Tarihin en zifiri karanlığında dünyanın ezilen hakları için kader tayin edici tarihsel eşikler hep yaşandı. Özgürlük umudunu kaybetmeyen ve bunun için savaşanlar her daim bu tarihsel eşikten başarıyla geçti. Tarihin iki ana nehir olarak akmasında rol oynadı. Yüzyıllara damgasını vuran ve insanlığın hala ütopyası olan bu ana nehir çorak toprakların özgürlük ütopyası demokratik sosyalizmdir.
Bu bağlamda rönesans, reformasyon ve aydınlanma, halkların özgürlük mücadelelerinin sonucunda gerçekleşti. Ancak burjuvazi bu mücadeleyi hile ile sapmaya uğrattı. Tarihin akışını önemli oranda değiştiren bu akımlar, demokrasinin ruhunu ve umudunu besledi. Demokrasinin en yaşamsal olduğu alan ise şüphesiz komünallerdi. Komünsüz toplum, demokrasi dışı kalmış toplumdur. O halde tarihsel akışa baktığımızda, özellikle de rönesans, reform ve aydınlanma akımlarının halkın komün bilinciyle kazanıldığını söylemeliyiz. Komünler gökten zembille inmedi veya kapitalizm gibi sonradan icat edilmedi. Komünler toplumun en eski örgütlenme modeli ve bir arada yaşama kültürünün sistemidir.
Mezopotamya’nın ilk halklarından olan Kürtlerin, komün bilinciyle yaşadıkları inkar edilemez bir hakikat. Mezopotamya’nın tüm renklerinin, seslerinin, dillerinin, inançlarının, kültürlerinin bir arada barışçıl yaşamasının komünal bilinçle bağı var. Komünalitede toplum birbirinin inkarı üzerinden değil birbirinden beslenerek, dayanışma içinde yaşamını sürdürüyor.
Kapitalist ve eril akıl nasıl ki toplumu birbiriyle çatıştırıp yönetme gücünü elde etmiş ve bunun için ilk olarak komünlere saldırıp ortadan kaldırmışsa, bugün yaşanan sistem krizine karşı çözümü de Mezopotamya halklarının komünal yaşamının örgütlenmesinde aramalıyız. Komünal sistem inşasının öncülüğü ise kadında. Kadın doğasına en uyumlu olan komün sistemi, çatışma ve yok etmekten ziyade birbirini büyüten, besleyen, vareden ahlaki ve politik bir değerler sistemi olarak görebiliriz.
Komünal Örgütlülük
“Kaos aralığında, 12. Yüzyıldan 18. Yüzyıla kadar etkin olmak üzere 20. Yüzyılın ortalarına kadar etkisi azalarak ulusun komünal konfederal yönetimleri de görülebilmiştir. İtalyan kent komünleri, Fransız mahalle seksiyon örgütlenmeleri ve komünleri, Amerika kasaba meclisleri, İspanya şehir komünarları, İsviçre konfederasyonu, REN birliği, Ortadoğu’daki etnik ve mezhep gruplaşmalarına dayalı ‘dervişan cumhuriyetler’ vb. ulusun yönetim organizasyonu olarak varlık göstermişlerdir. Tüm bu hareketlilik ve oluşumlarda önemli bir özgür birey duruşu görmek mümkündür. Birçok ulusal, sınıfsal kavganın içine sızmış veya bazen direkt karakter veren bir özellik olarak kendi yaşadığı yeri, kendi kararını kendi alma hakkını savunma, merkezi iktidar-devlet unsurlarına karşı mücadele etme yaşanmıştır. Kadının, kültürlerin, kimliklerin, etnisitelerin vb tüm özgürlük ve eşitlik mücadelesi aynı zamanda özgür birey olma, özgürlük ve eşitliği sağlama arayışıdır.” (Atakan Mahir,Yurttaş Hareketi)
Paris Komünü
Mezopotamya halkları komünal yaşam kültürünü yıllarca yaşadı. Bu kültür dünyanın farklı yerlerine yayıldı. Mezopotamya’dan başlayarak dünyayı sarmalayan komün kültürü sosyalist devrimlere de ve ayaklanmalara da ilham kaynağı oldu.
Komünlerden ilham alan Avrupa’daki en güçlü deneyimlerden biri de Paris Komünü’dür. Paris Komünü, 18 Mart’tan 28 Mayıs 1871’e kadar ömrü kısa ama etkisi yıllara yayılan bir olaydır. Paris Komünü, resmî anlamda 1871 baharı boyunca iki ay iktidarda kalmış, yerel bir yönetimdir. Paris Komünü İle başlayan sosyalist mücadele, 1917’de Ekim Devrimi’nin zaferine yol açtı.
Paris Komünü öncülüğünde ayrımcılığa ve cinsiyetçiliğe karşı mücadele eden feminist kadınlar da yer aldı. Nisan 1871’de, Paris Komünü kurulduktan üç hafta sonra, Fransa’nın başkentinin duvarlarında bir asılan afişte “Kadın vatandaşlar, mevcut sosyal düzenin kendi içinde fakirliği ve özgürlük ile adaletin topyekûn ölümünü barındırdığını biliyoruz… Tehlikenin yakında ve düşmanın Paris kapılarında olduğu bu anda tüm halk, bütün ayrıcalık ve eşitsizlikleri bitiren Komün’ü desteklemek için birleşmeli”. Bu afişle Paris’te yaşayan kadınlar için artık hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Komünlerde yer alan kadınlar, kadın ve erkek eşitliği için olduğu kadar ortak düşmanlarına karşı da en ön cephelerde tüm mevzi ve barikatlarda savaştı.
Komünü yıkan Semaine Sanglante (kanlı hafta) sırasında, 25 bin kadar Parisli ordu tarafından öldürüldü ve yüzlercesi kadın olmak üzere, 40.000’den fazlası esir alındı.
Hükümet, çok daha fazla kadının komünü savunmaktan suçlu olduğuna inanıyordu, ancak onları bulamadı. Sonunda 168 kadın yargılandı ve cezalandırıldı. Binlerce kadına ise sürgün dışında hiçbir yol bırakılmadı. Komünün intikamını kadınlara çok ağır ödettiler.
Dünyada nerede olursa olsun yaşanan tüm komünlerin ruhları ve bıraktıkları izler hala kulaklara bir şeyler fısıldıyor. Özgür bir yaşamı fısıldıyor. Bu canlı ruhu anlamak için komünlere tekrar dönmeye ihtiyaç var.
Komünler halkın ihtiyaçları üzerine kurulur. Bir sokakta yaşanan güvenlik sorunundan veya bir yeme içme sorununa kadar yaşanan ortak ihtiyaçları karşılamak için komün kurulabilir. Önemli olan kurulan her komünün mahallenin, sokağın, köyün nerede olursa olsun kurulduğu yerde sorunları çözme odaklı olmasıdır.
Önemli olan kurulan komünlerde halkın temsili, yönetme, yürütme ve karar sahibi olmasıdır. Komünler kuruldukları yerlerde ister köy olsun, ister mahalle olsun güvenlik, ekonomik, siyasal, sosyal tüm yaşam alanlarına dönük bir özyönetim gücüne kavuşmayı hedeflemelidir. Halkta gelişen komün bilinciyle ve inşa edilen komünlerle toplum, devlete ihtiyaç duymadan kendi ihtiyaçlarını tespit edip çözümde ortak güç haline gelir. Aktif ve dinamik bir toplumda devletten her şeyi bekleme, kendi ihtiyaçlarını bile çözmesi için başkasına sorumluluğu atma sorunları da ortadan kalkar.
Böylece komünal yaşayan halk, yaşadıkları sorunları çözmek için daima bir mücadele içinde olur. Bununla da yetinmez demokratik yaşamı inşa eder ve kendisinin yönettiği sistemin de en güçlü koruyucusu olur. Demokratik sistemi inşa etmekle yetinmeyeceği gibi en iyi şekilde denetlemeyi de öncelikli görevi kılar.
Devlet dışı bir yapılanma olan komün, devlet otoritesiyle ilişkilerini özgürlük, eşitlik ve demokratik birlik temelinde düzenler. Komünler kendi meşruiyetini kabul ettirmek için mücadele etmek gibi bir hakka da sahiptir.
Bu nedenle komünlere katılım her şeyden önce gönüllü katılımdır. Hiçbir birey zoraki ve dayatmayla komün üyesi olamaz. Komünlerin başarılı ve meşru bir toplumsal zemine dayanması tamamen gönüllülüğe dayanır. Yani gönüllü katılım, gönüllü özgür yurttaş olmaktan geçer.
Komünde gönüllü çalışan birey, komünal düşünce tarzına hakim olduğu için sadece kendi sorununa odaklanmaz. Çevresinin sorunlarını da kendi sorunu olarak görür ve o komünde yer alma hakkına sahip olur.
Komünal Ruh
Ruh olmadan beden hiçbir işe yaramaz. O nedenle önce komünün ruhu yaratılır. Komün ruhunu yaratmak, komün kurmak kadar önemli. Komünün eğer bir ruhu yoksa komün duygusu da şekli kalır ve zamanla ilkelerine ters düşer. Komünlere yapılan her türlü dıştan gelen saldırılara en büyük cevap komünal ruhu korumaktan geçer.
Komünler, sadece kaba şematik bir sistemden oluşmuyor, en önemlisi de ortak ruhtan oluşuyor. Bu komün ruhu sadece insan odaklı bir ruh değil, aynı zamanda ekolojik ve evrensel bir ruhtur. Mikro evrenin komünal ruhuyla makro evrenin komünal ruhuna ulaşılır. Birey komünalleştikçe, toplumda komünal bir varlığa dönüşüyor. Komünleşen toplumun, komünal bir dünyaya dönüşebilir. Bu söylem bir ütopya değil, deneyimleriyle ispatlanmış ve yaşanmış bir hakikat. Bu ruhu en iyi hisseden, hissettiklerini paylaşan ve bunu ortak birlikteliğe dönüştüren ve buna öncülük eden ise kadındır. Kadın evrenindeki komünal ruh, neolitikteki komünal sistemle sadece örnek vermek yerine bugün yok edilme tehlikesiyle yüz yüze kalan doğal yaşayan toplumlarda da görebiliriz. Kapitalizmin büyük hedefi, komünal ruhu canlı yaşayan toplumları yok etmek ve tarihteki izlerini silmektir. Bu nedenle Kürtler ve Kürt kadınlarının komünal yaşamı kapitalizmin en önemli hedefi olduğunu unutmamak gerekir.
Komünün üretim süreçleri her şeyden önce ekolojik bilinçle inşa edilir. Ekolojik bilinç olmadan yapılan her üretim insana ve doğaya zarar verir. Ekolojik düşünen ve ekolojik yaşayan komünler, ekolojik üretimlerde bulunur. Ekonominin ekolojiyle, ekolojinin de ekonomiyle buluştuğu ortak zemin yine komünler oluyor. İnsan aklının doğaya ihanet eden bir varlık olmaktan çıktığı ve kendini doğanın bir sömürgecisi değil de bir parçası olarak gördüğü düzlem yine komünlerde başarılabilir. Toplumsal akıl, erk zihniyetinden arınarak bir komünal akıl haline gelir. Duygusal olduğu kadar analitik ve analitik olduğu kadar da duygusal bir akıldır komünler.
Komün aklı; ekolojik ve kadın aklıdır. Hem çocuktur hem yaşlıdır. Hem geçmiştir hem gelecektir. Hem bilimseldir hem de gelenekseldir. Hem politiktir hem de siyasaldır. Hem realisttir hem idealisttir. Öngörülüdür. İlerlemecidir. Dogmatik olamaz ve dar kalıplara sığdırılamaz. Esnek olduğu kadar kapsayıcıdır. Tüm dinlere, dillere, kültürlere, fikirlere, ideallere ve bireylere açıktır.
Komünlerde hiçbir karar kapalı kapılar ardında alınamaz. Özel ve tekil değildir. Bu nedenle de komün kapısı herkese açıktır. Demokratik işleyişi de bu açık kapıdan gelir. Tekçi değil, çoğulcudur. Kararlar da çoğulcu bir mekanizmadan alınır. Yerel demokrasinin şah damarı demokratik komünlerdir.
Rojava’da Komünleşme
21. Yüzyılda dünya bir uçuruma doğru hızla sürüklenirken Rojava’da gerçekleşen devrimin insanlığa umut ışığı olmasının en büyük nedeni komünlerdir. Rojava’da komün sisteminin nasıl inşa edildiğini belirtecek olursak; sokaklarda ve köylerde kurulan komün örgütlülüğünün şehirlerdeki temsili mahalle ve kent meclisleridir. Kentlerin ortak yönetim ve karar organları komünlerden oluşan mahalle ve kent meclisleridir. Kentin seçilmişlerinden ve komün temsilcilerinden oluşan kent meclisleri, demokratik işleyişe dayalı, ortak karar alma mekanizmasına bağlı, kendi tüzüğüyle çalışan, iş bölümü yapan, tekçilikten uzak, çoğulcu bir karar alma organıdır. Her komün bir meclis işleyişine tabii olduğu gibi her meclis de kendi içinde bir komün olarak anlam kazanır.
Kent meclisleri komünlerle sıkı bağ içinde çalışır. İç işleyişinde meclis tarzı ve komisyonlara dayalı çalışma esasları işletilir. Nasıl ki köy ve sokaklarda komün, halkın kendisini doğrudan yönetmenin organları ise, kent meclisleri de şehirde halkın kendisini doğrudan yönetmesinin organları haline getirilir. Seçim, seçilme, görev yürütme ve görevden alınma demokratik esaslar temelindedir.
Devletsiz bir sistem içinde inşa edilen komünlere ilişkin Abdullah Öcalan şu tanımlamayı yapıyor: “Komün kendi kendini yönetmenin adıdır. Demokratik sosyalist yaşamın, ortaklaşmanın, üretmenin özyönetim birimleşmeleridir. Yani kendi yaşamını devlete bırakmadan, -sosyalist devlet bile olsa- veya herhangi bir partiye, yapıya irade teslimi yapılmadan yaşam organizasyonunu tüm alanlarda yapabilmektir.”
Rojava’da demokratik özerk yönetim sistem modeli 2014 başında ilan edilse de tarihsel geçmişi çok daha köklüdür.
Yıllarca sol gruplar ve milliyetçi Kürt grupları Suriye ve Rojava’yı sadece bir geçiş güzergahı olarak kullandı. Rojava, halkın kapısını çalan her devrimciye kapısını açtı. Sadece kapısını açmakla da yetinmedi. Aynı zamanda yardım etti, hizmet etti, korudu, sakladı, yer verdi. Bu kadar derin bir soykırımdan geçirilen ve Arap Kemeriyle boğulmaya çalışılan Rojava halkının kaderi Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu’ya geçişiyle değişti.
Öcalan, yaklaşık 20 yıl kaldığı Ortadoğu sahasında en önemli çalışmalarından biri de Suriye ve Rojava’da yürütmüş olduğu halkı örgütleme faaliyetleridir. Halkta özgürlük bilinci ve kimlik bilinci yarattı. Rojava bir arka bahçe olmaktan çıkıp, kendi devrimi için savaşan bir halk gerçekliğine kavuştu.
Özgürlük Hareketi özellikle 90’lı yıllardan itibaren Rojava’da komünlere dayalı bir toplumsal örgütlenme ve bilinçlenme mücadelesini en güçlü şekilde verdi. Rojava Devrimi bu mücadelenin bir sonucu olarak doğdu. Tarihsel hafıza ve tarihsel bir mirasa sahip olan bu devrimin kazanımları da bedelsiz olmadı. Bu tarihsel kazanımlarda en büyük bedeli kadınlar verdi. Kadınlar inşa edilen sistem en güçlü savunucusu ve yürütücüsü.
Komünler, uzun yıllara dayalı halk örgütlenmesinin birikim ve mirasıdır. Bugün kurulan komünler 1990’lı yıllarda PKK’nin halk örgütlenmesinin ilk örgütlenme sistemiydi. Kadın, gençlik, emekçiler, öğrenciler, esnaflar vb. kesimler komünler kuruyor, kendini eğiterek örgütleniyordu.
BAAS rejiminin Rojava’ya yönelik yürüttüğü kimliksizleştirme ve ekonomik ambargo politikalarına rağmen Rojava’da halk, komünlerini kurmaktan vazgeçmedi. Ve elbette kazanan da o yasaklı günlerde kurulan komünler etrafından örgütlenen halk oldu.
Yasaklara aldırış etmeyen halkın kurduğu komünler, bugün devrimle inşa edilen Demokratik Ulus sistemiyle dünya halklarının umudu oldu.
Ulus-devletlerin Ortadoğu ve Suriye’de kaos ve savaşlarla her gün insan ve doğa üzerinde yarattığı tahribatlar gün gibi ortada. Tarihin ana beşiği olan bu topraklar, umudun tükendiği bir coğrafyaya dönüştürülmek isteniyor. Ancak bunca kaos ve savaş içinde Rojava devrimi, demokratik komünal sistem sayesinde ayakta durabiliyor. Çünkü Kürt halkı, komün inşasına elverişli bir halk.
Komünler yaşamın demokratik ve adil bir şekilde yönetme kültürünü de yarattı. Çünkü komünler ve meclisler halkın kendini özgürce ifade ettiği, düşüncelerini tartıştığı ve yaşadıkları sorunlara çözüm gücü olduğu bir sistemdir.
Rojava’da Baasçı rejimin zihniyetinden arınmak da öyle kolay olmadı. Üretimden koparılan halkın yeniden üretimle buluşması bile bir mücadele gerektiriyordu. Pasifleştirilmiş, hayalleri gasp edilmişti. Halk şimdi komünler sayesinde üretimin merkezinde yer alıyor; aktif katılıyor ve hayallerini gerçekleştirebiliyor.
Rojava Devrimi gerçekleşmesinin ardından inşa edilen Demokratik Özerk Yönetimi’nin temel ayaklarından biri komünlerdir. Komünler toplumun bütün kesimlerin kendini örgütleme aracıdır. Komünler köy ve mahallelerden başlayarak en üst düzeye kadar halkın iradesini temsil ediyor.
Komünlerin kuruluş amacı ve ilkesi toplumu Demokratik Özerk Yönetim ilkesiyle yönetme sistemidir. Köy ve sokaklarda kurulan komünler sistemin yürütülmesinde hayati bir rol üstlenir. Yerelde komünler kurulmasaydı bugün Demokratik Özerk bir yönetim şeklinden söz edilemezdi.
Özerk Yönetimin ilk toplumsal örgütlenmenin ayağı komünlerdir. Halktan tüm kesimler kadınlar ve gençler başta olmak üzere hiçbir ayrım gözetmeksizin komünlerini örgütleyebiliyor ve komünler aracılığıyla yaşadıkları sorunlara çözüm gücü haline gelebiliyorlar. Her komün aynı zamanda demokratik siyaset bilincinin geliştiği bir zemindir. Her birey kendini temsilini komünde bulur. Komünlerin olduğu her yerde mahallenin ve köyün tüm sakinleri mutlaka siyasi ve toplumsal eylem gücünü de örgütler. Toplumsal ve siyasi mücadelesini de yürütür. Komünler aynı zamanda bir eylem gücünü oluşturur.
Halkın kendini yönetmesi ve karar alma mekanizmasına dönüşümü komünler sayesinde gerçekleşiyor. Komün demek aynı zamanda özgür irade ve özgür düşüncelerin bir araya geldiği mekanizma anlamını da taşıyor. Rojava’da devrimden bu yana halkın kurduğu komünlerde halkın özgür irade ve özgür düşüncesinin gelişmesi, komünlerde yürüttükleri demokratik tartışma kültürü ile bağlantılıdır.
Halk gündemini komünlerde belirliyor, siyasetçilerini komünlerde yetiştiriyor ve eylem gücünü komünlerde örgütlüyor. Mahallenin en ufak bir sorunu varsa tüm komün üyeleri bu sorunu çözmek için bir araya geliyor. Komün bünyesinde projesi olan herkes uygun görüldüğü taktirde desteklenir ve önü açılır.
Komünler eğitim, güvenlik, sağlık, barınma, beslenme, kültür, sanat, siyaset gibi vb. başlıklarda mahallenin veya köyün ihtiyaç gördüğü gündemlerle bir araya gelir, tartışır ve karara varır.
Rojava’da Kadın Komünleri
Rojava’da devrimin ilk günlerinden Demokratik Ulusun inşa edildiği bugünlere dek en çok dikkat çeken komünler tabii ki kadınlar tarafından kurulan komünler oluyor. Kadın komünleri, kadınların bir araya gelerek dayanışma, ortak üretim, kolektif yaşam, öz örgütlenme ve güvenli alan oluşturma amacıyla kuruldu.
Kuzey ve Doğu Suriye toplumsal sözleşmesinde de bir hak olarak tanındığı üzere toplumun her alanında eşit temsiliyet bir ilke olarak kabul edilir. Suriye’de kadınlar yıllarca baskıcı bir rejimle yönetildi. Hiçbir şekilde yönetme ve yönetilme hakkına sahip değildi. Rojava’da ise kadınlar komünlerden meclislere ve orduya kadar her alanda aktif yönetim mekanizmalarında yer alıyor. Söz sahibi olduğu kadar üretim, uygulama, uygulatma ve denetleme gücüne de sahip.
Kadınlar Rojava’da öz örgütlenmelerini komünler yoluyla gerçekleştiriyor. Ekonomi, kültür, sanat, siyaset vb. alanlarda kadınlar komünlerle, Rojava Devrimi’nin topluma nüfus etmesini sağlıyor hem de geleceğini daha güçlü örüyor.
Bir Komün Köyü: JINWAR
Rojava’da askeri, siyasi, ekonomik olarak her alanda öncülük yapan, devrim içinde devrim gerçekleştiren kadınların en önemli projelerinden biri de Jinwar’dır. Bu proje de öncelikle Abdullah Öcalan’ın projelerinden ilham alınarak, kadınların en önemli ihtiyacı olarak hayata geçirildi. Suriye’de bulunan kadın kurumları, Rojava Özerk Yönetimi ve KONGRA STAR tarafından ortaklaşa tartışılarak projelendirildi.
Kürt kadın hareketi tarafından 2018’de kuruluşu ilan edilen JINWAR, neolitik kenti Tel Xelef’in üzerinde kurulan bir köydür. Neolitiğin ruhunun canlandırıldığı Jinwar köyü, Demokratik Modernite çağının neolitik köyü olduğunu söylemek abartıya kaçmaz.
Tel Xelef kültürünün güncelleştirilmesidir Jinwar. Kadınlar, neolitiğin geçmiş ve bugününü Jinwar’da sentezleyerek yaşıyor. Neolitiğin yeniden doğduğu bir köy. Bu köyün, dünyaya en güzel şekilde neolitiği hatırlan bir yanı da var. Ama en önemli yanı da Jinwar’ın bir komün köyü olmasıdır. Uçsuz bucaksız buğday tarlaları ortasında uzaktan bakılınca görülmeyen, yaklaştıkça fark edilen bir köy. Buğdayın bereketi ve güzelliği göz doldururken bir anda Jinwar’a girildiğini fark edersiniz. Etrafında duvarlar yok, sınırlarda yok. Köy kurulurken ekilen ağaçlar büyümüş ve köyü ağaçlardan uzaktan fark etmek zor. Evler şirinler çizgi filmindeki komün evlerini anımsatıyor. Oval ve topraktan kapılmış. Köyde yapıların çoğunda köşeli yapı göremezsiniz. Kadınlar evlerinin tümünü kerpiçten yapmış. Her evin önünde bir bahçe payı var ve bu bahçeli alana her komün istediğini ekmeye hakkı var. Ekilenler arasında maydanoz, roka, tere, yeşil soğan, kırmızı biber, patlıcan, domates, şifalı bitki çayları da var.
Çocukların park alanı, havuz, ortak toplanma bahçesi Jinwar’da ilk dikkat çeken yerlerin başında geliyor. Çünkü hepsi çok renkli ve çok titizlikle korunuyor. Köyde mevsimsel döngülere göre ihtiyaçlarını belirleyen kadınların, el emekleri ve göz nurlarıyla sürekli bir üretim içinde oluşu, yüksek özgüven, bilinç, cesaret ve yetenek kazandırıyor. Jinwar’da ilk dikkat çeken ise çocuktan yetişkinlere elbirliğiyle yüksek moralle çalışmalarıdır.
O nedenle Jinwar kadınlar için bir yaşam modeli oldu. Jinwar, egemen erkek sisteminin mağdurluğuna itiraz eden kadınların özgür yaşam diyarı.
Bütün dünyanın kadınları içindir Jinwar. Kurulan komünal sistemde Kürt, Arap ve enternasyonal kadınlar yerlerini alıyorlar. Kadın Devrimi’nin kazanımlarının korunması ve geliştirilmesi için Jinwar Köy Projesi önemli bir rol üstlendi. Bu açıdan her halktan, dinden, mezhepten bulunan kadınların bir arada komünal bir yaşamı sürdürmelerinin büyük bir anlam derinliği var. Jinwar’da Xwebûnlaşma (kendi olma) ilkesiyle kadınlar komünal bir yaşamı ilmek ilmek örüyor.
Bir köy olsa da bir de sözleşmesi var Jinwar’ın. Jinwar’ın kurucuları inşa amacını şu şekilde özetlemişlerdi;
“Kurdistan’da özgür eş yaşamın geliştirilmesi, ahlaki ve politik toplum zemininin güçlenmesi, ekolojik ekonominin gelişmesi, tarih bilincinin kendi kökleri üzerinde canlanması, doğal tıp bilgeliğinin devam ettirilmesi, pedagoji eğitim yöntemleriyle çocukların büyütülmesi ve eğitilmesi, etik estetik bilgi ve yaşam anlayışıyla toplumsal ağların gözden geçirilmesi, kendini ve toplumunu yönetme sanatı olan politika ve siyasetin kadın bilinciyle yoğrulması, yaşam hakkı olan öz savunma bilincinin geliştirilmesi, bu temelde kadın ve çocukların yaşamının bütünlüklü ele alınması.”
Jinwar’ın sembolü Hermel’dir. Hermel otunun tanelerinden yapılan sembolün tarihi bir anlamı var. Doğal tıpta özellikle şifacı kadınlar tarafından kullanılan bu bitkinin yaklaşık 200 hastalığa iyi geldiği tespit edildi. Büyük bir şifa kaynağı olan Hermel ile yapılan sembol, doğal toplum döneminde kadının keşiflerinden biri olan takvimi de simgeler. 365 adet hermel tanesinden, 12 düzineden ve üst kısımda 4 parçaya bölünecek şekilde yapılır. Manası 365 gün, 12 ay ve 4 mevsimdir.
Diğer önemli bir yönü ise nazardan korunma ya da negatif enerjiyi uzaklaştırma amaçlı Ortadoğu halklarının (Kürt, Arap, Süryani, Keldani, Ermeni ve Türk) genelde evlerinin önlerine asmalarıdır. Halkların ortak bir kültürü olarak günümüze kadar kadın öncülüğünde gelmiştir. Doğal toplum döneminde bilge kadının binbir emekle elde ettiği icatları yine kadın öncülüğünde günümüze kadar ulaşmış olmasına rağmen kaybolmakla yüz yüze kaldı. Bu durumun farkında ve bilincinde olan Jinwar’daki kadınlar özellikle doğal tıbbın gelişmesi için ŞîfaJin çalışmasını yürütür.
ŞîfaJin’de doğal ilaçlar, bilge kadınların doğal tedavi yöntemleri ve önerdikleri bitkisel ilaçlarla şifa dağıtılıyor. Kadın doktorlar da tıbbi hizmette bulunuyor. ŞîfaJin çevre köylerden kadınların da başvurduğu bir yer. Kadınlar ŞîfaJin’e giderek ücretsiz tedavi olabiliyor.
Bu diyarda 30 ev, bir okul, komünal bir yemekhane, bir dükkan ve bir ŞîfaJin’in (Kadın Kliniği) bulunduğu köydür. Aynı zamanda köyde 5 de kooperatif var. Kadınlar, tarım ve hayvancılığa kadar 5 kooperatif kurarak, gelirlerini sağlıyor ve bu şekilde köyün tüm ihtiyaçları karşılanıyor. Köyde “Aşnan” adıyla kurulan fırından çıkan ekmekler, komşu köylerle de paylaşılıyor.
Girkunde, İteşane, Melek, Harba, Qirawan, Xezna, Cewzat, Delik veya Sersor gibi çevre köylerle, para yerine takas usulü bir ekonomik ilişki de kurulmuş durumda. Üretim komünlerinin çevre köylerle geliştirdikleri takas usulü ekonomi ilişkisi, Jinwar sisteminin toplum üzerindeki en somut etkisidir.
Eğitim komünleri aracılığıyla da köyde çocuklardan yetişkinlere kadar herkes eğitiliyor. Köy okulunda bir araya gelen kadınlar, düzenli eğitimlerin yanı sıra Kürtçe okuma-yazma da öğreniyorlar. Abdullah Öcalan’ın manifestosu ve savunmaları üzerine de eğitimler alan kadınlar, Sakine Cansız’ın “Yaşamım Hep Kavgaydı” kitapları okuyorlar. Öcalan’ın “Kadın ve Aile” kitabını hem okuyorlar hem tartışıyorlar. Yine Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta açıkladığı “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu” da Jinwar’da yaşayan her kadının en temel tartışma ve eğitim gündemlerinin başında yer alıyor.
Jinwar Akademisi’yle Xwebûnlaşma
Akademideki eğitimlerde esas alınan kadının bilinçlenmesi ve kendini tanıması sağlanarak kadının ruhuna ve yaşamına dokunarak değişim ve dönüşüm gerçekleştirilmeye çalışılır. Jinwar’da her kadının farklı bir yaşam hikayesi vardır. Eğitimlerde kendi yaşam hikayesini anlatırken, olay ve olguları sosyolojik olarak ele alıp çözüm üretmeye çalışıyorlar.
Jinwar’da kadınlar Xwebûn’laşma (kendi olma) yoluyla, zorlu olsa da, özgürlüğün bilincine varma serüveni güçlendiriliyor. Eğitimlerle açığa çıkarılıp kendi olma yolunda birbirine güç veriliyor.
Erkek egemen sistem akıl ve kültürüne dayalı bir toplumsal yapıda güvenlik de önemli ihtiyaçlardan biri. Köyün güvenliği her şeyden önce geliyor. Kadınlar köyde kendini güvende hissediyor. Meşru savunmaya dayalı güvenlik sisteminin kurulduğu köyde, kadınlar kendi öz savunmalarını alıyor.
Doğal yaşamın devam ettiği köyde elektrik ihtiyacı da güneş panelleriyle karşılanıyor. Böylelikle kadınlar güneşin enerjisiyle hem doğayı korurken hem de elektrik ihtiyaçlarını gidermiş oluyor.
Çocuklar İçin Dünyanın En Güvenli Yeri
Jinwar’da çocukların ve gençlerin de kendilerine ait komünleri var. Genç kadınlar karar ve planlamalarını komünlerinde tartışarak alıyor ve hayata geçiriyorlar. Burada genç kadınlar hem Jineoloji bilimi ile ilgili eğitimler görüyor hem de sanatsal eğitimler görüyorlar. Kendi üretimlerini özel günlerde misafirlere sergiliyor ve aynı zamanda Rojava’nın farklı kentlerinde davet edildikleri etkinliklerde hünerlerini sergiliyorlar. Jinwar’ın komün sistemi ve yapısal inşasında en çok rol oynayan genç kadınlardır.
Jinwar’da komünleşme çocuklardan başlıyor. Komün bilinciyle büyütülen çocuklar, komünlerinde demokratik, ekolojik ve komünal ilkelerin nasıl yaşam bulacağına dair kendi eğitim, oyun, kültürel etkinliklere dair kararlarını alıyor. Özellikle kendilerine ait yerlerinin olması çocukların da gençlerin de kendi olabilme ve öz iradelerini kazanabilmeleri açısından da önemlidir.
Çocuk komünün sözcüsü de çocukların kendi aralarında seçtiği altı yaşında bir kız çocuğu. Büyüklerin komün sistemi gibi onlar da haftalık tekmil alıyorlar. Hatta birbirleriyle komün arkadaşlığı kuruyorlar. Jinwar’da tüm çocuklar bütün kadınların. O nedenle çocukların komününde yemek ve kahvaltı sırası köyde yaşayan tüm kadınlar tarafından sırasıyla hazırlanıyor. Komünde çocukları eğitimiyle öğretmenleri ilgilendiği kadar köyde yaşayan tüm kadınların da sorumluluğunda. Çocuklar köyde güven içinde oyunlarını sokakta oynuyor, geziyor, isteği her an herhangi bir komünün kapısını çalıp o eve gidebiliyor. Gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki, çocuklar için dünyanın en güvenli yeri Jinwar’dır. Çocuklar sadece biyolojik olarak doğuran annenin değil, aynı zamanda komünün çocuklarıdır. Komünlerin en temel görevi, çocukları komün bilinciyle yetiştirmek.
Kadın özgürlük mücadelesinde önemli bir mihenk taşı olan Jinwar’da kadınlar kendilerini meclis şeklinde örgütledi. Komün ve meclis sistemiyle demokrasinin, eşitliğin, katılımcılığın, eleştiri ve özeleştirinin geliştiği, kendi kararlarını kendilerinin aldığı demokratik bir ortam oluşturuldu.
Bu köyde farklılıklar, her kadın, kendi rengi, dili ve kültürüyle yaşama katılır. Çok renklilik, çok dillilik ve çok kültürlülük önemli bir özelliktir. Doğrudan katılım ilkesi çerçevesinde her konu hakkında herkesin kendi anadiliyle söz söyleme hakkı bulunur. Köyün ihtiyaçlarının tespitinde, yaşanan sorunlara çözüm üretmede karar aşamalarına giderken özgür bir şekilde tartışma yürütülür.
Komünün en önemli özelliklerinden biri de kadınların, farklı din ve inançlara saygı duyması ve özgürce inancını yaşamasıdır. Mevcut durumda Müslüman, Êzidî, Hristiyan, Alevi inanç sahipleri köyde bir arada yaşıyor. Bugüne kadar kadınlar arasında inançlarından dolayı birbiriyle hiçbir sorun yaşamamış hatta kadınlar arasında bu inanç farklılıkları bir zenginlik ve dayanışma ölçüsü olarak ifade edilmektedir. İnançların ortak yanlarının olduğu ve insanda yarattığı manevi ortaklaşmayı komünlerde çok güçlü bir arada yaşayabildiğinin de ispatıdır Jinwar.
Jinwar, kadın özgürlüğü için mücadele eden herkesin ilgi odağı. Bugüne kadar dünyanın her yerinden Jinwar’a sayısız misafirler ziyarette bulundu. Vietnam, Küba, Ukrayna, Almanya, İngiltere, Amerika, Hollanda, Hindistan, İsveç, İsviçre, Macaristan, İspanya, İtalya, İran, Mısır, Lübnan, başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından kadınlar Jinwar modelini yakından izledi, takip etti, araştırdı.
Bazı sosyalist, anarşist, feminist enternasyonal kadınlar ise gittikleri Jinwar’da kaldıkları süre boyunca, komün sisteminin içinde yaşıyor. Buradan edindikleri tecrübelerle ülkelerine dönen kadınlar, tecrübe ve gözlemlerini kendi ülkelerindeki kadınlarla paylaşıyor. Bu da Jinwar’ın Rojava’da ait bir köy olmadığı, özgürlük enerjisi ve potansiyeliyle dünyanın tüm kadınlarını sarmaya başladığının bir işareti.
Sonuç Olarak;
Yeni çağda devletten, iktidardan ve erkeğin egemenliğinden kurtulmak isteyen tüm dinamikler “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu”yla mücadele yol ve yöntemlerini yeniden alabilirler. Bunu en başında da dogmalardan kurtulmak yer alıyor. Yeni çağda eğer güçlü bir aktör olmak isteniyorsa o zaman en güçlü zihniyet değişimini Kadın Hareketleri gerçekleştirmeli. Zihniyet değişimini yaşayamayan hiç kimse Kadın Rönesansına da öncülük edemez.Yeni çağ Kadın Rönesansı sadece bir ütopya değil. Çünkü Rojava Demokratik Özerk sistemi içinde ve Jinwar’da, demokratik sosyalizmi ve Kadın Rönesansının gerçekleşmesi için her yönüyle bir değişim ve dönüşüm süreci içinde. Rojava’da yaşanan sadece bir devrim değil, devrim içinde başka devrim yaşanıyor.
Komünleşmenin kazandığı ve kazandırdığı bir sistemle demokratik sosyalist bir dünya için gerekli olan Kadın Rönesansını ilmek ilmek örülüyor. Kadın Rönesansını mümkün kılacak olan şüphesiz bugün Jinwar’da başarılan bir yaşamdır. Jinwar’da başarılan dünyada neden başarılı olmasın? Başarının anahtarı komün inşa eden ve komünal yaşayan kadınların elinde.
Yoruma kapalı.