Bilindiği üzere Ortadoğu, ilk dirilişlerin ve başlangıçların ana yurdudur. Fikir, bilim, yaşam araçları, barınma ve beslenme olanakları yaratılmıştır. Yapılan bu keşifler, zamanla düşünsel alanda, tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışından sonra tabu hâline gelmiştir. Dinlerin parçalanması ve mezheplerin ortaya çıkmasıyla, temelsiz ve yanıltıcı yorumlar üretilmiş; düşünsel ve zihinsel harekette bir katılaşma ve fikirlerin kalıplaşması yaşanmış, insanlığın ilerlemesi ise çok ciddi engellerle karşılaşmıştır. Filozof Gazâlî’nin hareketi, düşüncenin donuklaşmasında rol oynamış ve insanın düşünme cesaretini azaltmıştır.
Bu nedenle Ortadoğu toplumu uzun süredir karanlık bir durumda yaşamaktadır. İnsanlığın beşiği olmasına rağmen, bugün çok derin bir kölelik sistemi içinde yaşamaktadır. Dış güçlerin elleriyle oluşturulan sistemler, toplumun beyni ve ruhu üzerine ağır bir gölge düşürdü; özgürlük ve irade sahibi olma imkânlarını elinden aldı. Dinci, mezhepçi ve ırkçı niteliklere sahip sistemler, toplumu kanlı çatışmaların içine sürükledi ve onu büyük bir dehşet içinde bıraktı. Onları büyük bir korku olan Tanrı’nın cezasından korkmaları ya da devletin uygulayacağı cezanın içinde bıraktı. Bu nedenle düşünme ve yaratma gücünü ellerinden aldı. Kendisi de egemenliği dışında hiçbir şey ortaya koyamadı. Zaten bu egemenlik de başlı başına sahtedir; kendini farklı biçimlerde dayatan dış güçlerin işgalci gerçekliği karşısında varlığını zorla sürdürmektedir. Bu tür sistemlerin gölgesi altında toplum asla özgür bir toplum olamaz; bireyler de özgür kişilikler hâline gelemez. Çünkü onlar sürekli korku ve tehdit siyaseti altında yaşarlar.
Buna karşın en önemlisi de düşünme cesaretinin gösterilmesidir. Düşünme yetisini ve cesaretini göstermeyen bir toplum asla özgür bir toplum olamaz. İnsan da böyledir: Kişi, kendisine dayatılan siyasi sınırlar ve konulan kuralların etkisinden kurtulduğunda, ancak o zaman düşünme cesaretini kazanır. Cesaret kazanıldığında ise kişi her türlü baskıyla yüz yüze kalacak ama yine de direnmek zorundadır. Çünkü insan, sürekli başkı tarafından yönetildiği sürece gerçekten insan olamaz ve özgür yaşayamaz. Yaratıcılık, özgür düşünceden doğar. Özgürlük imkânlarının olmadığı yerde ne yenilenme ne yaratıcılık vardır; yaşam da yoktur. Bu nedenle Ortadoğu toplumları uzun yıllardır yaratıcılığını yitirmiş ve yabancıların yansıtıcı haline gelmişlerdir. Kadının durumu da Ortadoğu toplumunda toplumdan farklı değildir; hatta denebilir ki ondan daha kötüdür. Kadınların üzerine çok katmanlı bir kölelik dayatılmıştır. Erkek egemenliği, toplumun baskısı ve iktidar sistemi, her bir kadının zihnine ve ruhuna kelepçe vurmuştur. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, kadın kendi kendine “kadınların kaderi budur” demeye sürüklemiştir. Kadere karşı çıkmak, Tanrı’ya karşı çıkmakla eş tutulmuş; bu da cehennem ateşinde yakılmayı gerektiren en ağır suçlardan biri olarak sunulmuştur. Bundan dolayı kadının özgürleşmesi, insanlığın kurtuluşu olarak görülmektedir. Bu nedenle kadını insanlığın eşiği olarak adlandırmamız yanlış değildir. Kadınlarla toplumlar özgürleşir. Kadınların köleliğiyle de toplumları ve insanlar köleleşir. Bu nedenle kadın rönesansı son derece önemli ve yaşamsaldır. Aydınlanma, düşünsel özgürleşme demektir; yaşamı çok geniş bir pencereden görebilmek demektir; duygu ve bedeni, disiplinli ve amaçlı bir yaşam çerçevesinde eğitmek demektir. Yaşama anlam biçme anlamına gelmektedir. Bu, her eylemin yaşamda bir nedeni ve sonucu olduğunu; değerlendirme ve değişimin ise bilinç ve irade ile gerçekleştiğini ifade eder. Kadınlar, her dönemde onları kendi çıkarları ve güçleri doğrultusunda şekillendirmeyi amaçlayan egemen sistemlere tabi tutulmuştur.
Kadın da, eline geçen fırsat kadar kendini ifade edebilmiş ve rolünü oynayabilmiş; bazıları gerçekten kendi rollerini oynamak ve kölelik zincirlerinden kurtulmak istemiştir; ancak gerçekte ağır bedeller ödenmiştir. Bazıları hayatlarını kaybetmiş, öldürülmüş, korkutulmuş ve onlara dayatılan sınırlara mecbur bırakılmışlar. Ortadoğu ülkelerinde, ayaklanmaların içinde kadın sayısı yüksek olsa da, bu kadınları daha yakından incelediğimizde, öncü kadınların sayısının oldukça az ve tek başına olduğunu görüyoruz. Küçük gruplar içinde yer alıyorlar; etkileri sınırlı ve çoğu zaman tek başına her türlü saldırıya karşı karşıya kalıyorlar. Sistem de saldırıyor, aile de; ona erişemeyen kadınlara da saldırılıyor. Çok trajiktir; Irak’taki çok eşlilik yasası gündeme geldiğinde, kadınlar kendileri çok eşliğin kaldırılmasına karşı çıktı. Böylece, Tunus Devrimi’nin ardından, kadınların yasal statüsünde büyük bir ilerleme sağlandı. Parlamentoda cesur ve direnen kadınlar, zalim erkeklerin hedefi oldu ve yalnız bırakıldılar; bugün hâlâ sesleri duyulmuyor. Devrimin gerçekleştiği tüm ülkelerde, kadınların durumunda ilerlemeler kaydedilmedi. Peki bunun nedeni nedir? Bunun nedeni, bilimsel ilerlemenin durumun kadınlarla birlikte sermaye kültürünün mirası altında şekillenmesidir; aynı zamanda dinsel ad altında yayılan aşırı fikirlerin etkisi de öne çıkar. Yani sermaye ideolojisi ve aşırı dini düşünce, kadınlar ve toplum üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Her iki durum da kadını düşünce ve iradeden yoksun bırakır. Birincisi şöyle der: “Kendini sat, yeter ki tek başına irade ve özgürlük adın altında kalsın.” İkincisi ise, cehennem korkusunun etkisi altında, aile ve erkeğe itaat etmeye zorlar; bu da kadının bilincini köreltir ve özünden uzaklaştırır. Müdahaleler, Ortadoğu ülkelerinde bir yandan özgürlüğün yolunu gerçekten açar, tabii ki bireyin bilinçlenmesi şartıyla. Öte yandan, devletlerin çevresinde açılan sınırların yayılması, toplumların özgürlük fırsatlarını oluşturmaktadır. Üçüncü taraf açısından, sistem içinde büyük bir bilinçsizlik ve tutsaklık yaratılır; bu da kişilerin aşırı fanatikliğe yönelmesini artırır. Ortadoğu’da çıkan savaşlar, iktidar sistemlerinin baskısı ve tutsaklığı sonucunda değişim ve dönüşüm hareketlerine karşı engeller oluşturdu. Peki, bu hareket içinde kadınların yeri nedir? Bugüne kadar, özellikle tarih okuyan ve kadın hakları ile özgürlük ve demokrasi üzerine çalışan aktif kadınlarda öncü bir rol görülebiliyor. Ancak insan hakları üzerine yapılan seminerler ve çalışmalar yeterince etkili olamadı. Kadınların aktif olması şarttır. Aktivite nedir? Fikir ve inanç yaşamın ilerlemesini sağlar. Örneğin, aktif kadın örgütleri kaç tane? Dünyadaki kadın hareketlerinin yürüyüşü, kadınların durumuna, politikalarına ve karşılaştıkları katliamlara dikkat çeken bir hareket var mı?
Fakat bugüne kadar göz önüne alınabilir bir sonuç çıkmamış. Sistem içinde fikir üretimi, kadın için en mühim meseledir.
Aile ve devlet sisteminin temelinde, düşüncelerin sistemleştirilmesiyle kadın ve erkek, sistemin çerçevesi içinde sınırlandırılmıştır. Kadın ev işinde, erkek ise iktidar-kaba güç işlerinde kullanılır. Ve yaşam, böyle bir eksende devam etmiş. Şimdi yaşamı yeniden örgütlemek gerekir. Bu da demokratik toplum çerçevesinde işler. Demokratik toplum, demokratik aile temeli ve eşit yaşam üzerine inşa edilir. Eşit yaşam, kadın ve erkeğin özgür iradesi temeli üzerine inşa edilir. Bugüne kadar, çoğunlukla Ortadoğu’daki ülkelerde aile, kölelik ilişkileri temeli üzerine inşa edilmiştir. Eğer gerçekten özgürlüğü istiyorsak, geri dönüş yoktur; öncelikle kadın aydınlanması en aktif ve sistemli bir hareket hâline gelmelidir. Kadın aydınlanması, erkek aydınlanmasını da kapsar; bu nedenle her ikisi birlikte özgür yaşamın hakikatini temsil eder. Erkekte değişmeyen bir gerçek vardır; o, kendi eksikliğini kadının ilerlemesinde görür ve bu korku, bir kabus gibi yüreğinde kalır. Kadın da kendini mülk durumundan kurtarmıştır; çok fazla bağlı olan aile bağı sistemi, sınırları belirler ve kendi ilerlemesini ve dönüşümünü sınırlandırır. Aile sistemi dışında, kadın yaratıcılığını kendi emeğiyle ortaya koyan büyük bir değer olarak görmüyor; bu nedenle ne büyüyor ne de kendine inanıyor. Kadın yaratıcılığı tek başına hareket etmez ve yaşamın örgütlenmesi için öncü bir güç olamaz; inisiyatif çoğunlukla erkeğin elinde kalır, kadın ise gölgede kalır ve yaratıcılığı erkeğe hizmet eder. Yani erkek onu kendi emeği görür ve ikisi birlikte büyümez; zira temelleri ve amaçları farklıdır. Değişim için, her iki tarafın da ortak bir amacı olması gerekir.
Aydınlanma Yolunun Bilimi: Jineolojî
Kürt kadını, Kürt özgürlük hareketinin öncülüğünde ve Abdullah Öcalan’ın felsefi ışığında, kadın bilimi gözünde, sistem, disiplin ve örgütlenmesiyle kadın aydınlanması hareketinin sürekliliğinin garanti altına alınacağı bir zemini yaratmıştır. Kadın, binlerce yıldır erkek sistemiyle yüz yüze gelmiştir; kendi gelişmesini garanti altına alabilmesi için kendini sistemli bir biçimde örgütlemesi gerekmektedir. Bilgi ve iradeye sahip olmalı, duygusallıktan da uzak durmalıdır. Aydın kadın, duygularını da örgütlemiş olandır ve bilgi ile yaşamın her alanında kendi sistemini kurandır. Düşünmekten, konuşmaktan ve eylemden korkmayan kadınlar, özgürlük hareketinin tarihindeki örnekleri ortaya koymuştur. Kendilerini özgürlük uğruna feda etmişlerdir. Kadınlar kendi zamanlarında canlarını, kendi yaşamlarını feda ettiler.
Ama şimdi aydın kadının, geçmişin tüm kalıntıları ve gerici toplumun geleneklerini bırakıp, cesaretle özgür yaşamın ölçütleri ve prensiplerini sahiplenmesi gerekmektedir. Sesi güçlü ve gür olmalı, hiçbir sınırı tanımamalı, eyleme her zaman hazır olmalı. Jineolojî, aydınlanma yolunun bilimidir. Kadın, kendini Jineolojî bilimiyle donattığında, kendi potansiyelini ortaya çıkaracak ve kendi koruyacaktır. Barış ve demokrasi sürecinde, kadınların ihtiyacı her zamankinden daha fazla jineolojî’nin aydınlığı ve ilmine ihtiyacı vardır.
Kadına yönelik saldırılar yaşamın her alanında varsa, kadın da kendi alanlarını bilmeli, tanımalı ve kendini örgütlemelidir. Barış süreci her bireyin kendini tüm alanlarda bilmeli ve kendini örgütlemeli demektir. Barış süreci en zahmetli süreç olduğu için, ideolojik ve fikri fedakârlık, bağlılık ve en aktif biçimde koruma ve mücadele gerektirir. Kadınların üzerine büyük bir sorumluluk düşüyor. Bu süreç nedeniyle, bu yüzyıl kadınların yüzyılıdır. Teknolojinin ilerlemesiyle kadınların önünde çok geniş kapılar açılmakta, tarihi fırsatlar da önlerinde durmaktadır. Onları kadınların ve toplumun hizmetine sunmalılar. Hayat eksik ve çaresiz yürümemelidir. Bilim ve sağlık, ekonomi, adalet, hukuk, eğitim ve ayrıca aydınlanma ile sosyalist yaşam arasında doğrudan bir bağlantı vardır; kadın ne kadar bilinçli olursa, hayatı da o kadar toplumsal olur. En önemlisi, kadın öncülerin çıkmasıdır. Kadın öncüler kendilerini bu alanlarda örgütlemeli ve ilerleme ile değişim yolunu her zaman açık tutmalıdır. Çoğu zaman örgütlenme yöntemi bir engel haline gelir ve ilerlemenin önüne geçer; örgütlenme yöntemi bu aksaklıklardan uzak olmalıdır. Örgütlenme, her zaman değişim ve ilerleme içinde olmalıdır, Örgütlenme de her zaman değişim ve ilerleme içinde olmalıdır. Düşünce varsa, yaratıcılık da vardır ve bu, ilerlemenin yolunu açar. Bazı klasik örgütlenme biçimleri, insanı düşünsel kalıplar içine sokarken, özgürlük adı altında kadına büyük zarar verir. İnsan tek bir kalıba sıkışır. Bu nedenle, örgütlenmeden söz ederken, örgütlenmenin kendini sürekli değişime açık tutması gerekir. İhtiyaç, değişimi de getirir beraberinde. Kadının ihtiyacı ne olursa olsun, hemen değerlendirilip değişimin içine girmesi gerekir. Bu da yaşam deneyimi ve zihinsel olgunlukla ilgilidir. Zihin nasıl kalıplara girer ve nasıl yumuşar? Çoğu zaman, prensipler adı altında zihin sertleşir; bu büyük bir yanlıştır. Zihin, prensipleri yumuşatmanın nedeni olamaz. Aksine, zihin, aydınlanmayı yakalayıp prensipler çerçevesinde özgürlüğün yolunu aradığında, asla dar kafeslere sıkışmaz. Ne kadar kapı kapansa, yeni kapılar açılır. Kadın, ham özellikleriyle özgürlüğe açılmıştır ve içinde büyüyen bir potansiyel vardır. Eylem gücü onunla birlikte artar. Ama kesinlikle , her şey aydınlanmaya bağlı olarak ilerler. Aksi halde, her şey demagoji çukuruna düşer. Mevcut durumda, kadınların yaşamın tüm alanlarında normal olmayan bir gücü vardır. Sağlık alanına bakarsak, çok sayıda kadın var, ama örgütlenmemişler. Eğitim alanına bakarsak, yeniden birçok kadın çalışıyor; fakat bu kadınlar devlet sistemine hizmet ediyor ve çocukları devletin belirlediği akıl çerçevesinde eğitiyor. Aynı şekilde, kadınlar hukuk alanında da yer alıyor, ama hangi hukuk? Devletin hukuku. Kadınlar ekonomik ve ticari alanlarda da çalışıyorlar. Daha önce söylediğimiz gibi, bunlar kadınlar için çok önemli alanlardır. Burada bilim ön planda olmalı; kadın bilimi olmalı-hem bilinç hem de kadınların örgütlenme alanı olmalı. Böylece kadınlar sistem içinde kendi güçlerini sağlamlaştırabilir, genel siyasete karşı hem mücadelelerini yükseltebilir hem de yaşamı yeniden örgütleyebilir. Devlet kurumlarının dışında, kadınların kendilerini örgütleyebilecekleri birçok alan vardır.
Bilginin Yayılmasında Sosyal Ağların Önemi
Abdullah Öcalan da buna “özgürlük alanı” adını vermiştir. Bu alanlar bazıları küçük, bazıları büyük olabilir; tıpkı bir kar topu gibi, büyüdükçe daha da büyür. Kadınların gücü de böyledir. Kadın aydınlanma hareketi 21. Yüzyılda çok yönlüdür. Artık bu hareket, geleneksel hak taleplerinin çerçevesinden çıkarak, sosyal adalet mücadelesinin geniş alanına geçmektir. Bu alan, kültürel ve temsili hakları yaşamın tüm alanlarında ve devletin resmi kurumlarını da kapsar. Çok önemlidir ki yaşamın renkleri değişsin ve kadın kendi etkisini, hak ve siyasete yön vererek kullansın. Teknolojinin rolü bu çağda çok önemlidir. Kadınlar mümkün olduğunca birbirlerini bulabilir ve seslerini dünya çapında duyurabilirler. Ayrıca deneyimlerini paylaşabilir ve yeni bakış açılarını mücadele biçimleri ve mevcut engeller üzerinden keşfedebilirler. Sosyal ağların ilerlemesi, bilginin yayılmasında büyük rol oynar; kadınlar için gerekli her bilgiye ulaştığında, bunu keşfedebilir ve kendi perspektiflerini geliştirebilirler. Bu nedenle, kadınların kendilerini örgütlemeleri için çok fazla fırsat vardır. Aynı zamanda, sosyal medyada kadınlara yönelik kampanyalar ve tuzaklar yayıldığında, birçok kadın baskı politikalarının hedefi haline gelir ve mücadelelerini bırakmaları için teşhir edilir. Ancak bu konular hakkında bilinç oluştuğunda, kötü kullanılan teknolojinin kullanımına karşı genel bir kampanya başlatılabilir. Kadın, ekonomik alanda çok önemli bir sayıda yer alıyor; ancak hâlâ birçok ülkede kadın emeği ucuza satılmaktadır. Hakları gasp edilmektedir. Bunun için örgütlü ve bütünlüklü bir mücadele gereklidir. Teknoloji bu mücadelenin örgütlenmesinde yardımcı olabilir. Ayrıca, hukuki ve yasal bilgi de gereklidir. Her alanda kadınların kendilerini hukuki bilgi ile donatması gerekir; ayrıca, sosyal mücadelede de ön saflarda yer almaları gerekir. Ekonomik kalkınmanın temeli kadındır, ancak görüyoruz ki bu alanda kadın emeği hâlâ çok sömürülmektedir. Bu nedenle, kadınların ekonomik alanda eğitilmesi ve haklarını koruyabilmek için örgütlenmesi gereklidir. Biliniyor ki kadının hem ev yaşamı hem de iş yaşamı vardır. Her iki alan arasında bir denge olmalıdır; iş ve yaşamın kadın ile erkek arasında adil bir şekilde paylaşılması çok önemlidir. Bu, başlı başına bir mücadele gerektirir. Kadınların bu mücadeleyi başarılı bir şekilde sürdürebilmeleri için desteğe ihtiyaçları vardır.
Kabul etmeliyiz ki, Batı ve Ortadoğu ülkelerindeki kadın deneyimleri birbirinden farklıdır. Bir yanda dini fikirler, diğer yanda akıl ve bilim etkilidir. Kadınların deneyimleri kendi etkisini yaratır; bu deneyimlerin kadınlar arasında paylaşılması değer taşır. Karşılıklı dersler çıkarmak önemlidir; çünkü toplumların kültürel farklılıkları kadınlar üzerinde farklı etkiler oluşturur. Kürt kadını, Arap veya Süryani kadınına benzemez. Köy kadını, şehirli ve eğitimli kadına benzemez. Bu deneyimler kadınlar için bir kültürel miras haline gelebilir. Tunus devriminde kadınlar katıldı, fakat ilerleme sağlanamadı; Suriye’de kadınlar yer aldı ama yaygın bir başarı elde edilemedi. Kürt kadınları ise örgütlü olarak özgürlük alanlarını kendi iradeleriyle yarattılar. Neden? Çünkü bilgiye sahiptiler, haklarını talep ettiler ve güç dengelerini değerlendirdiler. Kendi koruma güçlerini geliştirdiler, yaşamları için sınır koydular ve tüm yaşam alanlarında kendilerini örgütlediler. Toplumsal sözleşmelerde kadın ve erkek sistemini eşit bir şekilde merkezlere taşıdılar ve garantisini sağladı. Bu deneyim büyük bir ilerleme ve adalet örneğidir. En önemlisi, kadın hareketinin toplumu terk etmemesi ve kendini kültürel-sosyal bir hareketi dünüştürmesidir. Kadın, kültürel devrimin oluşumunda sorumluluk aldığında, hem önemli bir rol oynar hem de toplumun en kapsamlı devrimini gerçekleştirmiş olur; bu yüzden kültürel devrim olmadan kadın devriminden bahsetmek mümkün değildir. Eğitimin rolü aydınlanmada çok büyüktür; eğitim, kültürel devrimin oluşumunda bir renk ya da bir yöntemdir. Özgür bir toplum inşa etmek istediğimizde, devrimimizi, yeni neslin uyanışına aktarmamız gerekir. Kadının rolü bunda çok temel bir öneme sahiptir; eğitim alanında birçok kadın yer almakta ve bu nedenle bu alanda öncü kadın hareketi ortaya çıkmaktadır.
Aynı şekilde, kadınların eğitiminde de her evin kadın eğitim alanı haline getirilmesi gerekir. Teknoloji, kadınlara her evde ulaşmak için yardımcı olabilir. Önemli olan programların ve bilim konularının doğru seçilmesidir.
Kadın kimliği ile ulusal ve kültürel kimlik arasında bir bağlantı vardır. Bir kişi kendi köklerini öğrendiğinde, köklere dayalı bir bilgi edinir. Tarihi bilmek, kişinin özgür ve bağımsız bir özne olarak gelişmesinin temel unsurlarından biridir.
Kürt kadın, kendi mücadelesini yürüttüğünde ve Kürt tarihini ile kadının tarihteki rolünü keşfettiğinde; aynı şekilde, Kürt toplumunda kadının durumu nedir ve hangi değişiklikler yapılmalıdır, bunu anlayabilir, doğru yolda ilerleyebilir ve bu değişikliklerin özelliklerine göre hareket edebilir. Toplumun özellikleri üzerine olan yoğunlaşma, kapsamlı bir mücadeleye yol açar ve kişi kendine güvenen ve emin bir duruma girer; baskı altında kalmaz ve kendini yitirmez. Arap kadın da böyledir ve tüm kimlikler böyledir. Bu ulusal bağlamda haklar kısıtlandığı için, kadın bu ulusun bir parçası olarak kendi mücadelesini çeşitli alanlarda yürütmek zorundadır. Bilgisini bu çerçevede geliştirmeli ve kendini bu doğrultuda örgütlemelidir. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: 21. Yüzyılda kadın aydınlanması çok ileri bir aşamaya ulaşmıştır. Adalet, eşitlik ve özgürlüğe erişmek için klasik mücadele yöntemlerinden geçilmiş ve temel hak taleplerinden çıkarak kadın kimliği ve ulusal kimlik düzeyinde hak mücadelesine dönüşmüştür; bunun temsili ekonomik, siyasi, hukuki, kültürel ve yaşamın tüm alanlarında görülmektedir. Gelişmiş yöntemler ve teknolojinin sunduğu imkanlar sayesinde kadınlar, kendilerini toplumsal, kültürel ve siyasi örgütlenmeler çerçevesinde bir araya getirebilmektedir. Açık, güçlü ve etkili bir üslupla, özgür ve örgütlü bir sesle, alanlara yürüyor, kadın ve yaşamın savunuculuğunu yapıyor. Kısa sürede kartopu gibi büyüyor. Bilinmelidir ki bu konu hâlâ gelişim sürecindedir, tamamlanmamıştır ve önünde hâlâ büyük engeller vardır. Ancak kadınların her alandaki deneyimlerini tanımak, kendini bu deneyimlerle zenginleştirmek, onlardan fayda sağlamak, kendi mirasını oluşturmak ve üzerine inşa etmek; tüm eksiklikleri ve zaafları aşmak ve kendini olgunluğa taşımak mümkündür.
Yoruma kapalı.