Düşünce ve Kuram Dergisi

Kadın Öncülüğünde İnşa Edilen Demokratik Konfederalizm

Çiğdem Doğa

 

Bu yazının konusu, kadınların demokratik konfederalizmdeki öncülük rolü ve kadın boyutuyla da bu sistemin nasıl bir yaşam perspektifi sunduğudur. Ancak kadın boyutuyla sistemi anlaşılır bir biçimde anlatabilmek için, genel anlamda demokratik konfederalizmin bazı temel ilke ve özelliklerini de ifade etmek gerekmektedir. Bunun için öncelikle bazı hususları ana hatlarıyla vurgulayarak değerlendirmeye çalışacağım.

 

‘Temsili Demokrasi’ Maskesi
Konuya giriş açısından, öncelikle ulus-devletçi yönetim anlayışının; toplumun şiddet kullanılarak örgütsüz hale getirilip özyönetim iradesinin teslim alınması temelinde içerik kazandığını belirtmek gerekir. Toplumun iradesinin tamamen devlet ve devletin yasama, yürütme ve yargı mekanizması, sermaye güçleri tarafından teslim alınması ise “temsili” olarak lanse edilir. Toplumun fiziken tamamen yok sayılması mümkün olamadığı için, “temsili demokrasi” denilen aldatıcı yönetim biçimleri geliştirilir. Ki bu, iktidarın tekelci tarzdaki merkezileşmesinin gerçek yüzünü saklamak için bir maske rolünü oynar. “Temsili demokrasilerin” yönetim biçimlerinde devlet ve toplum gerçeklikleri öyle ustalıkla iç içe geçirilir ki toplum, toplum olmaktan çıkıp, farkında olsun veya olmasın, devletçi toplum haline gelir.

Çağımızın devrim ve demokrasi mücadelelerinin tam çözüm üretemediği önemli konulardan biri de bu konudur. Devletin toplum, toplumun da devlet olduğu algısı; toplumların varoluş karakteri olan kültür, dil, ahlak, yönetim, politika, demokrasi ve ekonomi olgularının devlete, iktidar güçlerine aitmiş gibi yansıtılıp, devletlerin ve sermaye sahiplerinin tekeline alınması, muazzam bir bilinç karmaşası, kaosu yaratmaktadır.

Kültürü uygarlıklaştırma-iktidarlaştırma; dili tekleştirme ve egemenlik-kölelik kıskacında kısırlaştırma; yönetimi devlet, hükümet, sermaye ve egemen erkek çıkarlarına göre idare etmeyle özdeşleştirme; politikayı devletin, iktidarın, sermayenin, egemen erkeğin tekeline alma; ahlakı hiçe sayıp hukuku her şeyin üstüne çıkarma; ekonomiyi tamamen tekelleştirme ve demokrasiyi iktidarcılık maskesiyle iğdiş etme, çok ciddi bir anlam çarpıtması, algı operasyonu olarak yaşanmaktadır.

Devrimci ve demokratların, öncelikle toplum değerleriyle devletçiliğin iç içe geçirildiği karmaşaya son verip toplumu kendi varoluş özellikleri olan kültürle, dille, yönetim, politika, ekonomi, hukuk ve demokrasi olgularıyla gerçek anlamda buluşturma mücadelesi vermesi çok ama çok önemlidir. Gerçek ve radikal demokrasiye giriş, ancak bu çarpıtmaların aydınlatılması, düzeltilmesi ve bu aydınlanma doğrultusunda devlet-iktidarla toplum arasındaki ayrışmanın, sınır ve hukukunun belirlenmesiyle mümkün olabilecektir.

Ulus-devlet, en kısa tanımıyla ulusun, yani toplumun-toplumların devlet haline getirilmesidir. Bir toplum ulus-devlet haline geldikten sonra geriye demokrasiden eser kalmaz. Demokrasinin yıkıntıları ve kırıntıları üzerinden bolca demokrasi propagandası yapılır; ancak toplum, örgütlülüğünü, iradesini, kimliğini devlete teslim ettikten sonra gerçek demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla demokrasi, öncelikle toplumun gerçek demokratik bilince ve örgütlenme biçimine kavuşmasıyla mümkün olabilir.

Dikkat edersek, sadece bilinçten bahsetmiyoruz; toplum olma bilinci kadar bu bilinç temelinde toplumun kendi öz örgütlenmelerini, iradi yönetme, politik karar alma mekanizmalarını geliştirmekten bahsediyoruz. Çokça propaganda edildiği gibi demokrasi, “düşünce özgürlüğü”, “seçim özgürlüğü” ile sınırlı ele alınamaz. Bu da burjuvazinin bir kandırmacasıdır. Toplum tamamen kendi farklılıkları ve ihtiyaçları temelinde kendini örgütleyebiliyor, iradesini politik karar alma ve yönetme olarak ortaya koyabiliyorsa orada gerçek demokrasi vardır. Yani toplum, ahlaki ve politik yapısını örgütleyebiliyor ve işletebiliyorsa demokratiktir.

 

Gerçek Demokrasi ve Toplum

Demokratik konfederalizmin en temel özelliği, ulus-devlet gerçekliği karşısında toplumun kendisini öz bilinci ve ihtiyaçları doğrultusunda her açıdan örgütlemesi, ahlaki dokusuyla politik karar alma organlarını oluşturmasıdır. Devletle olan ilişki ve çelişki sınırlarını, hukukunu belirlemek bunun diğer bir boyutudur. Ancak esas olan, toplumun özyönetim iradesinin geliştirilmesidir. Dolayısıyla toplumun öz örgütlülüğü, özyönetimi olmadan demokrasi olamayacağı gibi demokratik konfederalizm de olamaz. Ki bunun kendisi de aslında toplumu demokratikleştirerek, demokratik toplumu geliştirme anlamına gelmektedir.

Demokratik toplum; toplumu, toplum olma bilincine kavuşturma; bu anlamda politik karar alarak yönetim süreçlerine dahil olma, etki gücü olma; devletle olan ilişki ve mesafesinin sınırlarını belirleme, bunun için de kendini demokratik konfederal tarzda örgütleyerek irade haline gelmek demektir.

Toplumun demokratik konfederal temelde örgütlenmesi demek, devlet karşıtlığı ya da devletçilik demek değildir. Bu, kapitalist modernitenin klasik sol ve sağ çizgilerinin dışında bambaşka bir gerçeklik olarak açığa çıkar. Bu nedenle klasik bir akıl ve bakış açısıyla demokratik konfederalizmi anlamak mümkün değildir. Örneğin bu duruma klasik sol akılla bakılırsa devlet işbirlikçisi olarak algılanır; klasik sağ akılla bakılırsa bölünme, parçalanma, devlet karşıtlığı olarak algılanır. Bu örgütlenme ve siyaset yapma biçimini tüm iktidarcı bakış açılarından azade bir biçimde ele almak çok önemlidir. Böyle bakıldığında, gerçek demokrasinin toplumu ve aynı zamanda kısmen devleti demokratikleştirmekten geçtiği çok açık bir biçimde anlaşılabilir. Bu da doğal olarak bir mücadele stratejisi olarak gelişir.

Çağımızda ulus-devletçi yapılanmaların kriz düzeyine gelmesi; bununla bağlantılı olarak diktatörlüklerin, bölgesel ve dünya savaşlarının, genel anlamda sömürünün, kadın sömürüsünün, ekolojik kırımın gelişmesinin en temel nedeni, şişen ve ağırlaşan devlet-iktidar yapılanmaları karşısında küçülen ve yok olma düzeyine getirilen toplum-kadın-doğa gerçeklikleridir. Çözüm ise bu dengesizliği aşma mücadelesindedir. İşte demokratik konfederal örgütlenme biçimi, bu açıdan muazzam bir çözüm aklına, duygusuna, zihniyetine ve zenginliğine sahiptir.

Toplumun demokratik konfederal anlayışla örgütlenmesi, yaşanan her türlü soruna toplum aklı ve duygusuyla cevap olmayı getirirken, aynı zamanda toplum için yönetime katılma alanı yaratır. Toplumun öz kimliğiyle katılımı da şişen, ağırlaşan, hantallaşan ve bu anlamda çok ağır bir yük haline gelen iktidarcı ulus-devleti, içeriği ortak belirlenen hukuki ve yasal bir alana çekip belli düzeylerde demokratikleştirir.

 

Demokratik Konfederalizmin Temel Özellikleri
Her şeyden önce, demokratik konfederalizm; halk, din, mezhep, kadın-erkek kimlikleri olarak tüm farklılıkların kendi kimlikleriyle katıldığı ve ortaklaştığı bir siyasal yönetim biçimidir. Farklılıkları; aynı zamanda kültürel, siyasal, ekonomik, ekolojik, hukuki, eğitimsel, sağlık, sanatsal vb. yaşamı ilgilendiren her türlü ihtiyaç temelinde bir araya gelen grupları, kesimleri de kapsayabilir.

Bu siyasal yönetim biçiminde kendi özgün kimliğiyle örgütlenmek, aynı zamanda diğer tüm farklılıkların örgütlü kimliğini tanıyarak, onlarla ortaklaşarak bütünlüklü yaklaşmak esastır. Bu nedenle ayrılıkçı, tekçi, dayatmacı değil, dayanışmacı, ortaklaşmış konfederal ağlar bütünüdür. Her konfederal birim, bu incelikle örülmüş ağın temel bir parçasıdır. Ne kendi yerelinde, özgünlüğünde yalnızlaşır ne de evrenselliğinde, genelliğinde eriyip kaybolur. Kendi kimliğini koruyup diğer kimliklerle üst bir buluşmayı esas alır.

Bahsini ettiğimiz toplum içindeki kimliklerin, farklı ihtiyaçlar temelinde bir araya gelmiş grup ve kesimlerin kendini örgütleme biçimi de komün ve meclisler biçimindedir. Bu anlamda demokratik konfederal örgütlenmede komün ve meclis tarzı esastır. Çünkü komün ve meclisler, sadece insanların bir araya geldiği bir örgütlenme biçimi değil; insanların bir araya gelip birlikte tartışıp politik kararlar aldığı, sınırları, hukuku ve ahlakı belirlenmiş bir biçimde uyguladığı örgütlenme biçimleridir. Bu niteliğini önemle vurgulamakta fayda vardır. Demokratik konfederalizm, başka herhangi bir örgütlenme biçimine dayanmaz; karar alma ve politika üretme işlevine sahip olan komün ve meclis örgütlenme biçimlerine dayanır ki, siyasal bir yönetim biçimi olmasının ayırt edici özelliği de buradan ileri gelir.

Yine akademi ve komünal ekonomi de diğer iki esas özelliği olmaktadır. Toplumun komünal ekonomi ve demokratik akademiler temelinde örgütlenmesi, komünal yaşam zihniyetini ve maddi yaşam koşullarını oluşturur. Demokratik konfederalizm, esasında demokratik toplum zihniyetini oluşturmaksızın gerçekleşemez. Bunun için de bu işi ciddi ve profesyonel bir disiplinle yapacak akademi zeminlerini, mekanlarını oluşturmak çok büyük bir öneme ve değere sahiptir. Zihniyetsiz, akılsız, ruhsuz insan olamayacağı gibi, zihniyetsiz, akılsız ve ruhsuz toplum da, toplumun demokratik sistemi de olamaz.

Yine toplum yaşamının maddi ihtiyaçlarının karşılanması eylemi olan ekonomi de, komünallik olmadan gerçek anlamına kavuşamaz. Mevcut durumda ekonomik üretim doğası gereği komünal olurken, tüketimi ve emeğin sonuçlarının paylaşımı komünal değildir. Yaşamın en büyük adaletsizliği ekonomik alanda açığa çıkmaktadır. Bu nedenle demokratik konfederalizm, toplumsal hayatın en büyük ihtiyaçlarından biri olan ekonomiyi, üretiminden tüketimine, emeğin sonuçlarının paylaşım biçimine kadar komünal bir yaklaşımla ele alır.

Demokratik konfederalizmin esası komünler, meclisler, akademi ve komünal ekonomi olurken; toplum ve birey yaşamının açığa çıkardığı kültür-sanat, sağlık, eğitim, öz savunma, hukuk, siyaset, ekoloji vb. ihtiyaçlara da “boyut örgütlenmeleri” ile cevap olmaya çalışır. Bu boyut (kültür boyutu, eğitim boyutu vb.) örgütlenmeleri de komün ve meclis yapıları içinde kendini konfederal birimler olarak örgütler.

Görüldüğü gibi çok katmanlı ve iç içe geçen, karmaşık gibi görünen; ancak kendi içinde barındırdığı ahlakı ve hukukuyla düzenli ve sistemli bir yapılanmadır. Ve işte asıl bu yapısıyla ulus-devletlerin o içe kapalı, sınırlara hapseden karakterini aşar. Böylelikle, tespih tanelerini birbirine bağlayan ipi andıran konfederal örgütlenme ağıyla her açıdan bütünleşmeye, yeni üst örgütlenmeleri, yapılanmaları oluşturmaya ucu açık bir özelliktedir.

Bu sistem çoğulcudur; farklı ve çok katmanlı, yatay-dikey, yerel-bölgesel, kıtasal-dünyasal, köy-kent şeklinde sıralanabilecek tüm yaşam alanlarını kapsayacak biçimde siyasal örgütlenmelere açıktır. Buradaki temel özellik, hem tüm yapıların özerkliğini koruması hem de diğer özerkliklere saygı ve birbirini tamamlama ilkesiyle yaklaşmasıdır.

Diğer bir önemli özelliği de gönüllü katılımcılığı esas almasıdır. Bu konfederal yapıya dahil olmak isteyen ulusal, kültürel, dini vb. yapılanmalar, birimler, bireyler zorla dahil edilmezler; tamamen gönüllülüğe ve iknaya dayalı olarak yerlerini alırlar. Yine birinin veya birilerinin üstünlüğü ya da aşağılanması olmadan, özgürlükçü ve eşitlikçi bir toplum ve birey felsefesi, kültürü esas alınır. Bu da toplumun kendi içinde barışık olmasına, gerçek adalete ve özgür yaşama yol açar.

Yine demokratik konfederal örgütlenme anlayışında, toplumun ahlaki ve politik yapısına dönük saldırı olmadığı müddetçe düşünce ve ifade özgürlüğü esastır. İdeolojik hegemonyaya izin vermez. Genel anlamda demokratik siyaset ve özyönetime, doğrudan demokrasiye dayanır. Seçimle göreve gelen ve gerektiğinde görevden alınabilen bir yönetim işleyişi uygulanır.

Bu biçimde doğrudan katılımcı, özgürlükçü ve eşitlikçi örgütlenme ve politik karar alma gücüyle; topluma zorla içerilmiş tüm milliyetçi, dinci, bilimci, cinsiyetçi özellikleri aşarak gerçek demokrasinin de önünü açar. Her birim, her özgünlük, kendi özgünlüğünü ve özerkliğini koruyarak bu konfederal yapıda yerini alır; birinin veya birilerinin üstünlüğüne dayanmadan özgürlükçü ve eşitlikçi bir yaşam ve yönetim sistemini geliştirir.

İnsanlığı bitirip tüketen bu korkunç savaşlara, kadın ve doğa katliamına, cinnet haline ancak böyle birbirine konfederal bağlarla bağlanabilen, birbirini tamamlayan bir kültür ve sistemle son verilebilir.

 

Demokratik Konfederalizm Devlet

Demokratik toplumu, demokratik konfederal örgütlenme ağlarıyla örgütlerken, devlet gerçeği de görmezden gelinemez. Kendini zor ve şiddet temelinde, toplumun iradesini gasp etme temelinde örgütlemiş olan devletler karşısında temel yaklaşım nasıl olmalıdır? Başta da vurguladığımız gibi toplum, demokratik konfederal yönetim biçimiyle aslında kendi öz kimlik ve yapısını, devletten farklılığını ortaya koymaktadır. Bu farkındalıkla birlikte devletin yönetim inisiyatifi ve iradesi nereye kadardır, toplumun inisiyatifi ve iradesi nereye kadardır; bunların anayasal, yasal düzenlemelerle belirlenmesi gerekir. Bu anlamda ilkeli uzlaşı, müzakere kültürü önemlidir.

Devlet, toplumların ve bireylerin fiziki olarak varlıklarını ve toplum olmaktan kaynaklı haklarını inkâr ve imha etmeye çalışmadığı müddetçe, ilkeli uzlaşma ve müzakere esas bir yöntemdir. Ancak kimliklere ve haklara dönük, fiziki yaşam hakkına dönük inkâr ve imha saldırıları gelişirse, o zaman toplumların öz savunma savaşını geliştirmesi de temel bir haktır. Bununla birlikte öz savunma sadece bir komite, bir örgütlülük olarak dar anlamda ele alınmaz; genel anlamda bu yaşam sisteminin, toplumun tüm değerlerini koruma ve savunma temelinde ele alınması, temel bir yaklaşım olarak açığa çıkar. Toplumun ve bireylerin her koşul altında öz savunma bilincine ve donanımına sahip olması çok önemli bir konudur.

Şüphesiz demokratik konfederalizm konusunda belirtilmesi gereken çok detay var; ancak konumuzun esası, demokratik konfederalizmin inşasında özgür kadın hareketinin rolü olduğu için kısaca bazı temel konulara vurgu yapmakla yetinelim.

 

Demokratik Konfederalizm ve Kadın 

Demokratik konfederalizmin toplum açısından bir yönetim sistemi olduğunu ve yine bu sistemi ve toplumu bir bütün olarak demokratikleştiren temel bazı ölçüleri ortaya koymaya çalıştık. Fakat toplumun demokratikleşmesi ve demokratik konfederal sistemin inşasında olmazsa olmaz bir hakikat var ki, o da kadının özgür ve örgütlü iradesinin sistemin her zerresine dokunması, etkilemesi ve katılmasıdır. Ki buna “özgür eş yaşam stratejisinin, demokratik konfederal sistemin temeli haline getirilmesi” de diyebiliriz. Yaşamı yaratan ve sürdüren, toplumsallığın esas iki öğesi olan kadın ve erkeğin özgür eş yaşam felsefesi, bu inşanın temelidir. Eğer demokratik konfederal sistem bu temel üzerine inşa ediliyorsa, demokrasi sınavından başarıyla geçiyor demektir. Yok, eğer salt biçimsel bazı teknik örgütlenmeler ve ortaklaşmalarla sınırlı ele alınıyor; kadının özgürleşmesine, erkeğin dönüşümüne dayanmıyorsa, o zaman bu biçimsel ve her an kapitalist modernitenin sahte demokrasileri karşısında yenilmeye mahkûm demektir. Bu anlamda demokratik konfederal sistem ve yaşamda her şey, tüm örgütlenmeler, boyutlar, zihniyet ve kültür özgür eş yaşama endeksli, ona hizmet temelinde olmalıdır. Demokrasinin radikal ve hakiki olmasının temel ölçütü budur.

Bu nedenle kadının demokratik konfederal sisteme katılımını herhangi bir katılım biçimi olarak ele alıp değerlendiremeyiz. Bu, çok sığ ve sistemin hakikatinden uzak bir yaklaşım olur. Bu nedenle de demokratik konfederal yönetim ve yaşam biçiminin kadın devrimi perspektifi öncülüğünde, bununla iç içe örülmesi hayati bir öneme sahiptir. Bu, önemle ve dikkatle anlaşılması ve uygulanması gereken stratejik bir gerçekliktir. Çünkü toplumun toplum olmaktan çıkarılması ve iktidara-devlete bağımlı hâle getirilmesi, önce kadının komünal toplumun yaratıcı öncüsü olmaktan çıkarılmasıyla, binyıllara yayılan şiddet ve tecavüz sonucu iradesizleştirilmesiyle mümkün olabilmiştir. Erkek egemenlikçi sistem, kadını iradesizleştirip kendine bağımlı hale getirdiği oranda toplumu da iradesizleştirip kendine bağımlı hale getirmiştir. Sorunun iç içe geçip kördüğüm olduğu nokta tam da burasıdır. Dolayısıyla toplumun kendisi (xwebûn) olması, kadının kendisi (xwebûn) olmasından geçer. Kadın kendisi olmadan, yaratıcısı olduğu toplumsallığa özgürlükçü temelde ait olmadan, toplumun demokratikleşemeyeceği çok açık ve nettir.

Toplumun derinliklerine gömülmüş olan erkek egemenlikçi şiddet ve tecavüz kültürü, her türden iktidarcılığın, milliyetçiliğin, dinciliğin, bilimciliğin ve cinsiyetçiliğin kaynağıdır. Bu kaynak, hayatın her alanında bolca iktidar alanları yaratır. Adeta bir ahtapotun kolları gibi her yeri sarıp sarmalamaya çalışır, kadını ve toplumları yutup boğmak ister. Büyük oranda da bunu yapar. Şimdi, toplumun içine kendini zorla gömmüş olan bu iktidarcı erkek kültürünü çözümleyip aşmadan, bunun yaratmış olduğu kadın, erkek, aile, zihin ve kültür alışkanlıklarını değiştirip dönüştürmeden hangi demokrasiden, hangi devrimden bahsedilebilir ki? Yaşamı doğuran, besleyen, büyüten, ona maddi ve manevi anlamlar yükleyen, ahlaki ve politik yapısıyla sürekliliğini sağlayan kadın özgürleşmeden, kadının iradesi yaşamın her alanına doğrudan katılmadan nasıl bir demokrasi gelişebilir? İşte reel sosyalizm bu gerçeği tam çözmeyen yarımlıklarıyla çökerken, kapitalist modernite de sahte demokrasisiyle ve kasıtlı olarak kadını hedeflemesiyle çöküşe doğru hızla gitmektedir. Bu konu eğer doğru yaklaşılırsa sistemleri yaratan ve sürekliliğini sağlayan; yanlış yaklaşılırsa da sistemleri çökerten bir etki gücüne sahiptir. Yaklaşımın doğruluğuna veya yanlışlığına göre yaşamı anlamlandıran ya da anlamsızlaştıran bir yapıdadır.

 

Cinsiyetçiliğe Karşı Mücadele ve İnşa

Yaşam içinde kadınların yaşamış olduğu sorunlar hepimiz tarafından çok iyi bilinmektedir. Bu sorunları tek tek belirtmeye bu yazıda gerek yoktur. Burada önemli olan, bu çok iyi bildiğimiz sorunları demokratik konfederal temelde, kadın bakış açısı ve örgütlü iradesiyle nasıl çözeceğiz? Kaba isyan, protesto vb. eylem biçimleriyle sınırlı bırakmadan, alternatif özgür eş yaşam zihniyetini ve bunun gerektirdiği kalıcı örgütlenmeleri nasıl geliştireceğiz? İşte kadın devrimi perspektifiyle örülmüş demokratik konfederal sistem, kadınlara erkek egemenliğini değiştirip dönüştürecek gücü, yapısallığı ve kalıcılığı sunar. Bu, altın değerindedir.

Demokratik konfederalizmin ve demokratik toplumun inşasında bu nedenle kadın öncülüğü ve kadın devrimi, tartışmasız ve vazgeçilmez bir önemdedir. Kadın devrimi dediğimiz, tam da bahsini ettiğimiz konfederal örgütlenme birimlerinde ve ortaklaşmalarında kadın iradesinin doğrudan katılım sağlayabildiği anlamsal-zihinsel ve yapısal-kurumsal dokuları inşa etmektir.

Özgün ve özerk kadın örgütlenmeleri bunun ilk ve en önemli adımıdır. Kadınlar, sahip oldukları özgün ve özerk örgütlülüklerle yaşamın, yönetimin, politikanın, ekonominin sorumluluklarını üstlenir ve gereklerini yerine getirir. Gerek özgün kadın yapıları olarak gerekse de karma içinde özerk yapılar olarak, devrim içinde kadın devrimi ya da demokratik konfederalizm içinde demokratik kadın konfederalizmi biçiminde kendini örgütler.

Elbette ki bunun için çok ciddi bir demokratik bilinç ve anlayış gerekir. Nasıl ki ilk hiyerarşi, sömürü, ezme-ezilmenin temelleri kadın ve erkek ilişkisinde atılmışsa; bu hiyerarşiyi aşmanın ve eşit-özgür ilişkiyi geliştirmenin temeli de önce kadın ve erkek ilişkisinde atılmak durumundadır. Ki bunda da kadın karakteri, iradesi belirleyici bir durumdadır. Bu nedenle demokratik konfederal sistemde kadının, yaşamın her alanına iradi olarak katılım kanallarının, konfederal örgütlenmelerinin oluşturulması, bilinçlendirilmesi; bununla birlikte erkeğin kadınla eşit ve özgür yaşama bilincini kazanması, toplum içinde cins mücadele araç ve kurumlarının oluşturulması çok önemlidir.

Eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet konusu tam da bu ihtiyaca bir cevap olarak kavramsallaşmış ve hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Yönetim ve politika konusunu devlet ve egemen erkek tekelinden çıkarıp, topluma ve kadına mal edebilmenin temel bir gereği de kadın ve erkeğin eşit ve özgür temsiliyetini radikal bir biçimde sağlamaktır. Kadınların politik kararlar alma ve yönetme süreçlerine kota vb. sınırlar koymadan, yarı yarıya hatta yarıdan fazla katılıyor olmaları; kadının ve dolayısıyla toplumun, erkeğin de demokratikleşmesi anlamına gelir. Elbette ki bunları şekli anlamda belirtmiyoruz. Kadın, sorumlulukla, etki gücünü büyüterek, eşitliği özgürlük bilincinden asla koparmayan bir yaklaşım temelinde değişim-dönüşüm gücü olacaktır. Kaba ve biçimsel eşitlik anlayışının kadına da topluma da özgürlük getirmediği, yaşanan geçmiş tecrübelerde çok net görülmüştür. Bu nedenle özgür eş yaşam stratejisinde, yine eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sisteminde mutlaka eşitliği özgürlük bilinci temelinde ele almak gerekir.

Kadınlar örgütlü ise devletlerin ve toplumların içine gömülmüş olan erkek egemen kültüre, şiddet ve tecavüz kültürüne karşı etkili ve değiştirip dönüştürücü mücadele edebilirler. Bu nedenle, demokratik konfederal örgütlenmenin esaslarından olan komün ve meclis örgütlenmeleri kadınlar için belirleyici bir önemdedir. Kadın komün ve meclisleri, yine karma komün ve meclislerde kadınların aktif yer alışı; erkek egemenlikli kültüre karşı kadın politikalarını geliştirme ve kendi kendini yönetme kaynağıdır. Mücadele, cins mücadelesi; komün ve meclis örgütlenme biçimleriyle yeni bir aşamaya doğru evrilir.

Bununla birlikte kadın akademileriyle, jineolojiyle, kadın kurtuluş ideolojisiyle de özgür kadın bilincini oluşturmak; tarihini, kendini tanımak; yaşamına ve geleceğine dair fikir, felsefe, kültür, dil, politika geliştirmek muazzam bir güç kaynağıdır. Ki Jineoloji de esasında demokratik modernite sisteminin, bu anlamda demokratik konfederalizmin kadın bilimi olarak Abdullah Öcalan tarafından geliştirilmiştir. Bu anlamda, Jineoloji bakış açısı ve bilinciyle demokratik konfederalizmi örmek, fark yaratan demokratik bir eylemdir. Ve sistemin dördüncü ayağı olan komünal ekonominin geliştirilmesi de kadınların erkeğe, devlete, iktidar güçlerine muhtaç olmadan yaşaması için esastır.

Elbette ki bahsini ettiğimiz bu hususlar toplumda parça parça olarak zayıf da olsa vardır; ancak zihniyetle donanmamış ve birbirinden kopuk adacıklar biçimindedir. Demokratik konfederal zihniyetle donatarak bu parçalı ve zayıf varlığı bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlamak, örgütlü ve sistemli hale getirmek, devrim içinde kadın devrimini geliştirir. Dolayısıyla sadece örgütlü olmak yeterli değildir; örgütlü birimlerin birbiriyle konfederal bağ içinde olması, yeterli ve etkili bir gerçekliği açığa çıkarır. Kadınlar hem özgün konfederal yapılanmasıyla hem de karma konfederal yapılanmalar içindeki özerk örgütlenmesiyle demokratik konfederalizmi geliştirerek, toplumu demokratikleştiren öncüler haline gelebilirler.

 

Etik ve Estetiğe Can Veren Kadın 

Demokratik konfederalizmin bir zihni ve bedeni vardır. Etik ve estetik değerler de bu zihniyetin ve bedenin temel değer yargılarını ifade eder. Anlamlı, özgür eş yaşamı; ahlaki ve güzellik değerlerinden bağımsız ele almak elbette ki olanaksızdır. Ahlak, insan ve toplum olarak yaşamanın olmazsa olmaz varoluş ilkesidir. Zaten demokratik konfederalizmin varlık gerekçesi de ahlakın ve bu anlamda insanlığın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olmasındandır. Ahlak, pozitivist hukuk anlayışını aşan; topluma birlikte yaşam gücü, enerjisi ve coşkusu veren bir kaynaktır. Toplum, özgürlük ahlakıyla var olur ve varoluşunu sürdürebilir. Aksi, fiziki ve manevi olarak yok oluş demektir. Hangi ulustan, hangi dinden, mezhepten, hangi cinsten, hangi grup veya kesimden olunursa olunsun, herkesi farklılıklarıyla birlikte bir arada tutabilecek esas enerji, ahlaktır. Komünal toplumun, doğal toplumun ahlakıdır. Ki bunun da anasının kadın olduğu, tarih bilimciler ve günümüz sosyologları tarafından da çok net bir bilgi olarak belirtilmektedir. Bilime de başvurmadan, gündelik hayata en yüzeysel bir bakışla bile bakıldığında, kadının ahlakın anası, öğretmeni ve temsilcisi olduğunu görmek mümkündür.

Yine estetik konusu açısından da bu böyledir. Günümüzün yapay, sığ, fabrikasyon estetik kalıplarından sıyrılarak yaşamın anlamına baktığımızda; güzelliğin insan ve toplum hayatında ne kadar büyük ve vazgeçilmez bir yeri olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Hayat, insan, toplum, doğa, kadın, erkek… Yaşamın her öznesi güzellikten uzaklaşmışsa; çirkin, köle, egemen, kirli ve yapay olmuşsa, o hayatın ne anlamı olabilir ki? Yaşam, ahlaki güzellikle, güzel ahlakla anlamlı ve yaşamaya değerdir. Ve yine bu açıdan baktığımızda da kadının güzellikle özdeş olduğunu, güzelliğin de anası olduğunu görüyoruz.

İşte konfederal sistemin, etik ve estetik değerlerle sağlam ve yıkılmaz bir biçimde örülebilmesi için de kadın öncülüğü şart ve kaçınılmazdır. Ahlakın ve güzelliğin yaratıcısı kadınların özgürlük bilinciyle donanması, konfederal temelde örgütlenmesi; bu temelde mücadelesini isyan ve inşayla birleştirmesi, bir de bunu etik ve estetik değerlerle yoğurması, demokratik konfederalizmi ve demokratik toplumu geliştirecek esaslar olmaktadır. Özgür eş yaşamın temel haline gelmesi de ancak böyle mümkün olabilir.

Erkek egemen dilde kadınlara, “Elinin hamuruyla bu işlere karışma” derler. Bilakis demokratik konfederalizmde kadınlar, tam da elinin hamuruyla -ki buğday, hamur, ekmek kutsaldır- toplumu inşa etme işlerine karışmalıdır. Yani kadın, rengiyle, kendi iradesiyle yaşamı özgürleştirme; kendini yönetme, politika yapma, demokrasiyi ve özgür eş yaşamı inşa etme, toplumsallığın kutsallıklarını bir bir canlandırma sorumluluğunu aşkla, coşkuyla ve mücadele gücüyle yerine getirmelidir.

20. Yüzyıl, kadın isyanının demokratik kadın konfederal yönetim ve yaşam inşasıyla birleşmesiyle kadın yüzyılı olmaya başlamıştır. “Jin, jiyan, azadî” sloganının evrenselleşmesi, bu gerçeği çok iyi anlatmaktadır. Önemli olan, bundan sonrasında bu kazanımı her geçen gün toplum içinde daha derinleştirmek ve yaygınlaştırmak; yine yerel, bölgesel ve evrensel açılımını sistemsel bir biçimde sağlamaktır. Bunun yüzyıllara damgasını vuracak gelişmeleri yaratacağı çok açıktır.

 

Kaynakça:

-Abdullah Öcalan; Demokratik Uygarlık Manifestosu, Cilt 5

 

 

 

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.