Düşünce ve Kuram Dergisi

Komünal Ekonomi ve Kadın

Kader Uzun

 

Klan, kabile topluluklarından itibaren baktığımız zaman, insanların toplum olmadan yaşamlarını devam ettiremedikleri görülmektedir. Kendi başlarına yaşadıklarında varlığını sürdürmekte zorlanırlar ve toplum işlevlerini yerine getiremezler. Toplumun da temel işleyişini sağlaması için ahlaki ve politik kurallar edinmiş bir yapıya sahip olması gerekmektedir. 

O dönemden toplumların ihtiyaç duydukları ilk ahlaki-politik normlar, uygarlığın ilk normlarını oluşturuyordu. Devletlerin koyduğu hukuk kuralları olmadan da toplumsal normların geçerli olduğu bu dönemlerde, demokratik bir yaşam tarzı ile toplumlar varlıklarını sürdürebilmişlerdir.

Neolitik toplumun yarattığı tanrıça kadın kültürü, tarım devrimi, toplumsal dayanışmanın yarattığı komünal yapılar, sevgi, saygı, iyilik, kadının etrafında şekillenen kolektif yaşam biçimi; toplumsal vicdanın oluşumunu, toplumun kimlik kazanması, ahlaki-politik toplumun oluşumunu sağlamıştır. 

 

Komün

Komün, Latince kökenli olan “communis” yerel idare, ortak paylaşım gibi sözcüklerden türemiştir. Kürtçede “kom” grup, “komkirin” toplamak anlamına gelir. Komün, toplumsal yaşamın özünden gelen, toplumun bir arada yaşayarak, kendi güvenliğini ve temel ihtiyaçlarını karşılayan, başlangıcımızdan beri var olan bir oluşumdur. Toplumsallık ne zaman ki var olmuş komünler de var olmuştur. Klan yaşamından itibaren birlikte yaşayan topluluk, ateşin bulunmasıyla birlikte, ortak yaşama gereksinimi artmış, doğalında gelişen toplumsallıkla komünal yaşamın nüveleri atılmıştır. 

Komün sadece ekonomik bir oluşum değil ahlaki-politik toplumun birlikte yaşayabilme halidir. Birlikte yaşayabilmek için ahlaki-politik değerlerin korunması, yeniden inşası eski geleneği taklit etmeden ama bağlı kalarak koruyarak geliştirilmesidir. Komün bir ruhtur, bireyciliğin değil, kolektif anlayışın geçerli olduğu yaşam biçimidir. 

“Özgür ve demokratik komün veya topluluk, demokratik ulus bireyinin gerçekleştiği temel okuldur. Komünü olmayanın, komünsel yaşamayanın bireyselliği de gerçekleşemez. Komünler son derece çeşitlidir ve toplumsal yaşamın her alanında geçerlidir. Farklılıklarına uygun olarak, birey birden çok komünde, toplulukta yaşamını gerçekleştirebilir. Önemli olan bireyin yeteneklerine, emeğine ve farklılıklarına uygun olarak komünal topluluk içinde yaşamayı bilmesidir. Birey komüne veya bağlı olduğu toplumsal birimlere karşı sorumluluğunu ahlaki olmanın temel ilkesi sayar. Ahlâk topluluğa, komünal yaşama saygı ve bağlılık demektir. Komün veya topluluk da bireylerine sonuna kadar sahip çıkarak onları korur ve yaşatır. Zaten insan toplumunun temel kuruluş ilkesi bu ahlaki sorumluluk ilkesidir. Komünün veya toplulukların demokratik karakteri kolektif özgürlüğü, diğer bir deyişle politik komün veya topluluğu gerçekleştirir. Demokratik olmayan komün veya topluluk politik olamaz. Politik olmayan topluluk veya komün ise özgür olamaz. Komünün demokratikliği, politikliği ve özgürlüğü arasında sıkı bir özdeşlik vardır.” Abdullah ÖCALAN

Komünal yaşam, bireysel mülkiyetin değil, topluluk mülkiyetinin esas alındığı, bireysel çıkarın değil, topluluk yararının temel alındığı düzendir. Topluluk üyeleri; üretimi birlikte yapar, ürünü birlikte paylaşır, kararları meclis ortak bir şekilde verir. Topluluğun kendi temel ihtiyaçlarına ve koşullarına göre, uygulanabilirliğine göre üretim yapılır. Komünal topluluklar, merkezden, yukardan yönetilerek değil, kendi yerelinden, tek tip olmayan, farklılıklarıyla, kendi iradesi ve yönetimiyle oluşan demokratik oluşumlardır. Komün yönetiminde, hiyerarşik yapılanmaların olmadığı, tam katılımlı demokrasinin uygulandığı, halkın iradesini yansıtabileceği, söz kurabilecekleri, çözüm mekanizmaları vardır. 

Komünlerin kendi varlıklarını sürdürebilmeleri için komün örgütlülüğü en gerekli ihtiyaçtır. Toplumun her biriminin, kendi öz-örgütlenmesini yaparak, kendini ifade edeceği, tarım, eğitim, kültür, sağlık gibi alanlarda kendi fikriyatı ve ahlaki bilinciyle içinde bulunduğu komünleri olmalıdır.  Komünal bilincin olmadığı toplumlarda, ahlaki ve kültürel boyutta toplum içerisinde yabancılaşma başlar, toplum öz savunma gücünü de yitirir. Kapitalist modernitenin ve özel savaş politikalarının yarattığı toplumsal çürüme ile özellikle gençlerin bu toplumsal çürümenin içine düştüğü handikapla büyük tahribatlar yaşanmaktadır. Kadın katliamlarından, fuhuşa, madde bağımlılığına, kültürel asimilasyona kadar toplumun her hücresine yayılan bu hastalıklardan kurtaracak olan özellikle kadınların, komün örgütlülüğünü sağlayarak toplumun öz-savunmasını oluşturmaktır. Toplum içerisinde intiharlar oluşuyorsa, kadın katliamları, kültürel asimilasyonlar yaşanıyorsa komünal bir toplumsallaşmadan bahsedilemez. 

 

Komünal Ekonomi

Ekonomi kelimesi, Yunancada “ev idaresi” anlamına gelmektedir. Aile, ev başlı başına bir komün olduğuna göre toplumun en küçük birimi olan aile içinde de komünsüz değildir ekonomi. Ekonomi, bir topluluğun yaşamını sürdürebilmesi için bir üretim gerçekleştirmesi, bu üretimi paylaşabilmesi ve bu eylemlerden doğan ilişkilerin tümünü kapsar. 

“Tarih boyunca ekonomi her zaman komün ile gerçekleştirilen bir olgudur. Komünsüz ekonomi düşünülemez. Ekonomi kelimesinin kök anlamı bile ‘aile komünü yasası’ demektir. Yani bir komün olarak ailenin geçimlik işleridir. Toplumun varoluş tarzı hepten komün biçimindedir. Tarih bireyle başlayan bir ekonomiye tanıklık etmez. Özel ekonomi tarihin ve toplumun tanımadığı, en az ulus-devlet kadar kapitalizmin ürettiği bir canavardır. Özel ekonomi tarih boyunca hep ‘hırsızlıkla’ eş tutulmuş ve marjinal bırakılmıştır. Kapitalist modernitenin yükselişe geçişiyle birlikte yeni bir kategori olarak piyasaya çıkmıştır. Bir nevi sürekli yer altında kalmış bir farenin kedileşerek piyasalara dalmasına benzer. Tarihte özel ekonomi veya sermaye peşinde olanlar hep hırsız olarak yargılandıklarından kendilerini görünmez kılmışlardı. Yükselen kapitalist hegemonyayla birlikte piyasa üzerinde egemenlik kuran bu kedi fareler insan toplumu için gerçekten felaket oldular.” (Abdullah Öcalan)

Kapitalist sistemlerin, ulus-devletlerin yarattığı yasalar, artı birikimin sağlandığı, “erk” odaklı, zenginin daha zengin olabileceği, fakirin hep fakir kalabileceği bir toplumun yaratmasına neden olmuştur. Güçlü bir maneviyat, adalet, vicdan, iyi ve güzel olan, ahlaki değerlerler, bu yasalarla yönetilemez. Arkadaşının, yoldaşının, komşusunun ihtiyacını karşılamak, derdine ortak olmak, güçlü bir bağ kurmak bu yasalarla düzenlenemez. Komünal ekonomi ile salt bir maddi üretim karşılanmamaktadır. Aynı zamanda kolektif emeğin sonucunda yaratılan manevi değerlerle ahlaki-politik ilkeler çerçevesinde toplum güçlenir. Yasaların gücüyle sağlanmayacak toplumsal eşitsizlikler, ahlaki-politik değerlerin geliştiği bu toplumlarda çözüme kavuşur.

Komünal ekonomi, ortak üretim sonucunda elde edilenin ortak paylaşıldığı bir yaşam biçimidir. Toplumsal yaşamın dayanışma ve ortak paylaşımlar üzerinden idame ettiren bu yaşam biçimi demokratik olmalıdır. Demokratik olmayan komün ahlaki ve politik değildir. Toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayan, ahlaki-politik değerlerle yaratılan ortak üretim ve ortak paylaşıma dayalı bu sistem “demokratik komünal ekonomi” sistemidir. Rojava’da inşa edilen sistem demokratik komünal ekonomi sisteminin pratikteki örneğidir.

Komünal ekonomi toplumsal bir ruh olarak, birlikte üretim ve tüketimin sağlandığı demokratik, eşit, adaletli bir yaşam biçimidir. Komünal ekonominin yaşamsallaştırıp kurumsallaştırdığı örnekler; kooperatifler, dernekler, sendikalar, çeşitli platformlardır. Bu kurumlar, toplumsallaşıp komün ruhunu yansıtırlarsa başarılı olabilir. Toplumu ayakta durması için temel ihtiyaçlarını ve ahlaki değerlerini koruması gerekmektedir. Bunun için komün ekonomisini esas almak gerekmektedir.

Komün ekonomisini inşa etmek için tarımdan sanayiye, hizmetlerden bilime ve zanaatlara her alanda ideolojik, politik, ahlaki bilinçle bu sorumluluğu yerine getirmek gerekmektedir. Komünal ekonomide; mevcut ihtiyaçlar doğrultusunda yaratılan mal ve ihtiyaçların en az aracıyla buluşması sağlanarak üretim, kısa yoldan tüketiciyle buluşturulur. Birey, kendi özgürlük ve ahlaki bilinciyle, kendi farklılığına göre komün içerisinde yer alır. Bütün farklılıkları barındıran heterojen bir yapıyla komün; demokratik, politik, özgür bir kimlikle varlığını sürdürür.

 

Ekonominin Gelişiminde Kadın 

Tarihte, insanlar toplumsallaşmayla birlikte beslenme, korunma, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılarken buna paralel olarak toplum ekonomisi de aynı şekilde oluşmuştur. Adına ekonomi diyebileceğimiz bütün faaliyetler kadın etrafında şekillenmiştir. Yunancada “ev idaresi” anlamına gelen ekonominin, tarihine baktığımızda kadınla bağını daha net görebiliyoruz.

Paleolitik çağda mağaralarda olan ilk-el yaşam, neolitik çağda kadının üretimde ve komünal yaşamda üstlendiği rol ile toplumsal yaşam yerleşik hale gelmiştir. Paleolitiğin son dönemlerine kadar insanlar diğer canlılar gibi doğadan günübirlik beslenerek yaşamlarını sürdürürler. Kadının toplayıcılıktan edindiği deneyim; toprak, su, tohum ve güneşin döngüsüyle kurduğu bilgi bağı, insanlık tarihinin en büyük devrimi olan Neolitik devrime yol açar. İlk-el bir yaşamdan, toplumsal yaşam bilincin yaratıldığı neolitik dönemle birlikte; kadının doğa ile olan uyumu, duyarlılığı, hakikat arayışı onun başat rol aldığı toplumsal bir yaşam yaratılmıştır. Bu toplum yapısı ile eşitliğin sağlandığı, kolektif üretimin yapıldığı, düşünce ve dil kavramlarının geliştiği ve toplumsallıkla birlikte ahlaki-politik normlar değer kazanmıştır.

Neolitik dönemde, toplumda ahlaki-politik normların uygulanması, kadın etrafında şekillenen kolektif yaşam biçimi, vicdan oluşumunu ve toplumsal kimlik kazanmasını sağlamıştır. Bu toplumsal yaşam biçimini yaratan kadın, ortak bir emekle gerçekleşen bir üretim modeli ortaya çıkarır. Bu üretim modeli toplumsal ekonomiyi oluşturmuştur. 

Neolitikte, eşitlikçi, özgür, paylaşımcı, kadın kültürünün yarattığı yaşam şekli, toplumsal vicdanın oluşu, gelişimi, toplumun kimlik, karakter kazanması, ahlaki-politik toplumun oluşumunu şekillendirmiştir. Neolitik Çağ’dan sonra gelen Kalkolitik Çağ, maden çağlarının ilk dönemidir. Üretim döneminin yoğun olduğu bu dönemde Mezopotamya yerleşimleri öncülük etmiştir. Seramik üretimine geçiş ve sulu tarımın başlamasıyla toplumsal ilişkiler arasında hiyerarşinin ortaya çıkması ve artı ürünün sağlanmasıyla bütün dengeler değişmiştir. Değiş tokuş usulüyle ticari ilişkiler başlar. Doğal afetlerin sebebiyet verdiği kıtlık dönemlerinden kurtulmak için daha bol ürün elde ederler. Tarımın geliştirilmesi, hayvanların evcilleştirmesiyle de artı-ürün ortaya çıkar. Bu durum toplumsal ilişkilere yeni nitelikler kazandırır. Erkeklerin artı ürüne el atmasıyla kadının rolü daralmaya başlar. Uzun süre kaldıkları yerleşim yerlerinde yeni düzen oluşturulur. Komün yaşamı, aile içi yaşama dönüşerek bireyselliğin ilk adımları atılır.

Kadın üretim sürecinden, toplayıcı kadın kültürüne giderek yerini avcı erkek kültürüne bırakması, toplayıcı kadın kültürünü temel sömürü alanına dönüştüren hiyerarşik yapılanmada yaşamsal emek değersizleştirilip avcı-erkek kültürü yüceltilerek temel ekonomik değer haline getirilmiştir. Ekonominin ilk faaliyetlerini üreten, edindiği tarım bilgisi ile toplumun temel ihtiyaçlarını karşılayarak, toplum içerisinde başat güç olan kadın, edindiği gücü kaybeder.

Tarımın geliştirilmesi, hayvanların evcilleştirmesiyle birlikte avcı erkek artı ürününü uzak pazarlara götürür. Üretim ve tüketim arasındaki dengeyi uçsallaştırarak tüccar sınıfını ortaya çıkarır. Pazarların ekonominin ana merkezi olmasıyla birlikte, erkeğin ekonomideki etkinliği artar. Kadınların üretim devam etmekteler fakat artı ürünü piyasaya süren erkek olduğu için kadın ekonomik karar süreçlerinde dışlanmıştır. “Ekonomik sorun esas olarak kadının ekonomiden dışlanmasıyla başlar” der A. Öcalan.(1) Kadının ekonomiden dışlanması; kadının yaşamın her alanında baskılanmasına, toplum içerisinde cinsiyet eşitsizliğinin yoğun olarak yaşanmasına neden olmuştur.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu bir toplumda ahlaki-politik anlayış, komünal yaşam, hakikat ve birlikte yaşama bilinci olan komünal yaşam yok oluşa gitmiştir. Böylelikle kadının ekonominin karar alma süreçlerinden uzaklaşması komünal yaşam biçimini ortadan kaldırarak tekelci kapitalist sistemin nüvelerini yaratmıştır. Kapitalizmin geliştiği döneme kadar üretim sürecinde aktif role sahip olan kadın, pazardan uzak, ailenin temel ihtiyaçları doğrultusunda üretime katılarak, aile geçimine doğrudan katkı sunmaktadır. Kapitalist sistemle birlikte, emeğine ilk el konulan, köleleştirilen kadın olur. Kadın görünmeyen el emeğine karşılık, bir meta gibi kullanılır. Hem emeği sömürülür hem de toplumsal statüsünü kaybeder. Ataerkil sistem ve sonrasında oluşan ulus-devlet yapılanmaları ve kentleşme ile birlikte kadının bedeni ve emeği üzerinde bir hegemonya yaratılır. Bu hegemonya yaşamın her alanında kadını baskılar, yaşamın öznesi olmaktan çıkarıp özel alana hapseder. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı toplumsal kriz, kolektif bir emeğin ürünü ve toplumsal bir olgu olan ekonomiyi kapitalizmin yegâne aracı ve gayesi haline getirir. Jarvis, Kantor ve Cloke’un, “Kent ve Toplumsal Cinsiyet” kitabında bu durumu şöyle dile getirirler; Kentlerin zamanı ve mekanı cinsiyetli bir biçimde düzenlediklerini, ev içi emeğin kadınlar tarafından üstlendiğini, ekonomik değerinin görünmediğini, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğunu, bütün bunlara müdahale edecek alanın, feminist müdahale, olduğunu belirtirler. Kapitalizmin yarattığı kentler, tamamen erkek akıl tarafından şekillenerek; kadınları ekonomiden uzaklaştıran, özel alana hapseden, karar alma süreçlerinden uzak bırakmıştır. Bu toplumun her kesimine sirayet etmiştir. Tarımdan, endüstriye üretim alanlarından, ekonomin karar alma süreçlerinden uzaklaştırılan, yaşamın öznesi olmaktan çıkarılan, emeği sömürülen kadının, kendi özüne kavuşturacak olan fikriyat demokratik komünal yaşam modelidir. Kadının, geçmişten günümüze elinden alınan kazanımlarını, tekrar elde edebileceği, toplumun koşullarına ve ihtiyaçlarına göre bu deneyimlerini daha da geliştirerek başat rol alacağı bir ekonomi modelini oluşturması gerekmektedir. 

 

Komünal Ekonomi ve Kadın 

Komünal demokratik ekonomi modeli yeniden yaratılacak bir model değildir. Toplumsal yaşamın oluşmasından itibaren var olmuştur. Toplumun, ahlaki-politik anlayış temelinde temel ihtiyaçlarını karşılayarak bir arada yaşamını sürdürmesi komünal ekonomik modelinin yaşam haliydi. Bu yaşam modelinin kadının elinden alınması, kadının sömürülmesine toplumda arka plana itilmesine neden olmuştur. Ancak bazı dönemlerde kadının direnişiyle karşı çıkılmıştır. 

Louise Michel’in 1871’de Paris Komünü’ne katılmasıyla ve devrimci Blanquicilerle ilişkilerinden dolayı çok kez tutuklanır. Cezaevinde yazdığı bir mektubunda “Gelin kargalar, gelin sayısız, hepinizin karnı doyacak” der. Versailles ordusunun, devlet şiddetinin sınır tanımadığını, katliamın boyutuna yapılan acı bir ironi olarak dile getirir. “Siz bedenlerimizi yok ederek hüküm sürebilirsiniz ama biz, sizin korkularınızdan doğan bir geleceğiz” der. Karşı durdukları sisteme karşı, ahlaki bir çürüme yaşadıklarını, kendisini komün davası için feda edilmiş bir beden olarak görür. “Beni yok edebilirsiniz ama fikrimi yok edemezsiniz. Beni öldürmek istiyorsanız, buyurun. Ben sizin korkularınızdan daha büyüğüm.” Bir kadın olarak, defalarca tutuklanır, sürgüne gönderilir. Ama asla mağdur dilini kullanmaz, zamanın ruhuna yakışır bir direniş sergiler. (Lousie Michel, 2015)

Kadınlar, komünal yaşamın özünden aldığı deneyimleri, her dönemin sömürülme mekanizmasına karşın direniş göstermişlerdir. Bugün bütün dünyaya örnek olabilecek, kadınların direnişi, mücadelesi ve deneyimleri sonucunda yaratılan komünal yaşam modeli Rojava’da yaşanmaktadır. Yerelin kendi ihtiyaçlarına ve özgünlüğüne göre uygun örgütlenme modeliyle, kadın ve erkeğin emeğinin sömürülmediği bir komünal yaşam modeli yaratmayı hedeflerler. Bütün dünyaya, herkesin kendi yerelin özgünlüğüne göre örnek alınacak bir modeldir.

Ortak üretimin, tüketimin, paylaşma ve dayanışmanın olduğu yaşam biçimi özü itibariyle “komünal demokratik ekonomi” modelidir. Bu komünal model ile yaşamın her alanında demokratik toplumun özelliklerinin yansıtılacağı; ahlaki- politik bilincin, cinsiyet eşitliğinin, adalet ve hakkaniyetin, kolektif bir şekilde destek ve dayanışmanın olduğu bir yaşam modelini yaşatmaktır. 

Komün ekonomisinin oluşturulmasında öncü rol oynayan olan kadınlar, ekolojik bakış açısıyla toprağını koruyarak, kendi ekonomik özgürlüklerini elde edecekleri bir komünal yaşam tarzını hedeflemektedirler. “Ekonomik özerklik, komün ekonomisini en az toplumun öz savunması kadar gerekli görür ve esas alır. Nasıl öz savunma olmadan toplum varlığını sürdürmezse, ekonomik özerklik olmadan toprağın korunmasına, ormanlaştırmaya, ekolojiye ve komüne dayanmadan da toplumun beslenmesi, dolayısıyla varlığını sürdürmesi mümkün olamaz” (Abdullah Öcalan). Komünal ekonomi, toprağını, suyunu korumak, toplumunu savunmak, doğanın hakkını koruyarak endüstriyalizm canavarına karşı doğanın kendini yenileyebildiği, ekolojik dengenin bozulmadığı aşırı kar sağlamayan üretim biçimlerini oluşturur.

Doğayı sömüren anlayışla, kadını sömüren anlayış aynı zihniyetten beslenmiştir. Bunun için doğayı en iyi anlayan ve doğayı koruyacak olan kadındır. Eko-ekolojik anlayışla birlikte doğayı merkezine alan, ihtiyaçlar doğrultusunda üretimin sağlandığı, doğanın dengesinin bozulmadığı, kendini yenileyebilen bir üretim mekanizması oluşacaktır. 

“Öncelikle ekonomik-ekolojik topluma sahip çıkarak, kapitalizm ve endüstriyalizmin çökerttiği tarım-köy toplumunu komünal temelde yeniden inşaya yönelirler. Ekolojik tarım toplumun gıda güvenliğini sağlayarak sorunların en önemli bir boyutunu çözer. Buna ‘İkinci Tarım-Köy Devrimi’ demek uygun düşebilir. Gerçekten 21. yüzyılla birlikte ikinci bir tarım-köy devrimine ihtiyaç vardır. Bu devrim sadece kenti kurtarmaz, toplumu da orta sınıf kanserleşmesinden korur. Kent ve orta sınıf üzerine inşa edilmiş ulus-devlet faşizmi bu temel üzerinde zayıfladıkça, demokratik toplumun gelişme şansı artar. İkinci bir tarım-köy devrimi olmadan toplumun sürdürülebilmesi gerçekten çok zordur. Bu devrim teknolojiye de hak ettiği yeri vererek endüstriyalizmin tahribatından koruyabilecektir. Kentler yeniden ve daha gelişmiş teknik koşullar üzerinde eski görkemli yaşantılarına kavuşabilirler. Sadece aşırı büyümüş nüfustan kurtulmakla kalmazlar; bunun yanı sıra anlamlı bir işlevsellik kazanmış tarım-köy toplumuyla dengeyi yeniden tutturabilirler. Demokratik modernitenin yeniden yapılanmış kent ve köyü, demokratik toplumun iki dengeli ve sağlam ayağı, beyni olacaklardır. Zenginlik ve çeşitlilik olarak birbirlerini tamamlayarak, ulus-devletin homojen toplum faşizmini aşmada asıl zemini oluşturacaklardır. Ortadoğu’nun hem şansı hem de kaderi yeniden ikinci bir tarım-köy devrimini gerçekleştirmesine bağlıdır.” (Abdullah Öcalan)

Ekonomik, ekolojik ve demokratik toplum yapısıyla birlikte, kapitalizmin ve ulus-devletlerin dayattığı yaşam tarzına karşılık; yerelin kendi uygunluğuna, şartlarına göre eko-köylerin oluşması ikinci tarım-köy devrimini yaşatacaktır. Aynı zamanda kentler de gelişmiş teknoloji ile eko-ekonomik bir anlayışla eşit, özgür ve demokratik bir anlayışla oluşacak birimlerle komünal bir zihniyet yaşatılacaktır. 

Komünün sadece köylerde değil kentlerde de kendi özgünlüğüne, kendi ihtiyaçlarına göre oluşabilir. Kent denilince ne yazık ki büyük, kalabalık, karmaşık olan gelir akla. E.F.Schumacher’in “Küçük Güzeldir” isimli kitabında da belirtildiği gibi; sınırsız bir ekonomik büyüme fikrinin iki bakımdan ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğidir. Temel kaynakların elde edilebilirliği ve çevrenin sınırsız bir ekonomik büyümenin içerdiği müdahale ile başa çıkıp çıkamayacağı. Sayıları ne kadar çok olursa olsun küçük ölçekli faaliyetlerin doğal çevreye zarar verme olasılığı her zaman daha az olacağıdır. Kentleşmenin getirdiği sınırsız bir ekonomik büyümeye karşı temel ihtiyaçların karşılandığı, fazla kar gütmeyen, tahrip etme fikriyatın olmadığı küçük birimler şeklindeki oluşumların yıkımı olmayacaktır. Yeni büyük olmayan, kar hırsı olmayan her zaman güzeldir. Her kenti, köye dönüştürme fikri değildir bu tabi ki. Kapitalizmin yarattığı aşırılığa karşılık, daha sade ihtiyaç ve işlevine göre mütevazı komünler oluşturmaktır. Yerelin kendi özgünlüğüne, kendi karar verme biçimine göre şekillenebilecek tarımdan, sağlık, eğitime çeşitli alanlarda küçük birimlerle komün oluşturmaktır. 

Kadın etrafında gelişen ilk toplumsallıktan yaratılan ahlaki değerler, özünü tamamen yitirmemiş olup bireyciliğin bulaşmadığı, toplumsal güçlerin ayakta kalabildiği kadarıyla günümüze kadar yansımış olan bazı özellikler vardır. Halen köylerde devam eden hasadın dağıtılması, Alevilikte var olan lokmaların dağıtılması kültürü, diğer canlıların temel ihtiyaçlarının karşılanması gibi bazı değerler halen devam etmektedir. Kapitalizmin yoğun olarak yaşanmadığı toplumlarda komünal kökler varlığını koruyabilmektedir. Bağları güçlü olan toplumlarda yaşamakta olan bu doğal toplum özeliklerini daha da güçlendirecek olan, tarihsel değer birikimlerini komünal ekonomide yaşamsallaştıracak olan yine kadınlar olacaktır. Kadınsız komün, komün olma özelliğini yitirir. Çünkü komünü oluşturan, komüne öncülük yapacak olan kadındır. Kadın ve komün arasında birbirini tamamlayan, birbirini geliştiren güçlü bir bağ vardır.

 

Sonuç:

Toplumsallaşmanın kök hücresi olan klan-kabile örgütlenmesinden itibaren yaşam komünal bir şekilde devam etmiştir. Tarihin en uzun dönemini kapsayan bu dönemde doğalığında yaşanan ortak yaşam şekli komünaldir. Aslında çok yabancı olduğumuz bir kavram değil komün kavramı. Yaşamımızın her alanında yaşamsallaştıracağımız ama kapitalist modernitenin yarattığı, toplumsal bir çürüme neticesinde toplumsallaşmaktan uzaklaşarak bireyselliğe doğru yol aldığımız yaşam tarzımızdan kaybettiğimiz ahlaki-politik değerlerin bütünüdür. 

Kapitalist modernitenin dayattığı yaşam şeklinde, toplumun birlik ve beraberlik bilinci çürütülmüştür. Birlikte üretim, birlikte yaşam ruhunun yok edilmiş; hazır olana, başka mekanizmalara bağımlı kalarak toplumsal çürüme yaşanmaktadır. Birey, kendi öz benliğini ve toplum içinde yaşamın varlığını unutarak bireysel liberalizmin sunduğu yaşam tarzına özenmektedir. Toplumla bağını koparan, farklılıkları kabul etmeyen, ahlaki-politik bilinci olmayan, demokrasinin yaşanmadığı bir yerde komünal yaşam zihniyetinden bahsedilemez.

Tarihten gelen kadın deneyimleri ile şekillenen komün anlayışının kapitalist modernite ve ulus-devletlerin talan ve yağmalamalarına karşı demokratik ulus bilinciyle, eşit, özgür ve demokratik bir yaşam biçimiyle tekrardan demokratik-komünal anlayış yaşatılacaktır. Ortak bir amaç için bir araya geldiğinde ideolojik ve felsefik doygunlukla sorunlara ortak çözüm üretebilecek irade ile güçlenen komünler; bireyden topluma yansıyan özgür, demokratik bir yaşam yaratacaktır.

Toplumu özgürleştirecek olan, demokratik, ahlaki-politik bilince kavuşturacak olan komünal yaşamdır. Bunun öncülüğünü de yapacak olan kadınlardır. Kadınlardan çalınan bilgi ve deneyimlerin, kadının kendi mücadelesi ve direnişi sonunda geri alacağı vakittir. 

Kurulacak her akademiyi, her kooperatifi, her üretim alanını komünal bilinçle her bireyin kendini sorgulayabileceği, kendini var edebileceği mekanizmalara dönüştürmektir. Komün üyelerinin ihtiyaç duydukları sosyal yaşam alanlarının; eğitim, sağlık, spor, ekonomi gibi her alanın komün şeklinde örgütlenmesi demokratik, özgür yaşamı sunacaktır.

 

Kaynaklar:

-Abdullah Öcalan; Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü 
-Abdullah Öcalan; Kapitalist Moderniteye Karşı Meydan Okumak
-E.F.Schumacher ; Küçük Güzeldir, (2002)
-Louise Michel; Komün, Tarih ve Anılar, (2015)  
-Helen Jarvis, Paula Kantor, Jonathan Cloke; Kent ve Toplumsal Cinsiyet, 2012 
Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.