Tarihsel toplum, tüm iktidarcı yapıların baskı/şiddet saldırıları ve çarpıtmalarına rağmen sürekli olarak kendini sağaltarak bugüne kadar varlığını sürdürdü. Toplumsallık, kollektif emek ile kurulmuş ve “Özgür Toplumsallaşma Kültürü”(1) komün ve meclislerle inşa edilmiştir. Komün, toplumsallığın ahlaki toplum olarak form almasını sağlayan temel toplumsal varoluşun yapı taşıdır. Devletli uygarlık güçlerin kendini toplumun yanı başında var etmek ve toplumu egemenlik ilişkileri içine hapsetmek için her zaman toplumun komünalite değerlerine saldırmış ve ‘’komün’’e’ savaş açmıştır. Çünkü komünler özgür toplumsal kültürünün oluşması, geliştirilmesi ve korunmasının temel formudur. Komüne yönelik saldırı ve savaş kesintisiz devam etmiştir. Hedef komünaliteyi dağıtmaktır, dolayısıyla özgür toplumsallığı ele geçirmektir.
Devletli uygarlık güçleri, bir taraftan bu savaş hali sürdürürken diğer taraftan komünün/ komünalitenin yerine kendi kurumlarını (aile, hanedanlık ve devlet) inşa etmeye ve kurumsallaştırmaya çalışmıştır. Bu kurumsallıkların hedefi kadın ve kabilenin komüne dayalı demokratik komünal yapısını tasfiye etmektir. Devletli uygarlık güçleri, ilk günden günümüze (kapitalizm de dahil) kendini toplumsallığın kötü biçimleri olan aile, hanedanlık ve devlet gibi kurumlar ile örgütlemeye çalışarak toplumsal meşruiyet yaratmaya hedeflemiştir. Bu eğilim halen devam etmektedir. Bu durum devlet ile komün (demokrasi/toplum) arasında süregen çatışmayı/ilişkiyi önemli karmaşa kaynağı olarak günümüze kadar taşımıştır.
Bu karmaşa “demokrasi olarak kendini maskeleyen devlet ile devlet olmaya çalışan demokrasi güçleri” (2) olarak iki yıkıcı eğilimi ortaya çıkarmıştır. Her iki eğilim de toplumun kendini gerçekleştirmenin önünde en büyük engeldir. Demokratik toplumun inşası için bu karmaşanın giderilmesi, karmaşıklığın sadeleşmesine ihtiyaç vardır. Demokratik toplum inşasında sadeleşme-sadeleşmeler elzemdir. Toplumun, ilişkilerin, beklentilerin sadeleşmeye ihtiyacı vardır. Toplumsal sadeleşmenin en önemli formu komündür. Sadeleştirdiğimiz oranda olanakları görme, üzerine düşünme ve yapabilirliğini konuşabilme şansını da yakalayacağız. Küçük küçük adımlarla yol aldığımızda, yapabilirliğin özgüveni ile komünü geleceğe bırakmadan hemen kurabildiğimiz bir toplumsal form olduğu görülecektir. Yol aldığımızda “olmazları” konuşmak yerine olabilirlikleri konuşmuş olacağız. Ayrıca komün ve meclislere yönelik gelişen yanlış yaklaşımları da geriletme olanakları doğacaktır.
Demokratik toplum iddiası ile yola çıkmışsak, demokratik toplum komün temelli inşa edilecekse, öncelikle olanakları üzerine düşünmek gerekir:
1-İçinde bulunduğumuz her toplumsallıkta (evde, köyde, kasabada, mahallede, işyerinde, okulda, siyasi partide, dernekte, sendikada vb.) kendimize ve toplumsallığımıza farklı gözle bakmayı deneyerek, “klandan başlayarak gelen toplumsal ilkeleri ve anacıl toplum özelliklerinin”(3) görünmesi sağlamak ve herkesçe üzerinde konuşulacak hale getirmek gerekiyor.
2-Hali hazırda yaptığımız şeyleri yeniden düşünmek. Yaptıklarımız demokratik toplumu mu güçlendiriyor, yoksa iktidarcı yapıları mı güçlendiriyor? Eylediklerimizle hangi toplumsal değeri üretiyoruz veya yok ediyoruz.
3-Bu sevmediğimiz dünyayı da bizzat bizlerin ürettiğini yeniden yeniden birbirimize hatırlatmak. Önemli olan hep birlikte kendimize ve birbirimize “neden özellikle sevdiğimiz bir dünyayı yaratmıyoruz?” (4) sorusunu sorarak yaptıklarımıza eleştirel bakarak daha iyiyi-güzeli yaratabileceğimizi gündemleştirmek.
4-Toplum özellik olarak komündür. Önemli olan bu hakikatın farkına varmaktır. Kapitalizm ve iktidarcı tüm yapılar toplumsal varoluş olan komün kültürünü çarpıtması ile hakikatı gizlemektedir. Bilinen bir gerçek var ise o da toplum önemli oranda komünal yaşamaktır.
5-Toplumun komünal olma özelliği yanı sıra Kürt toplumsallığında var olan komünal değerleri ve Özgürlük Hareketinin komün hareketi olarak doğması ve 50 yıllık mücadele sürecinde kurduğu her yapıda ve ilişkide komün değerlerini oluşturmaya ve geliştirmeye çalışması çok önemlidir. Özgürlük hareketi içinde ve çeperinde bulunan her birey ve toplulukta komün değerleri açık veya gizli olarak varlığını korumaktadır. Önemli olan bunun farkına vararak yol almaktır.
Komünleşmede Sakıncalı Olmazlık Teorisi
Yukarıda ifade ettiğimiz üzere komün tartışmasına yeni başlamıyoruz. Bu konuda mevcut birikimi her zaman hatırlamalıyız, birbirimize hatırlatmalıyız. Sosyalist mücadelenin tarihselliğinde bu konuda biriktirilenleri de düşündüğümüzde demokratik toplum inşasını komün temelli geliştirme olanaklarımızı saymakla bitiremeyiz.
Ancak komün hareketinin gelişimine engel iki temel eğilimi görmek ve bu iki eğilim ile mücadele ederek yol almak gerekir.
Bu eğilimlerde birisi “olmazı” konuşarak sürekli olarak komün faaliyetini ya ötelemekte ya da engellemektedir. Bu eğilim komünü ‘’ortak karar alma ve birlikte yol alınacak toplumsal bir ilişki’’ olarak görmeyerek, onu sadece ekonomik bir eşitlik ilişkisine indirgeyerek, mükemmeliyetçiliği öne sürerek güncel toplumsal ilişkiler içinde komünün olanağının olmadığını söyleyerek geleceğe öteleyen bir eğilim yaygın olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer bir eğilim ise ‘’komünü aşırı idealize etme ve komüne erişilmez anlamlar yükleme’’ eğilimidir. Bu eğilim, demokratik toplumun inşasının komün temelli olduğuna inanan ve bu konuda yoğun bir çabanın içinde olan, buna rağmen komüne yüklediği anlamlarla aşırı idealize eden komün hareketinin sol sapması olarak ifade edebileceğimiz bir eğilimdir. Bu anlayış toplumsal mühendislik yaklaşımından kaynaklı olarak kafasında idealize ettiği komün/ meclisi topluma dayatmaktadır. Komün/meclis diye komitacılık dayatmaktadır. Bu eğilim demokratik toplumun öznesi toplumun kendisi olduğunu yok sayarak, toplumun üstüne özneler tarifleyerek toplumun kendini var etme pratikleri engellenmektedir. Aynı zamanda aceleci yaklaşımlarla toplumsal inşanın önünde engel olmaktadır. Baskıcı ve daraltıcı bu eğilimlerle de mücadele etmek gerekir.
Demokratik toplumun inşası için komün ve meclislerin örgütlemesi üzerine biriktirdiklerimizi birlikte sesli düşünmeye çalışalım.
1-Komün geçmişte insan toplumsallaşmasının ana kaygısıydı. Bugünde temel kaygımız olduğunu unutmamak gerekir.
2-Komün sadece uzak geçmişte yaşanmış ya da idealize edilmiş bir gelecek olacak bir olgu olmadığı, tüm güncel pratiklerimizde ve ilişkilerimizde var olduğu gerçeğini hep aklımız tutmamız gerekir.
3-Devrimcilik iktidarların yaşamımıza zikrettikleri kirliliklerden ve çirkinliklerden arındırmak çabasıdır. Bunun için her gün yaptıklarımızın/eylediklerimizin üzerinde düşünmek ve doğruyu-güzeli hep birlikte bulmaya çalışmak ve inşa etmek gerekir.
4-Demokratik toplum bir sosyal sistemi geliştirmektir. Bir sosyal sistemde üretilen en önemli şey insandır. İnsanlar arasındaki ilişkiler toplumsallığı, toplumsallığı da insanı üretir. Güven ilişkilerinin tesis edildiği toplumsallık komün düzleminde üretilir. Kapitalizmin ve ulus-devletin güvene dayalı ilişkilerimizi denetlemesi mümkün olamaz. Devleti ilişkilerimizde arındırdığımız oranda kendi toplumsallığımızı örebiliriz.
5-Komünal olan ilişkiyi veya toplumda var olanı ortaya çıkarmak demokratik yönetim anlayışı ile mümkündür. Kendini özgürce ifade eden ve kendini gerçekleştirebilme olanakları ancak öz yönetime dayalı demokratik kültürde mümkündür.
6-Devletin yaydığı korkularla toplumun özgüven yitimine neden olmaktadır. Öz savunma ile devletin yarattığı korkuları aşarak özgüvenin oluşumu sağlanabilir.
7-Devletin kendini bir zorunluluk/gereklilik olarak dayattığı her ilişkinin boşa düşürülmesi için her türlü toplumsal ihtiyacı öz güç ve dayanışma ilişkileri ile gidermek komünün inşası için önemlidir. Komün birlikte karar almakla birlikte, birlikte üretmek ve dayanışma kültürünü yayarak, birbirine bağlılık ilkesini yaşamsal kılmaktır.
8-İlişkilerde ve eylediklerimizde aynılaştıran ve tek düzelilik yerine farklılıkları görmek gerekir. Çünkü “Komünalite; farklılıkları içeren inanç veya etnik temelli ayrışmaları tercih etmeyen demokratik toplum sistemin adıdır.“(5)
9-Toplumsal sorunların görünür kılmak ve çözümü için inşa edilecek meclisler esnek olmak zorundadır. Esneklik toplumsal farlılıkların içermesini sağlayarak toplulukların enerjisini meclis formuna akışını sağlanabilir. Bu akış demokratik toplumun kendini gerçekleştirmesinin olanaklarını artıracaktır.
10-Komün toplulukların özgünlüklerini korumakla birlikte, demokrasiyi zehirleyen karmaşaya neden olan aşırı seviye farklılıkların giderilmesi gerekir. Toplumun birbirini anlaması, kendini anlatması ve birbirini tanıması için özgür tartışma ortamlarının sağlanması gerekir.
11-Bulunduğumuz her zeminde ve alanda komün değerlerine bağlı kalarak topluluklar inşa etmek gerekir. Felsefik, politik ve pratik bütünlüğü görerek yol almak gerekir. Felsefik düzlemi olmayan her komün çalışması liberalizmin felsefik çemberi içine hapsolabilir.
12-Tüm sosyal alanların (sağlık, eğitim, kültür vb.) komünleşmesinin yanı sıra köy, mahalle, inanç ve etnik toplulukların komünleşmesi zoraki birliklerin yerini gönüllü komünlerin ortaklığını ve birliğini sağlayacaktır. Demokratik ulusun inşası yaygınlaşan ve bir ağ gibi örülen komünlerin/ meclislerin bütünlüğünde doğacaktır. Komün kültürü ile örülen bu örüntünün herhangi bir gücün kontrol etmesi ve egemenliğini kurması zorlaşacaktır.
13-Demokratik toplulukların yaygınlaşması, gelişmesi ve bölgelere ve tüm dünyada yaygınlaşması güçlü evrensel komünleşme hareketi ile ulus-devletlerin savaş, sömürü ve talanları ile yaşanılmaz kılınan bir dünyayı yeniden kurmak mümkündür. Ekolojik bir yaşamı inşa edebiliriz.
14-Topluluklar komünlerini sosyal alanlara dayalı komünlerle çepeçevre sarıldığında devletli yapıların kendini mutlak zorunluluk olarak toplum zihnindeki yerini sarmayla birlikte, silip atılacaktır.
Yukarıda ifade ettiklerimi daha çok yoğunlaştığım sağlık alanında doğru ele almaya çalışayım.
Demokratik Toplum İnşasında Sağlık
Uzun bir süredir sağlık alanında komün ve meclisler tartışması yürütüyoruz. Demokratik toplumun inşasına sağlık alanından doğru nasıl müdahil olabiliriz. Bunun olanakları neler olacağı konusunda bir yoğunlaşma ve pratik süreçler yaşadık. Yaptıklarımıza ve yapamadıklarımıza bir göz atmak ve geleceğe dair de bir tartışmaya katkı sunmak gerekir.
Sağlık ve toplum ilişkisi için “Toplum var ise onun sağaltım kültürü vardır” tespiti oldukça önemlidir. Bu temel hakikat egemenler tarafında çarpıtıldığı ve yok sayıldığı için bugün “ben olmadan sen sağlıklı olamazsın “ anlayışı dayatılmaktadır. Ancak devasa sağlık kurumsallaşmasına ve neredeyse nüfusun önemli bir bölümünün dahil olduğu yaygın sağlık sistemi örgütlenmelerine rağmen toplumsal sağlık her geçen gün geri kazanılmayacak düzeyde bozulmaktadır. Sağlığa ayrılan devlet ve hane bütçeleri de toplumsal sağlığın elde edilmesine kifayetsiz kalmaktadır. Yapılmak istenen sağlık üzerinde toplumu egemenlik ilişkilerine bağımlı hale getirmektir. Devletli uygarlık güçlerinin bu konuda epeyce bir yol aldığını söyleyebiliriz. Kapitalist tıp, toplum içinde bir kültüre dönmüş durumdadır. İnsanların hastalıkları ile cisimleşmesi, “sağlıklı yaşam” ve “sağlıklı bedenler” söylemi ile toplumsal yaşamımızın her alanı ve bedenlerimiz her hücresi kapitalist tıbbın denetimine sunulmaktadır. Ayrıca kapitalist tıp kendini mutlaklığını ilan etmek için toplumun/ toplulukların sağaltım kültürüne saldırmakta, itibarsızlaştırmaktadır. Aynı zamanda toplumsal sağlık birikimini gasp etmekte ve el koyarak çarpıtmaktadır. Anlayacağımız kapitalizm ve ulus-devlet yapısallığı toplumun sağaltım kültürünü yok ederek, onu en temel savunma mekanizmasında alıkoyarak savunmasız bırakmaktadır. Toplum en çok da sağlığı ile söz söylemelidir. Ve karar almalıdır. “Sağlık ,yalnızca sağlıkçılara bırakılmayacak önemdedir”(6)
Sağlık alanında ilk komünleşme tartışması sağlık ve politika okulu çalışması olmuştu. Bu çalışma ile kapitalist tıbbın toplumsal sağlık birikimine saldırıları ortaya çıkarmak ve görünür kılmak, ayrıca yok sayılan toplumsal sağlık birikimini ortaya çıkarmak, bu alanda toplumun öz örgütlülüğünün olanakları tartışmak mümkün olmuştu. Toplumsal sağlık felsefesini açığa çıkarmak ve geliştirmek, yaygınlaştırmak amaçlanmıştı. Bu alanda kuramsal ve kavramsal çerçevenin oluşması için çalışmalar yürütülmüştür. Okul/ akademi komünleşmesi amaçları konusunda belirli bir yol almış olsa da halen çok yetersizdir. İlk başlangıçta her yerelde başlatılan okul komünleşmesi içsel ve dışsal nedenlerle epeyce daralmış durumdadır. Ayrıca oluşturulan sağlık kavramsallığı “sağlıkçı”ları aşamamış, ayrıca onlarında çok az bir bölümünün zihin dünyasında karşılık bulmuştur. Evrensel bir okullar komünün oluşması için çaba sarf edilmesine rağmen, ancak 2025 yılında yapılan uluslararası sağlık konferansı ile bir adım atılabilmiştir. Halen yolun başında olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu konuda harcayacağımız her çaba toplumsal devrimimizin evrensel karakterine katkı sunacaktır. Diğer topluluk komünleri ile ilişki bizim yaşayacağımız darlıkların, kapalılığın aşılmasına katkı sunacaktır. Birbirimizden öğrenme, etkilenme/etkileşim ve ortak hareket etme imkanı sağlayacaktır.
Komün Farkına Varma Eylemidir
İkinci komünleşme hareketi meclisleşme hareketiydi. Bunu belirleyen temel eylem çizgisi şu iki ana çerçeve üzerine oturtulmaya çalışılmaktaydı: “Sağlığın Toplumsallaşması” ve “Sağlık Hizmetlerinin Demokratikleşmesi.”
Sağlığın toplumsallaşması; toplumun sağlık bilgisinin ortaya çıkarılması, geliştirilmesi, sağlığı hakkında karar alabilmenin olanaklarının ortaya çıkarılması ve örgütlenmesi olarak ele alınmıştır. Örgütlü toplumun gelişimi en çok da sağlık üzerinde gelişebileceği perspektifi ile hareket edilmiştir. Bu sağlık meclisleri aracılığıyla yaşama geçirilmiştir. Diğer taraftan sağlık hizmetlerinde yaşanan sağlıkçı-hasta ilişkisi (alan veren) toplumsal sağlığın “sağaltım” eylemi üzerinde odaklanmasına ve dolayısıyla toplumsallığın parçalanmasına yol açmaktadır. Oysa toplumsal sağlık, komünün her üyesinin komünlerin çeşitli ve birbirini bütünleyen faaliyetleri ile mümkündür, toplumun kendini sağaltma kültürü ile mümkündür, her zaman da öyle olmuştur. Sağlık emekçileri ne ürettiklerinin farkına varması ile sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesi konusunda yol almayı kolaylaştıracaktır. Ancak bu konuda da meclisleşme çalışmalarını felsefik düzlemde ayrıştırması ve onu “günlük ihtiyaçlar”(?) çerçevesinde bir faaliyete indirgenmesi, toplumsal farklı dinamiklerin katılımında daha çok ihtiyaçları gideren sağlıkçıların örgütünü aşamayacak bir düzeyde kalmasına neden oldu. Meclisler farklı anlayış ve eğilimleri görmeyen, daralan örgütleme anlayışının hakim olması ile birlikte bir komite formuna dönüştüğünü söyleyebiliriz. Sağlıkçılara daralan sağlık meclisleri kendisinin yaptıkları, yaşadıkları üzerine düşünme yerine dışındaki bir ilişkinin/ihtiyacın giderilmesi için yoğunca çaba harcayan, dışardan bilinç taşınan faaliyetlerin içine gömülmesine neden olmuştur. Bu durum sağlık hizmetlerin demokratikleşmesi için var olan sağlık hizmetleri (hastane-sağlık merkezleri-sosyal hizmetler-üniversiteler vb.) sürecine müdahil olmak yerine buradaki sıradan faaliyetten artırdığı zamanı toplum adına düşünme ve onun adına yapma eylemine yoğunlaşmaya neden olmuştur. Komün en çokta kendinin farkına varma eyleminin ortaya çıkarılması ile inşa edilebilir. Kendi eylediğimiz üzerinde düşünme ve tartışma yapmadan, onun eylemini ortaya çıkarmadan kendimizi gerçekleştirme şansımız olamaz. Sağlık emekçileri olarak hizmet ürettiğimiz birimlerde komünleşme yönlü bir adım atmadığımız, sağlık hizmeti üreticileri olarak özneleşme yönlü pratiklerimizin cılız kaldığını söyleyebiliriz.
Sağlığın toplumsallaşması konusunda düşündüklerimizle birlikte epeyce pratiklerimiz oldu. Bunlar üzerinde dönüp düşünmek ve eleştirel bakmak bize yeni komünleşme/meclisleşme hamlemizde yol aldırır. Ancak eksik bıraktığımız mevcut sağlık hizmetleri ve onun kurumsallığı içindeki demokratikleşme çalışmalarımız ve meclisleşme faaliyetlerimizdir. İşyeri sağlık meclisleri deneyimlerimiz oldu. Bu daha çok emekçilerin ekonomik ve özlük talepleri çerçevesini aşmayan bir yerde kaldı. Genel toplumsal bir örüntüye dönüşebilmesi için; sağlık hizmetlerinin demokratikleşmesi için her işyeri/birim, okul/bölümde komünleşme faaliyetine girmek gerekiyor. İşyerinde yaptıklarımız üzerinde başta felsefik tartışmalarla birlikte yaptıklarımızı niye, kim için, toplumsal/ekolojik yararlarını ve zararlarını konuşmamız gerekir. Bir işi yapma biçimimiz, o işi yaparken kurduğumuz ilişki biçimi üzerinde tartışmak, sağlık hizmeti üretim sürecindeki iktidar ilişkileri konuşarak açığa çıkarmak gerekir. Bu durum birbirini görmeyi, anlamayı, kendini anlatmayı sağlayarak ilişkilerin demokratikleşmesini doğuracaktır. Emeğine, kendine ve birbirimize yabancılaşmayı aştığımız oranda demokratik bir kültürü yaratabiliriz. Bu aynı zamanda sağlıkta öz yönetimin inşası anlamına gelmektedir. Bu ilişki, düşünme ve yönetim anlayışını sağlık hizmeti alanlarla ortak bir zeminde buluşturabildiğimiz oranda ayrımları ortadan kaldırabilir ve genel bir meclisleşme hareketi sağlıkta doğar. Kabul etmek gerekir ki sağlıktan oluşan toplumsallığın büyük çoğunluğu mevcut sağlık organizasyonu, kurumsallığı ve düşün dünyası etrafında olduğundan, buradan doğru çubuğu bükmediğimiz oranda bu döngüyü kıramayız. Bu döngü kırılmadıkça kapitalist tıp ve ulus-devletin hegemonyası kırılamayacaktır. “Sağlık Hizmetlerinin Demokratikleşmesi” başlığında daha çok düşünmemiz, tartışmamız ve eylememiz gerekir. Bunu yaptığımız oranda meclisleşme-komünleşme hareketi güçlü çıkış yapabilir.
Diğer taraftan kapitalist tıp kendini öncelikle zihin dünyasında inşa etmeye çalışıyor. Tıp fakülteleri ve sağlık okullarında verilen eğitim müfredatı ve eğitim mekanizmasının kendisi bu düşün dünyasına uygun sağlıkçı yetiştirmeye çalışıyor. Bu mekanizmaya içeriden müdahale etmek önemlidir. Okuldan oluşturulacak komünler bu gündemlerle tartışıp kararlaşmalar yaşanırsa değiştirme ve dönüştürme olanaklarımız artar. Toplumsallığın bir yönü toplum içinde faaliyet yürütmektir. Kampüslere daraltılmış, toplumdan yalıtık eğitim anlayışı ile topluma yabancılaşan gençlik, ulus-devletin temel mekanizmalarını işletmek için hazırlanmış olacaktır. Toplum içinde yürütülen faaliyetler belirli oranda bu kopuşu engelleyebilir. Ancak en önemlisi kampüs duvarlarını yıkabilmek gerekir. Bu da komünleşerek bu eğitim anlayışını ve mekanizması kırmak gerekir. Topluma Dayalı Sağlıkçı Eğitimi tartışmaları ile önemli birikim sağladığımızı söyleyebiliriz. Bunun kuracağımız okul komünleri ile pratikleştirmek, eleştirmek, geliştirmek gerekir. Diğer öğrenci komünleri ile buluşarak toplumsal sağlık hareketi güçlendirecektir. Evrensel birliktelikler ile bunu daha da güçlendirmek gerekir.
Komünleşme hareketi kendinde başlayarak, kendi olarak (xwebûn), başkasını anlayarak, günlük eylemlerimizle kurulacak, gelişecek ve güçlenecektir.
Kaynakça ;
-
Abdullah Öcalan; Demokratik Toplum Manifestosu
-
Abdullah Öcalan; Özgürlük Sosyolojisi
-
Abdullah Öcalan;Demokratik Toplum Manifestosu
-
David Graeber; https://atasoyersaglikpolitikaokulu.org/?s=emek+pers
-
Abdullah Öcalan; Demokratik Toplum Manifestosu
-
İvan Illich; Sağlığın Gaspı
Yoruma kapalı.