Düşünce ve Kuram Dergisi

Demokratik Sosyalizm: Tanınmadan Evrensel Kuruculuğa

Cengiz Çiçek

 

“Hiç unutmuyorum. 52 yıl önce Ankara’da yeni çiçek açmış bir ağacın altında ilk toplantımızı yapmıştık…”

Abdullah Öcalan

 

27 Şubat 2025 tarihinde İmralı adasında sarfedilen bu sözü ilk duyduğunuzda, Kürt Özgürlük Hareketinin, Ortadoğu gibi bir coğrafyada Cumhuriyetin yaşının yarısı kadar, yarım asır boyunca ayakta kalmasının mucizevi başarısı üzerinde yeniden düşünüyor, ve yoğunlaşıyorsunuz. Kürt halk trajedisiyle de tekraren yüzleştiren bu yoğunlaşmada, kendinizi adeta şu şekilde mırıldanırken yakalıyorsunuz: “Bir halk, sadece ben varım; adım, dilim, kültürüm var’ demek ve varlığını sisteme kabul ettirebilmek için yarım asırdır bir mücadele yürütüyor.” Dile kolay, tanınma uğruna 52 yıllık mücadele!

Yarım asırlık bu mücadele dönemi, örgütsel ve toplumsal gerçekliğini sosyalizmi rehber edinerek inşa etme dönemi olarak da tarif edilebilir. Dışa-sisteme dönük tanınma mücadelesi, içe-Kürt toplumuna dönük kendisini tanımlama mücadelesiyle de iç içe geçmiş bir tarihtir söz konusu olan. Abdullah Öcalan liderliğinde, Kürt toplumunun özgürlük mücadelesi, aynı zamanda Kürtlerin toplumsal özellikleriyle yüzleşme, kapitalist modernite çağında koşulların olumlu-olumsuz yönlerini açığa çıkarma, dirilirken kendi tarihiyle de hesaplaşma mücadelesiydi. Tarih, toplum, kadın, devlet, iktidar, din, doğa gibi başlıklarda Kürt halk gerçeğini çözümleyen bu 52 yıllık maraton, ‘iç devrim’ yıllarıdır. İç devrim, Kürt’ün diriliş devrimidir.

Gelinen aşamada diriliş devrimi, yarım asır boyunca biriktirdiği toplumsal, ideolojik, politik ve kuramsal değerleri yüklenerek, özgürlük devriminin yolculuğuna çıkıyor. Bir nevi, kendi “sınırlarını” aşan ve ufkuna, dünyanın dirilişini gerçekleştiren tüm coğrafyalarını ve sosyal mücadelelerini koyan bir yolculuk. Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum çağrısını da tanınma uğruna verilen 52 yıllık mücadeleden evrensel kuruculuğa geçiş ve tüm anti kapitalist mücadele örgütlerini, halkları, ezilenleri de bu enternasyonale çağıran tarihsel bir eşik olarak değerlendirmek mümkün.

 

Demokratik Toplum Sosyalizmi

Bu yeni eşik, Kürt Özgürlük Hareketi ve lideri Abdullah Öcalan açısından ‘özgürlük dönemi’ olarak değerlendiriliyor. “Diriliş tamamlandı, sıra özgürlükte” şeklinde de ifadesini bulabilir. Diriliş devrimi, tarihsel bir mücadeleyle başarıldığı gibi özgürlük devrimi de aynı kararlılıkla bir mücadele dönemi olarak ele alınıyor. Yeni dönemin mücadele metotları, araçları yenilenirken, sosyalist değerlerle diriliş devrimini yoğuran Kürdistan Demokratik Devrimi, özgürlük devrimi hamlesiyle, bağrında biriktirdiği ideolojik değerlerini, Ortadoğu ve dünya ezilenleriyle, toplumlarıyla daha güçlü buluşturmaya hazırlanıyor. Bu enternasyonal buluşmanın anahtar kavramlarından birisi ve temeli olan Demokratik Toplum Sosyalizmidir. -ihtiva ettiklerinden ve farklı görüş açılarıyla değerlendirilmesinden bağımsız- günümüz kapitalist modernite çağ gerçekliğinde, sosyalizm mücadelesinde ısrar edilmesi bağlamında, sistem karşıtı tüm birey ve güçlerce değeri bilinmesi ve omuz verilmesi gereken bir yaklaşımı fazlasıyla hak ediyor. Öcalan, geliştirdiği yeni yaklaşımla bir kez daha insanlığın ancak enternasyonalle kurtulacağını muştuluyor. Bu muştulama aynı zamanda Öcalan’ı yeni bir aşamaya da taşıyor.

Abdullah Öcalan mutlak tecrit yıllarından sonra dış dünyayla ilk temaslarında, kapitalist modernitenin, toplumu toplum olmaktan çıkardığı günümüz dünyasında, Demokratik Toplum Sosyalizmi söylemiyle sahneye çıkışı, aynı zamanda insanlığa ait her türlü değerin iğdiş edildiği bu zaman diliminde  “Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” sözünün de ısrarlı takibi oluyor. Sovyet sosyalizminin çöktüğü yılların hemen akabinde, sosyalizme saldırıların adeta zirve yaptığı bir dönemde “sosyalizmde ısrar, insan olmakta ısrardır” diyerek sosyalizm savunuculuğunu, esen rüzgarın tersine yapan Öcalan, bugün de demokratik toplum sosyalizmi çıkışıyla savunuculuğunu, ideolojik-politik ve karşı-sistem hamlesi olarak daha üst bir aşamaya, yeni bir niteliksel aşamaya çıkarıyor. Yani demokratik toplum sosyalizmi, Kürt başkaldırısını, bölge ve dünya ölçeğinde kapitalizmin çatlaklarında gezinen sistem karşıtı tüm güçlerle buluşturma hamlesinin en başat kavramı olarak konumlandırılıyor. Bu hem Kürt sorununun özgürlük temelli çözümün ideolojik anahtarını sunuyor hem de İmralı’da kaleme aldığı beş ciltlik Demokratik Uygarlık Manifestosu adını verdiği, anti-kapitalist el yazmaları metinlerini pratik bir mücadele hattıyla buluşturuyor. Bu yönüyle Demokratik Toplum Sosyalizmi ve bunu içeren tarihsel çağrı, son Kürt isyanın geldiği yeni evre için bir sonu, son ise yeni bir başlangıç oluyor. 52 yıllık örgütsel birikim, bu haliyle yalnızca bir örgütün biriktirdikleri değil Hareketin, toplumun toplum olma mücadelesinin bir veçhesi olarak ele alınabilir.

 

Yarını Bugünden Kurmak

Kabul etmek gerekir ki Öcalan, geliştirdiği Demokratik Toplum Sosyalizmi anlayışıyla, Marksizm ve sosyalizm mücadelesi tarihinde uzun yıllar sürecek bir tartışma dönemini de ardına kadar açmış görünüyor. Belki bu tartışma, tıpkı 1. Enternasyonaldeki farklı görüşlerin karşı karşıya gelmesi sonucunda, Bakuninciler ve Marksistler arasındaki tarihsel yarılmaya benzer; demokratik toplum sosyalizmi ve ulus-devletçi sosyalizm anlayışını savunanlar arasında da tarihsel bir gedik açacak. Bunun seyrini tarihin belirleyeceğini de not ederek; bugünden, farklı yaklaşım sahiplerinin bu tartışmayı, Marksizmin ve sosyalizm mücadelesinin içinden bir tartışma olarak ele almasının en doğru yaklaşım olduğunu belirtmekle yetinelim. Daha somut bir ele alışa yönelecek olursak, Öcalan’ın geliştirdiği Demokratik Toplum Sosyalizmi, ana akım doktriner sosyalist paradigmadan kimi başlıklar üzerinden bir farklılaşmaya işaret eder. Öcalan paradigmasının en ayırt edici özelliği ise özellikle tarih, iktidar, devlet, sınıf, kadın ve ekoloji başlıklarında geliştirdiği özgün okumalardır.

Özellikle Kürt sorunu gibi ulusal sorunların, Kendi Kaderini Tayin Hakkı bağlamında ele alındığında Abdullah Öcalan, devletin bir çözüm ve komünizme geçişte bir kurtuluş aracı olarak görülmesini, Marksizmin eksikliği olarak görür. Ezilenlerin ve sömürülenlerin kurtuluşunun devleti ele geçirmekle sınırlandırılmasının, günün sonunda tüm özgürlük iddialarına rağmen tıpkı kapitalist modernite güçleri gibi toplumun özgürlük alanını baskı altında tutmakla ve ona yabancılaşmayla sonuçlanacağını savunur. Devletin, proletarya diktatörlüğü adı altında işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesiyle birlikte, zamanla sönümleneceğini ifade eden geleneksel Marksizmden, devletin ele geçirilmeden de demokratik toplum, komünal örgütlenmelerle mücadeleyle sınırlandırılabileceğini, sönümlendirilebileceğini ileri sürerek farklılaşır. Sınıfa karşı sınıfı aşırı zorlama olarak değerlendirmesinin altında ise burjuvaziye karşı mücadele aracının yine kapitalist modernite güçlerinin araçlarıyla-devlet gibi-yanıt oluşturma arayışının yattığını düşünür. Kapitalist modernitenin araçlarıyla sisteme yanıt oluşturmaya çalışanların, tüm karşı modernite iddialarına rağmen, kapitalist modernite içine hapis olacağını ve onu sistemsel olarak yeniden üreten bir aygıta dönüşeceğini iddia eder. Yaşanan sosyalist deneyimler, bunun dersleriyle yüklüdür. Ancak “yaşanan budur, öyleyse yanlışlanmıştır” kestirmeciliğine de hapsolmak önemlidir. Elbette yaşanan deneyimde devletin sönümlenme süreci olarak formüle edilen proletarya diktatörlüğü sürecinde, sönümlenenin devlet değil, tersine bürokratik sosyalizm, devletçi sosyalizm inşasıyla toplumun komünal, ortaklaşmacı, özgürlükçü, eşitlikçi değerleri olduğu, topluma yabancılaşmanın, toplumculuk olamayacağı bu dramatik deneyimler üzerinden çok net görüldü. Anlaşılan o ki Öcalan, sınıfa karşı sınıf yerine devlete karşı komün önermesini geliştirirken bu tehlikenin de oldukça farkında olarak hareket ediyor. Öcalan, Demokratik Toplum Sosyalizmi anlayışıyla sermayenin, iktidar yoğunlaşması olan devletin karşısına, toplumun karşı-zihniyet, karşı-araçlarla öz örgütlenmelerini sağlayarak, iktidar birikiminin, iktidar yoğunlaşmasının önüne geçen komünü yerleştiriyor. Demokratik Komünler Birliği kavramıyla da kapitalist modernitenin devletçi sisteminin karşısına demokratik modernitenin komünal sistemini kuruyor. Bu yönüyle de komün, Öcalan paradigmasında sadece güncel bir mücadele aracı olarak değil bir sistem olarak içerik kazanıyor. Ancak başta Rojava devrim deneyimi olmak üzere, tıpkı reel sosyalizm şahsında kritiği edilen ulus-devletçi sosyalizm gibi, demokratik toplum sosyalizminin de eldeki veriler ışığında kritik edilmesi, önemli bir kuramsal görev olarak da karşımızda duruyor. Daha somut bir ifadeyle iktidar ve devlet çözümlemesi üzerinden uygulanan sosyalizmle, arasına mesafe koyan Demokratik Toplum Sosyalizminin kendi yaşadığı ve yaşayacağı pratik süreçlerde, iktidarcılık ve bürokratizmle ne düzeyde mesafelendiği, mesafeleneceği de şüphesiz aynı soğukkanlılıkla irdelenecektir. Aslında bu tartışma başlı başına kuram ve onun uygulaması arasındaki ilişkisellik ve açı farkıyla ilgili tartışmayı zorunlu olarak açıyor. Hakeza bu bakış açısından hareket ederek şöyle bir tartışma başlığı açmak da zihin açıcı olabilir: proletarya diktatörlüğü olarak tarif edilen ve sınıfın çıkarlarını, devletin sönümlenmesi sürecinde, iktidarı elinde tutarak sağlayan somut bir politik özne önermesi karşısında Demokratik Toplum Sosyalizminin önerdiği komün ya da Demokratik Komünler Birliği, sermaye, iktidar tekelleri ve devlet karşısında yürüttüğü gündelik mücadelede, politik hegemonyayı nasıl tesis edecek, sistemini nasıl inşa edecek? Gelecekteki proletarya diktatörlüğü yerine ikame edilen komün ve bu komünlerin konfederal birliği, sözün, politikanın ve eylemin hegemonyasını hangi araçlar, ilişkiler ve özneler üzerinden kuracak? Bu kadar merkezileşmiş uygarlık güçleri karşısında iktidarı, merkezileşmeyi dağıtan bir sistem, günümüz dünyasının zihin kodlarının aradığı geleneksel mücadele araçlarının dışına çıkarak rolünü somut olarak nasıl oynayacak? Bu sorular, toplumsal mücadeleleri, sosyalizmi bir bilim olarak ele alan ve bu tartışmaları son derece maddileştirerek, somutlayarak doğruya en yakını açığa çıkarma faaliyetleri kapsamında değerlendirilmelidir.

 

Demokratik Modernite

Somutlaşması, netleştirilmesi gereken bir diğer başlık da Demokratik Toplum Sosyalizminin Demokratik Modernite kuramı ile ilişkisidir. 27 Şubat çağrısıyla birlikte Öcalan, yeni bir paradigma önerisi yapmamaktadır. Aksine beş ciltlik Demokratik Uygarlık Manifestosunun içeriğine uygun olarak daha somut açılımlar yapıyor. “Zorba ve sömürgen güçlerin dışında kalanların-tüm dünya ezilenlerinin-evrensel tarihinin sistemi” olarak tanımlanan demokratik modernite kuramının içi, demokratik toplum sosyalizmiyle dolduruluyor. Bu bağlamda, demokratik toplum sosyalizm yaklaşımının dayandığı temel sütunları şöyle sıralayabiliriz;

1. Demokratik Konfederalizm: Ulus-devlete dayanan siyasi forma alternatif olarak öne çıkmaktadır. Devlet dışı mücadele ya da örgütlenme formu olarak da ifade edilebilir. Hem Kürt meselesinin Ortadoğu’da sınır-aşımı bir perspektifle çözümünü içermektedir hem de başta meclis, komün, konsey gibi örgütlü toplum ya da doğrudan demokrasi araçlarının kendi aralarındaki ilişkisinin düzenlenme biçimi olarak önerilen bir demokratik siyaset aracıdır.

2. Demokratik Ulus: Homojenleştirici, kapalı, iktidarcı, cinsiyetçi ve milliyetçi ulus-devletçi anlayışa karşı dayanışma ve özgürlük bilincini esas alan, açık toplum ilkesine dayanan bir çözüm seçeneği olarak sunulur. Bu özellikleriyle demokratik ulus çözümü, demokratik toplum sosyalizminin enternasyonalist karakterini belirleyen temel sütunlardandır.

3. Kadın Özgürlükçü Çizgi: Demokratik toplum sosyalizminin Marksizme ve uygulanan sosyalist pratiklere en net, devrimci katkı sunan ilkelerden birisi olarak nitelendirilebilir. Hem toplumsal hayatın tarihsel toplum geleceğine uygun bir şekilde düzenlenmesi hem de sosyalizmin, anti kapitalist karakterli sistem olarak kendisini yeniden inşasında, binlerce yıllık kadın komünalitesine dayandırması bağlamında hayatidir. Bir nevi demokratik toplum sosyalizminin toplumsal özgürlük ilkesidir.

4. Ekolojik mücadele: Doğa-toplum ilişkisini canlılar dünyasının özüne en yakın hale getirme çabasıyla, kapitalizmin doğaya dışardan müdahalesine de set çekmektedir. Doğanın metalaştırılmasına karşı mücadele, aynı zamanda insanı da meta olmaktan çıkarma mücadelesidir ki, bu da demokratik toplum sosyalizminin yaratmak istediği özgür toplum formunun bir başka temel ilkesi olmaktadır. Üretim ilişkilerini, doğayla uyum üzerinden temellendirir.

 

Sosyalizme Bir Soluk: Rojava Devrimi

Her şeyden önce Öcalan’ın “tanınma başarılmıştır” başka bir ifadeyle “varlık mücadelesi kazanılmıştır” tespiti, Rojava’yı da içine alan bir tespit olarak değerlendirilebilir. Kürt halkının varlığının tartışma konusu olmaktan çıktığı bu dönem, aynı zamanda Kürt özgürlük hareketinin de bölge ve dünya siyasetinde muhatap alındığı, bir denge-güç olarak kabul edildiği bir dönem olarak kayıt altına alınmalıdır. Rojava devrimini, Öcalan’ın tanınma tespitini kuvvetlendiren önemli tarihsel bir kazanım olarak değerlendirmek mümkün. Yanı sıra Rojava, tıpkı reel sosyalizm gibi “reel PKK” kritiğinin en sağlıklı yapılacağı pratik sahalardan birisi olarak daha derinlikli, çözümleyici yaklaşımları bekliyor. Bu yönüyle demokratik toplum sosyalizmi, teoriyle sınırlı kalmayan, pratik deneyim sahası olan bir model olarak da daha somut değerlendirmelerin de konusu olacaktır. Rojava deneyiminin savaş ortamında bir sistem geliştirme zorluğunu da hatırlatarak, demokratik toplum sosyalizminin, savaş koşullarında bile geliştirilme potansiyeli taşıdığını görmek, kabul etmek önemlidir. Barış ve demokratik toplum sürecinin yaratacağı olanaklar ve Kürt Özgürlük Hareketinin yarım asırlık tecrübesiyle buluştuğunda, demokratik toplum sosyalizm mücadelesinin, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ciddi bir gelişim kat edeceği yüksek olasılıktır. Rojava’da hayata geçirilen pratiklerle birlikte bu yaklaşım, yalnızca teorik değil, yaşayan bir alternatif sistem olarak da dünya sol hareketlerine, sosyalizm mücadelesine yeni bir ilham kaynağı olmuştur, olacaktır.

Neticede, demokratik toplum sosyalizmi bağlamındaki arayışları, tartışmaları ve Rojava başta olmak üzere ortaya çıkan politik kazanımları, gerek Kürt Hareketi bağlamında gerekse sosyalizm deneyimleri, mücadelesi bağlamında ideolojik mücadelenin bir kazanımı olarak değerlendirmek mümkündür. 50 yılı aşkın mücadelede sosyalizmi, sosyalist düşünceyi, ahlakı ve yaşam tarzını kendisine rehber edinmiş, özgün yürüyüşünü buna göre pratikleştirmiş, biçimlendirmiş bir hareketi, bu ideolojik ısrar ve onun politik kazanımları üzerinden ele almak, yorumlamak, en nesnel yaklaşımlardan birisi olacaktır.

 

Devrimler İçin Yeni Başlangıçlar

Demokratik toplum sosyalizmi, Türkiye’de inkarcılığa kaybettiren ve kurucu lideri Abdullah Öcalan’ı devletin muhatabı kıldıran; Rojava’da belli bir toprak parçasında kendi sistemini inşa eden ve yeni Suriye’nin siyasi yol haritasında kurucu aktörlük durumu gelişen; Irak’taki Federe Kürt yönetimiyle ve oluşumlarıyla ulusal birlik politikasını geliştiren; İran’da “Jin Jiyan Azadi devrimi”nin potansiyelini biriktiren Kürt Özgürlük Hareketinin, özgürlük devrimi döneminin temel kurucu programını ve pratiklerini sunan bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Bir başka değişle tanınma sonrası, diriliş devrimi sonrası, özgürlük devrimi için, yeni devrimler için yeni başlangıç olarak ele alınabilir. Bu anlamda yeni pratikler için yeni kurucu örgütlenmeler döneminin de başlangıç kılavuzu olarak görülebilir. Demokratik toplum sosyalizmi, bağrında taşıdığı devlete karşı komün önermesiyle devrimi, devletin ele geçirilmesini beklemeden an’da yapan ve sistemini devlet dışı kuran yaklaşımıyla öne çıkıyor. Bu yaklaşım, başkaca sosyalizm anlayışlarıyla eleştirel bakmakla beraber, birlikteliği de kesişimsellik yaşadığı ölçüde sürdürüyor.  Aynı zamanda onları da toplumsal devrime bugünden başlamaya davet ediyor. Bir nevi “yarının devrimleri için bugün devrim, hergün devrim!” diyerek, devrimini bugünden örerek kazanıyor ve yarına bırakmıyor.

Bu yaklaşımını da sadece Kürt komünarlarıyla sınırlı tutmayarak, devrimin mekânsal ölçeğini genişletiyor, enternasyonal hüviyetini güçlendiriyor. Bu da bir nevi tanınma uğruna mücadeleden evrensel kuruculuğa olarak tanımlayabileceğimiz bir devrimsel hamle olarak heyecan uyandırıyor. Devletçi uygarlık karşısında, demokrasi ve özgürlük yolunu arayan, dünyanın tüm ezilenlerini ve halklarını devleti, devletçi ilişkileri ve onun zihniyet kalıplarını bugünden kendi içinden yıkmaya davet ediyor. Dolayısıyla sadece bir reel sosyalizm eleştirisi olarak değil, 52 yıllık maratonunun da bir çıktısı olarak, demokratik toplum perspektifiyle toplumun, toplum olmaktan çıkarılmak istenmesine karşı toplumculukta, sosyalizmde ısrar ediyor, kurarak devleti sönümlenmeyi teklif ediyor. Tıpkı kimi sosyalizm deneyimlerinde olduğu gibi “toplum, toplum olarak kalmayı başaramadıkça kendi devrimini kendi elleriyle yıkar” diyor. Demokratik toplum sosyalizmi bu yönüyle devrimi toplumun eseri kılmaya çalışarak, sosyalizmi yaşanacak sosyalizm değil yaşayacak sosyalizm olarak kurmaya özen gösteriyor.

                                                                                                  

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.