluştu. Nitekim toprakları İran, Afganistan ve Pakistan ulus-devletleri arasında pay edilen Beluc halkının, gözaltında kayıpları protesto için 2023 sonu ve 24 başında düzenlediği uzun yürüyüşlere ve protestolara eylemlere öncülük eden Mahrang Ballouch,  şöyle demişti: ‘Kürt kadın hareketini her zaman örnek aldık ve Kürt Özgürlük Hareketi ile güçlü bir bağımız olduğunu düşünüyoruz.’

Üçüncü; kadına yönelik şiddet ve farklı formlardaki saldırı ve politikalar karşısında yükselen kadın direnişi: 

En güncel örneklerden birisi feminicid karşısındaki yaygın protestolar. 2023’te İtalya’da üniversite öğrencisi Giulia Cecchettin’in katledilmesini protesto için Roma’da yapılan eyleme beş yüz bin kişi katıldı. 2024 Ağustos’unda Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde stajyer doktor Moumtia Debnath’ın tecavüz edilip katledilmesini protesto için Kalküta’da yüz noktadan başlayıp tüm ülkeye yayılan ‘geceyi geri al’ eylemleri de benzer idi. Bu eylemlerde kimin nasıl ne biçimde etkilediğini bilmediğimiz ama gururlandığımız dev ‘Jin, Jiyan, Azadî’ pankartının taşınmasını hatırlayalım.  

Abya Yala’da yerli halkların direnişinin öncü gücü de yine kadınlar idi. Ekvador’da 2022 yılından sonra bu yıl çoklu gerekçeler ve taleplerle yeniden gündeme gelen El Paro (ulusal grev) sırasında kadınların rolü çok belirgin idi. Çok uluslu şirketlerin talanı ve işgal politikalarına karşı Honduras Nasa halkından olan Berta Caceres ile birlikte tanıdığımız toprak savunusunun kadın mücadelesiyle olan kesişimselliği Patagonia’dan, Meksika’ya, Ekvador’daki ‘paro’ sırasında çokça dillendirildi. Brezilya Belem’de düzenlenen 30. İklim Değişikliği Zirvesine (COP30) alternatif olarak yapılan Cupula Dos Povos bünyesinde düzenlenen Uluslararası Feminist Mahkeme iklim krizlerinin kadınların yaşamları ve haklarını ihlal ettiğine hükmetti. Taliban rejimi adı altında yeraltı faaliyetlerini sürdürmeye çalışan Afgan kadınlardan, Filistin ile dayanışma, Avrupa’da sağın yükselişine karşı yükselen eylemlerin her birinde kadınlar yine en ön saflardaydı. İran rejimi için sonun başlangıcı olan “Jin Jiyan Azadî Serhildanları” ve daha sayabileceğimiz birçok örnek var. 

Bunlar, kadın özgürlüğü eksenli mücadelenin 21. Yüzyılın başında eylemsel, ideolojik ve pratik olarak belirleyici rolünün sürdüğünü gösteren işaretler. Kadın özgürlüğü eksenli mücadeleler, Covid ve sonrası uygulamalarla frenlenmeye, görünürlüğü azaltılmaya çalışılsa dahi esasında kesintiye uğramadı. Tazyikin azalmasının, yoğunluğun eskisi gibi hissedilmemesinin sebebi ‘feminist dış politika’ söylemiyle oluşturulmak istenen kadın profilinin bu hakikatin karşısında konumlandırılmak istenmesidir. 

Tasfiye etme, kesintiye uğratma, yoğunluğunu seyreltmeye dönük bu algı ve politikalar Kürt kadın hareketine karşı kullanılsa da tam sonuç alamadı. KKH’nin demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmasının içerdiği ideolojik dayanakları, yaşam felsefesi, örgütsel tecrübesi ve jineolojî ile örülmüş sağlam bir zırhı vardı. Covid yasaklarına rağmen toplumla bağlarını koparmayan Kürt kadın hareketinin etkisi, sonuçlarını bağlamından kopuk ele almaya çalışanlara inat sürdü. 2018’de ‘Yapım Aşamasındaki Devrim’ temasıyla yapılan uluslarası kadın konferansının 2022’de Bizim Devrimimiz’ sloganıyla yapılması da bu saldırılara karşı örgütlü, bilinçli ve ideolojik bir cevap niteliğindeydi. 

‘Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmi’ önermesi ve sonrasında atılan somut adımların temelini bu konferanslar oluşturdu. Buna karşılık böylesine büyük bir iddia ve meydan okumayı, salt her iki konferansa dönük yoğun ilginin bir sonucu olarak görmek yetersiz bir ele alış olur. Esas olan Kürt kadın hareketinin mücadele döngüsü boyunca kurduğu ittifak ve ilişkilerin niteliği, gücü ve belirleyiciliğidir.  Konferanslarda ortaya çıkan potansiyelin pratikleşmesi için stratejisi, yöntemi ve çalışma tarzının somutlaştırılması gerekiyordu. Geçmişte dayanışma ve beklentilere cevap amacıyla kurulan bağların somut ilişki ve ittifaklara dönüşebilmesinin yolu, yöntemi ve araçlarını oluşturacak yolun taşlarını döşemek gerekiyordu. Bu yol ağırlığı Ortadoğu, Abya Yala ve Avrupa olmak üzere, Asya ve Afrika’da kadın hareketleriyle kurulan ilişki ve ittifaklarla yürünecek ve ilerlerken her kıtada yenileri dahil olacak. Sonuçlarına dair söz söylemek için henüz erken. Ama var olanların niteliğine dair söz söylemek için elde yeterli veri var.  

Bu ilişki ve ittifakları mücadele yöntemlerine göre birkaç başlık altında toplayabiliriz.  

Birincisi; yerelde yaygın olarak örgütlenen, toplumsal bağları olan hareketler. Ki bunların çoğu toplumla bağları gelişkin olan toprak savunusu, ekonomik ve öz savunma temelli hareketlerdir. İçerisinde en aktif kesimler kadınlar olmakla birlikte özgün örgütlenmeleri sınırlıdır. 

İkincisi; ideolojik zemini, ataerkil sistem analizi güçlü fakat toplumla bağları zayıf olan kadın hareketlerdi. 

Üçüncüsü; Kürt kadın hareketinin deneyiminden ilham alarak oluşturulmaya çalışılan kolektif, grup ve yapılar. 

Dördüncüsü; hareket alanı sınırlı olsa da kadın özgürlüğüne dair arayışları olan parti, sendika, kurumlarla geliştirilen ilişkilerdir. İlk üçündeki ilişkiler karşılıklı yoğun bir emeğin, dayanışmanın sonucu geliştirilmiştir. Sonuncusu politik dengeler ve konjonktürün değişkenliği sonucu değişkenlik içerse de önemli olanaklar barındırır. Sonuçta, sistem dışı güçlere örnek teşkil edecek deneyimlere sahip birçok hareketle ilişki ve ittifaka dayanan ya da temas halinde olan geniş bir zemine kavuştu. Abya Yala’da Feministas Abya Yala, Plaza Del Mayo anneleri ve yerli halkların konfederasyon biçimindeki örgütlenmeleri olan Meksika’da CNI, Kolombiya’da CRİC ve Congresso Del Pueblo, Honduras’ta COPİNH, Ekvador’da CONAİE’e bağlı kadın meclisleriyle, Asya’da kadın konfederal sistemine benzeşen Gabriela, Afrika’da benzer temele dayanan GTA ve Womin gibi ağlar aklıma gelen birkaç isimden birisi. Öte yandan KKH, Sosyal Forum, Dünya Kadın Yürüyüşü ve Kadın Grevi gibi uluslararası kadın organizasyonların içinde aktif rol üstlenmiş durumda. Dünyada kürtaj karşıtı eylemlerle adını duyuran, esnek bağlar oluşturarak yerelden yayılan ve eylemsel yanı ağır basan Arjantin’de No Una Di Menos ve İtalya’da No Una Di Meno ağlarla, doğa kırımına karşı mücadele eden ve çoğu gençlerden oluşan Fridays For future ile ortak etkinlikler yapılmakta. Listemiz alabildiğine uzayabilir. Çünkü dünyada kadınların şiddete karşı öz savunmayı geliştirmek, ekonomi, sağlık ve eğitimde alternatifler geliştirmek için kurulan sayısız örgütlenme var. ‘Bunların hepsine ulaştık’ hayalciliği ve kibrine kapılmadan iyimser yanı ağır basan şu tespiti yapabiliriz: Kürt kadın hareketi, ataerkinin kurumlaşmalarına karşı yaşamın her alanındaki alternatif arayışı ve kurumlaşmasından ötürü dünyadaki kadın hareketleriyle kesişimsel bir karaktere, geniş bir hareket alanına ve potansiyele sahip. Bu potansiyel, KKH’ye yeni bir misyon yüklüyor. Bu mücadelelere öncülük etmek! Zira, Berlin konferansına katılan birçok konuşmacı açık bir biçimde ifade etti. Yine Corona döneminde Abya Yala’daki uzak bir adada mücadele yürüten bir kolektifin bizlere ulaşıp, örgütlenme deneyimimizi aktarmak istemesi, Brezilya’da eşinden şiddet gören bir kadının, Jinwar’ın iletişim mailini bulup yardım istemesi gibi örnekler var. 

 

Yaratılış Anları

Bu geniş ilişki ve ittifak ağını geliştiren biricik hareket biz değiliz kuşkusuz. Kürt kadın hareketinin öncü pozisyonda olması bununla ilgili değil; sebebi, farklılığıdır. Yani ideolojik, felsefik, ve bilimsel dayanaklarının oluşu hepsinin örgütsel deneyimiyle sınanmış olması ve bütünlüğü içinde bu unsurların her birinin vazgeçilmez oluşudur. 

Deyim yerindeyse ‘kendinden taşan’ bu deneyimin evrensel bir karşılığı var. Abdullah Öcalan’ın yaptığı teorik açılımla bu evrensel değerin oluşmasına katkısı büyük. Tarihi ele alış biçimi, sosyolojide kadını toplumun tortusu olarak değil, özne-nesne toplamı olarak incelemesi, toplumun temel birimini ‘ahlaki-politik toplum’, son olarak komün olarak tanımlaması, iktidar, hiyerarşi ve devleti çözümlemesi ve bağlantıları görünür kılması evrensel karşılığının temel yapıtaşlarıdır. Kürt kadın hareketi de verimli bir toprak olan bu teorik katkıyı imkanlar elverdiğince, dili döndüğünce dışa taşımıştır. Kendi yaşam deneyiminden süzülen bilgisini, bilgiden süzülen deneyiminin döngüsünü gerçekçi, şeffaf ve özeleştirel bir yaklaşımla paylaşmıştır. Öcalan’ın deyimiyle ‘süzülmüş bal kıvamında’ geliştirdiği paradigmasıyla birlikte canlanıp değer kazanan kimi yöntemler de dönüşüme katkı sunan diğer bir etkendir. Seksenli yıllardan bu yana yaptığı kişilik analizleri, yaşamın temeli haline gelen eleştiri- özeleştiri, disiplin, toplantı, planlama vb. kadın erkek ilişkilerinin bir forma kavuşması, belli periyotlarla yapılan güncel siyasal durum analizi, gerillanın vazgeçilmezi moraller vb yöntemler benimsenmiştir. 

Bologna’da sosyal hareketlerin kurduğu bir buluşma merkezine 27 Ocak 2018’de Cindires’te yaşamını yitiren Avêsta Xabûr (Zelûh Hemo)’nun, İngiltere’de aynı amaçla kurulan  bir başka merkeze İngiltere’den Rojava’ya gidip 15 Mart 2018’de yaşamını yitiren Anna Campbell’in, Arjantin’de Minga (imece usulü)  halk eğitim merkezine, 2018’de 17 Mart 2018’de Haseke’de yaşamını yitiren Alina Sanchez’in ( Legerîn) isminin verilmesi, İtalya ve Almanya’da enternasyonalist gençlerin kurduğu komünlere geçmişte Nazi işgaline karşı direnen partizanların isminin verilmesi gibi somut örnekler de sıralamak mümkün. 

Burada anlattıklarım somut ve kalıcı adımlar var. Bir de şahitlik ettiğim/iz ‘yaratılış anları’ var. Duygu ve düşüncelerin ayaklandığı, bu sınırsız ve kolektif emeğin boşuna olmadığını derinden hissettiğimiz anlar. Her birinde bir kez daha gururlandığımız, anlatılmaz türden; Sakine Cansız’ın deyimiyle her anında bu mücadelede yaşamını yitiren kadınları anarak ‘keşke onlar da görseydi’ diye derin bir iç çektiğimiz anlar oldu. Kanımca, bu yaratılış anlarının her biri, akademik makalelere, yüzlerce üniversite öğrencisinin bitirme tezine konu olan, üzerine kitaplar yazılan KKH’ne dair anlatımlardan çok daha öğreticidir. Çünkü bu anlarda kadın yoldaşlığının etnik kökenle değil, dünyayı değiştirme, erkek egemen sisteme meydan okuma iradesiyle, kendi olma (xwebûn) iradesiyle yakından ilgili olduğunu gördük. Özgürlük arayışı olan birçok kadının militanlaştığını ve yaşadığı radikal değişime tanıklık ettik. Kadının militanlaşmasından kastımız; yaşamını özgürlüğün ilkelerine göre düzenlemek, disipline etmek, değişimi önce aile, eş-yaşam, sistemle ilişkilerde mikro düzeyde yaratmaktır. Kürt kadın hareketi bu esaslara dayalı; farklı nesiller, sınıflar, kesimler ve halkları içeren bir toplumsallığa ulaşmayı başardı. Dünyadaki kadınları cezbeden, çeken de bu karakteri oldu. Karşılıklı sevgi ve emeğe dayalı, alışılageldik ilişki formlarını aşan bilinç ve iradeyle dahil olunan bu yeni toplumsallık etkiledi, değiştirdi ve dönüştürdü. Yoğun bir emeğin ve çabanın sonucu olarak demokratik modernite nehrine doğru akan nehir kolları, derecikler, rubarlar (yüzey akışı) ve yeraltı suları oluştu. 

Geçmişte komünizm ideası için sarfedilen ‘Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor’ sözünün, 21. Yüzyıla denk gelen karşılığı Kürdistan dağlarından, Rojava’ya oradan İran’a yayılan ve dünyada birçok kadının kabullendiği ve haykırdığı “Jin Jiyan Azadî” felsefesi oldu. Bu hayalet felsefenin ete kemiğe bürünmüş hali olan Kürt kadın hareketinin pratiği, prensipleri, tarihi bilinsin ya da bilinmesin dünyada dolaşıyor. 

Kürt kadın hareketi, dünya demokratik kadın konfederalizmini örme serüveni böyle ortaya çıkıyor. Kürt kadın hareketi bu sonuçların ortaya çıkmasında en etkin ve belirgin bir aktör olduğu için gerektirdiği emeği sergileme, bedelleri ödemeyi göze alıyor ve somutlaştırmak istiyor. Kadın devriminin koşullarını oluşturan bu değerler birikimi, kazanımlar ve zeminin nasıl değerlendirileceği önem kazanıyor. 

Neyin bir öz olarak geleceğe taşırılacağı, neyin bir kaynak olarak değerlendirileceği, hangi özelliklerini ve şekillenmesini dönüşüme uğratması gerektiği, hangisi geride bırakacağı giderek önem kazanıyor. 

Henüz masada duran bu konulara doğru yanıtları vermek için kadın konfederalizminin bileşeni haline gelen her hareketi hatta her bireyi taşıdığı potansiyel, hareket ve etki alanı, kapasitesi bakımından güçlü bir aktöre dönüştürme ustalığını sergilemek gerekir. Kurulan ilişkilerin dönüştüren niteliği anlamak kadar anlaşılmak, konuşmak kadar dinlemek, eleştirmek kadar değer vermek, istemek kadar sorumlu davranmak, öğretmek kadar öğretmek, dogmalarla değil prensiplerle hareket etmeye bağlıdır. Doğru yöntem bulunmazsa ortaklaşma adına uzlaşma, demokratik olma adına kaos ortaya çıkar. Bu kadın konfederalizminin radikal devrimci bir süreç olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesi anlamına gelir. Her hareketin bir diğerinden ilham almaya, uygulanabilir yöntem ve modelleri kendi pratiğine uyarlamaya hakkı vardır. Buna karşılık emek ve çabayla yaratılan deneyimden ruhunu koruyarak, özünü bozmadan almaya  özen gösterilmelidir. Bir diğer konu etkili ağ, kampanya ve eylemsel süreçlerin en ufak bir çelişki ve çatışmada dağılması, kesintiye uğraması riskinin nasıl önleneceğidir. Çelişki ve çatışmaya müdahil olma biçimi var olanı koruyamıyor, kesintiye uğratıyorsa radikal olamaz. Esas radikallik gereken emeği harcamaktan çekinmeden, doğru momenti yakalayıp sarsan ama dönüştüren eleştirilerden kaçınmamaktır. Eleştiriler kime yöneltiliyorsa, hakikatini doğru ifade ettiği sürece dönüşüme yol açtığından kuşku duymamak gerekir.  

Sonuç olarak; bu serüven çoktan başladı. Öğrettikleri öğretecekleri, kazanımlarımız, kazanacaklarımız, yaptıklarımız ve yapacaklarımız var. Yolun her anında kadın devriminin özgürleştiren, güzelleştiren, güçlendiren hazzını duymaktan, geleceği ilmek ilmek örmekten ve hiçbir şeyin sonuna nokta koymamaktan vazgeçmeden yürüyeceğiz

Yazımı Nagehan Akarsel’in duygu ve düşünceyi ideolojinin harcı yapan yönteminden yararlanarak, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren Armanc Kerboran’ın 2006’da yazdığı bir yazıdan alıntı yaparak. O’nun Kürt halkının özgürlük mücadelesine dair yazdığı bu satırlar kadın konfederalizmine inanan tüm kadınların ruh halini anlatıyor. 

 

“Yürüyoruz…  Bizi durduramazsınız çünkü ‘güneşli güzel günlerimizi’ gördük, şimdi onların şafağındayız ve ‘ileri gidiyoruz geri dönüş yok!’ kararını biz çoktan verdik!  Karanlığın üzerine yürüyoruz şimdi  Çünkü biz bir hayatta, bir ömre sığabilecek en güzel şeyi; gönül ile aklın, beden ile ruhun aynı yolda kol kola yürüdüğü, hayali bile ömre bedel bir geleceğin şafağını gördük! 
Biz akacağımız deryayı bulduk.
Bir sevgi ordusuyuz, bir emek ve değerler ordusu, bir ruhlar ordusuyuz ve karanlıklara karşı ışıklı okçuların, kara, kızıl, beyaz atlar üzerinde mızrakları zırhları parçalayan iyi ve güzelin ordusu… Böyle bir yenilmez orduyuz şimdi.  Gücümüzü fark ettik!
Ve yürüyoruz…
Bizi yolumuzdan çeviremezsiniz!
”*

 

*Armanc Kerboran 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.